Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

yeni mozart değil, alma deutscher

yukarıda keman çalan, aşağıda da piyano çalan kızcağızı ben neredeyse 3-4 yaşından beri takip ediyorum... 12 yaşında şimdi alma deutscher... 2005 doğumlu... hayatının yarısından fazlasını besteci, piyano virtüözü, konser kemancısı olarak geçirmiş bir isim...

bu çocukları takip etmeye başladığım zamandan beri reenkarnasyona inanmaya başladım... bence bi tane manyak ruh var, birinden çıkıp, bacha giriyor, mozarta giriyor, ondan çıkıp başkasına giriyor, zappa mappa derken, alma deutschere filan da girmiş:)... gerçekten inanıyorum artık buna... belki bi tane değildir de bir kaç tanedir...

benim mendille burnumu silemeyip de kazağımın koluna sildiğim yaşlarda sonat besteliyorlar... alma deutscher besteciydi, o yıldan beri tanırım... sünet olduğum ve ağlamayayım diye ağzıma lokum tıkılan yaştayken ben, alma deutscher opera yazıp besteledi, yüzlerce konser verdi... bir yandan keman, diğer yandan piyano çaldı... sesi de çok güzel, opera da söylüyor... 10 yaşına gelmeden de virtüöz damgasını …

yunus yazar

istanbul beykozda yaşadığı için adı beykozun mozartına çıkmış yunus yazarın... sürekli şu mozart lafını görmekten de gına geldi... yunus yazara uzun süre gösterilmeyen tolerans sebebiyle, büyük bir sinirle ve hışımla başlamıştım ama sinirim içimde kaldı resmen:)... o yüzdendir mozarta bulaşmam:)... kendisinin zerre kadar suçu da yok mozartın ama müzikle ilgili her konuda bizim milletin saplantılı olarak mozarttan öteye gidememiş olmasına gerçekten sinir oluyorum... ne mozartmış yahu...

sağda solda dolanırken birden karşıma çıktı videosu yunus yazarın... özetle; otistikmiş ve bu sebeple doğal olarak harika piyano çalıyormuş... muhtemelen diğer enstrümanları da çalar aynı seviyede... otistik olduğu için hem sınavlarda yeterince başarılı olamıyormuş, hem de konservatuvarlara kabul edilmiyormuş... piyano vs çalmanın ötesinde, absolut kulağa da sahipmiş...

bu vesile ile yine altını çizmekte yarar var; otizm eksiklik yada engel değildir, otizm aslında fazlalıktır, aşırı yetenektir... farkl…

gitarın genç dahisi

böyle demiş bolivyalı gitar ustası ve besteci jaime mirtenbaum zenamon... gitarın genç dahisi... celil refik kaya, böylesine büyük bir ustanın bu övgüsünü fazlasıyla hak eden bir isim... joann falletta international guitar concerto competition gibi üst düzey bir yarışmada birinci olduktan sonra paylaşım yapmıştım celil refik kaya hakkında... aşağıdaki bağlantıdan okursanız çok sevinirim...

celil refik kaya

joann falleta gibi dünyanın en prestijli yarışmalarından birini kazandığında henüz 20 yaşında idi ve yarışma tarihinde bu yarışmayı kazanan en genç gitarist olmuştu... aynı yıl yine dünyanın en önemli solo gitar yarışmalarından biri olan guitar foundation of america yarışmasında da birincilik ödülünü almıştı... bu güzel olaylardan önceki paylaşımda bahsetmiştim...

peki o zamandan beri celil refik kaya neler yaptı?... çok çalışkan ve aktif bir müzisyen kesinlikle... irili ufaklı o kadar çok şey birikmiş ki hakkında! normalde eski paylaşıma ekleme yaparım ama büyük ihtimalle ekleme daha…

rabindra sangeet

rabindranath tagore tarafından yapılan müziğe verilen isim oluyor bu rabindra sangeet... tagore songs olarak bilinir yaygın olarak... böyle bir ifade ile anılıyor olması bana en ilginç gelen nokta oldu çünkü bu ifade bildiğim kadarıyla başka hiç bir müzisyen için kullanılmıyor yani ben tanık olmadım... zaten çok önemli şairlerden bir şair olarak tanıdığım tagorenin adını "tagore songs" ifadesiyle görünce neymiş bu yahu!? diyerek incelemeye başlamıştım... yani ben adamcağızın besteci olduğunu da bilmiyordum...

koskoca tagore için adamcağız da dedim ya!... neyse işte müzikle ilgilendiğini bile bilmediğim tagorenin 2230 bilinen eserinin olduğunu öğrenince şaştım kaldım resmen...

tagore müziği, çok karakteristik hint ve bengaldeş etkileri içeriyor doğal olarak... bunu neden yazdım ki! tagore zaten o coğrafyadan... asıl yazmam gereken şu: hint ve bengal müziği ile batı müziğini harmanlamış bir üstad tagore...

tagore, müziğinde kendi şiirlerini ve romanlarından alıntıları kullanmı…

progresif burgazada

20 ağustos 2017 tarihinde dördüncüsü düzenlenecek olan burgazada progresif müzik festivali, benim bildiğim kadarıyla ülkemizdeki tek progresif müzik festivali... kalitenin, emeğin ve müziğin yaşamasın için bu festival oldukça önemli... üstelik geçtiğimiz yıllarda da çok kaliteli gruplar ve müzisyenler sahne almışlardı, bu sene de kaliteli müzik var, emin olun... kinesis, klan, kırkbinsinek, yarımada ve taner öngür sahne alacak bu sene... kaçırmayın derim...

geçtiğimiz yıllarda daha zengin idi festival, iki günlük programlar oluyordu, bu sene sanki daha sönük gibi duruyor ama bu sönük lafını sadece katılan grupların sayısı için söylüyorum, gruplar bomba gibi... zamanı mekanı uygun olan progçular katılsınlar derim çünkü bizde bir şeyler başlar ama devam edemez bir türlü, hiç olmazsa şu güzel festival kalıcı olsun...

saat 16:00 da başlayacak (emin değilim, kontrol edin)... 20 ağustos 2017 tarihinde, burgazada peyote cennet bahçesinde... geçen sene giriş ücreti vardı, 10 tl!... bu sene üc…

iyi insan!?

bir kaç yıl öncesine kadar müzik dışı paylaşımlar yaptığım ayrı bir bloğum vardı, uğraşmak zor geldi, pek de okuyan yoktu zaten, kapatmıştım... kim okur ki salak salak yazıları... hem de uzun uzun, bitmek bilmeyen... okunmaz tabii... ben de geri zekalı gibi uğraşıyorum... neyse, bazı yazıları sonradan buraya aldım, özellikle müzikle de bağdaşabilecek olanları... bu yazı da onlardan biridir ve müzikle nasıl bağdaşacak ben de merak ediyorum:)... bakalım, bir şekilde bağlarım ben konuyu müziğe... müziğin bağlanamayacağı konu var mı ki zaten?... hayatın içi dışı müzik...

aslında tam da bunu yazarken aklıma geldi, yahu benim için insanın iyisi zaten yoktur ki!... gerçekten öyle, yoktur... hatta yemin de edeyim ki yoktur... horatius boşuna odi profanum vulgus et arceo dememiş (araya bu tip şeyler sıkıştırınca havalı oluyor)... yani insan sürüsünden nefret ediyormuş... zorlaya zorlaya ille de iyi insan bulacaksam, çocuklar geliyor aklıma sadece... yani iyi insan varsa, çocuktur o... eğer dah…

anne

biz büyüdükçe kirletiyoruz dünyayı... yenik düşüyor herşey zamana; biz büyüdük ve kirlendi dünya... yok yok telli telli paylaşmayacağım yeni türküden... sayfanın konseptine aykırı... sevmem öyle sözleri ayrı, müziği ayrı telden çalan şarkıları... telli telli nin sözleri ile parçanın etrafa yaydığı enerji arasında sizce bir bağ var mı?...

