Ana içeriğe atla

zahit


konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama "zahid" olarak kabul eden kaynak da çok... aslında konu "dinlediklerim" ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit i bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı...

zahit!... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kadarıyla birçok kişinin kafası da karışmış... birinden birini atlarsınız yanlışlıkla ve büyük ihtimalle tüyleri diken diken eden muhteşem ezgisiyle "zahit bizi tan eyleme" de kalırsınız diğer zahite yani şaraba eyle ihtiram a geçemezsiniz... 3 fidan için marşlaştırılmış olan zahit bizi tan eyleme türküsü (deyiş yada nefes demek daha doğru) özellikle ruhi su ve erkan oğur başta olmak üzere bir çok sanatçı tarafından defalarca yorumlanmış ve söylenmiştir ve çok iyi bilinir, sevilir... mesela ben ilk sadık gürbüz den dinlemiştim...

zahit bizi tan eyleme deyişi oldukça eskilerden gelmiştir günümüze... bildiğim kadarıyla 1600 lerde söylenmiştir ilk kez... osmanlı zamanı yani... ortama hakim olan mezhepler; bektaşiliğe, aleviliğe ve melamiliğe savaş açmıştır osmanlı döneminde... ben işin bilmediğim kısımlarına, daha doğrusu uzmanı olmadığım kısımlarına girmeyi uygun bulmuyorum, üstelik bu sayfa müzik sayfası ama bu deyişin çıkışı özellikle bektaşilere yapılan haksızlıklar, dedikodular hatta katliamlardır... osmanlı döneminde yaşanan bu olaylar konusunda bir çok kaynak mevcut, okuyup, inceleyin derim...

"zahit bizi tan eyleme" ve "ey zahit şaraba eyle ihtiram" türküleri; özellikle zahit bizi tan eyleme deyişi, az önce belirttiğim gibi ülkemiz devrimcileri tarafından marşlaştırılmıştır...  deniz gezmiş, hüseyin inan ve yusuf aslan a ithafen söylenmiştir yakın tarihimizde... her defasında "muhteşem" sıfatını eklemeden edemediğim o ezgisi sokaklarda ıslıkla çalınmıştır... bu noktada hemen şunu belirteyim, internette çok tuhafıma giden ve beni güldüren bazı çıkışlara rastladım!... özellikle bazı dindar aleviler solculara çok kızıyorlar ve "bu deyişi siz nasıl marş yaparsınız! siz devrimciler solcu ve ateistsiniz ama bu deyiş allah yolunda yananları anlatıyor!" diyorlar:)... bu konudaki yorumu size bırakayım...

bir diğer bana ilginç gelen konu da şu oldu; zahit bizi tan eylemeyi bir çok genç hatırla sevgili ve muhteşem yüzyıl dizilerinden öğrenmiş!... beni kızdıran bu durum aynı zamanda sürekli kızdığım dizilere saygı göstermem gerektiğini de öğretti bana... demek ki hiç umulmadık şekillerde faydalı da olabiliyormuş tv dizileri... gerçi hatırla sevgili dizisini ben de çok severek izlemiştim neden çamur atıyorum ki şimdi... hatırla sevgili adlı dizide mahir çayan vurulunca çalınmıştı bu parça hatırladığım kadarıyla...

aslında bu bektaşi deyişinin sinemada kullanılması da oldukça eskidir... benim bildiğim kadarıyla, 1971 yılı yapımı yılmaz güney filmi "ağıt" ın çok özel bir sahnesinde kullanılmıştır ilk olarak ve filmin bu sahnesinin sansüre uğramamış olması da tuhaftır...



zahid bizi tan eyleme
hak ismin okur dilimiz
sakın efsane söyleme
hazret'e varır yolumuz
sayılmayız parmağ ile
tükenmeyiz kırmağ ile
taşramızdan sormağ ile
kimse bilmez ahvalimiz
erenler yolun güderiz
çekilip hakk'a gideriz
gaza-yı ekber ederiz
imam ali'dir ulumuz
erenlerin çoktur yolu
cümlesine dedik beli
gören bizi sanır deli
usludan yeğdir delimiz
tevhid eden deli olmaz
allah deyen mahrum kalmaz
her seher açılır solmaz
bahara erer gülümüz
muhyi sana olan himmet
aşık isen cana minnet
elif allah mim muhammed
kisvemizdir dalımız
görüleceği üzere; deyiş muhyi ye ait... doğum tarihi bilinmiyor ama 1611 yılında istanbul üsküdardaki şekuri tekkesinin avlusuna gömüldüğü biliniyor... benim verdiğim tarihler hatalı olabilir, ilgiliyseniz kendiniz araştırın...

zahit bizi tan eyleme; sözlerinden dolayı, bütün ezilenlerin, hor görülenlerin ve yok edilenlerin marşı olmuştur... "ateist bir devrimci nasıl olur da bu deyişi marşlaştırır!" diyenleri ben aşağıdaki koca koca yazılmış sözlere havale ediyorum...

havale ettik aşağıdaki harabi nin sözlerine ama önce şu zahit bizi tan eylemenin beğendiğim versiyonlarını paylaşayım...

