Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

duo barbari

doğma büyüme bir gitar manyağı olup; üstüne üstlük, sonradan görme bir kontrbas hastası da olunca, kendine hemen çekiyor duo barbari... önce fatih murat belli ile tanıştım, kimmiş, ne yapıyormuş, nasılmış filan derken; kontrbasçı umberto salvetti ile kurduğu çiçeği burnunda gitar-kontrbas ikilisi duo barbari hakkında yazmayı daha uygun buldum...

www.duobarbari.com

facebook.com/duobarbari

barbari bildiğim kadarıyla italyanca barbarlar anlamına geliyor... barbaro, barbar ama barbari çoğul... bildiğim diğer anlamı ise bir çeşit iran ekmeği... (amma kültürlüyüm değil mi:)...) italyanın torino kentinde doğduğu göz önüne alınırsa, barbarlar daha mantıklı... her neyse... şimdi diyecekler "biz müzik ikilisiyiz, herif ekmekten bahsediyor!"... haklılar tabii... hemen araya bir duo barbari yerleştireyim, önce bi dinleyin bakalım... yarım ekmek arası harika bir barbari:)... tam dayaklık oldum artık...

Annette Kruisbrink 5.Dance



murat ve umberto, türkiye ve italyada yürüyen bir erasmus pro…

notalar ve kentler

her pazar günü saat 14:00 - 15:00 arası, radyo 3 klasik kuşağı...

yapımcı yaprak öztürk tarafından hazırlanıp, bahar dingil tarafından sunuluyor...

harika bir program, insanı gerçekten alıp, götürüyor, gezdiriyor ve bitmesin istiyorsunuz... nereye mi götürüyor?... tabii ki müzik tarihinde önemli yer tutan o ünlü kentlere... ünlü yada unutulmaya yüz tutan bestecilerinin, şehrin kokusunu almış besteleri eşliğinde; o kentleri bir bir gezdiriyor program...

program bildiğim kadarıyla ilk yayınını 10 ocak 2016 da gerçekleştirdi ve bir çok kenti gezdirdi, yaşattı... geçmiş bütün programları aşağıda bağlantısını verdiğim potcast sayfasından mutlaka dinleyin ve yeni bölümleri de takip edin derim...

notalar & kentler

klasik müziği bana ilk sevdiren trt radyo 3 idi... tabii çoook eskiden!... şimdi öyle bir radyo kanalını asla bulamazsınız... uzun bir süredir de yok zaten... yani var ama yok... kalitesi tavan yapmış, bütün gün klasik ve caz çalan, arada nadiren kalite sınırları dışına çıkmada…

begül erhandan anadolu ezgileri

klasik gitarcımız begül erhan hakkında daha önce bir paylaşım yapmıştım, dilerseniz aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz...

begül erhan

begül erhan, benim çok beğendiğim ve çok önem verdiğim isimlerden... elimden geldiğince takip ediyorum, çok istikrarlı bir şekilde çalışmalarını sürdürüyor ve her geçen gün adını biraz daha duyuruyor... önceki paylaşımımda da bahsetmiştim; türkiyede pek gidilip konser verilmeyen (nedense) şehirlerde konser veren nadir klasik müzik sanatçılarından biri... içinde topluma karşı sorumluluk hisseden bir sanatçı... oldukça genç ve yetenekli... ama yine önceki paylaşımımda da vurgulamış olduğum gibi, ben begül erhana hak ettiği ölçüde sahip çıkılmadığını düşünüyorum!...

resmi, özel, tüzel, kuruluş, kişi, oluşum vs vs vs... her ne ise, ilgili olabilecek, sorumlu olabilecek, destek çıkabilecek birileri yok mu? begül erhana?... destek derken maddi desteği de kast etmiyorum, bu ülkede sanatçının sanatçıya destek olmadığına da çok tanık oldum ben... destek derke…

seikilos mezar yazıtı

"nota denen şeyi hangi sivri zekalı akıl etmiş acaba!?" gibi saçma ve gereksiz bir şey takıldı boş kafama gece gece... dur bi bakayım, google ekselansları kendimi şanslı hissettirsin dedim... üniversite, enstitü, müze sayfalarını dolanırken, karşıma yukarıdaki sütun çıktı... yanında da tralleis filan yazıyor... "yahu benim memleket orası!" dedim... doğup, serpildiğim yer!... hatta biraz fazlaca serpilip, serpme börek gibi olduğum aydın!... efeler diyarı... dağlarından yağ, ovasından bal akan bu küçük anadolu şehrinin tepelerinden de notalar süzülüyormuş meğer... anlatıma bak!... yaşlandıkça salak bir şey olmaya başladım iyice...

