Ana içeriğe atla

ergüder yoldaş

sultan-ı yegah besteci
ergüder yoldaş

ergüder yoldaş dendiği anda ardından hemen sultan-ı yegah gelir akla... sultan-ı yegah dendiğinde de akla gelen, attila ilhan, ergüder yoldaştır ve muhteşem sesiyle nur yoldaş'tır... albüme de adını veren sultan-ı yegah ve albümdeki mahur parçalarının sözleri attila ilhan şiirlerinden... mahur, sultan-ı yegah kadar dillere dolanmadı maalesef...

sultanî yegâh, bildiğim kadarıyla bu şekilde yazılıyor türk müziği makamı olarak ve buselik makamının yegah perdesine transpoze edilmesiyle elde ediliyormuş... bu makamı, bu esere ne kadar da güzel uyarladığı yazılıyor sağda solda ama ergüder yoldaşın bu muhteşem eseri gerçekten adı ile aynı makam mı? ki diye araştırınca, öyle olmadığını öğrendim... yani sultan-ı yegah'da bu makamı kullanmamış ergüder yoldaş, segah makamıymış galiba... normalde yakışık alanı, o makam ile bestelemiş olması değil midir?... değildir çünkü bence özellikle bunu vurgulamak için o makamı seçmemiştir ergüder yoldaş... şiirde bahsedilen makam değildir çünkü... tabii bu benim yorumum...

şimdi bu makam olayını neden yazdım?... albüm çıktıktan sonra, trt'den sansür yemişti bu şarkı... yasaklanmıştı... sebebi ise; makamın "sultanî yegâh" olmasına rağmen, şarkının sultan-ı yegâh olarak okunuyor olması idi... diyeceksiniz ki ne alaka yani?... olur mu hiç... trt'den kaçmaz... sultanî yegâh, sultana adanmış bir makam adıdır... yegah'ın kelime anlamı "tek" yada "bir"... çok da önemli değil, bazı yerlerde sultana ait olan vs diyenler de var... yani sultana ithaf edilen makam... ve makam adı... ama attila ilhan'ın şiirinin adı sultan-ı yegah... yani yegah'ın sultanı gibi bir şey... attila ilhan, harf üzerindeki şapkayı bile şiirlerine anlam katmak için kullanabilecek kadar olağanüstü bir usta olduğuna göre? demek ki bu şarkıda kast edilen, dede efendinin sultana hediye ettiği makam değil... bir başka makam... "-ı" ile "î" arasında aslında müthiş bir attila ilhan farkı bulunmaktadır...

bu arada; attila ilhan şiiri sultan-ı yegah'ı da iyice bir okuyun eğer daha önce okumadıysanız... parçada sadece ilk dörtlük kullanılmış ergüder yoldaş tarafından... diğer dörtlükleri de okuyun lütfen... albümdeki sultan-ı yegah ve mahur parçalarının sözleri; attila ilhan'ın tutuklunun günlüğü'nde yer alan incesaz bölümündeki aynı adlı şiirlerden alınmıştır...

konu tabii ki sultan-ı yegah şiiri yada şarkısı değil ama bu eserin günümüze kadar muhteşem bulunarak gelmiş olmasında çok büyük ustalıkların rolü var... birincisi; ergüder yoldaş... daha sonra bahsedeceğim, aslında bizi kendisinden mahrum bırakarak bu dünyadan göçmüş olan çok büyük bir usta... bunu koyu yazdım çünkü anladığım kadarıyla gerçekten öyle... alın size benden bir albüm, bu size yeter, gerisini hak etmiyorsunuz, yanımda götürüyorum deyip, gitmiştir... ikincisi; attila ilhan... kişisel görüşümdür, bu toprakların en büyük şairi... üçüncüsü ise; nur yoldaş...

aşağıdaki, adını albüme veren bu parçanın orijinal halidir... trt için ayrıca kaydedilmişti galiba yanlış hatırlamıyorsam, onu arayıp bulun...



attila ilhan ve ergüder yoldaş ustalığının ortak ürünü olan bu eser, 1981 yılı gibi hiç de olmayacak bir yılda dillere dolanmış, askeri darbe sonrası arabeskin zirvede olduğu yıllarda arabeske inat bir şekilde tahta oturmuştur resmen...

