2020 nasıl geçti...

yani öyle bi panikteyiz ki, başlıkta "geçti" derken bile acaba emin olmadan geçti demesem mi diye bile düşündüm... ne olur ne olmaz... bir meteordan bahsediliyordu, o henüz düşmedi, ses seda yok, sırra kadem bastı... diğer bahsedilen her şey oldu... bir kaç yıl önce söylenen ve komplo teorisi denip, geçilen şeyler de oldu, oluyor... olmaya da devam edecek...

neyse işte... burası müzik bloğu ya, bu sene nasıl geçti müzik işleri filan takip edebildiğim kadarıyla yazayım bari demiştim ama şu virüse değinmeden de olmaz tabii... artık içli dışlı olduk...

müzik adına olup bitenler daha aşağıdalar...

bir sürü şey yazacağım ama şu çok iyi bilinsin ki; insanlara hizmet etmek için gece gündüz çalışan ve bu uğurda hayatını kaybeden, en başta sağlık çalışanları olmak üzere, tüm görevlilere ve geçimini sağlamak için virüse rağmen çalışmak zorunda olan herkese derin bir saygı duymak zorundayız... zaten bu yazının mikrop kısmı da onlar için...

bu sene; tatile, avm'ye rahat rahat gidememek, düğünde halay çekememek, yeni yıla otelde göbek atarak giremek filan ne acı değil mi... milyonlarca kişi işini kaybetmişken... binlerce sağlık çalışanı hastalığa yakalanmışken ve bir çoğu hayatını kaybetmişken... bizlere hizmet etmek için korku içinde çalışmak zorunda olan milyonlarca kişi varken... covid sebebiyle tedavisi yarım kalan kanser ve kalp hastaları hayatını kaybetmişken... şımarıklığın ve utanmazlığın sınırı olmamalı mı yani?...

"bu sene eve kapandık, hayatımızı yaşayamadık, sıkıntıdan patladık vs vs vs diyenler varsa; kendilerini şöyle iyice bir sorgudan geçirmeliler...

ama daha farklı bir boyuttan bakarsak; bu virüs lazımdı insan türüne... nihayetinde homo sapienstir kendileri ve ekosistem içinde yaşayan canlılardan biridir... kendisini zeki zannetmekle birlikte, ben pek öyle bir pırıltı göremiyorum kendisinde... yahu hangi akıllı varlık yaşadığı yeri bu kadar berbat edebilir ki? zeka değil de başka bir şey derseniz, kabul edebilirim...

bizi bu hale getiren bu mikrop, gerçekten başa gelebilecek en basit, en önemsiz, en zararsız felakettir... ama felakettir sonuçta... dsö de "bu daha başlangıç" diyor... korkutacak ya ille de, ondan... "nerden biliyorsun? nasıl oluyor da bu kadar eminsin dsö kardeş?" diyen de yok... tabii korku en hızlı bulaşan, en etkili virüstür...

öldürücülüğü gripten azcık fazla(ymış) -mış diyorum çünkü gerçekten hiç bir fikrim yok, sizin var mı? siz bir şey anladınız mı?- kanserin ve kemoterapinin, obezitenin, çoluk çocuğa atılan bombaların ve aç bırakılan afrika'nın yanında sinek vızıltısı bile değil ama çok korktuk yeminle:)...

gerçekten korktuk, dalga geçmiyorum... yaşananları basite de indirgemiyorum asla... o kadar çok vefat haberi geldi ki... hayatı boyunca hasta olmayıp, bu sene 3 hafta sürünen tanıdığım da çok fazla... ben de aylardır çift maske takıyorum... orta çağda, veba dönemindeki gagalı maskeler çok sağlamdı ama şimdikiler daha takarken ipi kopuyor... maskelerin g-stringten pek bi farkı yok valla... xl, 4xl filan da yapsalar iyi olacak benim gibi koca kafalılar için...