yukarıdaki fotoğrafta, sağda üç gözlü, kemerli bir yapı var ya!... işte ona üç gözler deniyor... isimlendirmeler böyle oluyor işte... "aa bunun 3 gözü var, adı üç gözler olsun:)" ... onun her yerinde dolanmış bir herif olarak, hiç bilmediğim bir şeyi öğrendim!... denk geliş... bıraktım notaların peşini... bana ne yahu kim neden i…

mert hakan şeker

alın işte 10 yaşında bir delikanlı daha gitti birinci oldu geldi... genç piyanist mert hakan şeker... çok değil, taş çatlasın iki sene önce, ben fırsat buldukça sağı solu tarar, genç yetenek avcılığı yapardım... yılda 1-2 tane çıkardı en fazla... şimdi ayda bir kaç tane sevindirici haber alıyor olduk... öncesinde de vardı mutlaka bu tip başarılar ama bilgiye ulaşmada sıkıntı vardı her halde diye düşünüyorum... daha da kuvvetle muhtemel olan sebep -ki bence böyle- sanat eğitimi veren okullarımız köklü değişimlere gittiler... büyük ihtimalle son 8-10 yıl içinde sistem değiştirdiler, bakış açısı değiştirdiler ve meyveleri şimdi alınmaya başladı... konu hakkında net fikrim yok ama bazı üniversiteler dünyaya daha iyi entegre oldular ve paralelinde diğer okullar da kendilerini yenilediler...

bilmiyorum ama mesela en basiti; ben eskiden şu serzenişi çok duyardım ailelerden: "henüz küçük diye falanca enstrüman başlatmadılar, okula almadılar vs vs vs..." ben de buradan kızardım, 1-2…

gerçek müzik ve gerçek müzisyenler

yukarıdaki foto biraz alakasız oldu konuyla ama biraz da alakalı gibi sanki... ille de foto koyacağım ya!... ondan...

kel alaka insanların aynı müziği aynı anda seslendirmeye kendilerini adamış olmaları ve ortaya anlamlı şeyler çıkarabilmeleri beni de insan ırkı için biraz daha olumlu düşünmeye sevk ediyor zannedersem ama ben paul mccartney gibi bayılamıyorum bir türlü şu insanlığa... tek tek sevdiğim insanlar tabii ki var ama "insanlık" denince tüylerim diken diken oluyor... sevemedim insalığı, napayım olmuyo:)... bence zırvalamış ya neyse artık...

bir parça müzik için kendini adamış gerçek insanlara ise hayranım... müziğe bir şekilde bulaşmış olanların bir kısmına yani:)...

takım çalışmasıymış şuymuş buymuş, hepsi de insanları robotlaştırmaya yönelik safsatalar... çıkardılar bi insan kaynakları ve kişisel gelişim tatavası, bütün dünyayı salağa çevirdiler... ne takımı, ne takım çalışması arkadaş... yaşam koçu, sınav koçu vs vs... yakında işemeye giderken bile uzatacak bi koç…

ayumi ueda & women of the world

24 eylül günü, saat 20:30 da... istanbul uniqhall de... dünya turnesinin ilk konserini veriyorlar... eren başbuğ ve ayumi ueda... kendilerine yüksek sadakat grubundan tanıdığımız deniz alemdar da eşlik edecek... bu ziyafeti kaçırmayın...

zuhal müzik katkısı ile gerçekleştirilecek konserde; dream theater, steven wilson, radiohead, massive attack yanında, yoko kanno, remioromen ve chara gibi isimlerin eserlerini dinlemek de mümkün olacakmış...

kaçırılmamalı...

biletix den biletinizi hemen alabilirsiniz... hadi alın bakalım...

tabii uniq istanbul hall den de alabilirsiniz... gişedendir...

eren başbuğ hayranı olarak, daha önce yapmış olduğum aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz...

eren başbuğ

like a dream

röportaj

progresif eren

roli seaboard buluşması


ekleme/14 eylül 2016 eren başbuğ ve ayumi uedanın birlikte kurdukları grubun adı etkinlikte kullanılmadı ama sonradan geldi... iliminal!... ve çıkış klibi de oldukça taze... act of faythe... jordan rudess ve john petrucci ortak yapımı bir drea…

kommagenenin son kralı nemrud

ptolemaios, sames, mithridatlar, antiokhoslar derken; son kralı kommagenenin 2008 yılında kurulmuş: nemrud!... 2010 yılında çıkardıkları ilk konsept albümleri olan journey of the shaman, benim en son dinlediğim albümleri oldu! çünkü ben nemrud ile 2013 yılında çıkardıkları ritual ile tanışabildim... tanışmam oldukça geç gerçekleşti anlayacağınız... neden? derseniz, bilmiyorum... "offf çok sağlam grup yahu, nasıl da keyifle yazılır!" demem ile bugün arasında da 3 yıl geçti! oldu 2016 ve keyifle yazmak nasip olmadan, üçüncü albümleri nemrud u keyifle dinlemek nasip oldu... hiç olmazsa, dördüncü albümleri çıkmadan yazayım bari dedim ve başladım nihayet...

ben de grubun kendi sayfasında yaptığı açıklamaya uyarak, konuyu bugünkü nemrut dağında bulunan o meşhur kral heykellerine ve mezara ithafen kommagene uygarlığına bağladım ancak grubun adının yazılışına bakarsak, nemrudun aslında nimrod olarak bilinen sümer kralı olduğu ve nemrut ile ilgisi olmadığı söylenebilir... nemrud grub…

victor wooten'dan prog metal

gelmiş geçmiş en iyi bas gitarcılardan biri victor wooten... benim için ise dünyanın en iyisi... iddialı olabilir ama benim 1 numaramdır kendileri:)... kısacık bir haber okudum, hemen ortalığa yayayım istedim... yakında iyice çıkar zaten kokusu...

progresif rock a daha doğrusu tam olarak prog metale dalış yapmış... ne zaman yaptı, ne ara daldı tam bilmiyorum ama grubu bile kurmuşlar: octavision...

victor wooten - bas gitar
steve weingart - klavye
ara torosyan - klavye
roman lomtadze - davul
hovak alaverdyan - gitar

her yerde victor wooten ın prog metal grubu octavision olarak bahsediliyor, büyük ihtimalle gruptaki en tanınmış kişi olduğu için ama aslında grubu bir araya getiren gitarcı hovak alaverdyan!... kısa bir süre önce yani 2016 da bir araya geldiler ve çalışmalara başladılar... ilk single ları çıktı bile... bu singıl lafına da gıcığım, arkadaş bunun türkçesi ne?... bu anlamı veren bir karşılığını ben de bilmiyorum... neyse artık...

ilk parçaları büyük ihtimalle grubun tanıtımı gibi…

barış ve müzik elçisi paris aspen

genç piyanist paris aspen arın hakkında daha önce de paylaşımım olmuştu, aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz dilerseniz... yani kibarlıktan dilerseniz diyorum, bu gidin önce onu okuyun demek oluyor...

paris aspen

benim çok keyif alarak yaptığım paylaşımlardan biri idi... genelde eski paylaşımlara eklemelerde bulunuyorum ama paris hakkında yazılacaklar zannedersem biraz birikti... daha da doğrusu, şu yukarıdaki fotoğrafı, aşağıdaki fotoğrafı ve videoları mutlaka paylaşmak istedim, o yüzden yani... baksanıza şu yukarıdaki fotoğrafa... uçuşa geçmiş hafiften:)... bir de tam uçarken videosu var kısacık ama burada paylaşamıyorum...

artık bir barış ve müzik elçisi paris aspen... harmony for peace foundation tarafından barış ve müzik elçisi olarak seçildi ve kültürler arası genç müzik temsilcilerinden biri artık paris aspen...

barış ve müzik demişken!

ülkeler ve kültürler arası anlayışı ve karşılıklı saygıyı; sanat ve özellikle de müzik aracılığı ile sağlamayı amaçlayan vakfın genç müzik elçi…

şampiyon ali deniz kardelen

temmuz 2016 da yola çıktı, kanada, amerika dolaştı, derken dereceleri kapıp geldi... bir adet ikincilik, 1 adet de birincilik... daha önce hakkında bir şeyler karalamıştım, önce o paylaşımı okursanız daha iyi olur...

ali deniz kardelen

bir çok albümde çalan, bir çok grupla da çalışan, çok azimli ve çalışkan olduğunu tahmin ettiğim bir müzisyen ali deniz kardelen... çok farklı türlerde çalışmalarına tanık oldum, metalden elektroniğe, klasikten popa kadar bir çok türde çok başarılı olduğu konusunda da dedikodular dinledim:)... eski bir arkadaşı, önceki paylaşıma yorum yaparak, kendisinin oldukça naif ve tevazusuyla insanı çıldırtan biri olduğunu yazmıştı, onu da ekleyeyim...


daha önce kendisine ait resmi bir sayfa vardı ama şimdi yok!... aşağıdaki facebook sayfası artık kendi resmi sayfası şu anda... ben de bulabildiğim kadarıyla idare ederim artık...

facebook.com/alidenizkardelen

birincisi: kanada 2. lik ödülü aldı...

ikincisi: amerikada birincilik ödülü aldı

her iki üstün başarısı için kut…

barış ve müzik

bu yazıyı bu blog için yazmamıştım ve 2013 yılında başka bir yerde 3 ayrı yazı olarak yazmıştım... bu sebeple bazı ifadeler tuhaf gelebilir... şimdi bu bloğa ekledim ve bloğa uygun olacak şekilde değişikliklerle birlikte, adını barış ve müzik olarak değiştirdim... barış ve müzik çok fazla iç içe... daha doğrusu barış ve sanat... çünkü gerçek barış savaşçıları hep sanatçılar olmuş, özellikle müzisyenler... bu yazı yanında ek olarak müzik ve siyaset de okunursa sevinirim...

çok yaşa mutlak barış!...

barışmış şuymuş buymuş gibi şeylere zerre kadar inanmıyorum... olmayan bir şeye yada varsa bile hiç tanık olmadığım bir şeye nasıl inanayım ki!... inanmıyorum demem yanlış oldu aslında "inanıyorum" ama "görmedim, bilmiyorum, tanık olmadım"... sürekli barış barış barış diye söylenen bir şey var dillerden düşmeyen ama kimsenin de tanık olmadığı, nasıl bir şey olduğu hakkında kimsenin zerre kadar fikre bile sahip olmadığı bir şey barış...

ufo deniyor barış gibi şeylere!... var…