Ana içeriğe atla

ünol büyükgönenç

ünol büyükgönenç
"ünol büyükgönenç, teatral tarzıyla çocuklar şeker de yiyebilsinler diyerek tellere sertçe vurunca, salon yıkıldı" aynen böyle idi ünol büyükgönenç hakkında okuduğum ilk yazı ve çok büyük ihtimalle hey dergisi idi... başka hangi dergi olacak, sadece hey dergisi vardı o zamanlar... müzik hastalarının okuyabilecekleri ve her şeyi takip edebilecekleri tek dergi:)... daha doğrusu, bizim gibi alelade halktan kişiler için... pink floyd, neşe karaböcek, moğollar, emel sayın, erkin baba, king crimson vs vs vs hepsi o dergideydi:)... benim gibi konuya daha girmeden dağıtabilen başka blogçu kesinlikle yoktur... ne yapayım, şimdi 2 tıkla dünya emrimizde ama o zamanlar böyle bir lüks mü vardı?... vaaadı da biz mi kullanmadık:)... beklerdik artık hey dergisi çıksın da, alpay ne yapıyor? cem ne zaman konser verecek, deep purple albümü çıkmış mı? vs vs... hepsi oradaydı... jethro tull albümü çıktıktan aylar sonra yazardı hey... 2 sene sonra koca şehre 1 adet lp gelirdi, binlerce kişi kasete çektirmek için sıraya girerdi... bedriden aqualung çektirinceye kadar canım çıkmıştı... bedri, izmirin en muhteşem plakçısı idi bu arada... kaset bize ulaşana kadar, başka albüm çıkardı:)))... timur selçuk'un ünlü odtü konseri hakkında bilgi sahibi olmam ile o konserin kayıtlarını dinlemem arasında 20 küsur yıl var:))... ne 20 si! 30:)...

dinozorluğumu da fazlaca ortalara döktüm ama iyiydi o yıllar... şimdi her şey boktan... neyse ayıp olacak iyice ünol ustaya... konuya dönelim...

o zamanlar bilirdik biz; cem karacanın yanında mesela gitarı kim çalar? bası kim tıngırtatır? vs vs... siz şimdi biliyor musunuz? mesela tarkan'ın konserlerinde gitarı kim çalıyor?... aleynanın?... aleynanın arkasında gitar çalan varsa tabii:))... dumanın bateristi kim? hadi bakalım... şimdi varsa yoksa tarakan, sazan, ajdan vs... gerisi? önemli değil mi?...

valla çok özlemişim ünol büyükgönençi... hemen bir parça ünol ustadan... japon balıkçısı...



burası blog arkadaş, hem de dayatan bir blog... açıkça fikrimi yazıyorum burada... isim vermeden tabii çünkü arada unuttuğum bir isim oluyor hep, ayıp oluyor çok... ama zaten anlayacaksınız; o "bir zamanların sanatçıları sanatçı idi"... anladınız!... ünol büyükgönenç de onlardan biri... şu yukarıdaki nazım hikmetin muhteşem şiirinin hakkını bu kadar vererek besteleyip, bu kadar yaşatarak kaç kişi söyleyebilir?... o nasıl bir "badem gözlüm beni unut" demektir!... şarkıyı dinlerken, pasifiğin o sapsarı akşamında üstümüzden geçen korkunç bulutu görüyorum resmen... şarkı yazarlığı ayrı, bestecilik ayrı, şairlik ayrı... şarkıcılık ayrı, eser seslendirmek ayrı kavramlardır... ünol büyükgönenç'in tüm eserleri böyle... dinlerken o olayı, o anı resmen yaşıyorsunuz... bir parçada inşaatta işçisiniz, bir parçada resmen araba çekiyorsunuz, bir parçada dışarıda gerçekten kar yağıyor, bir parçada motorlarla maviliklere dalıyorsunuz... eser seslendirmek budur işte... öyle kırıtarak saçma sapan zırvalıkları binbir türlü dijital ortamda iyice bozarak okumak değildir... şu anda eleştirdiğim de öyle kıyıda köşede ekmek parası için çalışanlar değiller... o bazı kalbur üstü saymak zorunda olduğumuz şarkı söyleyenlerimiz...

mecburen tarihlerle biyografik bilgi de vermeye çalışacağım minimum seviyede ama ben öyle yazıları da sevmiyorum... zamanı olmayan kişilerden bahsediyoruz çünkü... doğum yılı 1946 ünol büyükgönenç'in ama öyle pek de önemli değil... 70 ler öncesinde çeşitli gruplarda çalışmış... zannedersem 1968 sonrasında; önce cem karaca döneminde, sonrasında da ersen döneminde kardaşlar'ın başı çeken ismi olmuş ünol büyükgönenç...

ünol büyükgönenç, cem karaca kardaşlar
bu fotoğraflar çok önemli ve kaynak göstermek de gerekir ama bir zamanlar nereden aldığımı da bilmiyorum... bu yazılar yeni ama bu yazıların temelleri çok eski... kesin hey dergisidir... cem karaca daha önce apaşlar ile çalışıyordu, kardaşlar dönemi cem karacanın en hızlı ilk dönemidir... diğer hızlı ve daha siyasi dönemi ise, 80 öncesi dervişan dönemidir... kardaşlardaki diğer isimler ise basçı seyhan karabay ve davul çalan hüseyin sultanoğlu'dur... bu isimler de çok önemli isimler... alex wiska da vardı kardaşlarda ve o da gitar çalıyordu... alex wiska ne kadar süre kardaşlarla çalıştı bilmiyorum ama benim bayıldığım kalender'in ona ait olduğunu biliyorum... sonraki yıllarda da çok işler yaptılar... yanlış yazmamak için derine inmiyorum ama galiba hüseyin sultanoğlu cem karaca ile çalışmaya devam etti dervişan ile... seyhan karabay da farklı isimlerle çalıştı...

ben sevmem öyle anadolu rockmış, anadolu popmuş şuymuş buymuş... yok öyle bir şey... hafif türk müziği gibi uydurma bir şey o da... bazen sadece arayan bulsun diye yazılara öyle etiketler atarım ama bence zırva şeyler... rock arkadaş... o kadar basit... o dönemde dünyada yapılan müzik ne ise, o da o... doğal olarak, anadolu motiflerini de kullanarak sıkı rock müzik yapmış müzisyenler hepsi de... progresif rock denebilir bir çok parçaya... sadece bazılarına denemeyebilir ama 70 lerin rock müziği işte... özellikle bas gitar ve gitar o yılların dünyası ile yarışır niteliktedir kardaşlarda... alman gruplarda alman esintisi, italyan gruplarda yoğun bir italyan esintisi olduğu gibi, bizim gruplarda da doğal olarak anadolu esintisi vardı...

tarihini kontrol ettim, 1974 yılında kardaşlar dağılmış... ünol büyükgönenç de dervişana geçti ama büyük ihtimalle dervişan ile pek de çalışmadan amerikaya gitti... gider gitmez yeniden döndü... yani ben hey dergisinde gittiğini okurken, o dönmüş meğer:))... döndükten sonra, fikret hakan ile çalışmış... bilmiyordum... löberde 45 liğini çıkarmışlar... diğer parça nedir onu da bilmiyorum... daha doğrusu, ben löberdeyi de bilmiyordum, şimdi duydum:)))... hala utanmadan bir de blog yazıyorum:)... gerçi zerre kadar utanç duymadan, neler neler yapıyorlar kimileri...

neyse... arabacı salih diyelim... sözler ahmet çuhacıya ait... müzik ise şehabettin genç'e...



müziğe 10 yaşında başlamış ve istanbul devlet konservatuvarında piyano-solfej ve keman eğitimi almış... bunun yanında; konservatuvar eğitimi mi? bilmiyorum ama benim bildiğim kadarıyla gitar eğitimi de aldı... hatalı olabilirim... bunu yazmasam aklıma gelmeyecekti:)... ünol büyükgönenç, evet vokal da yapıyor ama kardaşlarda ve dervişanda gitarist idi... yukarıda grubun elemanlarını yazarken, kendisinin de grupta gitar çaldığını belirtmemişim... gerçi bas ve davulu yazınca, geriye gitar kalıyor zaten... türkiyenin en iyi gitaristlerindendir kendisi ve hem kardaşların, hem de dervişan'ın bence en önemli özelliği zaten gitarı çok iyi kullanmış olmasıdır o dönemde... ünol büyükgönenç bağlama ve tambur da çalıyordu grupta...

kardaşlar, cem karaca ile ilk olarak dadaloğlu'nun kaydını yapmıştı ve kısa sürede bu parçayla tanınmışlardı... sonrasında deniz üstü köpürür ve çökertme gibi çalışmalar yaptılar ancak cem karaca nedense birden ayrılmıştı gruptan ve bu plakta vokaller ünol büyükgönençe aittir... kalender de yanlış hatırlamıyorsam, dadaloğlu ile çıkmıştı... bunu kısaca açayım, 45lik plaklarda 2 parça olurdu...

o aralarda tuhaf bir değişim yaşanmıştı... ersen kardaşlara, cem karaca da moğollara geçmişti... biraz karışık o dönem... ben de yalan yanlış yazıyor olabilirim:)... arkadaş, futbolcu transferi gibi, biri oraya geçerken, diğeri buraya geçmişti:)... kavga mı ettiler ne oldu anlamadım:)... aynı dönemlerde dervişan da kurulmuştu... cem karaca kısa bir süre moğollarla çalışıp, dervişana geçmiş olabilir... 1974 yılında dervişan kurulduktan sonra ünol büyükgönenç amerikaya gidip dönmüştü...



paylaşım, cem karaca paylaşımı olmadığı için, kendisinden minimum seviyede bahsediyorum ama ünol büyükgönenç için yukarıda yazdığım o şarkıyı insanın içine işletme konusunda cem baba da işinin ehlidir... 2019 yılı genç nesli için yukarıdaki kayıt tuhaf gelebilir ama o dönemin dünyası ve müziği bu idi... ne eksik ne fazla... her şeyi bir kenara bırakıyorum, en net fikir verebilecek konuyu sorup, cevabı gençlere bırakacağım... şu parçadaki bas gitar bugün var mı?...

ünol büyükgönençin en güzel eserlerinden biridir dışarıda kar yağıyor... bu şarkı da altın mikrofon yarışmasında birinci olmuş 1979 yılında, onu da bilmiyordum... o dönemlerde chp için de bir şarkı yapmıştı... aynı yıl, hey dergisinin düzenlediği müzik ödüllerinde de yılın ümit veren sanatçısı seçildi... trt'den de ödül almıştı o dönemde...

1979 yılında kaydettiği ancak araya darbe girince, darbe sonrasında yayınlanan güzel günler göreceğiz albümü, kendisine ait tek albümdür ve sözler ağırlıklı olarak nazım hikmet'e aittir bu albümde... tam olarak kaç yılında çıktı bu albüm bilmiyorum ama bende olan kaseti 1989 yılına ait... hem darbe sebebiyle, hem de piyasa kaygısı duyan yapımcılar sebebiyle bu albüm bir türlü çıkamamış o dönemde...

ünol büyükgönenç - güzel günler göreceğiz
bu albümdeki parçalar şöyle...

yapıyla-yapıcılar
hasret
tairyo utai komi
japon balıkçısı
bulutlar adam öldürmesin
arabacı salih
dışarda kar yağıyor
dışarda bahr geldi
aynı daldaydık
nikbinlik
lümüne

lümüne, türk anonim... tairyo utai komi ise japon anonim parçalar... dışarda kar yağıyor tamamen büyükgönenç'e ait... arabacı salih ise; ahmet çuhacı ve şehabettin genç çalışması... diğer parçalar da nazım hikmet ve büyükgönenç eserleri...

ben bu albümün, zamanının çok ötesinde bir albüm olduğunu düşünürdüm ama zamanın ötesi dediğimiz yıllar geldi, geçiyor ve biz iyice ilkelleşmiş durumdayız insanlık olarak... yani fikir değiştirdim, zamanı geçmeden, ucu ucuna çıkmış bereket... keşke 90 lara sarkmadan, tam vaktinde, 1979 yılında çıkmış olsaydı piyasaya... önemli not: eğer bu albüm elinizde varsa, gözünüz gibi bakın... çok değerli ve bulmak çok zor...

1980 li yıllarda konserlerine devam etti bir süre ama sonra yavaş yavaş çekildi... halen bestelere devam ettiği söyleniyor, zaman zaman da konserler verdiğini duyuyorum ama resmen ortalarda pek yok bu büyük usta... özellikle 80lerin ilk yarısında pandomim gösterili konserleri varmış ama ben de bilmiyorum... değişik sanatçılarla konserlere çıktığını biliyorum sadece...



ünol büyükgönenç'in sanat yaşamını, daha doğrusu sanata bakışını iki ayrı döneme bölmek mümkün... ilk dönem, cem karaca ve kardaşlar dönemi... bu dönemde, vokal de yapan sağlam bir rock gitaristi yönü ağır basıyor... bakın ağır basıyor diyorum, o dönemde aynı zamanda aranjörlük de yapıyor, beste de... hatta bildiğim kadarıyla, plakların diyazn çizimlerini de yapıyordu... ama o dönem ünol büyükgönenç'i, ağırlıklı olarak gitarcı... sonrasında kısa kısa, bölük pörçük dervişan çalışmaları da var ama sanki artık eski ünol büyükgönenç değil... sonrasındaki ikinci dönem ise; yaratıcılık yönü ağır basan bir ünol büyükgönenç... albümünün kayıtları 1979 yılında yapılıp, 1989 yılında yayınlandı ama bence o albümün hazırlıkları çok eskilere dayanıyor... yani kendisinin "benim asıl yapmak istediğim bu değil, ben kendi yoluma gideceğim" demesi, en iyi ihtimalle 1974 gibi... kuvvetle muhtemel daha da eski... bu sadece benim kişisel düşüncem, tahminim...

bildiğim, anladığım bir konu değil ama fikir yürütüyorum, söz yazıp beste yapmak ile, var olan bir şiiri bestelemek arasında ciddi bir fark olması gerektiğini düşünüyorum... hele hele bu şair nazım hikmet ise... çok sevilen ve çok iyi bilinen bir şiire öyle bir beste yapmalısınız ki; eğreti durmasın, şiirin muhteşemliği yanında sönük kalmasın hatta o muhteşem şiiri daha da güzelleştirsin... bu bence büyük cesaret isteyen, derin sulara inmeyi gerektiren bir iş... alt yapısı olmalı, şair gibi olmalı besteci... ünol büyükgönenç de nazım şiirlerini daha da güzelleştirmeyi başarabilen nadir isimlerden biri... buna bir de o eseri hakkını vererek seslendirmeyi eklemek lazım ki, kendisi onu da fazlasıyla ve hakkıyla yapan bir isim...



sözleri ve müziği kendisine ait olan, bol ödüllü dışarda kar yağıyor, en ses getiren eserlerinden biri idi ve ben bu paylaşımın iki versiyonunu da paylaşarak bitirmek istedim... aşağıda senfonik seslendirişini de paylaşıyorum... ünol büyükgönenç, oldukça derin bir deniz, hakkında daha fazla bilgiye ulaştıkça eklerim buraya...

bu arada, aşağıdaki videoyu playlist olarak paylaşıyorum, videonun sağ üstündeki listeden diğer eserlerine de ulaşabilirsiniz...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır... keyboardlar & piyanolar başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz...

benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...


şunun …

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

akdeniz üniversitesi devlet konservatuvarının piyano bölümünde liseyi tamamladıktan sonra, bilkent üniversitesi müzik ve sahne sanatları fakültesi kompozisyon bölümünde onur türkmen ile sürdürdü çalışmalarını ve eğitimini başarıyla tamamladı... asıl hocası onur türkmen olmakla birlikte; kendisine büyük emeği geçen diğer hocalarından da bahsetmeden olmaz... yiğit aydın ile armoni ve orkestrasyon, tolga yayalar ile polifoni, fugue ve post tonal teori (yazdığıma pişman olmaya başladım:))... aynen yazsan olmuyor, türkçeleştirsen olmuyor, ne biçim ders arkadaş bunlar... tonal ötesi:)))...)... neyse; konuya hakimmişim gibi davranayım, bir çok "uzman yazar!" öyle yapıyor, benim neyim eksik:)... maria nowotna ile kulak eğitimi (ne güz…

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka... aşağıdaki paylaşımları da bu yazıdan sonra yaptım, onları da araya ilave edeyim dedim... aşağıdakiler de okunacak...

cem esen'den cosmic variations

cem esen ve ayşe ece güneşş…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

ıraz yıldız

çok fazla paylaşıma aynı şekilde başladım, artık tat da vermiş olabilir ama ıraz yıldız da oldukça uzun bir süredir hakkında mutlaka yazmak istediğim çok önemli genç sanatçılardan biri... ve ben şimdiden bu klişeleşmeye başlayan girişe ek olarak, klişeleşmeye başlayan kapanış cümlemi de en baştan yazayım; yakın yada uzak gelecekte kesinlikle kalbur üstü bir cazcı olacak ıraz... hiç kimseye bu kadar emin olarak yazmamıştım bu öngörümü... bütün derdim, klasikçileri cazcı yapmak benim:)...

ıraz yıldızı ben fazıl say sayesinde tanıdım... fazıl sayın övgüyle bahsettiği genç bir piyanisti yakalarım da bırakır mıyım hiç... o zamandan beri aklımda ama şimdi o yazıyı bulamadım... bulunca eklerim mutlaka... izlediğim ilk videosunu hemen paylaşayım... bu kadar mı hissederek çalınır!... aslında çok daha yakın tarihli canlı kayıtları da var ama ben özellikle bu kaydı paylaşıyorum..

fazıl say - nazım balad 1



burada da bir çok kez elimden geldiğince paylaşmaya çalıştım, son yıllarda ülkemizde genç y…

samida

gürcü dilinde üç kız kardeş anlamına geliyor samida... yani yukarıdaki fotoğrafta gördüğümüz üç sanatçı; damla şahin, yudum şahin ve tamara şahin kardeş oluyorlar... ilk defa yüzleri göstermeyen bir fotoğraf seçtim burada, ilginç oldu ama fotoğraf güzel ne yapalım, aşağıda tekrar paylaşırım, tanış olursunuz artık... ben de az önce tanıştım kendileriyle ve hemen paylaşmaya başladım... bir yandan dinliyorum müziklerini, bir yandan da yazıyorum... ilk izlenimlerimi yazayım hemen: parçalar kısa:)... bir de şunu yazayım, yeni tanış oldum dedim ama bu kardeşlerden birini tanıyorum sanki...

ben genelde bu şekilde paylaşım yaptığım için, yazmaya başlayıp da sonradan paylaşımı iptal ettiğim de az olmadı ama samida şu anda oldukça iyi gidiyor... youtube tarafından bana önerildiği için izlediğim ilk videoları "budur işte!" dedirtmişti, şu anda evet kesinlikle budur işte diyorum... çok başarılılar... dinlemeye başladığınız anda eğitimli müzisyenleri dinlemekte olduğunuzu hemen anlıyors…

gökay özgür

uzun süredir ilgiyle takip ettiğim ve bir süredir de yazmak isteyip, bir türlü yazamadığım, diğer yandan hakkında az da paylaşım yapmadığım bir genç piyanist gökay özgür... bir kaç yıldır mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi istanbul devlet konservatuvarı'nda prof. dr. gülden gökşen ile piyano eğitimlerine devam eden öğrencilerin başarı haberlerini sıkça paylaşır oldum... mesela bir tanesine şöyle bir göz gezdirin derim çünkü oradaki fotoğrafa hayranım ben... boy boy, envayi çeşit piyanist göreceksiniz, işte o boy boy genç piyanistin en boylusu olarak sürekli dikkatimi çekerdi gökay özgür ama hakkında yeterli bilgim olmadığı için şimdiye kadar paylaşamamıştım...

fotoğrafta abi gibi duran gökay özgür, gülden gökşen'in diğer öğrencilerinin gerçekten abileridir... piyanoya 15 yaşında başlamış ve bu sebeple sanat otoritelerini şaşırtıyormuş çünkü 15 yaş çok geç bir yaşmış piyanoya başlamak için... "5 aylıktı, kürdilihicazkar makamında ağlar, mama kaşığını evfer usulünde v…