Ana içeriğe atla

agso nefesli beşlisi ve tuna bilgin

agso nefesli beşlisi (fotoğraf: emre ergenç)

ankara gençlik senfoni orkestrasının fotoğraflarını çeken emre ergenç çok espritüel biri olmalı ki, çektiği fotoğraflarda herkes gülmekten kırılıyor... kısa bir süre önce de agso quartet hakkında bir paylaşım yapmıştım, o paylaşım da çok güler yüzlü idi... hatta onlarda yerlere yatma durumu da vardı... mutlulukları daim olsun...

bu sefer de ada dinçer (flüt), efil özdemir (klarnet), melisa büyükyörük (fagot), ogün koyunoğlu (obua) ve tuğçe divrik (korno) bir araya gelmişler ve agso nefesli beşlisi olmuşlar... çok da iyi yapmışlar...

önce önemli bilgiyi vereyim; 18 mart 2020 tarihinde, saat 20:00 de bilkent müzik günleri kapsamında ilk konserlerini verecekler ve başarılı genç piyanistimiz tuna bilgin ile birlikte poulenc  ve thuille’nin piyanolu altılı için yazdıkları eserleri seslendirecekler... mutlaka en kısa sürede biletlerinizi alın derim çünkü çok çabuk tükeniyor...

tuna bilgin

şef barış demirezer yönetimindeki ankara gençlik senfoni orkestrası hakkında yukarıda bağlantısını verdiğim agso quartet paylaşımında kısa da olsa bilgi vermiştim, oradan okuyun derim... agso, kaliteden asla taviz vermiyor... yani "bu kardeşler hanüz çok gençler, şöyle basit bir programla başlayalım" filan yok agso'da... zoru seviyorlar ve daha da önemlisi hem kendilerine hem de gençlere hak ettikleri şekilde güveniyorlar... yaylı sazlar dörtlüsü de oldukça zor bir eserle yola koyulmuştu, nefesli beşlisi de tuna bilgin ile birlikte aynı zorlukta eserlerle merhaba diyecek... her iki program da alışılmışın dışında eserleri içeriyor... özellikle poulenc'in piyanolu altılı için bestelediği eser, enstrümanların sınırlarını ciddi biçimde zorlayan bir eser... yani öyleymiş... ben anlamam, dinlerim sadece... dinlerken de sınırları zorluyor mu? bir bakacağım şimdi... baktım... işleri hiç de kolay değil... çok da güzel ve keyifli bir eser...

erik satie kadar eğlenceli ve dalgacı olmasalar da (bence tabii) ilginç tipler bu poulenc'ler... ler derken, bir grup besteci onlar ve benim diğerleri hakkında pek de bir fikrim olduğu söylenemez (yani hiç yok)... fransız altılıları denen les six'in en tanınmış tipi oluyor francis poulenc... şimdilik detayına girmeyeyim... en iyisi sonra da girmeyeyim, bilmiyorum çünkü... istesem de giremem yani anlayacağınız:))...

benim son yıllarda gördüğüm şu: gençler zoru seviyorlar... gençlik orkestraları ve bünyelerinden çıkan topluluklar, alışılagelmişin dışında olmayı seviyorlar ve çok da doğru yoldalar... konsere gidecekseniz, kesinlikle gençlik orkestralarını tercih edin derim...

neyse, agso nefesli beşlisini kısaca da olsa tanıyalım... hepsi çok genç, bir kısmı daha da genç... bir paylaşımda hepsi genç, bir kısmı daha yaşlı deme gafletinde bulunmuştum, aynı kapıya çıksa da bu kadar hanımefendinin bulunduğu bir paylaşımda kendimi durup dururken riske atmak istemiyorum... isimlerini sıkça duyduğumuz gençler yine... ben her birinden çok kısa bir şekilde bahsedeceğim, yazacaklarımdan çok daha fazlasına imza atmışlar aslında... tabii her zamanki gibi önce erkekler diyoruz..

