Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

igor presnyakov

her ne kadar internet işe yaramaz bir çöplük gibi görülse de bir kesim tarafından; "insanlar kitap, gazete, dergi okumak yerine internetle idare ediyorlar, çok şey kayba uğradı" yada "internet insanları aptallaştırdı, insanlar tembelleştiler" dense de; ve ben de bu görüşlere zaman zaman katılıyor olsam da, ortada bir gerçek var ki; doğru kullanıldığı sürece internet aslında götürdüklerinden fazlasını getirdi insanlığa... en güzeli; bir çok konuda olduğu gibi, dengeyi sağlamaya çalışmak ve internetin nimetlerinden doğru şekilde yararlanırken, dergi, gazete ve kitap okuyup, müzik dinlemeye devam etmek...

internetin nimetlerini doğru kullananlardan biri oluyor bu igor presnyakov... internetin varlığı en çok sesini duyurmak isteyip de duyuramayanlara yaradı belki de ve çok da iyi oldu... eski türk filmlerini hatırlayın; sesine güvenen insanlar hep anadolunun bağrından kopup, gelirler istanbula ve o ünlü haydarpaşa garının merdivenlerinden inerken, durup bakarlar umutla…

timur selçuk: bugün... yarın... daima...

ilk defa çekinerek hatta korkarak yazıyorum... çok hassas, çok titiz bir sanatçı hakkında, bence çok önemli bir sembol isim hakkında yazmaya çalışacağım çünkü... kendisiyle ilgili bir şeyler karalamamın ayıp olacağını bile düşünüyorum... bir şeyler karalamak dedim ama yaz yaz bitmeyecek bir isim timur selçuk... 1900 yılından başlayıp; bugün, yarın ve daima dememiz gerekecek olsa da, kapasitem ölçüsünde 2 kelam etme gereği duydum timur selçuk hakkında "mecburen"... biraz uzunca olacak gibi bu yazı, bakalım bu yıl içinde bitecek mi...

neden mecburen?... yaklaşık 1 hafta önce, 2 lise öğrencisinin muhabbetlerine kulak misafiri oldum... daha doğrusu çaktırmadan kulak kabarttım çünkü konuşmalarının arasında geçen timur selçuk ifadesi kulağıma takıldı... biri diğerine "ya timur selçuk diye biri var internette, bütün parçalarını indirdim mp3 e, benim kıza hediye ettim, bayıldı be" deyince, diğeri "o kim lan" dedi... zannedersin ki, timur selçuk yeni yetme bir int…

bir kaç nota güzellik

küçük bir çocuğun minicik bir parayı sokak müzisyeninin şapkasına bırakmasıyla başlıyor güzellik... mutlu olmuş yüzlerce kişiyle tamamlanıyor... tabii tamamlanmıyor, hala daha devam ediyor... tamamı 5 dakika 41 saniyelik bir olay ama inanın etkisi oldukça uzun sürüyor... zaten amaç da o...

ben bir çok yazımda -ki o yazılar başka blogdalar- sürekli "asıl medeniyet doğudadır" derim hep... hep de öyle diyeceğim ama sadece benim değil, çok büyük bir kitlenin savunduğu bu doğu yaklaşımı her zaman yanlış algılanmıştır... ben de çok eleştiri almışımdır... o yaklaşım "bugün" için değildir ki... o yüzden anlaşılmaz pek... geçmişten geleceğe kadar öyledir ama bugün medeniyet batıda... tabii medeniyetten ne anlaşıldığı da önemli o ayrı konu...

the maker

bu paylaşıma nasıl başlayacağımı bilemedim... aslında şöyle baştan anlatayım daha iyi... "the maker" adlı harika bir kısa film izledim denk geliş... filme hayran kaldım, biraz araştırınca, tek hayran kalanın ben olmadığımı kısa sürede idrak ettim... bol ödüllü bir kısa film çıktı the maker...

film ayrı harika, müziği apayrı harika geldi bana... filmi ne kadar beğenip, etkilendiysem, müziğini de o derece beğendim ve etkileyici buldum... tabii bu sefer "kimin acaba bu müzik!" dedim... işin gerçeği nereden tanıdık geldi çıkaramadım henüz ama müzik de sanki bir yerlerden aşina olduğum bir melodiye sahip...

hayal et...