virüs pire gibi zıplıyor, kene gibi üstünüze atlıyor, ayakkabının altına saklanıp, eve gizlice sızıyor, havada 30 metre gidiyor diyen uzmanlar bile oldu... geri zekalımıyım, tabii tırsarım... hayatımızda hiç virüs mü gördük, ne bilelim... nedense, virüs bu sefer bunların hiç birini yapmıyor... bu sefer uzmanlar bunları söylemiyorlar... noldu? virüs insafa mı geldi?...

bu virüsün insaflı davrandığı kişiler de az değil... pozitifim diyen bazı kişiler, 4 günde maaşallah iyileşiverdiler... pozitif çıkan futbolcular da maaşallah 90 dakika koşabiliyorlar... 40 derece ateş yapıp, insanları bu derece güçlendirebilen virüs de gerçekten çok kendine özgü...

ben tırstım ama şu corona denen şey de aslında bir çok şeyin yanında vızıltı bile değil... boyuna posuna bakmadan -ki dünyadaki bütün coronavirüsleri toplasanız 1 gram etmez- rahatı refahı yerinde şımarık insanlar kitlesine de bulaşmaya kalktı! diğer devasa felaketler pek uğramaz, uzaklarda bir yerlerde olurdu... taaaaa afrikada, latin amerikada, ortadoğuda filan... öbürlerinin dünyasında...

avrupa ve amerikaya bulaşmasaydı, eminim şu anda pandemi mandemi denmezdi... üstelik bu virüsten yıkılan bazı ülkelere ilaç, gıda, tıbbi malzeme, cihaz vs ambargosu bile konmuştu...

yahu avrupa kendi berbat ettiği ortadoğudan kaçan çocuklardan iğreniyor... sen kalk; amerikaya, avrupaya bulaş, mikrop haline bakmadan... her gün ortalama 23 bin insan açlıktan ölürken kara afrikada, hümanizmin ve uygarlığın beşiği avrupa, viyana valsleri ile yeni yıla girerdi... bu sene maalesef hayatlarımızı kararttı mendebur...

şu dsö denen, faydasını ve varlık sebebini anlayamadığım, işe yaramaz bm'nin örgütü, yada biz en iyisi bm organizasyonunun bizzat kendisi diyelim, bu korkutma işini şimdiye kadar neden kanser, açlık, savaşlar, adaletsizlikler, fast food, yangınlar, katliamlar, tepesine bomba yağdırılan çocuklar, dalgalar arasında boğulan insanlar, gdo, elmas madenleri yada balina ve foklar için yapmadı? çoğunun ölüm oranı kat kat hatta yüzlerce kat fazla olmasına rağmen? hadi bilin bakalım...

üstelik kosssskoca dsö'ye göre çözümü de çok basit!... bunun başlangıç olduğunu bilen ama her nedense bunu bilemeyen, elindeki olanakların haddi hesabı olmayan dsö'ye göre; maske, hijyen, mesafe... kossskoca bm'nin dsö'sü, "ellerini sabunla yıka dirseklere kadar, ağzını çalkala, burnunu yüzünü yıka" diyerek, tüm dünyaya abdest aldırdı...

"3 hafta kapanalım, biter bu illet, yoksa hayatta bitmez" diyenler, yazın 5 kere tatile gittiler... piknik, mangal, spor, düğün, bayram, kuaför gırla... evine döndü, yine "kapanalım"... ne oldu? seneye tatile çıkamayacaksın diye mi panikledin yine?... tabii, kapanalım ama kurye, tüpçü, sucu, polis, sağlık çalışanı, belediye işçisi, fırın işçisi, kasiyer filan çalışsınlar ve sana hizmette kusur etmesinler... ama kapanalım ki seneye rahat rahat tatile çıkalım...

böyle geçti bu yıl işte... burada bir sürü şey vardı, buradan kaldırdım, kısa kısa paylaşacağım onları, bence önemliler, arada kaynayıp gitmesinler...

elon ve bill yine ortalardaydı... elon dün itibarıyle dünyanın en zengini de oldu... birbirlerinden nefret mi ediyorlarmış neymiş... biz de kendilerini çok seviyoruz... biri yörüngeye binlerce uydu oturtmakla meşgul, diğeri de nüfusu azaltmaya taktı kafayı... elonun uyduları turna sürüsü gibi geçtikçe tepeden, ufo avcıları hop oturup hop kalkar oldular... bill gates on beş yıldır salgın, aşı ve nüfus kelimelerini aynı cümlede sürekli kullandığı için, napalım, biz de tırstık azcık...

nedense açlıktan ve hastalıklardan kıvranan afrika gündeme geldikçe hatırlanıyor dünya nüfusunun fazla olduğu!... "vah vah, bak insancıklar aç... tabii nüfus fazla, ondan!" yahu arkadaş zaten mahvetmişsin, bir de fazlalık görüp durma şu gariban kıtayı... fazlalık olan neden sen olmuyorsun da, ille o insancıklar oluyor?... koca göbeğinle dünyayı yemişsin, ip gibi insanları fazla görüyorsun bir de... gariban kıta dediğime de bakmayın, dünyanın en verimli toprakları... elmaslar, altınlar, bedava çalışan çocuklar vs vs vs... ne ararsanız var... macron neden bu kadar bağırır oldu? de mi?... çin geliyor artık afrikaya...

en çok güldüğüm de uzmanlar oldu bu sene... virüsçü konuştu, korkudan altımıza ettik, depremci konuştu, üstüne tüy diktik... yarışıyor mübarekler... biri dışarı çık, diğeri eve gir diyor... depremciler uzun süre konuşamadılar ya covid yüzünden, valla ömürlerinden 10 yıl gitmiştir... bizim izmir sağlam sallandı da bereket onlara fırsat çıktı... zaten elazığ, malatya tarafları da sallanıyor durmadan... bütün dünya sallanıyor... dünya normal kendi hayatını yaşıyor, sorun bizde... covidden az önce depremcilerin dönemiydi... tabii hemen unutulur... halbuki elifin kupalarını bile yapıp satmışlardı 3 gün içinde... hani umudun adıydı elif ve ayda?... bir sonraki depreme kadar mecburen virüsçüleri dinleyeceğiz... bu sene kaderimiz bu...

hep açıklama yapmak durumunda hissediyorum... güldüğüm uzmanlar tv ve gazetelerde boy gösteren, kanaldan kanala dolanan uzman!lar... gerçek uzmanlar yoğun bakımlarda, laboratuvarlarda, poliklinik ve sağlık ocaklarındalar... bilimsel çalışma yapıp, makale yayınlayan uzmana laf edecek kadar seviyesiz ve salak değilim...

biz neden uzman meraklısıyız? hadi bilin bakalım... çok güzel bir soru sordum valla... ille uzman konuşacak... ekonomi uzmanı, strateji uzmanı... deprem uzmanı, virüs uzmanı... neden sanatçı, felsefeci, hikayeci filan değil de ille uzman?... yahu bari origami yada gastronomi uzmanı filan görelim... yok, ille de ekonomist olacak... arkadaş, bir gün de şu tv'de müzikolog konuşsun da insanlar ağzının içine bakarak dinlesinler...

aklım hep o meteorda... meteor düşerse, jeofizikçilerden astrofizikçilere geçeriz hemen... nedense fiziği çok seven insanlarız... fiziği mükemmel olsun, gerisi önemli değil... pardon, bu ayrı konuydu... o çok daha önemli konu aslında...