ogün koyunoğlu

4 yaşındayken bilkent üniversitesi erken müzik eğitim programında müziğe başlayan ogün koyunoğlu, hacettepe üniversitesi ankara devlet konservatuvarında obua ile devam etmiş eğitimine... bu aralar lisans eğitimine devam ediyor ve meral vural leblebicioğlu ile çalışmalarını sürdürüyor... lise kısmını kestirmeden gidip, bir yıl erken tamamlamış... yurt dışında bir çok oda müziği ve orkestra konserine katılmış... orchestre des jeunes de la méditerranée en önemlilerinden biri... hacettepe gençlik senfoni, hacettepe üniversitesi senfoni , türkiye gençlik filarmoni , ankara gençlik senfoni, bilkent gençlik, cumhurbaşkanlığı senfoni, akdeniz gençlik, türk yunan gençlik, akademik başkent, doğuş çocuk senfoni ve çukurova devlet senfoni orkestralarında yer almış... türkiye gençlik senfoni orkestrası ile young euro classic festivaline katılmış... caspi art müzik yarışmasında da birincilik ödülünün sahibi olmuş...

eugene bozza - fantaisie pastorale


tuna bilgin

eğitimine bilkent müzik ve sahne sanatları lisesinde devam etmekte olan genç piyanist tuna bilgin; gülnara aziz ile piyano, ülkemin akbaş ile de kompozisyon çalışıyor... ulusal mozart akademi, ulusal adnan saygun, uluslararası ahmed adnan saygun ve rhapsody piyano yarışmalarında birincilik, uluslararası orbetello piyano yarışmasında da üçüncülük ödüllerine layık görülmüş... cyprien katsaris, konrad richter, stanislav ioudenitch, jura margulis, hüseyin sermet, gülsin onay, jean bernard pommier ve laszlo borbely gibi önemli piyanistlerin ustalık sınıflarına katılmış... bilkent 30. yıl festivali, antalya piyano festivali, gümüşlük müzik festivali, burdur genç yetenekler müzik festivali, bilkent piyano festivali ve mariinsky festivali gibi önemli festivallere katılıp, konserler vermiş...

ada dinçer

genç flütçü ada dinçer, çok önemli bir ismin torunu... geçtiğimiz sene kaybettiğimiz izmir devlet senfoni orkestrasının kurucularından ve emektarlarından olan keman sanatçısı arman özarın'ın torunu ve ilk müzik derslerini de doğal olarak dedesinden almış ada dinçer... arman özarın için sadece izmir devlet senfoniden bahsetmek de çok eksik kalır, hazır fırsat çıkmışken arman özarın hakkında kısa da olsa bilgi vermek istiyorum çünkü önemli bir isim kendisi... izmir öncesinde ankara devlet opera ve balesinde uzunca bir süre emek vermiş... cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrasında görev yapmış... antalya devlet senfoni orkestrasının da kuruluş aşamasında katkı sağlamış... izmir devlet konservatuvarında bir çok öğrenci yetiştirmiş... kendisine ait bir çok eseri de var...

dedesi de ilk müzik eğitimini babasından almış... yani anlaşılan ailenin yeni nesil müzisyeni ada dinçer de torununa ilk dersleri verecek artık... 6 yaşındayken bilkent üniversitesi erken müzik programına kabul edilen ada dinçer, cem önertürk ile flüt çalışmalarını sürdürüyor... 2016 yılında flüt eğitimine başlamış ve sadece bir sene sonra bilkent senfoni orkestrası eşliğinde solist olarak çalma başarısını göstermiş... ankara gençlik, bilkent çocuk ve bilkent gençlik senfoni orkestraları ile konserler vermiş ve miriam gussek ve ulrich mertin’nin oda müziği, prof. anne catherine heinzman’nın flüt ustalık sınıflarına katılmış... geçtiğimiz yıl aims müzik akademisinde claudia stein’in sınıfına kabul edilmiş... şimdiye kadar ülkemiz dışında almanya, ispanya ve bulgaristan'da konserler vermiş...

j. s. bach - e major sonat 1. bölüm


efil özdemir

müziğe trt ankara çok sesli çocuk korosunda başlayan efil özdemir, hacettepe üniversitesi ankara devlet konservatuvarında ekrem öztan ile başladığı klarnet eğitimini 2013 yılından beri tolga yüksel ile sürdürüyor... hacettepe üniversitesi gençlik senfoni orkestrası, bilkent gençlik senfoni orkestrası, hacettepe senfoni orkestrası, ankara gençlik senfoni orkestrası, başkent oda orkestrası ve doğuş çocuk senfoni orkestrası gibi önemli orkestralarla çalışmış, michel lethiec, nicolas baldeyrou, fabrizio meloni ve andrija mincic’in ustalık sınıflarına katılmış... tandem trio ile katıldığı eğirdir oda müziği yarışmasında üçüncülüğe, osmangazi oda müziği yarışmasında da klaranka klarinet ensemble ile birinciliğe layık görülmüş... 2018 yılında eskişehir büyükşehir belediyesi senfoni orkestrası’yla patrick souillot şefliğinde, 2019 nisan ayında ise hacettepe gençlik senfoni orkestrası’yla burak tüzün şefliğinde solist olarak yer almış... aşağıdaki video bu konserden... kontrbasçı atakan altun ile...