Erkan Oğur / İsmail Hakkı Demircioğlu - Zahit Bizi Tan Eyleme



ruhi su yorumunun paylaşımı sahibince engellenmiş bu sebeple sadece link verebiliyorum... buradan izleyebilirsiniz...

ahmet edip
bu sözleri sanma her insan anlar
kuş dilidir bunu süleyman anlar
bu sırrı müphemi arifan anlar
çünkü cahillerden pinhan eyledik

amacım herkesi ayyaş yapmak:)... zaten gerçek adı ahmet edip olan harabi de "ey zahit şaraba eyle ihtiram" derken insanları günaha davet etmiştir:)... bu sebeple; garibim harabi vahdetnamesinde araya bir dörtlük sıkıştırmak zorunda hissetmiş olmalı ki, onu da yukarıdaki resminin yanına iliştiriverdim ilham perileri adlı paylaşımda olduğu gibi günahkar ilan edilmemek için:)...


ben burada yazdıklarımı ve harabinin söylediklerini anlamayanları ve anlamak istemeyenleri yine yukarıdaki kısa ve öz dörtlüğe havale etmek istiyorum çünkü harabi vahdetnamesinde şöyle diyor:
Daha Allah ile cihan yok iken
Biz anı var edip ilan eyledik
Hakk'a hiçbir layık mekan yok iken
Hanemize aldık mihman eyledik
Kendisinin ismi henüz yok idi
İsmi şöyle dursun cismi yok idi
Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
Şekil verip tıpkı insan eyledik...
"vay kitapsız herif neler yazmış! töbe töbeeee" demeden önce, kuş dilini öğrenmemiz gerekiyor zannedersem:)... "hayatı ve dünyayı kendi küçük dünyaları ile sınırlı tutanlar bizi anlayamazlar" demişti pir sultan...

kısaca "zahit" olarak bilinen diğer deyiş olan "ey zahit şaraba eyle ihtiram" adlı eserin sözleri de aşağıda... bu iki deyiş çoğu zaman kısaca "zahit" olarak ifade ediliyor ve kafalar karışıyor... ben de her ikisini de ayrı ayrı erkan oğurdan ve ismail hakkı demircioğlundan dinleyinceye kadar bu eserin farkında değildim...
Ey zahit şaraba eyle ihtiram
İnsan ol cihanda bu dünya fani
Ehline helaldir, na ehle haram
Biz içeriz bize yoktur vebali
Sevap almak için içeriz şarap
İçmezsek oluruz düçar-ı azap
Senin aklın ermez bu başka hesap
Meyhanede bulduk biz bu kemali
Kandil geceleri kandil oluruz
Kandilin içinde fitil oluruz
Hakkı göstermeye delil oluruz
Fakat kör olanlar görmez bu hali
Sen münkirsin sana haramdır bade
Bekle ki içesin öbür dünyada
Bahs açma Harabi bundan ziyade
Çünkü bilmez haram ile helali




"ey harabi, sen boşuna söylersin; ama daha fazla söze de gerek yoktur... bilmeyen nasıl anlasın “gerçek” haramı, “gerçek” helali?... ve bir aşk içinde erimeyi?..." demiş ve susmuş harabi...

tasavvufta şarap allah aşkıdır... meyhane ise tekkedir... meyhanede kendinden geçilir... buna pek akıl ermez işte... tasavvufta bu sebeple bol bol şarap içilir... bu aşk ile kandil içindeki fitile dönülür...

aralarında 300 yıl kadar zaman farkı var her iki  "zahit" in... her ikisi de ağzına kadar dolu deyişler... son 300-500 yıl içinde pek değişen bir şey yok gibi... her iki eser de muhteşem... dilden dile belki de değişerek geldiler ama sözler bugün için de çok anlamlı... belki gün geçtikçe daha da anlamlı oluyorlar...

