Ana içeriğe atla

yıllar sonra tomris öziş

tomris öziş
bugün facebookta emre nurbeylerin paylaşımlarına bakarken birden karşıma çıktı tomris öziş... çok eskilerden izmirli usta bir piyanistin yıllar yıllar sonra yeni çıkan 5 cd lik canlı kayıt! albümünü, yine izmirli çok genç bir piyanistin sayfasında görünce çok şaşırdım... ne yalan söyleyeyim, tomris özişin kim olduğunu hemen hatırlayamadım!... adını bildiğim ama bir türlü kim olduğunu hatırlayamadığım tomris öziş, çocukluğumun piyanisti idi... bakmayın çocukluğumun piyanisti dediğime!... bu şekilde albümünü görmüş olmasaydım, birisi sorsaydı, kesinlikle hatırlayamazdım kim olduğunu!...

şimdi bunları yazınca, derdim yine depreşti... uzunca bir döneme damgasını vurmuş, çok iyi eğitimli, dünyanın en önemli mekanlarında konserler vermiş, büyük orkestralarla ve şeflerle çalışmış bir büyük isim, nasıl da unutuluveriyor!!!... "bu değerli insanlar hakkında her türlü bilgi her zaman el altında bulunmalıdır, bu sebeple artık internet çok önemlidir" deyip durmamın sebebi de açıkça anlaşılmıştır umarım...

lütfen okuyunuz: kaybolup gidecek müzisyenlere 2 çift laf

bir zamanlar adından çok söz ettiren ünlü piyano üstadımız unutulup gitmemiş bereket!... bereket bir diğer piyano üstadımız idil biret, çok önemli bir adım atmış ve "türk sanatçılar baskısı" etiketiyle tomris erişin 1965-1979 yılları arasındaki canlı kayıtlarını 5 cd lik bir albüm olarak yayınlamayı başarmış...

gerçekten çok önemli... idil biret e sadece bunun için ayrıca teşekkür etmek gerek... resmen çok yakınları ve ciddi biçimde ilgilileri dışında neredeyse unutulmuş olan yada belli bir yaşın altındakiler tarafından hiç tanınmamış olan bir çınar, idil biret sayesinde yeniden doğdu ve artık yaşayacak...

yılını vaktini zamanını hatırlamam mümkün değil, tomris öziş hakkında net biçimde hatırladığım küçük bir yazı okumuştum bir dergide... bir zamanlar bu ülkede gazetelerde ve dergilerde tomris özişlerden bahsedilirdi!... radyoda çalardı... tek kanallı trt, tomris özişlere de yer verirdi mutlaka!... neyse, o yazıyı neredeyse tam olarak hatırlıyorum... yazıda; izmirli büyük piyanist tomris özişin ankarada verdiği bir konser anlatılıyordu ve hiç unutmadığım cümle şu idi: "akordu bozuk eski bir piyano ile çok kötü bir akustiğe sahip, sesi yutan malzemelerle kaplı salonda, izmirli piyanist tomris harika bir konser vermeyi başardı"

tomris öziş - 1965-1979 yılları canlı konser kayıtları
1965-1979 yılları arasında, tomris öziş tarafından verilen resitallerin ve orkestra eşliğindeki konserlerin canlı kayıtları mümkün olduğunca temizlenerek, 5 cd lik bir toplu albüm olarak basılmış ve şu anda piyasada... bu kayıtların bir diğer önemli özelliği, seyircilerce kaydedilmiş olmaları!... o yıllarda seyircilerin böyle kayıtlar yapabilmeleri benim çok ilgimi çekti gerçekten ve merak da ettim hem kayıtları yapan izleyicileri hem de yıllar sonra 5 ayrı albüm olarak yayımlanacak derecede iyi kayıtları nasıl yapabildiklerini... izmir, istanbul, ankara ve detroit konserlerinin canlı kayıtları; ankara ve brükselde temizlenip, dijitale çevrilerek basılmış... benim henüz alma fırsatım olmadı ama ilk fırsatta bu önemli kayıtlara sahip olacağım çünkü kayıtlar yeni değil ve canlı!... canlı olması çok önemli ve belki de asıl önemli olan, kayıtlar çok değerli bir isme ait... o kayıtları bize kazandıran isim de çok değerli... bu emek karşılığını bulmalı ki, devamı gelsin... kim bilir aslında gün yüzüne çıkmamış daha ne kayıtlar vardır... teknik olarak belki mümkün değildi ama bu kayıtlar plak olarak çıksaydı diyeceğim ama:)... şımarıklık olacak:)... 5 cd lik toplu albüme sitesinden yada müzik mağazalarından ulaşıp, satın alabilirsiniz... alabilirsiniz değil, mutlaka alın...

iba, idil biret arşivi... bu etiketle, idil biretin canlı ve stüdyo kayıtları, besteciler bazında ayrı ayrı yayımlanıyor... bildiğim kadarıyla, eşi şefik büyükyüksel üstlenmiş yayım işini... zannedersem turkish artists edition serisini de başlattılar ve ilk basım da tomris öziş adına gerçekleşti... idil biret arşivine ek olarak bu serinin de başlaması, harika bir koleksiyona işaret ediyor...

tomris özişe ait canlı kayıtlar bestecilere göre sınıflandırılmış ve her cd nin kapağında sanatçının eski fotoğrafları kullanılmış... kapaklarda ayrıca önemli müzisyenlerin tomris öziş hakkındaki görüşlerine de yer verilmiş... toplu albüm; mozart, beethoven, mendelssohn, chopin, lizst, brahms, debussy, ravel, strauss ve prokofiev eserlerinden oluşuyor...