her zaman söylemişimdir, şimdi yine ayrıca yazarak bir kez daha vurgulayayım; "siz ustalığınızı kullanın, doğru düzgün kaliteli eserler koyun ortaya, dinlenir o... el üstünde tutulur... gözden kaçmaz... unutulmaz..." sadece tek bir eser de değil, ergüder yoldaş imzalı bu albüm bir baş yapıttır... her şeyi muhteşemdir... üstelik ben kullanılan elektronik enstrümanları da pek tutmam bu albümdeki ama ona rağmen muhteşemdir... garo mafyan'a ayıp oldu belki ama bu şarkılardaki akustik olmayan sesleri ben nedense pek sevemedim... tabii o yıllarda bu sesler de aranan seslerdi ve garo mafyan da büyük ustadır... aslında ergüder yoldaş'ın isteği ve tercihidir... yani garo mafyan, sadece büyük bir başarıyla kullanmıştır o enstrümanları...

şunu bir kez daha vurgulamak istiyorum; siz ustalığınızı büyük bir emekle işleyin, ortaya kaliteli eserler koyun, bu halk size gereken değeri verir... ergüder yoldaş, bu albümle bunu da kanıtlamıştır... halka durmadan laf edip durmayın...

neden ergüder yoldaş başlığı atıp da uzun uzun bu eserden ve bu albümden bahsediyorum? çünkü "bildiğimiz" ergüder yoldaş, neredeyse sadece bu albüm... bilmediğimiz ergüder yoldaş ise; resmen buzdağının sular altındaki devasa kısmı... o sebeple... ergüder yoldaş hakkında biyografik bilgi kısacık... mecburen onu da yazacağım ama ergüder yoldaş o biyografik bilgi değil(miş)... değilmiş diyorum çünkü o yıllarda bizler ergüder yoldaş'ı pek de merak etmedik!... kimdir? hiç ilgilenmedik... nur yoldaş albümü idi...

ülkemizde maalesef çok ciddi bir yanlışlık sürekli yaşanıyor... herhangi bir albüm, şarkıları söyleyen kişinin albümü oluyor... benim tabii ki nur yoldaş gibi olağanüstü bir sese lafım, yok, olamaz da ama albümün bestecisi, aranjörü ve prodüktörü ergüder yoldaş... hiç üzerinde durulmaz besteci kim? sözler kimin? çalanlar kim?... çalanlar istanbul gelişim orkestrası, onu hemen belirteyim... bu albümdeki müzisyenler; garo mafyan, selçuk başar, uğur başar, cengiz teoman, sükan tangüner, gökmen ahmet, süheyl denizci, turgay özüfler, cüneyt orhon, sadun aksüt... istanbul devlet senfoni orkestrasından da yaylı sanatçıları var ama isimlerini bulamadım...

evet, maalesef ergüder yoldaş, ustalığını bize sadece bu albümle, bir sonraki elde var hüzün ile ve bir kaç çalışması ile göstermiştir sadece...

albüme adını veren sultan-ı yegah en tanınmış parça ama bu albüm başından sonuna kadar çizginin çok üstünde bir çalışmanın ürünü... bir de defter-i divanımız var ki bence güncel tabiriyle tam bir underrated çalışma yani hak ettiği değeri görememiş asıl eser...

diyeceksiniz şimdi; "ergüder yoldaş hakkında bir şey yazmıyorsun, eserlerini paylaşıyorsun!"... aslında ben bu eserleri paylaşırken, ergüder yoldaş'ı anlatıyorum... mesela defter-i divanımız... sözler kendisine ait olmamakla birlikte, hem olağanüstü bir eser hem de sözlerin seçimi çok iyi... benim en beğendiğim ergüder yoldaş çalışması bu eserdir... nur yoldaş ustalığı da bu eserde...


gönüldendir şikayet kimseden feryadımız yoktur
ateş kesilir geçse sabâ gülşenimizden

o mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler
bir ah etsem bu dünyayı vîrân ederim ben

göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
kurbanın olam var mı benim bunda günahım

o gül endâm bir al şala bürünsün yürüsün
ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün

neler çeker bu gönül derdim şikayet olur
ben aşıkım sözüm de benim aşıkanedir

ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge
ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı

bir de bu eserin derya-yı vahdet adlı farklı ve harika bir yorumunu buldum youtube'da... müzik ve aşağıdaki video abdullah ulunay türkkan'a, mix ise sarp özdemiroğlu'na ait... bu haline resmen bayıldım... nur yoldaşın sesiyle sadece 2 dize kullanılmış... beste ve orijinal düzenleme ergüder yoldaş olduğu için burada paylaşıyorum... oia müzik tarafından çıkarılan ahenk albümünden...