özetle; zahit deyişleri "zahit" e yapılan bir sitemdir... bu tip deyişler "rindane" tarzı olarak bilinirler ve zahite sitemde bulunan yada derdini anlatmaya çalışan "rind" dir... bir başka deyişle rind zahite hafif bir ayar çekmektedir...

tasavvufta zahit dünyayı ve dünyevi olan her şeyi bir kenara atmıştır ve zahit için sadece ve sadece ahiret vardır... bazı yaklaşımlar zahiti kötü ve berbat bir yobaz olarak göstermeye çalışmaktadırlar ama asla öyle değildir... zahit in tek sorunu bu dünyayı yok sayıp, ahirete bakmasıdır sadece... aslında bu yönüyle bakıldığında, osmanlı dönemindeki bektaşi katliamları konusunda zahit e gönderme yapılması yanlıştır... zahit "dünya için bu olanlar normaldir, önemli olan öte dünyadır, cennettir" der geçer ve gözlerini yumar; budur sorun...

zahit "şarap haramdır, 1 damla şarap insanı cehenneme götürür" derken; rind "ben şarabımı içer, cennetime giderim, cennet de cehennem de bu dünyada" der... rind de aynı yolda ilerlemektedir ancak tek bir fark vardır; rind dünya hayatını da çok önemser, iyi insan olmaktır temel ona göre... zahit; allah yolunda kendisini üstün görür!... bu üstün görme sebebiyle zaten yolu en baştan tıkanmıştır... zahit dini konularda rinti aşağılar, hor görür... rindane tarzındaki deyişlerde aşık veysel yada karacaoğlan da görülen "beni hor görme!" bakış açısı vardır...

aşık veysel ne demiş? "beni hor görme kardaş!" demiş... karacaoğlan ne demiş? "bana kara diyen dilber! gözlerin kara değil mi?"...

en büyük sorunumuz değil mi hor görülme?... ötekileştirilme?... aşağılanma?... hatta "ölen çocuk kimlerdenmiş?" gibi yaklaşımlar?... ölen bir çocuğun bizden yada ötekilerden olması gibi aşağılık bir saplantıya takılıp kalanlar?... işte "zahit" e verilen ayardır bu türküler...

burası müzik sayfası ve fazla da derine inmeyeceğim dedim ama şimdi dank etti kafama!... müzik zaten hayatın ta kendisi değil midir?... aralarında yüzlerce yıl olan minicik 2 zahit deyişi çok derin sorunları anlatmaktadır sonuçta... acı çeken insanların tek silahları olmuştur türküler, deyişler... bu sebeple sanat ve edebiyat atom bombasından çok daha etkilidirler...

2012 izmir festivalinden unutulmaz bir an... trt kayıtlarından birini bulabildim... derya türkan, vincent segal ve erkan oğur... zahit bizi tan eyleme... harika... dinlendirici... doğaçlamalar muhteşem... bu arada koskoca trt bile yukarıda yazdığım gibi kafa karışıklığı yaşamış olmalı ki parçanın adını ey zahit şaraba eyle ihtiram demiş!...



sözleri muhyiddin efendiye ait olan zahit bizi tan eylemenin bestecisi abdullah salahaddin demirtaş... ilahi formunda bir eser... şehnaz makamında ve düyek usulünde... düyek nedir? deseniz, bilmem... ama yazarım bilmeden... 8 zamanlı ritm... 2 sofyan 1 düyek:)...



salahi dede olarak bilinen abdullah salahaddin demirtaş hakkında güzel bir yazı okumak için tıklayınız... çok önemli şahsiyet bence çünkü zahit bizi tan eyleme gibi bir şeyi bestelemiş!...




fuat sakanın sözlerini yamulttuğu bir şaraba eyle ihtiram versiyonu ile bitireyim artık çok uzattım sanki...

Yorumlar

Ayın Çok Okunanları

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

son yıllarda eserleri ile adını sıkça duymaya başladığımız aslıhan keçebaşoğlu ile ilgili olarak öncelikle ufak bir hatırlatmada bulunmam gerekiyor, sonra bu kısmı silip atacağım okuluna başladığında... 

hem sibelius akademisine finlandiya dışından başvuran 25 aday içinden ön eleme ile seçilen 7 kişiden biri olmayı hem de o 7 kişi içinden sıyrılıp, okula kabul edilen 2 kişiden biri olmayı başardı aslıhan keçebaşoğlu... özetle bu önemli okulda yüksek lisans yapacak ancak 7 temmuz tarihine kadar acil olarak 2500 euro desteğe ihtiyacı var... sonrasında da oturma izni ve yaşamsal giderleri için de önemli bir desteğe ihtiyacı olacak doğal olarak... ilgilenenler için adresini vereyim hemen... 

aslihankecebasoglu yazacaksınız... sonrası bildiğin…

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

idil ve ela'dan başarı haberi

yine bir gülden gökşen hoca klasiği... iki öğrenci, 2 birincilik... idil atlıer ve ela demirkaya; the muse müzik yarışmasına katılıp, birinci olmuşlardı ama ben ertelemiştim bu paylaşımı çünkü ödül olarak yunanistanda konser vereceklerdi haziran sonunda...

temmuz ayına girdik ya, "konser verilmiş mi? bi bakayım" dedim, verilmiş tabii... ben de paylaşayım artık dedim...

the muse, internet üzerinden video paylaşımına dayalı bir yarışma ve videonuzu yarışmaya göndererek katılım sağlıyorsunuz... değerlendirme sonucunda alınan puanlara göre dereceler veriliyor ve her kategorinin birincilerine konser verme imkanı sağlanıyor... bütün dünyaya açık bir yarışma ve neredeyse tüm enstrümanlara ek olarak vokal yanında, oda orkestrası, geleneksel enstrüman ve amatör kategorileri de mevcut...

ela ve idil, birinci oldukları için konser verme hakkı kazandılar ve 29 haziran günü saat 19:00 da atina'nın en büyük salonu olan megaron konser salonunda sahne aldılar... yapılan yorumlarda, büy…

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka...

içinde gürültü eksik olmayan bir evde dünyaya gelmiş cem esen de... yani anne de baba da müzisyen... komşuların sevmediği türden evler sanatçı evleri... "vayyy sen müziğe n…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

can çakmur

çok dikkat çeken, çok başarılı bir genç piyanist can çakmur... hakkında bir şeyler yazmak için hep ileri bir zamana ertelediğim isimlerden biri kendisi ama fırsat buldukça ertelediğim bu gençleri de yazmaya çalışıyorum... can çakmur, bir çok genç yeteneğimize oranla daha fazla tanınma fırsatı yakalamış olan bir isim... tabii bu tanınırlığın sebebi, elde ettiği büyük başarılar sonuçta ve dolayısıyla medyada daha fazla yer aldı... türkiyede ilgili medyanın bile ilgisini çekebilmek için bir kaç deveye birkaç hendek atlatmanız gerekiyor... zaten ondan sonra da medyaya ihtiyacınız kalmıyor:)...

can çakmur hakkında detaylı bilgi alabilmeniz için öncelikle resmi sayfasının adresini paylaşayım... çok iyi hazırlanmış güzel bir sayfaya sahip can çakmur... fırsat buldukça araya sıkıştırıyorum, her genç yeteneğimizin mutlaka böyle bir sayfası olmalı diye düşünüyorum... umarım bir çokları gibi sayfasına kilidi vurup da facebook, instagram vb gibi pek işe yaramayan ortamlara geçmez...

www.cancakmur.…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

gelem gelem (djelem djelem)...

"öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti"

"gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum...

çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz

çingeneler

çingene müziği

tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği için marş olarak kabul edilmiş 197…

deniz neva ertürk

"gelecekte caza geçebilir" yada "bakarsınız, progresif müzik yapar" vb gibi bir takım kehanetlerde bulunamayacağım bir paylaşım olacak gibi görünüyor genç piyanist deniz neva ertürk hakkındaki bu paylaşım... sürekli takip edenler anlamıştır ne demek istediğimi ama ilk defa okuyan anlamayabilir; ben özellikle prog ve caz hastası olduğum için, burada gençlerin kafalarını çelip, klasik müzikten biraz saptırmaya çalışan bir tipim ama deniz neva ertürk'ü dinlerken, kendisine bu tip lafların pek işlemeyeceğini anlamış bulunuyorum... gelecek ne getirir tabii bilinmez, bakarsınız yeni bir ayşedeniz doğar ama deniz neva nedense bana tam bir klasik piyanist izlenimi verdi... yani klasik eserlere harfiyen bağlı, bilinen orijinal halleri ne ise bire bir çalma azmi içinde bir konser piyanisti sezdim... anlatamadım değil mi?... farkındayım:)... ama anlatmadan bırakmam merak etmeyin...

adına inatla klasik denen bu muhteşem müzik, diğer müzik türlerinin de anası olduğu için, …