garibim uzmanları da kimsenin dinlediği, kulak astığı filan da yok:)... o da ayrı komedi... arkadaş insancıklar uyarıyorlar, "eviniz başınıza yıkılacak, ev alırken armatüre baktığınız kadar, şu binanın taşıyıcı sistemine de bi bakın" diyorlar, millet patlamış mısır yiyip gazoz içerek izliyor... kimi korkuyor ama sadece korkuyor, kimi de hadi ordan diyor... maksat 2 reklam kuşağı arasında bir şeyler dönsün işte... virüs 30 metre uçar, bulaşır, midenize kadar entübe ederiz sizi, kıvrana kıvrana ölürsünüz diyor uzman, umursayan yok, maskeler kollarda:)...

uzmanlar birbirleriyle de anlaşamıyorlar... çok tuhaf... halbuki aklın yolu bir olmalıdır... bir uzman, diğerinin söylediğine "orta çağdan kalma zırvalıklar" dedi... ben de "hah, şimdi uzman bizi kurtaracak, bilimsel ve çağdaş önerilerde bulunacak" dedim ve çok sevindim tabii... virüsçü uzmanlar tabii ki çok ileri bir takım ilmiii önerilerde bulunuyorlar: maske tak, elini yıka... orta çağ ile modern çağ arasındaki fark el sabunlamaksa eğer, uzmana ne gerek var de mi?... 5 adım ötemde, lavaboda sabunum hazır zaten... kıtlık olur diye 5 koli almıştım... ben alayım, evime yığayım, gerisi beni ilgilendirmiyor...

siz hiç bir uzmandan bilimsel ve çağa uygun bir öneri duydunuz mu?... evden çıkma, elini yıka, maske tak, elini yüzüne gözüne sürme:)... neyse, konu müzik aslında, bir türlü geçemedim nedense... ama komik değil mi?... çok komik:)))... diğer uzmanın söylediği çağ dışı ama çağ içi olan da elini yüzünü yıkamak:)...

tabii ki bu işin bilinen tek yolu var; hijyen, mesafe ve maske, ona bir lafım yok ve tek çaremiz bunlar muhtemelen... ama neden orta çağ zihniyeti diyorsun havalı havalı diğerinin önerisine? sanki çok ileri, modern ve ilmi bir önerin varmış gibi?...

sadece gülmedim tabii... çok da kızdığım oldu... yine bir gün, bir uzman... tam da ertesi gün yüzbinlerce çocuk, hayatlarının en önemli sınavına girecekken, bilimsel hesaplamalarda bulundu ve "yarın şu kadar bin çocuğumuz mikrop kapacak, 600 çocuğumuz da ölecek" dedi...

sadece korkutanlar yok sahnede... umut kırıcılar da var... insan yada toplum, yok etmek istiyorsanız eğer; korkutup, umutlarını yok edeceksiniz... bunları yapanları dinlemeyin, yalan söylüyorlar... susturun, dinlemeyin... bence hesap da sorulmalı... birlikte insan gibi yaşayan toplumlara hiç bir şey olmaz... aksi taktirde un ufak oluruz...

bir de; sanki asıl konuşması gereken uzmanlar hiç yoklar ortada... varlar mı?... gerçek uzmanlar, gerçek bilim insanları ortada yoklar... inşaat mühendisi, jeofizikçi (zemin ve bina etüdü yapanından, deprem olacağını söyleyeninden değil), sosyolog, psikolog, biyoteknolog, moleküler biyolog, biyolog, eczacı, beslenme uzmanı, kimyacı, biyokimyacı vs vs vs... herhalde sadece işlerini yapıyorlar...

bitiremedim bir türlü... ama kolay değil, koca bir yılı anlatıyoruz... bir de değişmeyen utançlarımız var... tam bitireyim derken, bugün dört kadın katledildi... bu paylaşımdaki en önemli sorun, covid yada deprem değil... öldürmek sadece bıçakla, mermiyle ve ateşle de olmuyor... bir kere katledilenin yanında, her an katledinlenler de var... onlar pek konuşulmuyor, önemsenmiyor...