yukarıda verdiğim sözler çok önemli ve çok ilginç... parçanın adı defter-i divanımız... bu tabir genelde şiire meraklı kişilerin beğendikleri dizeleri, dörtlükleri yazdıkları divan defteri olarak kullanılıyor... yani ergüder yoldaş, çok farklı şairlere ait dizeleri arda arda ekleyerek bu eserde kullanmış... belki de felsefesini bulmuş... yada hayatını özetlemiş yada kendince başka bir şey... belki de akıl veriyor, öğüt veriyor yada kızıyor... sözlerin bütününde bence kesinlikle bir bağ ve bütünlük söz konusu ancak anlaşılmıyor... bir amaç var yada üstü örtülü bir dertlenme vs...

bu eserin sözlerinde bir gariplik olduğunu sezdiğim için araştırayım bakayım neymiş sözler dedim... hatta bilmediğim kelimeleri tek tek araştırdım, birleştirdim filan ama olmadı yine... ergüder yoldaş asla saçma sapan bir iş yapmaz, kesinlikle bu işin bir gizemi vardır diyerekten kurcaladım sağı solu ve nihayet yine o eşsiz bilgi kaynağı ekşi sözlükten buldum yanıtı...

ekşi sözlük yazarı kmj o kadar güzel toplayıp, açıklamış ki, olur da bir şekilde silinir, sayfa kapanır vs diye düşünerek, tamamını pdf dosya olarak hazırladım... her kimse kmj, bir de teşekkür edelim kendisine... kendi adıyla paylaşmayı isterdim ama böyle oldu... es kaza görürse, yorum yazarsa, sevinirim...

buradan okuyun mutlaka...

kmj tarafından verilen bilgi çok detaylı, ben burada çok kısaca özetleyeyim... sözler, gerçekten bir anlam bütünlüğü içinde değilmiş ancak alındıkları farklı gazelleri bilenler, az da olsa anlam çıkarabilirlermiş... gazellerin en beğenilen beyitlerini derlemiş ergüder yoldaş ve bu beyitleri dinlediğinizde, her bir gazelin duygusunu almış oluyormuşsunuz... eğer merak ediyorsanız, yukarıda paylaştığım belgeyi dikkatle okumanız gerekir...

besteci, aranjör, bilge
ergüder yoldaş
2016 yılının başında kaybettiğimiz ergüder yoldaş izmirli... ıvır zıvır kısmı yazmayacağım, izmirli olması yeterli:)... neyse... balkan göçmeni bir aileden üstelik... tam hemşehrim oluyor benim...

bazı kişileri tanımlamak yada anlatmak çok zor oluyor... ben anladığım kadarıyla "bilge" diyorum... bilge dememin sebebi şu bazı kişilere; sadece müzisyen değil... aslında bizlere bilinçli olarak verdiği sadece müziği ama yaşantısıyla, yaptıklarıyla, kişiliğiyle ve hayat görüşüyle verdikleri çok fazla... dediğim gibi, çok az tanınan bir kişi... biyografik bilgi derseniz, o var tabii ama ergüder yoldaş o değil... pardon, bunu yukarıda bir yerlerde yazmıştım sanki... ama en önemli konu da o işte zaten...

hakkında kısa bir yazı okumuştum ama şimdi bulamıyorum... şöyle bir ifade vardı kendisini iyi tanıyan birine ait: dünyayı görüp, neyin ne olduğunu anlayınca, geldiğine pişman olmuş ve "değmez bu dünya için" diyerek, kendisine kilidi vurmuştur... buna benzer bir ifade idi... bu sebeple, bu paylaşımın her yerinde ben de aynı şeyi yazıyorum... ergüder yoldaş yaptıkları değil... yapmadıkları yada yapıp da gün yüzüne çıkarmadıkları hatta belki de itinayla gizledikleri... 45 liklerini, albümlerini ve diğer bazı çalışmalarını incelediğinizde, ergüder yoldaş'ın anlatmakta sakınca görmediklerini öğreniyorsunuz sadece...

ankara devlet konservatuvarını bitirdikten sonra halikarnas altılısı grubuyla başlamış profesyonel müzik hayatına... müzik hayatı ise doğumuyla başlamış...halikarnas altılısı olarak 2 adet 45'lik çıkarmış... 45'lik plaklarda, arkalı önlü 2 şer parça bulunur... ilk plakta anadolu rüzgarı ve aynalar, diğerinde ise kambur felek ve geçti dost kervanı adlı parçalar bulunuyordu... bu plaklar galiba 1972 yılında çıkmışlar...

