Ana içeriğe atla

pan-caucasian youth orchestra

pan-caucasian youth orchestra (foto: https://www.gulinatakli.com/)

başlık da pek bi havalı oldu böyle ingilizce filan... türkçesini sevemedim ben bu orkestranın nedense... pan-kafkas gençlik orkestrası... sıkıntı yok aslında ama o pan kısmını ne yapacağız?... pan kaldı öylece orada... neyse, sonuçta muhteşem bir orkestra... birlik beraberlik içinde çalan bir gençlik orkestrası... her ne kadar kafkaslarda birlik beraberlik gibi bir kavram pek olamasa da, gençler ve müzik bir arada, aynı çatı altında olabiliyorlar, gerisi hikaye... müzik ve müzisyenler haricinde hiç bir şey birleştirici olamaz zaten... o da hikaye ya neyse artık şimdi ortama uymaz:))... bir sürü müzisyeni bir araya getirip, tepelerine de pan'ı geçirdiniz mi mecburen birleşecekler, biz de aaa bakın müzik nasıl da birleştiriverdi, canım yaaa:)... işte müziğin gücü budur falan filan işte:)...

eylül ayından beri bu paylaşımı yapacağım, olmadı bir türlü... bu orkestrayı mutlaka yazmak istememin bir çok sebebi var... çok iyi işler çıkardı bu orkestra... bu mesela çok geçerli bir sebep... sağdan soldan yetenekli genç müzisyenleri topladılar... yahu var mı böyle bir cümle:))... paylaşmadan önce bir okuyup, kontrol edeyim demiştim, bereket okumuşum:))... böyle bir dil mi olur arkadaş... üstelik konu klasik müzik gibi ehmmiyetli bir konu... çakma klasik müzik yazarlığı, ne yaparsan yap anca bu kadar oluyor:))... kalacak öyle valla... yani şunu demek istemişim: kafkas kültürüne sahip ülkelerden yetenekli genç müzisyeleri bir araya getirdiler... sağdan soldan bulduklarını tutup getirmediler yani:)... olay mahalli avrupa değil... bu da bence geçerli bir sebep... ve tabii ki konunun gürcistan kaynaklı olması benim için çok önemli çünkü sebebini bilmediğim, bir türlü çözemediğim bir gürcü hayranlığım var ve olağanüstü kalitede bir organizasyona imza attılar...

bu orkestradan ilk haberdar oluşumun üzerinden bir yıldan uzun bir geçti... geçen sene başında her yerde gördüm bu orkestranın kurulacağını, kapılarını türk müzisyenlere de açacağını ve belli tarihlerde seçmeler yapılacağını... diğer ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de bilkent, hacettepe ve mimar sinan üniversitelerinde seçmeler yapıldı ocak ayı içinde ve tahminimce oldukça zorlu seçmeler sonucunda ülkemizden kabul edilen genç müzisyenler belirlendi...

bu konu ile ilgili olarak, ne öncesinde, ne de sonrasında hiç bir bilgi göremedim bizim klasik müzik camiasının nabzının attığı ortamlarda... halbuki çok fazla önemli bir festival idi... ve tabii ki bu gençlik senfoni orkestrası da çok fazla önemli... gençlik işi olduğu için olsa gerek, ben pek haber yada yorum göremedim... eminim ben görememişimdir... günlük gazeteler bile yazdılar!... bu paylaşımı özellikle bu sebeple yapmak istiyordum...

pan caucasian youth orchestra, 2019 yılında tsinandali festivali için kuruldu ve türkiye, gürcistan, ermenistan, azerbaycan, kazakistan ve ukrayna'dan 18-28 yaş arasındaki genç müzisyenlere çağrı yapıldı... ülkemizden kaç başvuru yapıldığını bilmiyorum ama hangi genç sanatçılarımızın orkestraya seçildiklerini aşağıya yazayım... hep korkarım bu durumlarda, umarım eksik yada hata yoktur... sadece bir kaç ismi yeni tanıma fırsatı buldum bu sayede, bazıları hakkında da paylaşım yapmıştım daha önce... bu tip paylaşımları ben bu yüzden çok seviyorum çünkü daha önce takip edemediğim isimleri de tanımış oluyorum...

keman - kazım kaan alıcıoğlu, esengül yıldız
viyolonsel - ezgi yağmur bilgin, derya kıraç
kontrbas - can canoğlu, gökçe küçükarslan, gizem sözeri
obua - gülin ataklı
fagot - zeynep bilgesu bozkaplan, melisa büyükyörük, ece nur özer
korno - mustafa kaplan
trompet - deniz arda başuğur
trombon - çetin umut
arp - merve kocabeyler, cansu sezal
vurmalı - fazilet ilke demli, doğa berk oktay

hem orkestra tanıtımı olması, hem de yaşanan tüm süreci vermesi sebebiyle aşağıdaki video çok önemli... bu orkestra; "siz birbirinizi yemeye devam edin ama biz gençler hep birlikte oturup uyum içinde çalarız" diyen bir orkestra... boşuna çok önemli demiyoruz sabahtan beri... sabah başladım, 15 saatte anca buraya kadar gelebildim de ondan... yavaş yavaş, sıkıntı yok, acele yok çünkü covid19 haşeratı ve çipçi bill gates sayesinde evde göbek besliyoruz zaten...



