Ana içeriğe atla

size uygun ucuz şeyler üretiyoruz

bana fenalık geldi artık:)
bu blogta mümkün olduğunca kimseyi kırmamaya üzmemeye çalıştığım için, çoğu zaman bir çok konuyu es geçip, sallıyorum gidiyor ama aslında dellenmekten normale dönemiyorum bir türlü... bu sebeple normalleşmem lazım... corona konusunda normalleşiriz ama bu konularda normalleşmemiz mümkün değil artık...

önüne gelen bana kızıyor arkadaş!... nedir derdiniz?...

bana derken, halka... daha doğrusu, gençlere... dolaylı yada dolaysız, bana kızılmasından ve aşağılanmaktan bıktım iyice...

ne kadar cahilmişim arkadaş ben!... hiç bir boktan anlamıyormuşum... sıkışıp kalmışım cahilliğimin içine... ezik büzük bir şey olmuşum iyice... gelen laf ediyor, giden laf ediyor...

salonu dolduramayan, halka kızıyor... programı izlenmeyen, halka kızıyor... bilet satamayan, kitabı okunmayan, dergisi satılmayan, oyunu izlenmeyen, şiiri beğenilmeyen, albümü tutmayan, sergisi ziyaret edilmeyen... vs vs vs... herkes halka kızıyor...

her an ve her yerde... sürekli halk cahil, halk anlamıyor, halk arabeske gömülmüş, halk türküye sıkışmış, popçu olmuş... kimse kaliteden anlamıyor, hiç kimse konsere gitmiyor, kitap okumuyor, bale ve opera zaten bizi aşar... dergi satın almıyor bu halk vs vs vs... ekleyin gerisini...

bir paket sigara, iki tost fiyatına dergi çıkarıyoruz, alan yok...

bu laf  gibi laflar çok edilir mesela... benzeri lafları kimlerin nerelerde ettikleri bende duruyor... sadece dergiler değil; dergi, süreli yayın, gazete, kitap vs vs vs... yani kağıda yazılıp, satılan her şey... ben konserleri de katacağım işin içine çünkü aynı laflar konserler için de ediliyor... tabii albümler için de...

yahu her şey için aynı laflar ediliyor işte... cigara tost fiyatına iş yapıyoruz, satın alan yok... özetle bu...

çok fazla klişe bir laf... bu lafı gördüğüm anda tepem fena atıyor... hele hele kitap, dergi, kaset, plak, konser, tiyatro vs konusunda ise bu kıyaslama, çok kızıyorum... işin gerçeği, bu kıyaslamalar edebiyatçılar ve sanatçılar tarafından yapıldığında, kızma durumum, alev almaya dönüşüyor...

farkında mısınız? siz dergileri 1 paket sigara parasına çıkarmaya çalıştığınız günden beri dergiler okunmuyorlar... bir bir yayın hayatlarına son veriyorlar... daha da acısı, sıkıntıya düşen, yayın hayatına son verenleri de izliyorsunuz!... dergileri ucuzlattığınızda, çok okunacaklar zannediyorsunuz "hala daha"... bu nasıl bir mantıktır!?...

yahu kendinize gelin... akşam pazarında elde kalan son kasa domatesi satmıyorsunuz siz... bu şekilde olacağına, bence hiç olmasın, bu defterleri kapatalım tamamen, bu iş olsun bitsin...

her şeyden önce; bu tavır, yapılan işe bir hakarettir... derginin konusuna, konseptine, yazar çizerine, dizgicisine, baskıcısına, editörüne hatta varsa, o derginin çaycısına da hakarettir... edebiyata, müziğe ve sanata hakarettir...

içindeki eşantiyonları, abonelikteki hediyeleri, indirimleri ve bilmediğim promosyonları ile... saatlerce, günlerce emek harcayanları ile... hele hele yazarları hayatlarını vermişlerse o konuya, tüm yazarlarının emekleri ile ortaya konan o devasa işi ve emeği eğer siz 1 paket sigara fiyatına zar zor tüketiciye ulaştırıyorsanız; bence bu gerçekten hakarettir... hiç çıkarmayın o dergiyi...

ben gerçekten çok merak ediyorum... bu eziklik nereden kaynaklanıyor? bizim aydın olarak tanımlanabilecek takımımız ezik ve korkak... özgüvenin de zerresi yok... bence aydın filan değil, yok aydın takımı filan... sadece bir kaç isim haricinde, aydınımız hiç olmadı zaten... "aydın" dediğin, "kendi ışığı"nı yayar... ordan burdan toplama, derme çatma ithal kültürle aydın maydın olunmaz...

güyya olabildiğince ucuz çıkaracaklar dergiyi ve "ucuz olduğu için çok okunacak!" "gençlik okuyacak, üniversite öğrencisi okuyacak! ucuz ya!"...

yahu; sadece kendine hakaret değil, okuyucu kitleye de ağır hakaret... "bak, sana ucuz dergi çıkarıyoruz, konser düzenliyoruz... 10 tl! ama sen bunu bile almıyorsun!...

buradaki algı nedir biliyor musunuz?... şudur "size uygun ucuz şeyler üretiyoruz"... iyi mi... ben öyle algılıyorum...

konserler de öyle... "aman ucuz olsun, gençleri de çekelim vs vs vs"... ondan sonra da bi bakıyorlar, konser 5 tl! ama öğrenciler yine yok!!!... haydaaaaaaa!...

sonra da serzenişler, bağırmalar filan başlıyor! "biz size ucuz dergi çıkarıyoruz, ucuz konser veriyoruz, siz berbat, basit, nankör, cahil vs vs gençler yine dergi kitap satın almıyorsunuz, konsere gelmiyorsunuz!!"... ellerinden gelse boğuverecekler gençliği:)...

zorla mı satacaksınız arkadaş... almıyorlar işte... icabında günde 18 tl den 2 paket sigara alıp, 36 tl veriyor her gün ama ayda 18 tl yi dergiye vermiyor! bu kadar basit... ama bu durum, ille de o kişinin cahil, kültürsüz vs olduğu anlamına gelmez... onu inatla öyle zanneden, sizsiniz... belki derginizi yada konserinizi, albümünüzü, serginizi filan beğenmiyor! olamaz mı?...

daha da acısı; bazı pahalı konserlerin biletlerini 15 dk da satın alanlar, dergi almıyorlar... o sızlandığınız konserlere de gitmiyorlar... yani cahil değiller, paraları da bol... fakir değiliz arkadaş biz:)... cahil filan da değiliz:)))...

o kendi ürettiğiniz bahanelerin arkasına sığınmayın...

o gençlik, sizin derginiz, konseriniz yada sanat etkinliğiniz pahalı olduğu için size pek bulaşmıyor değil ki!... neden anlamak istemiyorsunuz?...

siz her şeyi para olarak mı görüyorsunuz da, herkesi paracı zannediyorsunuz?... siz bu tip yüzeysel yaklaşımları sürdürürseniz yıllarca, gerçek çözümü bulmayı beceremezseniz ve sağa sola durmadan laf ederseniz, ben de bu işi sokak kavgasına çeviririm, olur biter... bakın nelere sebep oluyorsunuz yüzeysel tavırlarınızla...

"şu dergiyi, etkinliği özellikle genç kesime nasıl ulaştırırız? nasıl yapalım? neler yapalım ki?" diye beyin fırtınası yaptığınızda aklınıza bu mu geliyor yani?...

şu 1 paket sigara yada 2 tost fiyatı lafını duyduğumda gerçekten deliler gibi sinirleniyorum... derdinizi bu yaklaşım üzerinden anlatmak zorunda mısınız?... başka bir şey bilmiyor musunuz?... başka sebepler bulamıyor musunuz?... sebeplerin sizden kaynaklanıyor olabileceği hiç mi aklınızdan geçmiyor?...

