Ana içeriğe atla

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı


"öldüğüm zaman beni ayakta gömün

çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti"

"gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum...

çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz 

çingeneler 

çingene müziği 

tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği için marş olarak kabul edilmiş 1971 nisanında...

dzelem

zarko jovanovichttp://www.unionromani.org/

1925 belgrad doğumlu zarko jovanovic tarafından bestelenen şarkı bugün artık tüm çingenelerin marşı olarak kabul edilmiştir...



parçanın en çok beğenilen yorumu ise esma redzepova (esma recepova) ya aittir... tüm dünya çingeneleri tarafından kabul edilen bir gerçek vardır ki; esma redzepova çingene müziğinin divasıdır, prensesidir... yaşayan en iyi çingene sesidir...

52 çocuk sahibidir esma redzepova... çocuklarından 47 tanesi evlatlıktır!... helal olsun, gerçek insanlık budur işte... çoğu kişiye "durumunuz müsait, neden bir yada bir kaç çocuğu sahiplenmiyorsunuz?" diye sorduğunuzda alacağınız cevap "aaa insanın kendi canı, kendi kanı gibi olmaz" gibi bir zırvalık olur...

annesi müslüman türk, babası sırp, dedesi ıraklı yahudi, ninesi ise katolik bir çingene... normalde kimseyi ilgilendirmemesi gereken bu "fişlemeyi" neden yaptım?... şundan; kültürel zenginlik ve renklilik çok yüksek... ve daha da önemlisi, tüm baskılara rağmen, bu zenginliğe ne pahasına olursa olsun sahip çıkmış bir aile... insanların bu tip renkli ve çok kültürlü geçmişleri beni her zaman ilgilendirmiştir çünkü bu zenginlik insanların ruhlarına işliyor ve sanatçının hem hayat görüş ve tarzını, hem de sanatını önemli ölçüde zenginleştiriyor... bunun tam türkçesini yazayım; "yok bu insanlarda o hıristiyan, bu müslüman, şu arap, bu alevi vs vs vs... sadece sevgi, denge ve uyum söz konusu...

yukarıdaki 2 paragraftan öğrenmemiz gereken çok şey var...

insan hakları, barış, sevgi, kardeşlik elçisidir... binlerce insani yardım konseri vermiştir... harika bir insandır... ve çingene marşını da mükemmel yorumlamaktadır...

gelem gelem
esma redzepova
gelem gelem in türkçesi şöyledir:
(umarım tam olarak doğrudur... videodaki oldukça farklı ama benim kaynağım güvenilir!)

göçtüm uzun yıllar boyunca
mutlu romanlar bile gördüm hayatımda
ey roman! nereden gelirsin çadırınla?
ne ararsın mutluluğa giden bu yolda?
ey romanım, kardeşim
büyük bir aileydik bir zamanlar
kara lejyon yok etti onları!
tüm romanlar, gelin birleşelim
bütün yollar bize açık, bütün yollar romanların
şimdi yükselmek, doğmak zamanı
şimdi harekete geçersek, bizim zamanımız
ey romanım, kardeşim

"mutlu romanlar bile gördüm hayatımda!" diyor!!!...



izlediniz mi?... nasıl bir sestir bu böyle... ve nasıl bu kadar etkileyicidir!... yanlış hatırlamıyorsam, 2008 yılında kardeş türkülerin bir konserine katılmış, 2-3 şarkı söylemişti... ben videolarını bulamadım, eğer bulursanız mutlaka izleyin derim...

birlikte müzik yaptığı stevo teodosievki ile evlenmiş ancak eşini kaybetmiştir... çok sevdiği eşini kaybetmiş olmasını ve dünyada yaşanan insanlık suçlarını içindeki derin üzüntünün sebebi olduğunu söylemektedir... bu hüzün söylediği şarkı hızlı ve neşeli bile olsa sesine ve tarzına yansıyor esma redzepovanın...

esma redzepova, çok geniş bir kitlenin "esma abla" sıdır... diva, mega, ultra, süper vs vs vs değil; "abla"... diva filan olabilmek pek kolay değildir ama abla ve baba olabilmek çok zordur...

esma abla, ailesi tarafından bir roman müzik organizasyonunda tanıtıldığında, en zor ritmlerin bile kolayca üstesinden geldiği görülmüş ve daha çocukken dikkat çekmiştir... lise öğrencisiyken üsküp radyosunun düzenlediği yarışmada 57 rakibini geride bırakarak, 9000 dinarlık ödülün sahibi olmuştur... bu birincilik kendisine yeni kapılar açmıştır... kısa sürede tüm balkanların göz bebeği olmuş, bu paylaşımın konusu olan "gelem, gelem" adlı şarkıyı yeniden derleyip, düzenleyerek tüm çingenelere hediye etmiştir...

çingene kültürü üzerine çevrilmiş olan romanya/fransa ortak yapımı gadjo dilo filminin son sahnesinde de "gelem gelem" esma redzepova tarafından söylenmiştir...

2004 yılında eurovision şarkı yarışmasında makedonyayı temsil eden esma redzepovanın 100 ün üzerinde single çalışması, 20 albümü ve 6 adet de filmi vardır... konser sayısının ise 8000 olduğunu belirten de var, 15 bin diyen de... 20 dilde şarkı söylemesi de cabası...

çingene müziğinin en bilinen karakteridir; müziği dinlersiniz neşelidir... ama çok da derin bir hüzün sezersiniz... şarkıysa, sözleri dinlerken birden hiç ummadığınız anda öyle bir söz geçer ki, çarpılırsınız... mesela gelem gelem in daha ikinci satırında çarpıyor adamı: "mutlu romanlar bile gördüm hayatımda" diyor, çingeneleri herdem neşeli, sorunsuz, gamsız, şen şakrak zannedenlere tokat gibi bir söz... derin bir üzüntü gizli aslında hem müzikte, hem seste, hem de sözlerde...

müzik fakirlerin tek lüksüdür... şarkı söylerken kötü düşüncelerden uzaklaşırsınız, ve dans ederken açlığı unutursunuz
"esma abla"

biraz da farklı ve güzel djelem djelem yorumları ekleyelim ve bitirelim...

Barcelona Gipsy Klezmer Orchestra - Djelem Djelem



Kocani Orkestar Djelem Djelem



Karandila Feat Maya Djelem, Djelem



Kruno Spisic - Djelem Djelem



INSPIRACIJA BAND- DJELEM DJELEM



Cubismo feat. Saban Bajramovic - Delem delem



Olivera Katarina - Djelem Djelem



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da