bu arada; yukarıdaki iki 45'lik plakta orkestra olarak hafif türk müziği orkestrası yazıyor!... farklı şirketler, farklı plaklar mı çıkardı? anlamadım... benim bildiğim plakta hafif türk müziği orkestrası yazıyordu...

eski 45'likleri incelerken, karşıma daha ilginç bir şey çıktı... halikarnas 6/8 adında bir grup çıktı ki bu grup da ergüder yoldaş'ın grubu... 1969 yılında çıkarılmış olan şimdiye kadar hiç haberdar olmadığım nermin candan plağında tiki tiki tak ve mutsuzların şarkısı adlı iki şarkının da ergüder yoldaş'a ait olduğunu öğrendim... modern folk üçlüsüne ait diye biliyordum... o da sürpriz oldu benim için... bu arada; yanlış anlaşılmasın, haberdar olmadığım, nermin candan değil, bu 45lik...

çok büyük ihtimalle halikarnas altılısı ve halikarnas 6/8 aynı grup ama bu iki yazımla ayrı ayrı plaklar var... belki de adını değiştirdi, bilmiyorum... ama bu bahsettiğim dört eserin de bestecisi ve aranjörü ergüder yoldaş, o kesin bilgi...

kurcaladıkça, farklı yerlerden farklı bilgiler çıkıyor:)... şimdi daha da eski çalışmalarına ulaştım... halikarnas altılısının 1966 yılında çıkardığı bir diğer 45 lik plak da ergun aydın tarafından seslendirilmiş... bu plakta da dertli kaval ve halikarnas türküsü isimli parçalar var...

ayten şankal'ın gül yar, ömer aysan'ın ise kara kuzu adlı parçalarının da bestecisi ergüder yoldaş... ergüder yoldaş'ın tüm eserlerinde harika bir düzenleme söz konusu ve sultan-ı yegah albümünde en üst seviyeye çıkmış... bildiğim kadarıyla; ayla algan'ın o meşhur koca öküz şarkısı da ergüder yoldaş'a ait ki bu parça çok ünlüdür... ben böyle  biliyorum ama çok ilginç, bazı kaynaklarda, bu eserin ayla algan'a ait olduğu, düzenlemesinin de şanar yurdatapan tarafından yapıldığı yazıyor!...



şimdi; ben bir yandan yazıyorum, bir yandan da kafamda şüpheler var... az önce geçti dost kervanı dedim... şimdi de dertli kaval! bu eserleri biz farklı isimlere ait olarak biliyoruz... tamam, bu parçaları söyleyen müzisyen az değil ama o yıllarda seslendirilenlerde ciddi tutarsızlıklar var... geçti dost kervanı, benim bildiğim kadarıyla moğollara ait ve dinledim her ikisini de, aslında ergüder yoldaş'a ait... daha doğrusu; kime ait olduğu belirtilmemiş... bendeki kasette yok bilgi... dertli kaval da ersen'den tanıdığımız bir şarkı... acaba o da ergüder yoldaş'a mı ait? bu konuda bilgi bulamadım... yada 2 adet dertli kaval var?... evet, ergüder yoldaş'ın dertli kaval şarkısı ayrı... buradan dinleyebilirsiniz...

gördünüz mü? yukarıda bahsettiğim sıkıntı yine çıktı... bu eserler her zaman söyleyen kişi ile anılıp geçiliyor ama eser sahipliği çok farklı konu ve asla atlanmaması ve belirtilmesi gereken çok önemli ve etik bir konu... eser sahiplerinden ve müzisyenlerden çoğu zaman hiç bahsedilmemesi çok büyük bir sorun...

1982 ve 1983 yıllarında da ardı ardına 2 nur yoldaş albümü ile gönüllere taht kurmayı başarmıştır nur ve ergüder yoldaş çifti... sultan-ı yegah kadar akıllarda kalmamış olsa da, elde var hüzün albümü de çok başarılı bir çalışmadır... bir albümün başarısını, satış rakamları ile ölçmemek gerekir... sağda solda bu albüm için beklenen başarıya ulaşamadı deniyor, gerçekte öyle değil...