tomris öziş - chopin, ravel ve debussy
1935 doğumluymuş tomris öziş... bugün 82 yaşında... kendisini canlı dinleyenlerin öve öve bitiremedikleri bir isim... özellikle idil biret gibi ustalara ve bu işin duayenlerine göre, gerek teknik açıdan, gerekse yorum açısından çizginin çok üstünde bir piyanist tomris öziş... izmir doğumlu... çok küçük yaşlarda izmirde madam van der rover ve selahattin göktepeden almış ilk derslerini... izmir konservatuvarında seride barlas ile çalışmış... üstün yetenekli genç müzisyenler sınavında başarılı olmuş ve almanyaya gitmiş eğitim için... münihte prof. rosl schmidt in öğrencisi olmuş ki almanyanın en önemli piyanistlerinden biridir... sonrasında dünyanın bir çok önemli şehrinde resitaller vermiş... tabii türkiyede de... 1960 yılında bitirmiş eğitimini, 1982 yılına kadar oldukça aktif bir şekilde sanatını başarıyla icra etmiş, ülkemizi de temsil etmiş... sonrasında ardı ardına gelen rahatsızlıklar nedeniyle sahnelerden kopmak zorunda kalmış... böyle bir sanatçı için altından kolayca kalkılabilecek bir durum değil... çok kötü olmuş hem kendisi için hem de bizler için...

1982 yılına kadar izmir devlet konservatuvarında ve ege üniversitesi güzel sanatlar fakültesinde (her iki eğitim birimi de daha sonra 9 eylül üniversitesine geçti) piyano hocalığı da yapmış olan tomris öziş, ege üniversitesi kayıtlarına göre, tiyatro bölümünde de hocalık yapmış yıllarca...
Tomris Hanım’ın kayıtlarının olduğunu biliyor, çok da dinlemek istiyordum. Ancak Tomris Hanım’ı bir türlü razı edemiyordum. Nihayet eşi bir gün bu tabuyu yıkmış ve bana Mendelssohn’un ‘Variations serieuses’ eserinin Amerika’da konserde alınan bir kaydını dinletmişti. Bu hakikaten her bakımdan mükemmel bir icraydı. Çok etkilenmiştim. Ünal Bey’den daha birçok kaydın olduğunu öğrenince, Tomris Hanım’ın şiddetli itirazlarına rağmen, hepsini duymak istedim. Kayıtları dinledikçe şaşkınlığım giderek artıyordu; bu kadar önemli bir piyanist neden daha fazla tanınmıyordu?
böyle diyor idil biret konu hakkında...

tomris öziş hakkında bilgiye ulaşmak kolay değil... bence hakkında kitap da yazılmalı... hiç dilim varmıyor böylesine övgüler alan bir dev sanatçı için unutulmuş demeye ama ne yazık ki gerçekten artık unutulmak üzereymiş tomris öziş!... idil biret muhteşem bir güzellik yaptı bizler için... turkish artists serisinde gelecekte kimler yer alacak ben çok merak etmeye başladım...

en çok da merak ettiğim konu şu: tomris öziş gibi daha bilmediğimiz yada unuttuğumuz kimler var acaba?... yada mihter çelebinin kayıtları mesela?... gerçekten çok merak ediyorum...

tomris öziş - 1965-1979 yılları canlı konser kayıtları

henüz dinlemek nasip olmadı ama eğer bir şekilde kısa kısa da olsa idil biretin kendisi tarafından tomris öziş yorumlarına örnekler paylaşılırsa, ben de burada paylaşırım... yorumları için söylenenler oldukça önemli... derin müzikalite... mükemmel ve pırıl pırıl bir teknik... hayal gücü... cesaret... parlak ve şaşmayan virtüözite... titizlik ve mükemmelliyetçilik... doğallık... çok geniş bir repertuvar...

ben idil bireti bir kez daha kutlamak ve teşekkür etmek istiyorum çünkü tomris öziş, idil biretin çabaları sayesinde resmen yeniden doğdu ve unutulmayacak...

Yorumlar

  1. Merhaba ,
    Ben Ayşe Öziş , Tomris hanımın kızıyım .
    Övgü ve bilgi dolu yazınızı okudum , çok mutlu oldum . Hemen şimdi annemi arayıp ona da okuyacağım .
    Teşekkürlerimle ....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. merhabalar ayşe hanım... katkınızı görünce çok mutlu oldum:)... anneniz tomris hanımı aslında neredeyse hiç tanımıyoruz ama övgülerin çok daha fazlasını hak ettiği kesin... tomris hanımı yeni bir resitalle canlı dinlemeyi çok isterim... isterim değil, eminim isteriz... anladığım kadarıyla, bu albümün yayımlanması konusunda bile ikna olmamış kolayca ama bir minik resital de olsa belki mümkündür?... çok güzel olur:)... anneniz tomris ustaya saygılarımı iletebilirseniz çok sevinirim ayşe hanım... asıl ben teşekkür ederim sizlere...

      Sil
    2. Bu CD'yi bulabileceğim bir yer var mı acaba ?

      Sil
    3. merhabalar tufan bey... şimdi inceledim, bazı internet üzerinden satış yapan platformlarda bu albüm bulunuyor... örneğin opus3a da mevcut...

      Sil
  2. Keriman BEZMEN24 Temmuz 2017 19:52

    Ne kadar güzel bir yazı okudum. Dev bir müzisyenimiz bir büyüğünün yaşamasını, yeniden soluk alıp vermesini sağlıyor. İşte bizim ihtiyacımız olan beraberlik bu, saygı bu, sanatkar olmanın gereği bu. Çok mutlu oldum yazınızı okuyunca, sevgli kızının yazsdıklarını da okuyunca. Bu ne güzelliktir böyle. Bu insanın mutluluğunu düşünebiliyor musunuz.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da