ilk duyduğumda, "kafkaslar birlik olup orkestra kuruyorlar, bir kaç da konser verirler, biz de yazarız bir şeyler, gençlik hevesidir, geçer" demiştim ben de ama arkasında oldukça sağlam bir klasik müzik festivalinin de temellerinin atıldığı ortaya çıktı... tsinandali klasik müzik festivali... gürcistan hükümeti ve silk road group, kafa kafaya vermişler ve bir müzik festivali yapalım, şöyle havalısından olsun demişler... bunca önemli iş dururken, bir hükümet neden böyle gençlik heveslerine kapılır? anlamadım gitti...

eski sovyetler birliği ekolünden gelen gürcistandan başka ne beklenir ki... klasik müzik dolaşıyor damarlarında ve resmen biz bu işi en iyi şekilde yaparız dediler ve yaptılar... hem de öyle eksiği gediği olmayan, her gün iki konserli, akademisinde gençlere eğitim veren, dünyaca ünlü isimleri toplamayı başaran, her yönüyle tam bir müzik ziyafeti olmuş anladığım kadarıyla... pan kafkas orkestrası genç sanatçıları da en az bir aylık süreyi akademik eğitim alarak, provalar yaparak ve bir çok konser vererek geçirdiler... eğlencesi, gezip tozması, tantanası filan da cabası... eğer kendini sağlam geliştirdiysen, seviyorsan bu işi, kabaca en az on senen hane halkının ve komşuların kafalarını şişirmekle geçtiyse, ödül olarak bu tip aktiviteler düzenliyorlar...

aşağıdaki videoyu kısa bir süre önce fagot sanatçımız ece nur özer hakkında yapmış olduğum paylaşımda vermiştim çünkü çok güzel bir solosu var kendisinin... affına sığınarak videonun tamamını buraya aldım çünkü bu orkestranın bulabildiğim tek videosu bu konser... ece nur özer'in sayfasından sadece solo kısmını dinleyebilirsiniz... şef claudio vandelli yönetimindeki kafkas gençlik orkestrası'ndan shostakovich sypmhony no:9... eser, şef ve orkestra muhteşem...



ülkemizden senem demircioğlu ve fazıl say'ın da katıldığı, 8-22 eylül 2019 tarihlerinde gerçekleştirilen tsinandali festivalinde resmen ünlüler geçit yaptılar... mischa maisky, yuja wang, lahav shani ve denis kozhukhin gibi solistler ve gianandrea noseda, sir andras schiff, gabor takacs-nagy, pinchas zukerman ve yukarıda videosunu paylaştığım claudio vandelli gibi büyük şefler...

bu isimlerle çalışmak, onlardan bir şeyler öğrenmek, bu şeflerle provalara ve konserlere çıkmak öyle kolay da değildir... bu sebeple çok fazla önemli bu orkestraya seçilmek... ve tabii benzeri oluşumlara vs... bu orkestra sadece bir örnek... ama çok güzel bir örnek ve 2020 için de seçmeler yapılacaktı ancak pan-demimiz yüzünden alt üst olmuştur organizasyon... mutlaka yapılır geç de olsa... bu sene de bomba isimler var bu festivalde... joshua bell gibi... bir diğer tanıdık isim ise veriko tchumburidze... fazıl say bu senenin programında da yer alıyor... daha bir çok önemli isim var 2020 programında...

aslında bu genç sanatçılarımız hakkında kısa kısa da olsa bilgi vermeyi ve videolarını paylaşmayı amaçlıyordum ancak bir kısmı hakkında çok fazla bilgim varken, bir kısmı hakkında neredeyse hiç yeterli ve doğru bilgiye ulaşamadım... hem tek paylaşımda birden fazla müzisyenden bahsetmeyi aslında hiç sevmiyorum -işin kolayına kaçacaktım, itiraf edeyim:) ama meğer kolay değilmiş:))... hem de paylaştığım bilgiler yarım yamalak ve dengesiz oluyor... bu da doğal çünkü yukarıda da belirttiğim gibi, derslerle ve sınavlarla boğuşan öğrenciler de var, konservatuvarda hocalık yapan da... tamamı da yıllardır adını duyduğumuz müzisyenler... çoğunu uzun süredir elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum ama maalesef haklarında paylaşım yapma fırsatım olmamıştı... her biri ayrı ayrı çok ciddi ve başarılı çalışmaları olan isimler... fırsat buldukça ve kendilerinin başarı haberleri de geldikçe paylaşacağım... iyi sıyırdım bu işten:)... arkadaş 18 kişi yazılır mı yahu:))... karantina biter, 18 kişi bitmez... ben 6-7 kişi diye biliyordum başlarken:))...