erkekliğimizden utandık artık, ne diyeyim... hem erkekliğimizden utanır olduk hem de kadın ve çocuklarla muhabbet edemez olduk... bırakın muhabbeti, yolda düzgün yürüyemez bile olduk rahatsız etmemek için, sapık damgası yememek için... önümüzde kadın yürüyorsa, bekliyoruz uzaklaşsın diye... yolda çocuk mu gördük, kafamızı çeviriyoruz... askiden başını okşardık... otobüste, metroda elalemin çocuğunu kucağımıza alırdık düşmesin diye, şimdi çocuk düşse, tutup kaldırmaktan korkuyoruz... düşünün artık... parkta şurda, burda yanıma çocuk yaklaşsa kaçıyorum hemen... ciddiyim, bu hale geldik...

peki bu sorun nasıl biter?... bitmez... korkun, öyle yaşayın... korkun ve çok dikkatli yaşayın... biz de utanmaya devam... bu sorunlar öyle pat diye başlamaz... pat diye de asla bitmez... yasayla, polisle, sözleşmeyle de bitmez... doğanın, hayatın yada her neyin kuralı ise; hiç bir şey öyle zırt diye başlamaz ve bitmez... buzdağının görünmeyen yerlerini görmek lazım... biraz da dönüp, kendimize bakmak lazım... isterseniz 100 sözleşme imzalayın, isterseniz 80 kere idam edin katil manyağı... doğrayıp, yakan herife sökmez... adam anasını katletti, sen yasadan, sözleşmeden bahsediyorsun... olsun, o da olsun ama göreceksin ki işe yaramaz...

eğer siz onlarca yıl boyunca, çocuk yetiştirmek yerine; çocuk büyüttüyseniz, tuttuğunu koparan, koparamayınca da aklını oynatan hırs küpleri ürettiyseniz, kaba gücüyle ödül alan insanlar imal ettiyseniz, ağladığı anda memesi verilen bebeleriniz varsa, varlık içinde yaşatıp, yokluğu ve kaybetmeyi yaşatmadıysanız, gemisini yüzdüren kaptansa... bal tutan parmağını yalıyorsa... düşünce bir avuç toprakla kalkmayı öğrettiyseniz... alavere dalavere zeka belirtisiyse... kodunuz mu oturtuyorsanız... masaya yumruğunuzu vurduğunuzda her dediğiniz oluyorsa, dünya yıkılıyorsa... saygıyı korkutarak görüyorsanız... başarılarınızla, otomobilinizle, paranızla övünüyorsanız... insan yerine; gelinler ve damatlar büyüttüyseniz... hayatınızın odak noktası başarıysa... prensesler ve prensler saldıysanız ortalığa... hatta en önemlisi, çocuğunuz için kendinizi parçalıyorsanız, onun için dünyaları bile yıkarsanız... çocuklarınız her şeyiniz ise... evinize hiç hayvan girmediyse... hobiniz yoksa, kitabınız süs ise... kitaplarınızı sadece okuduysanız vs vs vs... hiç beklemeyin, bitmez... korkun gerçekten, yapacak pek bir şey yok... onlarca yıllık hatalar, onlarca yılı sizden almadan bitmez... hatta fazlasını... tıpkı nasıl biliyor musunuz?... kolon kesen kurnazlarımız olduğu sürece, siz o evi yasayla, kanunla, sözleşme imzalamakla, sigortayla ayakta tutamazsınız... aynen o misal... geçmiş olsun...


biraz uzun oldu ama fırsat çıkmışken müzik dışında da dayatmalarda bulunmak istedim...

bu sene sanat, kültür, müzik vs işleri azalır diyordum, tam tersi oldu... konserler, elde edilen dereceler, albümler vs resmen havada uçuştu... her ne kadar müzisyen-seyirci bakışmasının sıcaklığı ve keyfi olmasa da (ki o asla vazgeçilemez), hayatımızda bu kadar çok konser izlememiştik... ayda yılda bir kaç kere en fazla, şöyle güzel bir konser olsa da gitsek modundan çıkıp, aynı anda verilen sekiz onlayn konserin hangisini izleyeceğimize karar verememe moduna bile girdik...