dünyanın kirlendiğini anlamamızı sağlayan üç müthiş parça var bildiğim... onları paylaşayım... birincisi oya bora ikilisinden, daha doğrusu grup denk idi o zamanlar... şu adamlar anne... tiryaki albümünden...
şu adamlar anne (nakarat kısımları silinmiş)
çocukluğumu çaldılar acımadan
kimi gençti, kimi yaşlı, yabancılar
altın kafeste sundular zenginliği bana
okyanusu özlettiler bataklıkta bana
sevgime söyle ne yazar paraları
geçip giderken kırdılar
sabah olunca yok olan yıldızlardır
inan en sert görüneni, zavallıdır
sevgime söyle ne yazar paraları
geçip giderken kırdılar
bana gülerken belki de ağlıyorlar anne
geçip giderken içimi yakıyorlar anne
sevgim…

memet tevfik çimen: müzik yozlaşıyor!

çok seviyorum memet tevfik çimeni... nam-ı diğer amigo de la guitarra... en az müziği kadar, fikirlerini de çok beğeniyorum...

kendisi hakkında daha önce kısa da olsa bir paylaşım yapmıştım, aşağıdaki bağlantıdan okursanız ve kendisini dinlerseniz, sevinirim...

amigo de la guitarra

facebook sayfasında bir süredir çok güzel bir çağrıda bulunuyor...aynen hiç dokunmadan aşağıda alıntı şeklinde paylaşıyorum...
Tüm Dünyada Müzik yozlaşıyor..!
Konservatuvarlarda okuyan tüm Dünya gençleri...
Halklara Dinletebilecek düzeye getirdiğiniz enstrüman la ilgili uygulama derslerinizi, Sokakta Halkınızın içinde çalışabilirsiniz..
Okul Aktivite provalarınızı Halklarınızın içinde Sokakta yapabilirsiniz...
Emin olun, araç trafiğinin yoğun olmadığı alanlar, ve Sokaklarda, Konservatuvarlardaki ders saatleriniz haricinde çalışmak için Sokaklar, Konservatuvarlardan dahada sakindir, Sokakta onlarca enstrümanın, birkaç tenör bariton ve sopranonun, mezzo sopranonun, diğer çalşan müzisyeni en çok rahatsız eden …

mikrotonal bilal karaman

gitar dünyamızdan üç çok önemli isim bir videoda buluşunca, hem görelim öğrenelim, hem bu isimleri bir arada da olsa yeniden hatırlayalım, tanımayanlara tanıtalım ve hem de kulaklarımızın pası silinsin istedik... istemedik, ben istedim:)... tam "büyük sayfa sahibi ağzı" oldu:)... sanki bu sayfada 20 kişiyiz de ben baş editörüm:)... arkadaşlar böyle uygun görmüş, ben de onayladım :D

neyse işte tolgahan çoğulu üstad mikrotonal gitarı bulup, geliştirdi... lutiye briken aliu da 7 telli elektrosunu yaptı... bilal karaman üstad da hoş bir doğaçlamayla denedi, test etti... improvization no 1 demiş... demek gelecek devamı... bekliyoruz...



uzun süredir inceleyememiştim bilal karamanın yüklemelerini, daha önce de klasik mikrtotonal gitar ile hey onbeşli türküsünü de çalmış kendisi, onu da ilave edeyim...

en iyi yorumcu defne erdem

valla birden bire çıktı karşıma defne erdem, şu an hem gururla yazıyorum hem de gülümseyerek:)... şu bloğa ilk başlayışım aslında 2004 yılıdır! bakmayın en eski paylaşımın 2008 tarihli olmasına -ki 2008 bile blogçuluk için oldukça eski bir tarihtir- bunca yılın 10 da 9 u resmen benim serzenişlerimle geçti... bu ülkeden de neden başarılı gençler çıkmıyor diye diye... bir çok eski paylaşımımda bu laf edişlerimi görebilirsiniz...

bir iki yıldır başarılı gençlerimiz hatta çocuklarımız o kadar çoğaldı ki!... bu çoğalma yetenekli genç sayısındaki artışa bağlı olamaz kesinlikle... artık biz onları ortaya çıkarmaya başladık demek çok daha doğrudur... ben şimdi o farkına varılamayan yüzlerce, belki de binlerce yeteneğe acıyorum resmen... kim bilir kimleri kimleri kaçırdık... neyse zararın neresinden dönülse kardır gibi bir kendini kandırma mı dersiniz, kendini avutma mı? bilmiyorum ama bugüne bakarsak, her şey yolunda gibi...