resmen yazıya italik olarak bir yazı daha ekledim ama şimdiki gençler çok çalışkanlar ve koltuklarında 3-5 karpuzu rahatlıkla taşıyabiliyorlar... çok farklı işlerin altından aynı anda kalkabiliyorlar... bu sayfada o kadar çok tanık oldum ki... öyle isimleri yazdım ki, inanılmaz... şaka yollu "yapmadığı bir mankenlik kaldı" yazdığım bir müzisyenin 3 hafta sonra mankenlik yaptığını da gördüm:))... her birinin yaklaşımı çok farklı ama sonuçta hiç birinin 1 saati bile boş geçmiyor...

bu tip organizasyonları, projeleri ve oluşumları çok seviyorum, çok fazla önemsiyorum... bu sayfada bir yandan sürekli yarışmaları paylaşıyorum ama diğer yandan sanatta yarışılmasını hiç mi hiç sevmiyorum ve normal de bulmuyorum... sanatla yarışmayı bir türlü bağdaştıramıyorum ben... ama o yarışmalardan alınan dereceler de göğsümüzü kabartmıyor değil... duyduğum her dereceyi de harıl harıl keyifle paylaşıyorum burada... yani anlayacağınız, ciddi bir ikilem içindeyim ama başarı denince akla ilk gelen yarışmalardan alınan dereceler olmamalı... yarışmalar iş sanat parlayan yıldızlar konser serisi gibi olmalı ille de olacaksa... yarışma olduğunu çaktırmayan yarışmadır... yukarıdaki paragrafta da yazdım, başarı haberleri geldikçe paylaşırım dedim ama kast ettiğim sadece yarışmalar değildi... müzisyenlerin başarısı bence sahnede seyirci karşısındadır özellikle... seyirci hayran hayran alkışlıyorsa, iş bitmiştir... tabii ki yarışmalara katılınır ve dereceler de alınır ama sahne sanatlarında ve müzikte en büyük başarı seyirci alkışıdır...

bu konuda geçen sene konserleri ile dikkat çeken genç müzisyenleri bildiğim kadarıyla yazmaya çalışmıştım... okursanız sevinirim... çünkü ne kadar erken yutulursa sahne tozu o kadar iyidir...

eskiden çok fazla duyduğumuz, şimdilerde pek kalmayan çok önemli bir konu var... sahnede doğup büyümek... çocukluğun sahnelerde ve kulislerde geçmesi... eğitim bebeklikten mezaradır... şöyle oluyor; anne ve/veya sahnelerdedir... müzisyendir, dansçıdır, tiyatrocudur vs vs vs... çocuk o ortamı yaşayarak büyür... çok örneği var bunun... yada çıraklıktan başlamıştır...

günümüzde bu durum artık yok yada nadirdir belki... bu yaklaşıma sahip çok iyi öğretmenler var! onu mutlaka belirtmem gerekir... bütün öğretmenler değil, bazıları... bir de böyle organizasyonlar var ki bir nebze de olsa, kısacık da olsa, usta-çırak ilişkisini yansıtıyorlar...

ayrı yazayım; işte sanat eğitimi de öyle olmalıdır... bu sebeple çok önemli bu oluşumlar... çok değil, aşırı derecede önemli... pan-caucasian youth orchestra çok çok iyi bir örnek... orada geçirilen  bir kaç hafta, bir kaç yıla bedel... bu şuna benziyor; futbol yaz okuluna gidiyorsunuz, size eğitim verenler ronaldo ve messi... anlaşıldı?... konu pan kafkas gençlik orkestrası ama tek seçenek mi? tabii ki değil... gençlik orkestralarımızın tamamı benzeri vasfa sahipler... ilk aklıma gelen iki güzel örnek; agso quartet ve agso nefesli beşlisi... tek bir konser bile koskoca okuldur icabında... gümüşlük, caka, aima, kaş kampı, müzik köyü vb gibi bir çok güzel çalışmalar da var... ülkemizde sponsor sorunu sürekli söylenir ama o da yok değil ki... tüpraş, doğuş, eczacıbaşı, iş bankası vs... aklıma gelenleri yazıyorum, unuttuklarım gücenmesinler... bu işlerin altından kalkacağından emin olduğum öğretmenler ve duayen sanatçılar da zaten var... ve çok iddialı bir gençliğe de kesinlikle sahibiz... en emin yazdığım da bu oldu...

işte özellikle de bu sebeple ille de bir şeyler yazmak istedim pan-caucasian youth orchestra hakkında... kısacık bir video ile noktayı koyayım... gustav mahler'den symphony no. 2... resurrection... farkında değilsiniz, ben bu yazıyı yazarken, zaman zaman sinirlendim ve bir sürü laflar ettim ama hiç birisinin genç sanatçılarımızla ilgili olmaması nedeniyle, sildim... saygısızlık olur çünkü ama başka paylaşımlarla yazarım o sildiklerimi... şimdi yine sinirlerim tepeme zıpladı çünkü aşağıdaki muhteşem ortamın uzun versiyonu yok... bu kadar iyi bir festivale imza atmışlar ama konserlerin videoları yok... yukarıda tamamını verdiğim videoyu paylaşan da festival değil!... şef paylaşmış... o paylaşmasa, o da olmayacaktı... neyse... bu arada, bitti bu yazı... çoktan bitti aslında, ben sadece sağa sola laf edeyim diye uzatmıştım, onları da sildim...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada