Ana içeriğe atla

ünol büyükgönenç

ünol büyükgönenç
"ünol büyükgönenç, teatral tarzıyla çocuklar şeker de yiyebilsinler diyerek tellere sertçe vurunca, salon yıkıldı" aynen böyle idi ünol büyükgönenç hakkında okuduğum ilk yazı ve çok büyük ihtimalle hey dergisi idi... başka hangi dergi olacak, sadece hey dergisi vardı o zamanlar... müzik hastalarının okuyabilecekleri ve her şeyi takip edebilecekleri tek dergi:)... daha doğrusu, bizim gibi alelade halktan kişiler için... pink floyd, neşe karaböcek, moğollar, emel sayın, erkin baba, king crimson vs vs vs hepsi o dergideydi:)... benim gibi konuya daha girmeden dağıtabilen başka blogçu kesinlikle yoktur... ne yapayım, şimdi 2 tıkla dünya emrimizde ama o zamanlar böyle bir lüks mü vardı?... vaaadı da biz mi kullanmadık:)... beklerdik artık hey dergisi çıksın da, alpay ne yapıyor? cem ne zaman konser verecek, deep purple albümü çıkmış mı? vs vs... hepsi oradaydı... jethro tull albümü çıktıktan aylar sonra yazardı hey... 2 sene sonra koca şehre 1 adet lp gelirdi, binlerce kişi kasete çektirmek için sıraya girerdi... bedriden aqualung çektirinceye kadar canım çıkmıştı... bedri, izmirin en muhteşem plakçısı idi bu arada... kaset bize ulaşana kadar, başka albüm çıkardı:)))... timur selçuk'un ünlü odtü konseri hakkında bilgi sahibi olmam ile o konserin kayıtlarını dinlemem arasında 20 küsur yıl var:))... ne 20 si! 30:)...

dinozorluğumu da fazlaca ortalara döktüm ama iyiydi o yıllar... şimdi her şey boktan... neyse ayıp olacak iyice ünol ustaya... konuya dönelim...

o zamanlar bilirdik biz; cem karacanın yanında mesela gitarı kim çalar? bası kim tıngırtatır? vs vs... siz şimdi biliyor musunuz? mesela tarkan'ın konserlerinde gitarı kim çalıyor?... aleynanın?... aleynanın arkasında gitar çalan varsa tabii:))... dumanın bateristi kim? hadi bakalım... şimdi varsa yoksa tarakan, sazan, ajdan vs... gerisi? önemli değil mi?...

valla çok özlemişim ünol büyükgönençi... hemen bir parça ünol ustadan... japon balıkçısı...



burası blog arkadaş, hem de dayatan bir blog... açıkça fikrimi yazıyorum burada... isim vermeden tabii çünkü arada unuttuğum bir isim oluyor hep, ayıp oluyor çok... ama zaten anlayacaksınız; o "bir zamanların sanatçıları sanatçı idi"... anladınız!... ünol büyükgönenç de onlardan biri... şu yukarıdaki nazım hikmetin muhteşem şiirinin hakkını bu kadar vererek besteleyip, bu kadar yaşatarak kaç kişi söyleyebilir?... o nasıl bir "badem gözlüm beni unut" demektir!... şarkıyı dinlerken, pasifiğin o sapsarı akşamında üstümüzden geçen korkunç bulutu görüyorum resmen... şarkı yazarlığı ayrı, bestecilik ayrı, şairlik ayrı... şarkıcılık ayrı, eser seslendirmek ayrı kavramlardır... ünol büyükgönenç'in tüm eserleri böyle... dinlerken o olayı, o anı resmen yaşıyorsunuz... bir parçada inşaatta işçisiniz, bir parçada resmen araba çekiyorsunuz, bir parçada dışarıda gerçekten kar yağıyor, bir parçada motorlarla maviliklere dalıyorsunuz... eser seslendirmek budur işte... öyle kırıtarak saçma sapan zırvalıkları binbir türlü dijital ortamda iyice bozarak okumak değildir... şu anda eleştirdiğim de öyle kıyıda köşede ekmek parası için çalışanlar değiller... o bazı kalbur üstü saymak zorunda olduğumuz şarkı söyleyenlerimiz...