"e biz 1 paket sigara yada 2 tost fiyatına koskoca dergi çıkarıyoruz hala almıyorlar... manyak mı bunlar! cahiller! kültürsüzler!... nereye gidiyor bu gençlik? bu millet!? ucuza çıkarıyoruz, daha ne yapalım!" bu mu yani söyleyeceğiniz!...

bence siz o "daha ne yapalım" kısmı konusunda biraz kafa patlatın... daha neler yapabilirsiniz?...

şunu bilin, gerçeklerle yüzleşin artık: ayda bin tl sigaraya veriyor... klasik müziğin, cazın bilmem neyin içinde yüzüyor, icabında 650 tl de konsere veriyor ama derginizi satın almıyor, bazı konserlere de gitmiyor sizin hedef kitleniz... sorun parada yada kültürsüzlükte yatmıyor... şu işi bir çözemediniz... çözemediniz çünkü kabuğunuzu kıramadınız bir türlü...

şu üniversite kampüslerini ve o kampüslerdeki kafeteryaları bir dolaşın derim...

80'leri düşünelim

ünlü bir şairimiz, geçen sene "sigara, tost fiyatına dergi çıkarıyoruz, ortalıkta şairim diye dolanan binlerce kişi var, onlar bile almıyorlar" deyip, halbuki 80'ler öylemiydi şeklinde devam etmişti serzenişe... yani 1980'li yıllar çok iyiymiş ama şimdiki halk yada gençler falan filan, kimse muhatap, dergi satın almıyormuş... bu tip serzenişler de benim çok sinirimi bozar... "ah azizim aaaah eskiden böylemiydi vs vs vs" ... 80'lerde de aynı laflar ediliyordu...

örnek verdiği yıllar da 80'ler!!!...

e hadi düşünelim eskileri, 80'leri... siz istediniz...

bence düşünmeye gerek de yok... arkadaş 1930 lardan bahsetseniz anlayacağım... yahu o bahsettiğiniz 80'lerin nesli toprak olmadı ki:)... hayattayız çok şükür... çok şükür siz de hayattasınız... her ay 8-10 dergi alıp okumuş olan bizlere siz bugün bi sigara iki tost fiyatına çıkardığınız dergilerinizi satamıyorsanız, siz bence gerçekten o "daha ne yapalım" konusunu etraflıca bi düşünün derim...

yada "artık ne yapmayalım" konusunu da düşünebilirsiniz... bakın, bu daha uygun oldu...

ben sizin adınıza yazıyorum aslında bütün bunları... sıkıştınız kaldınız... bir bir yayın hayatından çekiliyor dergiler, gerçekten üzülüyoruz...

dergi takip etmek, sabırsızlıkla çıkmasını beklemek... eve gelip, ambalajından çıkarıp, hızlıca gözden geçirmek... bacakları uzatıp, okumak... bir fincan çay ve kahve ile, müzik eşliğinde okumak... diğer sayı çıkana kadar, yavaş yavaş okumak... sonra onları biriktirip, defalarca okumak... bu bir yaşam biçimidir... keyiftir, zevk almadır... ayrı bir kültürdür... kitaplar satın almak, kişisel kütüphane oluşturmak, sürekli kitap ve dergi okumak; ciddi biçimde sosyal ve psikolojik yönü olan konulardır... ama tek zorunluluk da değildir...

bütün bunları yazan, eleştiren bir kişi olarak yeniden belirteyim ki; sayımızı bilmiyorum ama bizler öyle sanıldığı gibi az değiliz... takip ettiği dergiyi artık rafta göremediğinde dünyası yıkılan kişi sayısı aslında o sektörü besler, geliştirir, hatta büyütür...

ya sizin dünyanız ayrı yada bizimki...

bence neler yapmalısınız?

önerilerim sadece kültür, sanat, edebiyat dergileri için... aynı önerilerin benzerleri; konserler, albümler, radyo ve tv programları (varsa, kaldıysa) vs vs vs için de uyarlanabilirler...

neredeyse her konuda olduğu gibi, bu sektörde de "bize ait, saçma sapan sorunlar" mevcut...

mesela ilk aklıma gelen, sizler de birlik olamıyorsunuz!... birlikte hareket edemiyorsunuz!... niyet okumayayım, tahminde bulunayım, sizler de en iyi ihtimalle diğerlerinin batışını izliyorsunuz... çok feci...

mesela, diğer aklıma gelen; sizler farkında değilsiniz ama aslında büyük bir iş yapıyorsunuz!... bakıyorum, neredeyse hiç birinizde profesyonel yönetim yok... sanata ve edebiyata gönül verenler dergi çıkarıyorlar... olmaz ki öyle... sanatçı, edebiyatçı ne anlar dergi vs işinden...

çağı yakalamaktan biraz uzaksınız çünkü doğal olarak idealist ve kendine özel şahsiyetlersiniz... sanat ve edebiyatın bir dalına tutkulusunuz ve sıkı sıkıya bağlısınız... doğal olarak dergileriniz yavanlaşabiliyor... işte bu noktada profesyonel olamamak önem kazanıyor...

çağı yakalamak, gençliği yakalamaktır... neden mi?... şundan: hazır çağı yakalamak için gayrete girmişken, gençlere ve çocuklara odaklanın ki, tam çağı yakaladığınızı düşünürken ihtiyarlamayın... dünya hızlı dönüyor artık... çağı yakalamışken, önümüzdeki 20 - 30 yılı da yakalayın... mesela; bugünün klasik müzik severini hedeflerseniz olmaz... ölecek arkadaş onlar:)... doğanın kanunu bu... tamam, allah gecinden versin, o ayrı ama ölmese bile, gözü görmeyecek, kafa gidecek:)...

bir kez daha yazayım: siz bugünün klasik müzik dinleyicisini hedefliyorsunuz... ama derginizi almadığı için gidip z kuşağına kızıyorsunuz!... hitap ettiğiniz kitle ile serzenişte bulunduğunuz kitle arasında zerre kadar alaka yok...

çok ağır bir dergi olabilirsiniz... hafifleyin biraz:)... gerçek hedef kitleniz her zaman 15 yaşında... sanat, kültür, edebiyat, felsefe vs vs vs dergisi olmak, ille de ağır olmak değildir... zaten bu "ağır" kavramından da gına geldi... tıpkı sanatsal filmlerin özellikle çaba sarf edilerek ağır ve anlaşılmaz hale sokulması gibi... yada anlaşılması zor romanların sanki daha bi edebi olduğunun düşünülmesi gibi... halbuki ustalık tam tersidir... çok ağır bir fikri, felsefeyi; olabilecek en basit şekilde yansıtabilmektedir ustalık...

çok da romantiksiniz... bir yandan romantik olup, diğer yandan kağıt masraflarıyla kafayı yorarsanız, zaten olmaz... yine iş dönüyor dolaşıyor "azcık profesyonel olabilmek lazım" a geliyor...

abartıp, romantik derginize acar bir ceo da bulmayın sakın!... aman haaa:))... derginizi tanıyamazsınız o zaman... dergi başlar eşantiyon olarak telefon kılıfı hatta bulaşık deterjanı vermeye:))...

kağıt fiyatları sebebiyle, matbu medya batıyor... biliyorum, hiç de kolay değil... dergi fiyatlarını artırmaktan çekinmeyin... birlik olun... vs vs... sizin dergilerinizi okuyan kişilerde para var... siz neden bu para lafını sıcak tutuyorsunuz sürekli?... siz paradan bahsettikçe, ben de almamaya başladım dergileri... düşünüyorum, 3 dergi alacağıma, 1 adet günlük market alışverişini bedavaya getirebiliyorum::)))... 2 dergiyi almayıverdim, teflon tava seti aldım mesela:)...