bu sene; belli bir kesim değil, gerçekten arzu eden, sanatçılarımızı gerçekten merak eden, görmek, izlemek isteyen herkes konser izledi... diyorum size, bu mikrop çok faydalı... koskoca camiamızın onlarca yıldır beceremediğini covid kardeş becerdi ve müzik ihtiyaç duyana da gitti...

minicik sanatçılar da bol bol konser verdiler... pardon, genç sanatçılarımız... bir çoğunu bu sene tanıdım ben onlayn konserlerden... piyano başında ayakları yere değmeyen çok piyanistle tanıştık... 20 sene sonra "çocukluğunu bilirim ben" diyeceğim çok dünya sanatçısı var şimdiden... vakit de boldu bu sene, resmen yıldızlar geçidi... valla ben onları tercih ettim... ünlü müzisyenlerimizin konserlerini pek izlemedim... bende yalan yok...

pandemiden olumsuz etkilenen kesim kesinlikle ve kesinlikle sanat camiası oldu... vaktinde organize olamadıkları için, bu olumsuz etki kat kat arttı... vaktinde derken, bu yıldan bahsetmiyorum... önceden birlikte olmaları gerekiyordu... olmadılar... olamadılar değil, olmadılar... ve olmayacaklar da...

bu süreçte ciddi yıkıma uğrayan müzisyenlere pratik ve hızlı bir şekilde destek de çıkamadılar... bir takım şeyler denendi, deneniyor, yapılıyor ama "bence" hiç bir işe yarar tarafları yok... neden yok?... çok basit; bazıları müzisyenleri rencide edici idi... destekten yararlanma prosedürünü okuyunca ben çok utanç duydum... müzisyen kırılgan ve duygusal insandır, bunu bilmezler mi?... diğer sebep de şu: müzisyenin elinden tutmak için, ille de bir şeyler yapması beklendi!!! buna çok kızdım... beste yap, albüme koy, konser ver, etkinliğe katıl, eğitim ver vs vs vs... yahu geçin bunları... zırvalık hepsi de...

bakın; müzisyenler hayatımızın her anındalar... özetle böyle... uyumadığımız her anda onlar bizimle... hatta belki uyurken de... asansöre binince bile... her an her yerde... doğumdan, cenazeye kadar... onlar müzik yaptılar, biz barda kafede keyif yaptık... konser verdiler, icabında resmen hayatımızı değiştirdiler... böyle bir süreçte o insanları neden yordunuz ve kırdınız ki?... daha doğrusu, neden yoruyorsunuz?...

bunun çıkar yolu şudur: bildiğiniz yardım toplarsınız, onlara ulaştırırsınız... bu kadar basit ve ne ayıp ne de rencide edici... onlayn kurs verecek birilerine de, üç kuruş para alacak müzisyen kardeş... açık ve net yazıyorum, her anımızda yanımızda olan müzisyenlere direk destek olacak bir sürü insan var... bu bizlerin onlara borcudur... vefadır... para toplamak ve dağıtmak ayıp değil arkadaş... onları rencide edip, kullanıp, emeğinden azını vermek ayıp... "bu gece mekanı dolduramadın, para mara yok" diyen zihniyete karşı bir olamamak ayıp ve utanç verici... çok ayıp... açıkça yazıyorum; benden para alıp da o güzel insanlara usulüyle, kırmadan, dökmeden, incitmeden ulaştırmayı becermekten de aciz bir kitle... fikrim budur... gerçekten çok kızdım ve utandım ben... onlara ulaşacak konumda olsaydım keşke ben yapabilseydim o işi...

bu sene böyle geçti... genelde üzülerek ama umut verici, gururlandırıcı da çok şey oldu... bu sene yarışma, derece, ödül olmaz derken, rekor kırıldı... benim bildiğim tüm yarışmalardan en az bir, çoğu zaman bir kaç derece geldi... bir çok genç müzisyen birden fazla başarıyla kapadı yılı... önce bir paylaşım yaptım, yetmedi, devamını yaptım, başarılardan sayfalar şişti resmen zor açılıyorlar... ilk paylaşımda videolar koydum ama diğerinde video da paylaşamadım... ve bunlar sadece benim bildiklerim, kesinlikle bilmediğim, duymadığım fazlası vardır... buyrun, aşağıdalar...

ama şunu bilin ki; ben bildiğiniz basit bir dinleyiciyim... işim gücüm ayrı... ben takip edebildiğim kadarıyla yazdım... "ben de derece aldım ama beni yazmamış" deyip de kırılmayın... bana yazın, ben büyük bir mutlulukla eklerim hemen... gazeteci, yazar, uzman, camiadan filan değilim ben... gerçi onlar benim kadarını da yazmıyorlar:)... o da ayrı... ille laf sokacağım, huy işte... neyse... özetle; ben haberdar olmamışımdır, duymamışımdır, yazayım derken unutmuşumdur... insanlık hali... bana haber verin, "şşşt bana bak, beni neden yazmadın ya!" deyin... ben zaten onu bekliyorum...

şunu da belirteyim; yeni yapılan rhapsody yarışmasını da yazmadım... hiç kimseyi yazmadım çünkü vaktim yok... çok derece alan var çünkü... hepsini kutluyorum... sonra eklerim buraya...

genç sanatçılardan yeni başarılar

gençlerin başarıları devam ediyor

bu sene tanıdığım en miniklerden biri olan melek uzunoğlu hakkında da ayrı paylaşım yaptım, torpil geçtim... beni tanımaz ama ben kendisini fahri kardeşim yaptım:))... adını tıklayıp, okuyun... beni gerçekten çok güldürdü çünkü... çok da başarılı... şimdi aklıma takıldı, acaba sonrasında birincilik aldığı kaç yarışma oldu:)))... 7-8 olmuştur:)...

mimar sinan üniversitesi bale öğrencileri de çok önemli başarılar elde ettiler, bale bölümü de ödül aldı, ben de ayrı bir paylaşım yapmıştım...

mimar sinan bale'ye büyük ödül

bu arada; ben tüm bunları yazıyorum ama sanatta yarışmalara ve özellikle gençlerin yarışmasına ciddi biçimde karşıyım... ama bir türlü ayaklarını yere bastıramadım bu karşı oluşumun... sonuçta yarışmalar oluyor ve derece alıp, geliyorlar... siz yarışmalara katılın, başarılar elde edin, biz de gururlanalım ama benim yarışma konusundaki fikrim de bir kenarda dursun, unutmayın...

"bize bol bol konser verme imkanı sağlayın" deyin büyüklere, ilgililere...

tarık kaan alkan; kendi eserlerinden oluşan bir albüm çıkardı... bağlantısı aşağıda...

tarık kaan alkan - life journey

besteci bizim için çok önemli... çocuk besteciler yarışması da yapıldı...

çocuk besteciler

başarılı genç bestecilerimizden uğurcan öztekin hakkında yılın ilk günlerinde paylaşım yapmışım, doğal olarak 2020 çalışmalarından bahsedemedim ama çalışmaları devam etti bu sene de...

önder baloğlu - sözsüz günlükler ise çok güzel ve başarılı bir proje idi... kendisi 24 bestecimizin eserleri bir gün içinde seslendirdi...

besteci piyanist cem esen; liedlere devam etti ve alp utku ile birlikte, akşam güneşi liedleri op.12 albümünü de ekledi bu sene... bir de tekli çıkardı cem esen, flute sonata no:1 op. 14... bu sonatı da cem önertürk seslendirdi... dinlemeden geçmeyin...

bugün de genç piyanistlerimizden ilyun bürkev'den bir albüm geldi... bir süredir chopin serisi kayıtları yapıyordu, albümü de yıl bitmeden tüm dijital platformlarda yayınlanmaya başladı... en önemlisi de, albümde hope for future adlı kendi bestesi de var... tıklayın ve dinleyin...

genç piyanist cansu naz eriş'in ilk tekli çalışması butterfly fingers da babajim stüdyolarında kaydedildi ve spotify üzerinden yayınlandı... şu an yeni kayıtlar peşinde...

yine bir genç piyanistimiz, idil atlıer de kayıtlarını amazon vb dijital platformlar üzerinden yayınlamaya başladı... nocturne 1 & 2 ve arabesque no 1 kayıtlarına amazon üzerinden ulaşabilirsiniz...

bu çalışmalar hakkında henüz paylaşım yapmadım...

yarının kadın yıldızları bu sene de belirlendi ve konserlerini de verdiler ama konserler henüz yok youtube'da...

yarının kadın yıldızları 2020

geçen sene agso quartet çok başarılı bir konser vermişti... bu sene de agso nefesli beşlisi'nin piyanist tuna bilgin ile konserine hazırlanıyorduk ama maalesef bu konserin akıbetini bilmiyorum... pandemi sebebiyle ertelenmiştir mutlaka ama online olarak verildi mi? takip edememişim demek ki... bilen varsa, yazabilir...

agso nefesli beşlisi ve tuna bilgin

iş sanat parlayan yıldızlar konser serisinde de mart ayına kadar konserler verildi milli reasürans salonunda ama sonraki konserlerin akıbetini bilmiyorum...

parlayan yıldızlar 2020

bu arada; bu sene de dahi müzisyen dünya şampiyonu oldu...

bu sene nedense birden şef hikmet şimşek hakkında yazmak geldi içimden... onu mutlaka okuyun derim...

şef hikmet şimşek

2020 yılında, aşağıdaki çok değerli genç sanatçılarımız hakkında da paylaşım yapmışım... bu sene az paylaşım yapmışım, sırasını bekleyen 42 isim var şimdi baktım:)... umarım hemen orta yaşa geçmezler ben yazana kadar:)... hep aynı şeyi yazıyorum ama gerçekten vaktim çok sınırlı... herkesin sınırlı tabii, sadece benim değil ama ben keyifli bulduğum için bu blogta bir şeyler paylaşıyorum... sanıldığı gibi genç sanatçılara destek olmak için de değil... desteğe filan ihtiyaçları yok, hepsi canavar gibi ilerliyorlar yollarında... gençler ve minikler, sanatı sadece sanat için yapıyorlar ve sanatın ruhuna en yakın olanlar da onlar... bu sebeple onları takip edip, dinliyorum...

melis naz ünver
fatma ece ergün
ece dikbıyık
serdar yekta elmas
beren gürcüoğlu
gülin ataklı
ayşegül yörükoğlu
deniz gür
cansu sara takmaz
pan-caucasian youth orchestra
ceyda akbuğday
ece nur özer

çok sevdiğim italyanları da yazayım dedim... balkonlardan seslendiler bu sene... öylesine kafama göre yazmışım bir şeyler yalan yanlış da olsa...

müzikte italya etkisi

en sona bıraktım ama bu yılım nedense nana ve creep ile geçti... yüzlerce nana ve creep dinledim... nana'yı bu sene keşfettim!... ayıpladım kendimi... nasıl olmuş da ben hiç dinlememişim şimdiye kadar!...

creep ise gençliğimizin creep'i ama nedense bu sene creep'e taktım kafayı yıllar sonra...

nana - manuel de falla
creep

başka bir çok paylaşım yapmışım, çoğu size kalmış... ama aşağıdakini okumanızı isterim...

size uygun ucuz şeyler üretiyoruz

Yorumlar

Çok Okunanlar