mecburen tarihlerle biyografik bilgi de vermeye çalışacağım minimum seviyede ama ben öyle yazıları da sevmiyorum... zamanı olmayan kişilerden bahsediyoruz çünkü... doğum yılı 1946 ünol büyükgönenç'in ama öyle pek de önemli değil... 70 ler öncesinde çeşitli gruplarda çalışmış... zannedersem 1968 sonrasında; önce cem karaca döneminde, sonrasında da ersen döneminde kardaşlar'ın başı çeken ismi olmuş ünol büyükgönenç...

ünol büyükgönenç, cem karaca kardaşlar
bu fotoğraflar çok önemli ve kaynak göstermek de gerekir ama bir zamanlar nereden aldığımı da bilmiyorum... bu yazılar yeni ama bu yazıların temelleri çok eski... kesin hey dergisidir... cem karaca daha önce apaşlar ile çalışıyordu, kardaşlar dönemi cem karacanın en hızlı ilk dönemidir... diğer hızlı ve daha siyasi dönemi ise, 80 öncesi dervişan dönemidir... kardaşlardaki diğer isimler ise basçı seyhan karabay ve davul çalan hüseyin sultanoğlu'dur... bu isimler de çok önemli isimler... alex wiska da vardı kardaşlarda ve o da gitar çalıyordu... alex wiska ne kadar süre kardaşlarla çalıştı bilmiyorum ama benim bayıldığım kalender'in ona ait olduğunu biliyorum... sonraki yıllarda da çok işler yaptılar... yanlış yazmamak için derine inmiyorum ama galiba hüseyin sultanoğlu cem karaca ile çalışmaya devam etti dervişan ile... seyhan karabay da farklı isimlerle çalıştı...

ben sevmem öyle anadolu rockmış, anadolu popmuş şuymuş buymuş... yok öyle bir şey... hafif türk müziği gibi uydurma bir şey o da... bazen sadece arayan bulsun diye yazılara öyle etiketler atarım ama bence zırva şeyler... rock arkadaş... o kadar basit... o dönemde dünyada yapılan müzik ne ise, o da o... doğal olarak, anadolu motiflerini de kullanarak sıkı rock müzik yapmış müzisyenler hepsi de... progresif rock denebilir bir çok parçaya... sadece bazılarına denemeyebilir ama 70 lerin rock müziği işte... özellikle bas gitar ve gitar o yılların dünyası ile yarışır niteliktedir kardaşlarda... alman gruplarda alman esintisi, italyan gruplarda yoğun bir italyan esintisi olduğu gibi, bizim gruplarda da doğal olarak anadolu esintisi vardı...

tarihini kontrol ettim, 1974 yılında kardaşlar dağılmış... ünol büyükgönenç de dervişana geçti ama büyük ihtimalle dervişan ile pek de çalışmadan amerikaya gitti... gider gitmez yeniden döndü... yani ben hey dergisinde gittiğini okurken, o dönmüş meğer:))... döndükten sonra, fikret hakan ile çalışmış... bilmiyordum... löberde 45 liğini çıkarmışlar... diğer parça nedir onu da bilmiyorum... daha doğrusu, ben löberdeyi de bilmiyordum, şimdi duydum:)))... hala utanmadan bir de blog yazıyorum:)... gerçi zerre kadar utanç duymadan, neler neler yapıyorlar kimileri...

neyse... arabacı salih diyelim... sözler ahmet çuhacıya ait... müzik ise şehabettin genç'e...



müziğe 10 yaşında başlamış ve istanbul devlet konservatuvarında piyano-solfej ve keman eğitimi almış... bunun yanında; konservatuvar eğitimi mi? bilmiyorum ama benim bildiğim kadarıyla gitar eğitimi de aldı... hatalı olabilirim... bunu yazmasam aklıma gelmeyecekti:)... ünol büyükgönenç, evet vokal da yapıyor ama kardaşlarda ve dervişanda gitarist idi... yukarıda grubun elemanlarını yazarken, kendisinin de grupta gitar çaldığını belirtmemişim... gerçi bas ve davulu yazınca, geriye gitar kalıyor zaten... türkiyenin en iyi gitaristlerindendir kendisi ve hem kardaşların, hem de dervişan'ın bence en önemli özelliği zaten gitarı çok iyi kullanmış olmasıdır o dönemde... ünol büyükgönenç bağlama ve tambur da çalıyordu grupta...

kardaşlar, cem karaca ile ilk olarak dadaloğlu'nun kaydını yapmıştı ve kısa sürede bu parçayla tanınmışlardı... sonrasında deniz üstü köpürür ve çökertme gibi çalışmalar yaptılar ancak cem karaca nedense birden ayrılmıştı gruptan ve bu plakta vokaller ünol büyükgönençe aittir... kalender de yanlış hatırlamıyorsam, dadaloğlu ile çıkmıştı... bunu kısaca açayım, 45lik plaklarda 2 parça olurdu...

o aralarda tuhaf bir değişim yaşanmıştı... ersen kardaşlara, cem karaca da moğollara geçmişti... biraz karışık o dönem... ben de yalan yanlış yazıyor olabilirim:)... arkadaş, futbolcu transferi gibi, biri oraya geçerken, diğeri buraya geçmişti:)... kavga mı ettiler ne oldu anlamadım:)... aynı dönemlerde dervişan da kurulmuştu... cem karaca kısa bir süre moğollarla çalışıp, dervişana geçmiş olabilir... 1974 yılında dervişan kurulduktan sonra ünol büyükgönenç amerikaya gidip dönmüştü...



paylaşım, cem karaca paylaşımı olmadığı için, kendisinden minimum seviyede bahsediyorum ama ünol büyükgönenç için yukarıda yazdığım o şarkıyı insanın içine işletme konusunda cem baba da işinin ehlidir... 2019 yılı genç nesli için yukarıdaki kayıt tuhaf gelebilir ama o dönemin dünyası ve müziği bu idi... ne eksik ne fazla... her şeyi bir kenara bırakıyorum, en net fikir verebilecek konuyu sorup, cevabı gençlere bırakacağım... şu parçadaki bas gitar bugün var mı?...

ünol büyükgönençin en güzel eserlerinden biridir dışarıda kar yağıyor... bu şarkı da altın mikrofon yarışmasında birinci olmuş 1979 yılında, onu da bilmiyordum... o dönemlerde chp için de bir şarkı yapmıştı... aynı yıl, hey dergisinin düzenlediği müzik ödüllerinde de yılın ümit veren sanatçısı seçildi... trt'den de ödül almıştı o dönemde...

1979 yılında kaydettiği ancak araya darbe girince, darbe sonrasında yayınlanan güzel günler göreceğiz albümü, kendisine ait tek albümdür ve sözler ağırlıklı olarak nazım hikmet'e aittir bu albümde... tam olarak kaç yılında çıktı bu albüm bilmiyorum ama bende olan kaseti 1989 yılına ait... hem darbe sebebiyle, hem de piyasa kaygısı duyan yapımcılar sebebiyle bu albüm bir türlü çıkamamış o dönemde...

ünol büyükgönenç - güzel günler göreceğiz
bu albümdeki parçalar şöyle...

yapıyla-yapıcılar
hasret
tairyo utai komi
japon balıkçısı
bulutlar adam öldürmesin
arabacı salih
dışarda kar yağıyor
dışarda bahr geldi
aynı daldaydık
nikbinlik
lümüne

lümüne, türk anonim... tairyo utai komi ise japon anonim parçalar... dışarda kar yağıyor tamamen büyükgönenç'e ait... arabacı salih ise; ahmet çuhacı ve şehabettin genç çalışması... diğer parçalar da nazım hikmet ve büyükgönenç eserleri...

ben bu albümün, zamanının çok ötesinde bir albüm olduğunu düşünürdüm ama zamanın ötesi dediğimiz yıllar geldi, geçiyor ve biz iyice ilkelleşmiş durumdayız insanlık olarak... yani fikir değiştirdim, zamanı geçmeden, ucu ucuna çıkmış bereket... keşke 90 lara sarkmadan, tam vaktinde, 1979 yılında çıkmış olsaydı piyasaya... önemli not: eğer bu albüm elinizde varsa, gözünüz gibi bakın... çok değerli ve bulmak çok zor...

1980 li yıllarda konserlerine devam etti bir süre ama sonra yavaş yavaş çekildi... halen bestelere devam ettiği söyleniyor, zaman zaman da konserler verdiğini duyuyorum ama resmen ortalarda pek yok bu büyük usta... özellikle 80lerin ilk yarısında pandomim gösterili konserleri varmış ama ben de bilmiyorum... değişik sanatçılarla konserlere çıktığını biliyorum sadece...



ünol büyükgönenç'in sanat yaşamını, daha doğrusu sanata bakışını iki ayrı döneme bölmek mümkün... ilk dönem, cem karaca ve kardaşlar dönemi... bu dönemde, vokal de yapan sağlam bir rock gitaristi yönü ağır basıyor... bakın ağır basıyor diyorum, o dönemde aynı zamanda aranjörlük de yapıyor, beste de... hatta bildiğim kadarıyla, plakların diyazn çizimlerini de yapıyordu... ama o dönem ünol büyükgönenç'i, ağırlıklı olarak gitarcı... sonrasında kısa kısa, bölük pörçük dervişan çalışmaları da var ama sanki artık eski ünol büyükgönenç değil... sonrasındaki ikinci dönem ise; yaratıcılık yönü ağır basan bir ünol büyükgönenç... albümünün kayıtları 1979 yılında yapılıp, 1989 yılında yayınlandı ama bence o albümün hazırlıkları çok eskilere dayanıyor... yani kendisinin "benim asıl yapmak istediğim bu değil, ben kendi yoluma gideceğim" demesi, en iyi ihtimalle 1974 gibi... kuvvetle muhtemel daha da eski... bu sadece benim kişisel düşüncem, tahminim...

bildiğim, anladığım bir konu değil ama fikir yürütüyorum, söz yazıp beste yapmak ile, var olan bir şiiri bestelemek arasında ciddi bir fark olması gerektiğini düşünüyorum... hele hele bu şair nazım hikmet ise... çok sevilen ve çok iyi bilinen bir şiire öyle bir beste yapmalısınız ki; eğreti durmasın, şiirin muhteşemliği yanında sönük kalmasın hatta o muhteşem şiiri daha da güzelleştirsin... bu bence büyük cesaret isteyen, derin sulara inmeyi gerektiren bir iş... alt yapısı olmalı, şair gibi olmalı besteci... ünol büyükgönenç de nazım şiirlerini daha da güzelleştirmeyi başarabilen nadir isimlerden biri... buna bir de o eseri hakkını vererek seslendirmeyi eklemek lazım ki, kendisi onu da fazlasıyla ve hakkıyla yapan bir isim...



sözleri ve müziği kendisine ait olan, bol ödüllü dışarda kar yağıyor, en ses getiren eserlerinden biri idi ve ben bu paylaşımın iki versiyonunu da paylaşarak bitirmek istedim... aşağıda senfonik seslendirişini de paylaşıyorum... ünol büyükgönenç, oldukça derin bir deniz, hakkında daha fazla bilgiye ulaştıkça eklerim buraya...

bu arada, aşağıdaki videoyu playlist olarak paylaşıyorum, videonun sağ üstündeki listeden diğer eserlerine de ulaşabilirsiniz...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va