dergilerinizi pırıl pırıl kağıtlara basmayın... bir yandan ekonomik zorluklardan bahsediyorsunuz, diğer yandan dergilerinizin hamur kalitesinden bahsedip, hava atıyorsunuz... ne biçim iş bu?... dergilerinizi gerekiyorsa, farklı bütçelere göre farklı hamur kalitesindeki kağıtlara basın... biri 15 tl olsun, diğeri 35 tl... yahu adam kitabı 1500 tl ye sattı...

şimdi kontrol ettim, o 80'lerin yazkoları, varlık dergileri filan hiç bozulmamışlar, gıcır gıcır duruyorlar... siz neden o yıllardan bahsedip de, fiyatlardan bahsedip de; kalkıp dergilerinizi pırıl pırıl ağır kağıtlara basıyorsunuz? bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu:)...

zaten hedef kitleniz geri dönüşüm kağıtlar ister sizin... moda dergisi çıkarmıyorsunuz ki...

maalesef yada değil; doğal olarak dünya ve insanlık değişiyor... bugün artık eskisi gibi değil... bakın, ben bu yazıyı yazarken, çok kısa bir süre içinde şunları araştırıp, öğrendim: kağıt fiyatları... şu anda çıkan dergilerin tamamı... fanzinlerin fiyatları, satış ve dağıtım şekilleri... dergi ve kitap maliyetleri... diğer ülkelerdeki durum... hangi ülkede kaç kişi konserlere gidiyor... kaç dergi ve kitap okuyucusu var... avrupa ülkeleri ile türkiyenin tüm bu konulardaki kıyaslamaları... avrupadaki yazar ve medya birlikleri... vs vs vs... bunu neden yazıyorum?...

neden yazıyorum konusunu ayrı yazayım... bugün artık alelade bir kişi olan ben bile, anında her şeye ulaşıyorum!... bilgiyi yaymak da, ona sahip olmak da çok kolay... sanat ve edebiyatı üretip, tüketiciye ulaştırmak da çok kolay...

bakın; yemin ediyorum ki gerçekleri göremiyorsunuz!... tahmininizin yüzlerce, binlerce kat üstünde önemli bir kitle sizden konserler, kitaplar ve dergiler bekliyorlar... ama siz onlara ulaşamıyorsunuz!... aklınızı takmışsınız cigara tost fiyatına...

siz onları yetersiz buluyorsunuz ama onlar da sizi yetersiz buluyorlar... ciddi sorun... bunu biraz açayım... arkadaş, insanları küçük görüyorsunuz ama o insanlar zannettiğinizden çok daha fazlasına sahipler... biliyorlar, takip ediyorlar, hatta bir kısmının ufku sizinkinden daha açık... önemli bir kısmı sizden daha fazlasını istiyor ama siz hala daha sigara-tost edebiyatı yapıyorsunuz...

organizatöründen tutun da, yayımcısına, satıcısına kadar, en baştan en sona kadar... dünyadan ve ülkeden zerre kadar haberiniz yok!... sorun bu işte... sorun 2 tost, 1 sigara değil...

yeniye açık olun derim... yeni akımlara... sanat akımlarına ve edebiyat akımlarına... açık değilsiniz... bir kez daha yazayım: boş boş ağlayıp, sızlanma yerine, dünyayı, ülkeyi, özellikle çocukları ve gençleri tanımaya çalışın... önemli bir potansiyel var, es geçip durmayın...

Yorumlar

  1. Çok güzel dile etirmişsiniz. Böyle düşünmüyordum ama ne yalan söyleyeyim, fikrim de ciddi ciddi değişti okuyunca.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va