1980 yılının tam bu gününde yani 8 aralıkta sözde bir beatles hayranı olan mark david chapman tarafından öldürüldü john lennon... ama genel kabul gören durum; çok sivrildiği ve peşine takılanların sayısı biraz fazlaca arttığı için ortadan kaldırıldığı...

ben pek john lennon hayranı filan değilimdir... beatles hayranı hiç değilimdir, 3-5 parçalarını sevmişimdir, o kadar... lennon bana göre vasatın biraz üstünde önemli bir şahsiyettir...

imagine şarkısının sözlerini çok severim ama... sevilmeyecek gibi değil ki... adı üstünde, hayal edin diyor... hayaller güzeldirler genelde çünkü gerçekler çirkin olabildiğince... bu şarkı bu sebeple çok sevilir... insanların arzuladıklarını hatırlatır...

bu şarkı lennon un ütopyası... ülkeler, sınırlar, uluslar yok; sadece insanlar var... altımızda cehennem yok, üstümüzde ise sadece gökyüzü var... sadece güzellikler var, aşk var, özgürlük ve barış var...

müzik ve siyaset adlı paylaşımda imagine ı türkçe alt yazılı olarak paylaşmıştım, gidin oraya bakın…

social inclusion band

ne mi social inclusion band?... hani dilimizden düşürmeyiz hiç, insanlık, sanat, müzik, aşk, iletişim, hümanizm, savaşma seviş deriz... toplum için müzik deriz... benim sayfanın kenarındaki fotoğrafta yazdığı gibi "savaşma, müzik yap" deriz ya!... o işte bu social inclusion band... yani çoğumuz gibi sadece söyleyip geçmiyorlar... adam gibi de yapıyorlar, uyguluyorlar, hayata geçiriorlar tüm bu güzel dilekleri... hem de inanılmaz derece güzel ve başarılı bir şekilde hayata geçiriyorlar...

çağla karaali hakkında yazarken haberdar olduğum bir grup bu social inclusion band... çağla karaali bu grubun solisti... yukarıdaki fotoğraf da social inclusion band i çok iyi tanıtıyor tek başına... ne diyorlar? "müzik engel tanımaz" diyorlar... "hayata eşit koşullarda gelememiş insanları hayata dahil ediyorlar"...

commander in chief

bu hanım kızımız da commander in chief oluyor... bulmuş bir tarz kendisine... başkumandanlık elbisesini giymiş, meydan savaşı veriyor... şimdi ben böyle yazdım ya, google hazretlerine "başkumandanlık meydan muharebesi" yazan buraya gelecek:)... tabii küfür üstüne küfür yiyeceğim ama napalım... bu kumandan başka... adını bilmiyorum ama commander in chief olarak sükse yapmış, ünlenmiş...

ben aslında sarasatenin zigeunerweisen adlı eserinin farklı versiyonlarını, bulursam cover larını filan dinlemek için çırpınıyordum, bu komutan çıktı karşıma... ilgimi de çekti... tabii sadece komutan olduğu için yada ilgimi çektiği için paylaşmıyorum burada... size en iyi hizmeti verebilmeyi düstur edindiğim için ince ince eleyip, sık dokuyorum... sanki benden hizmet isteyen var:)... bu komutan aynı zamanda oldukça iyi gitar çalıyor...

commander in chief sadece başkumandan anlamına gelmiyor... aynı zamanda başrollerini geena davis ve donald sutherland ın oynadığı bir de dizi var... varmış da…