defne erdem şu yukarıdaki performansıyla 3. uluslararası genç yeten…

ceren baran

çok başarılı bir gitarcımız olan ceren baran hakkında uzun süredir bir şeyler yazmak istiyordum ama hakkında hiç bilgiye ulaşamadım neredeyse... iki sene önce çağdaş üstüntaşın bir çalışmasını seslendirirken tanımıştım ceren baranı ama o zamandan beri hakkında yeterli güvenilir bilgiye ulaşabilmiş değilim... bir çağdaş üstüntaş bestesi olan karadenizin yağmurları adlı eseri çok güzel çalıyordu ceren baran ama şimdi yukarıda bağlantısını verdiğim sayfaya bakarken, o videonun kaldırılmış olduğunu gördüm!... gidin bakın... neden kaldırılır ki paylaşılan bu videolar anlamış değilim... neyse... konumuz ceren baran...

konumuz ceren baran dedim ama önceinde biraz sağa sola laf etmem lazım:)... kime edeceğimi de gerçekten bilmiyorum çünkü gerçek hedefi bilmiyorum:)... şöyle izah edeyim; ülkemizde "bence" gitar konusunda çok ciddi bir sorun var... eksik yada yanlış bir şeyler var diyeyim... yanılıyor olabilirim, hatalıysam da çok özür dilerim gitara gönül verenlerden ve emek harcaya…

sıradan adama tantana

sıradan adama tantana... yani fanfare for the common man... valla bu güzel eserin, bir çok kişiye göre ise bu olağanüstü muhteşem parçanın türkçesi bu... eser ne? parça ne?... konu klasik müzik olunca eser demezseniz ayıp olur... ama emerson lake palmer ise konu, parça diyebilirsiniz... bu tip kuralları var bu işin... klasik müzik dendi mi akan sular durur, usulüne uygun olup, usulüne uygun konuşacaksınız, giyineceksiniz, yazacaksınız ve davranacaksınız... seçkin sularda yüzüyorsunuz çünkü... öyle "vayyy be helal olsun size gurban olduklarım" diyerek senfoni orkestrasını istediğiniz zaman alkışlayamazsınız bile... elp konserinde ne yaparsanız yapabilirdiniz... o da geçti artık... o keyif de kalmadı...

bir ara aslında klasik müzik diye bir müziğin olmadığını da yazacağım ama onu yazamak için bile yol ve yordam gerekiyor... zaman alacak gibi biraz...

klasik müziğin usullerinden, kurallarından ve sahiplenenlerinden sıkılan bir tek ben değilmişim tabii... sıradan adama da tanta…

va pensiero

2010 yılında başlamışım bu yazıyı yazmaya, kalmış gitmiş yarım yamalak bir şekilde... nabucco boru hattı projesi vardı ya bir zamanlar?... işte o kafkas doğal gazını türkiye üzerinden avrupaya taşıması planlanan boru hattı projesi sonra rafa kalkmıştı nedense... ben de herhalde proje rafa kalkınca, paylaşımı da rafa kaldırmışım:)... rusyaya karşı israil, abd ve ab ülkelerince planlanan bir alternatif idi o boru hattı ama herhalde rüzgarın esiş yönü aniden değişmişti ve kalmıştı öyle... biz de çok sevinmiştik, bizi uygun gördüler diye:)... boru bizden geçecek ya:)... neyse ki geçmedi...

2009 yılıymış, şimdi gittim inceledim o proje laflarının dolaştığı zamanı... yıllardır en bilinen, en beğenilen, en ünlülerden bir giuseppe verdi operası olan nabucconun kel alaka bir boru hattı projesine isim olarak seçilmesi bana o zamanlar o kadar tuhaf ve anlamsız gelmişti ki!... düşünsenize, hayran kaldığınız bir eser var ortada, sözlerini anlamadığınız ama güzel, etkileyici falan filan işte... ka…