1994 yılında ise; besteleri ergüder yoldaş'a, düzenlemeleri ahmet güvenç'e ait esin afşar albümü songs on yunus emre and mevlana çıktı ama galiba ülkemizde basılmadı... yine bir sıkıntılı durum; bu albüm hakkında bilgi neredeyse hiç yok... detaylı bilgiyi ben yine yurtdışı kaynaklardan buldum... her zaman olduğu gibi!... bu albümdeki bütün eserler ergüder yoldaş bestesi değil... selmi andak, esin afşar, ahmet güvenç besteleri var... bir eser de dick tuney tarafından bestelenmiş... bizdeki yarım yamalak bilgilere bakarsanız, bütün besteler ergüder yoldaş'a ait!...

bu albümden ergüder yoldaş bestesi medreseler ve minareler adlı eseri paylaşayım...



ne kadar görev aldı bilmiyorum ama istanbul şehir tiyatrolarında ve istanbul festivalinde direktörlük de yapmış ergüder yoldaş...

galiba 1977 yılında da, ayla algan'ın agile noire adlı eserini senfoni orkestrası için yeniden düzenlemişti ergüder yoldaş ve bu eser de polonyada birincilik ödülüne layık görülmüştü...

ergüder yoldaş'ın benim yazdıklarımdan çok daha fazla bestesi yada düzenlemesi olabilir değişik sanatçılarla ama ben bu kadarını biliyorum ve bir kaçını da sonradan bulup ilave ettim...

kendi türkülerimizi dinleyip, kendi hikayelerimizi anlattığımız sürece, bu toprakların bizim olduğuna inanabiliriz diyen ergüder yoldaş, anadolu müziği diyerek genelleyip geçeceğim müziğimizi batı tarzı ve enstrümanları ile çok iyi bir şekilde kaynaştırmıştır... bunu öyle bir ustalıkla yapmıştır ki, hiç bir şekilde sırıtmamıştır, rahatsız etmemiştir... daha doğrusu, çok doğal bir şekilde kabul edilip, dinlenmiştir... büyük ihtimalle ergüder yoldaş bu ezgileri kullanırken çaba sarf ederek ulaşmadı bu noktaya, herhalde kendisi için müzik bu idi...

türk ezgileri, türk şairleri, makamlar ve batı enstrümanları... batı için aslında çok ters olan ve bilmedikleri yepyeni bir müzik bu... türkiyede klasik batı müziği yapıp da anadolu ezgilerini kullanan klasik bestecilerimizden sonra, bu ezgileri en iyi tanıtanlardan biridir ergüder yoldaş... ve bu albümleri de bizi batıya tanıtmak için falan da yapmadı. biz dinleyelim diye yaptı...

daha önce de yazmıştım, askeri darbe sonrası dönemde, arabeskin hakim olduğu dönemde bu iki albümü ardı ardına çıkarıp, bizlere "aaa ne güzel yahu, ne kadar değişik ve kaliteli" gibi şeyler söyleten ergüder yoldaş, sonra bir daha ortalıkta görünmedi... bizler balık hafızalıyızdır, gözden ırak olursan, nerede arkadaş bu koskoca ergüder yoldaş filan demeyiz... 10 sene sonra esin afşar'ın albümünde besteleri ile yer almış, onu bile bilmiyoruz... 2016 yılında vefat haberini alıncaya kadar da vefasızlığımız sürdü...

bildiğim kadarıyla çok daha fazla eseri var ama o eserler ortada yok... mutlaka yakınlarının elindedir ve umarım oğulları devrim yoldaş'a emanettirler... tunç devrim yoldaş, ingilterede kompozitörlük eğitimi almış, önemli çalışmaları olan bir müzisyen... yalnız şöyle bir sorun var, yaptığı bir çok bestenin yazılı olmadığı, notaya geçirilmediği de rivayet ediliyor... o kadar çok havada kalan konu var ki, ben yazdığım bir çok şeyden emin değilim maalesef...

ergüder yoldaş ve tunç devrim yoldaş
bir de şöyle bir şey hatırlıyorum; 2000'lerin başında, ergüder yoldaş, yeniden müziğe dönmüştü... istanbulda bar programlarına da başlamıştı... hatta yeni bir albüm hazırlığının olduğunu bile hatırlıyorum... o dönemde haberleri yapılmıştı ve hasret bitti, ergüder yoldaş müziğe devam kararı aldı vb gibi haberler çıkmıştı... çok ciddi bir dönüş söz konusuydu ama öyle bir albüm bildiğim kadarıyla çıkmadı... çıkmış olsa, mutlaka bilirim... istanbul devlet konservatuvarı hocalarından ilknur açıkel ile uzun yıllar çalışmalar yapmışlardı ve kendisinin öğrencisi idi... belki de ilknur açıkel ile bir albüm çalışması olabilirdi bu ancak dediğim gibi, ben bunları sadece hatırlıyorum...

kendisi dünyayı beğenmemiş ve bırakmış dünyayı, kendi kabuğuna çekilmiş... şimdi bir çok yerde okuyorum, devam etseydi falan filan deniyor... çok iyi yapmış bence... gerçekleri gören ve o gerçeklere alışamayan; kolayca vazgeçip, bırakan kişi, benim için bilgedir... yani ergüder yoldaş, emekliye ayrılıp da villasının bahçesinde domates, patlıcan yetiştirmemiştir... kendisiyle kalmıştır sadece...

ben bilge olarak tanımlıyorum, kendisini dahi olarak tanımlayanlar da var!... ergüder yoldaş, kesinlikle ve kesinlikle net biçimde yazıyorum ki; tanınmıyor ve çok az biliniyor... ve eminim, kendisini gerçekten tanıyan kişi sayısı da çok çok az... örneğin ergüder yoldaş, bach üzerine yaptığı çalışmalarıyla müzik dahisi olarak kabul edilen bir isimdir... bu çalışmaları bildiğim kadarıyla almanyada yapmıştır ve kendisine müzik dahisi ödülü de verilmiştir... bu çalışmalarından hiç bahsedildiğine tanık olmadım... bunun yanında; kompozisyon kitabı yazdığını da biliyorum ancak şimdi öyle bir kitaba ulaşamadım... daha da ilginci, ben hakkında hiç bilgi sahibi biri sayılmam, kim bilir daha ne çalışmaları var...

ergüder yoldaş, sadece attila ilhan şiirlerini bestelemedi ama bende sürekli şöyle bir izlenim bıraktılar; sanki ergüder yoldaş ile attila ilhan aynı kişiler!... bana "aydın" kabul ettiğin kişileri say deseniz, 5 isim belki sayarım, ikisi aynı kişi bence... batı müziğine osmanlı makamlarını yedirdiği ve sentez yaptığı söyleniyor... ama kendisi bunu sentez olarak kabul etmiyor ve diyor ki "bizim müziğimiz budur!"... iyi ki her şeyi bırakıp, kendisiyle baş başa kalmış... bunu söyleyeceksin ve seni madara etmeyecekler!...

o dönemde de şimdi de medya işine geleni uydurdu sürekli... dediler ki "eşinden ayrıldı, inzivaya çekildi" hatta eşi nur yoldaş'ı sebep gösterdiler falan filan... bildiğiniz zırva yalanlar işte... o insanlar sizin gibi değiller... onlar öyle tuhaf yaratıklar değiller... çok doğru düzgün, medeni insanlar ergüder ve nur yoldaş... ergüder yoldaş, aslında sizin gibilere kızdığı  ve güvenemediği için, sizi sizinle bıraktı ve çekildi... medyaymış, plak şirketiymiş, falan filan... çok ciddi sebepleri var aslında o kendi içine kapanmanın ama anlaşılmadı... 12 eylül sonrasında, defalarca yasak yedi sudan sebeplerle... tende nemli yumuşaklığı denizden gelen ahın sözü yüzünden yasaklandı mesela... vs vs vs... bıktırıldı özetle... tabii bu içe kapanışın ekonomik sebepleri de yok değil... istanbulda yaşayamadı ve adaya attı kendisini...

bu kendi ile kalma olayı, medyanın da işin içine karışmasıyla uzun süre dallanıp budaklanmıştı... aşırı uzatıldı o olay ve bu bloğun konusu da değil... akılları sıra, kendisini kurtarma operasyonları yapılmıştı... kimsin? ve kimi nereden kurtarıyorsun arkadaş!?... alıp, kendilerinden bin kat sağlam adamı hastanede yatırdılar aylarca... neyse... bence çok iyi yaptı "kendisinden mahrum bırakmakla" ama ne yaptığını anlayabilecek insan çıkmadı:)... sorun orada... yani aslında ergüder yoldaş çok büyük bir ders vermeye çalıştı belki ama öğrencilerde iş yok... sonra sağlık nedenleri ile izmir'e kız kardeşinin yanına geldi ve 2016 yılında tam anlamıyla kendisiyle kaldı...

bence en az sultan-ı yegah kadar iyi bir albüm olmasına rağmen, muhtemelen hemen bir sene sonra çıkmış olması sebebiyle gölgede kalan elde var hüzün albümüne adını veren parçayı da paylaşayım ve yeni bilgilere ulaşıncaya kadar tamamlayayım şimdilik...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.