bottesini... doublebass clarinet gran duo


melisa büyükyörük

11 yaşındayken hacettepe üniversitesi ankara devlet konservatuvarında gülnur kurt ile başlamış fagota melisa büyükyörük... tabii müziğe başlaması çok daha erken yaşta koro ile olmuş... liseyi sınıf atlayarak üç yılda tamamlamış melisa da... ankara gençlik senfoni orkestrası, başkent oda orkestrası, başkent akademik orkestrası, hacettepe senfoni orkestrası ile birçok konserde yer almış ve hacettepe senfoni orkestrası ve eskişehir büyükşehir belediyesi senfoni orkestrası’nın yapmış olduğu genç solistler sınavlarını kazanarak, bu orkestralar eşliğinde solist olarak konserler vermiş... türkiye gençlik filarmoni orkestrasıyla birlikte almanya, italya, çekya, macaristan, polonya, slovakya ve avusturyada konserler vermiş... bakü’de düzenlenen 4. islam ülkeleri genç müzisyenler yarışmasında büyük ödülün, edirne mimar sinan rotary kulübü’nün düzenlediği uluslararası genç müzisyenler oda müziği yarışmasında da grubuyla birlikte ikincilik ödülünün sahibi olmuş...

c. m. von weber... andante e rondo ungarese


tuğçe divrik

2011 yılında uludağ üniversitesi devlet konservatuvarında özgün çakıcı’nın korno sınıfına kabul edilen tuğçe divrik; cem akçora, mahir kalmik, luca bennuci ve marie luise neunecker ile de çalışmalar yapmış... 2017 yılında bilkent üniversitesi müzik ve sahne sanatları fakültesine tam burs ile girmeye hak kazanmış ve o zamandan beri güloya altay ile sürdürüyor çalışmalarını... bursa bölge devlet senfoni orkestrası, uludağ üniversitesi gençlik senfoni orkestrası, doğuş çocuk senfoni orkestrası, ankara gençlik senfoni orkestrası, bilkent gençlik senfoni orkestrası, hacettepe akademik senfoni orkestrası, türkiye gençlik senfoni orkestrası ve bilkent senfoni orkestrası ile yurt içi ve yurt dışında konserler vermiş... tuğçe divrik de oldukça tecrübeli ancak ben ne yazık ki paylaşabileceğim bir video kaydına ulaşamadım şimdilik... ulaştığımda burada paylaşırım mutlaka...

bu konser kaçmaz... mutlaka biletlerinizi hemen alın... salonun en az 3 de 1 i şimdiden doldu, benden söylemesi... bu konserlere gençlere destek olmak için de gitmeyin... öyle diyorlar bazen, bana da çok tuhaf geliyor... yahu destek olmak için konsere mi gidilir!... konsere müzik dinlemek için gidilir... ben daha burada salonu tıka basa dolduramayan gençlere hiç tanık olmadım... doğru düzgün müzik dinlemek için gidin bu konserlere çünkü bu gençler büyük bir müzik aşkıyla, tutkuyla ve heyecanla yapıyorlar müziklerini...

"destek olun, konserlere gidin" lafını bi ihtimal ben de etmişimdir bir vakitler (etmemiş olmam lazım) ama özellikle son yıllarda bu tip laflara çok gıcık olmaya başladım... arkadaş; tüm samimiyetimle açık açık söylüyorum; gençlerin öyle bir desteğe ihtiyaçları yok... yaşlıların var! gerçekten var... gençler bu işi o heyecan ile çok iyi yapıyorlar ama "destek olun" ve "gittik, destek olduk" vs vs vs lafları onların büyük başarılarını gölgeliyor... bu işin sonu "biz gitmesek çalamayacaklardı" ya kadar gidecek korkarım... yok arkadaş, gerçekten işlerini çok severek ve çok iyi yapıyorlar, eğer gerçekten iyi müzik dinlemek istiyorsanız, kaçırmayın bu konserleri...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada