Ana içeriğe atla

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid"...

aslında konu; "dinlediklerim" ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem...

çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kadarıyla birçok kişinin kafası da karışmış... birinden birini atlarsınız yanlışlıkla ve büyük ihtimalle tüyleri diken diken eden muhteşem ezgisiyle "zahit bizi tan eyleme" de kalırsınız diğer zahite yani şaraba eyle ihtiram'a geçemezsiniz...

3 fidan için marşlaştırılmış olan zahit bizi tan eyleme deyişi; özellikle ruhi su ve erkan oğur başta olmak üzere, bir çok sanatçı tarafından defalarca yorumlanmış ve söylenmiştir... mesela ben ilk sadık gürbüz'den dinlemiştim, hatta kasetin sadece o kısmını dinlemiştim:)... öyle bir eser koymuş ki ortaya muhyi, onu dinlediğin anda, diğer parçalar çok uyduruk kaçıyordu...

artık zahid değil, zahit olarak kullanılıyor, bu sebeple ben de zahit diyorum çünkü bu ayrım çok da önemli değil... hangi dönemde yaşadığınıza göre değişiyor bu ifade... işin gerçeği; en doğrusu da zahid bize ta'n eyleme'dir... bizi değil, bize... bize dil uzatmadır...

aşağıda daha ayrıntılı deşerim bu zahit konusunu ama şimdiden şunu belirteyim; sağından solundan çok çekiştirilen, çok farklı ifade edilen ve resmen "işe geldiği gibi" çarpıtılıp, eser sahibine de ciddi saygısızlık edilen bir eser bu zahit... o derece çekiştirilip, yamutulmuş ki; ortada neredeyse gerçeği yok' o derece... bu kadarı da aşırı saygısızlık... birine göre bektaşi deyişi, birine göre nefes, birine göre ilahi...

ben söz sahibi bir otorite olamayacağım için, her birine aynı mesafede durarak ve aslında "bence" olanı söyleyerek; "eser" diyeceğim... bezcizade mehmed muhyiddin hazretlerinin, kısaca muhyi'nin eseri... şu da çok iyi bilinmeli; bir kesim için marşlaştırılmış olmakla birlikte, sözlerin sahibi olan muhyi'ye sadık kalmak da zorunlu bence... ben objektif biriyimdir, ne ise o... her eser, önce sahibinindir, sonra kitlelerindir...

zahit bizi tan eyleme, oldukça eskilerden gelmiştir günümüze... bildiğim kadarıyla 1600'lerin başında söylenmiştir ilk kez... 1500'ler diyen kaynak da var... osmanlı zamanı yani... ortama hakim olan mezhepler; bektaşiliğe, aleviliğe ve melamiliğe savaş açmıştır osmanlı döneminde... ben işin bilmediğim kısımlarına, daha doğrusu uzmanı olmadığım kısımlarına girmeyi uygun bulmuyorum, beni gerçekten aşan konular... üstelik bu sayfa müzik sayfası ama bu deyişin çıkışının; özellikle bektaşilere yapılan haksızlıklar, dedikodular ve saldırılar olduğu yönünde çok fazla kaynak var... osmanlı döneminde yaşanan bu olaylar konusunda bir çok kaynak mevcut, okuyup, inceleyin derim... bazı kaynaklarda ise; sufilere yönelik baskılardan bahsedilip, yapılan baskı ve hoşgörüsüzlük karşısında, muhyi bu eseri yazmış şeklinde ifade ediliyor... her ne kadar ben fikir yürütebilecek bir alim olmasam da, o dönemin osmanlı ortamında sufilere karşı bir baskı ve aşağılama olması pek de akla yatkın değil...

"zahit bizi tan eyleme" ve "ey zahit şaraba eyle ihtiram"; özellikle zahit bizi tan eyleme deyişi, az önce belirttiğim gibi ülkemiz devrimcileri tarafından marşlaştırılmıştır...  deniz gezmiş, hüseyin inan ve yusuf aslan'a ithafen söylenmiştir yakın tarihimizde... her defasında "muhteşem" sıfatını eklemeden edemediğim o ezgisi sokaklarda ıslıkla çalınmıştır...

zahit bizi tan eylemeyi bir çok genç hatırla sevgili ve muhteşem yüzyıl dizilerinden öğrenmiş!... beni kızdıran bu durum, aynı zamanda sürekli kızdığım dizilere saygı göstermem gerektiğini de öğretti bana... demek ki hiç umulmadık şekillerde faydalı da olabiliyormuş tv dizileri... hatırla sevgili adlı dizide mahir çayan vurulunca çalınmıştı bu parça hatırladığım kadarıyla...

zahit denince akla gelen, hayran olunan özellikle zahit bizi tan eylemedir... çok da doğaldır ve aslında bu derece etki bırakması da nereseyse tamamen müziktendir... bu sözlere hatta daha etkili sözlere sahip eser az değil ama bu müzik her yerde yok...

aslında bu bektaşi deyişinin sinemada kullanılması da oldukça eskidir... benim bildiğim kadarıyla, 1971 yılı yapımı yılmaz güney filmi "ağıt" ın çok özel bir sahnesinde kullanılmıştır ilk olarak... aşağıda paylaşmıştım ama sürekli kaldırılıyor yükleyenler tarafından... zar zor yenisini bulup, yine paylaşıyorum ama 5 ay sonra yerinde yeller esiyor... ben de tümden sildim videoyu... arkadaş; neden bizim millette paylaşılan bir şeyi, bir süre sonra silme hastalığı var anlayabilmiş değilim...

önce halvetiliğe yakın bir yorumu ile paylaşayım... fatih koca seslendirmiş... burada da hem güftenin hem de bestenin muhyi'ye ait olduğu ifade edilmiş yani anonim geçmiyor... diğer tüm albümlerde anonim denmiş...

yukarıdaki videoda kullanılan sözleri dikkatlice dinlemişsinizdir umarım... aşağıda genel kabul gören sözleri veriyorum... eserin tamamını yorumuna dahil eden tek bir örnek bulamadım ben... bir eser; bu kadar da işe geldiği gibi çekiştirilmez... eser; bir bütündür, evet tamamı kullanılamayabilir ama ruhunu bozmadan alırsın sözleri...

en genel anlamıyla bu dini bir eser ve bu eseri bazı sözleri baskı kuranlara ve ötekileştirenlere karşı diye ve çok daha önemlisi muhteşem bir müziğe sahip diye, yolundan çıkaramazsın... sayılmayız parmak ile, tükenmeyiz kırmak ile, imam ali'dir ulumuz, gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz diyorsan; elif allah mim muhammed kısmını da dahil edeceksin...

aynı durum diğer taraf için de geçerli... evet, sonuçta bu bir ilahi ama arkadaş muhyi bu eseri alışılmış bir ilahi olarak dile getirmemiş... sayılmayız parmak ile, tükenmeyiz kırmak ile, usludan yeğdir bizim delimiz de diyor... yahu canı yanmış adamın, onun üzerine dile gelmiş...

zahid bizi tan eyleme
hak ismin okur dilimiz
sakın efsane söyleme
hazret'e varır yolumuz
sayılmayız parmağ ile
tükenmeyiz kırmağ ile
taşramızdan sormağ ile
kimse bilmez ahvalimiz
erenler yolun güderiz
çekilip hakk'a gideriz
gaza-yı ekber ederiz
imam ali'dir ulumuz
erenlerin çoktur yolu
cümlesine dedik beli
gören bizi sanır deli
usludan yeğdir delimiz
tevhid eden deli olmaz
allah deyen mahrum kalmaz
her seher açılır solmaz
bahara erer gülümüz
muhyi sana olan himmet
aşık isen cana minnet
elif allah mim muhammed
kisvemizdir dalımız

muhyi'nin bu eseri; zahid'e bir sesleniştir... bu durumda bu sözler rind'e aittir... bu nokta çok önemli... tam da bu sebeple; hiç kimsenin bu eseri bozmaya hakkı yoktur diye düşünüyorum... aslında bu eser o kadar önemli ki... asla bozulmaması gerekir... her kelimesi ile korunmalıdır... burada ben yarım yamalak bilgimle "zahid ile rind" kavramına giremem ama fuzuli'nin rind-ü zahid eserini okumanızı öneririm...

yine farklı bir açıdan şu da önemli: muhyi, tasavvuf ehli bir isimdir... osmanlı döneminde kadızadeler olarak bilinen -ki her mekan ve zamanda vardır bu kadızadeler- arkası kuvvetli ve devlet destekli bir kesim, sufilere karşı ciddi tavırlar sergilemekte idi... kadızadeler her yeri parsellemişlerdi anlayacağınız... çok da ciddi olaylar yaşanmıştır 17. yüzyıl istanbulunda ve bu eser, o olaylar sonucunda dile getiilmiştir...

tam adı bezcizade mehmed muhyiddin olan muhyi'nin doğum tarihi bilinmiyor ama 1611 yılında istanbul üsküdardaki şekuri tekkesinin avlusuna gömüldüğü biliniyor... benim verdiğim tarihler hatalı olabilir, ilgiliyseniz kendiniz araştırın...

bu eser, en başta dini bir eserdir... eser sahibi belli... evet, bence ezildiğini hisseden herkes tarafından da kullanılabilir, önemli olan insandır ancak muhyiddin, bu eseri bütün ezilenler için yazmamıştır... eser sahibine sadık kalmak gerekir ve sözlerin içinden sadece işe gelenin alınıp, geri kalanın dışlanması hiç de ahlaki değildir... eserin müziği muazzam olduğu için, marşlaştırılmaya uygun olduğu için bu eser kullanılmaktadır... arkadaş; eseri bozarak kullanmak yerine, onun kadar muhteşem bir eseri sen yapsana bu durumda... "hazırda muhteşem bir ezgi var, işime gelmeyen kısımları atayım, kullanayım" gibi bir noktayı benim kabullenmem mümkün değil... git kendin yap o zaman bu kadar iyisini... yapabiliyorsan...

biz "ha" isek; siz de "ha"sınız...

siz "hu" iseniz; biz de "hu"yuz...

hayy'dan gelen, hu'ya gider...

erkan oğur ve ismail hakkı demircioğlu tarafından yapılan bu ilave ise çok da yerindedir...

erkan oğur / ismail hakkı demircioğlu - zahit bizi tan eyleme


bu sözleri sanma her insan anlar
kuş dilidir bunu süleyman anlar
bu sırrı müphemi arifan anlar
çünkü cahillerden pinhan eyledik

yukarıdaki sözlerin de sahibi, gerçek adı ahmet edip olan harabi de "ey zahit şaraba eyle ihtiram" derken insanları günaha davet etmemiştir... bu sebeple; garibim harabi vahdetnamesinde araya bir dörtlük sıkıştırmak zorunda hissetmiş olmalı ki, onu da yukarıda paylaştım...

ben burada yazdıklarımı ve harabinin söylediklerini anlamayanları ve anlamak istemeyenleri yine yukarıdaki kısa ve öz dörtlüğe havale etmek istiyorum... aşağıdaki sözleri paylaştım diye kızanlar o kadar çok ki... arkadaş; harabi gibi bir insan'ın sözleri onlar!... insan en azından "yahu bunları harabi yazmışsa, vardır bir hikmeti" der de mi... "vay kitapsız herif neler yazmış! töbe töbeeee" demeden önce, kuş dilini öğrenmemiz gerekiyor zannedersem... "hayatı ve dünyayı kendi küçük dünyaları ile sınırlı tutanlar bizi anlayamazlar" dememiş boşuna pir sultan abdal...
Daha Allah ile cihan yok iken
Biz anı var edip ilan eyledik
Hakk'a hiçbir layık mekan yok iken
Hanemize aldık mihman eyledik
Kendisinin ismi henüz yok idi
İsmi şöyle dursun cismi yok idi
Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
Şekil verip tıpkı insan eyledik...

tasavvufun en derin noktalarından biridir yukarıdaki sözler... araştırın, inceleyin... öğrenin...

kısaca "zahit" olarak bilinen diğer bir eser olan "ey zahit şaraba eyle ihtiram" adlı eserin sözleri de aşağıda... bu iki deyiş çoğu zaman kısaca "zahit" olarak ifade ediliyor ve kafalar karışıyor... ben de her ikisini de ayrı ayrı erkan oğurdan ve ismail hakkı demircioğlundan dinleyinceye kadar bu eserin farkında değildim...

Ey zahit şaraba eyle ihtiram
İnsan ol cihanda bu dünya fani
Ehline helaldir, na ehle haram
Biz içeriz bize yoktur vebali
Sevap almak için içeriz şarap
İçmezsek oluruz düçar-ı azap
Senin aklın ermez bu başka hesap
Meyhanede bulduk biz bu kemali
Kandil geceleri kandil oluruz
Kandilin içinde fitil oluruz
Hakkı göstermeye delil oluruz
Fakat kör olanlar görmez bu hali
Sen münkirsin sana haramdır bade
Bekle ki içesin öbür dünyada
Bahs açma Harabi bundan ziyade
Çünkü bilmez haram ile helali



"ey harabi, sen boşuna söylersin; ama daha fazla söze de gerek yoktur... bilmeyen nasıl anlasın “gerçek” haramı, “gerçek” helali?... ve bir aşk içinde erimeyi?..." demiş ve susmuş harabi...

tasavvufta şarap allah aşkıdır... meyhane ise tekkedir... meyhanede kendinden geçilir... buna pek akıl ermez işte... tasavvufta bu sebeple bol bol şarap içilir... bu aşk ile kandil içindeki fitile dönülür... 
 
aralarında 300 yıl kadar zaman farkı var her iki  "zahit" in... her ikisi de ağzına kadar dolu deyişler... son 300-500 yıl içinde pek değişen bir şey yok gibi... her iki eser de muhteşem... dilden dile belki de değişerek geldiler ama sözler bugün için de çok anlamlı... belki gün geçtikçe daha da anlamlı oluyorlar...

özetle; zahit deyişleri "zahit" e yapılan bir sitemdir... bu tip deyişler "rindane" tarzı olarak bilinirler ve zahite sitemde bulunan yada derdini anlatmaya çalışan "rind" dir... bir başka deyişle rind zahite hafif bir ayar çekmektedir...

tasavvufta zahit dünyayı ve dünyevi olan her şeyi bir kenara atmıştır ve zahit için sadece ve sadece ahiret vardır... bazı yaklaşımlar zahiti kötü ve berbat bir yobaz olarak göstermeye çalışmaktadırlar ama asla öyle değildir... zahit in tek sorunu bu dünyayı yok sayıp, ahirete bakmasıdır sadece... aslında bu yönüyle bakıldığında, osmanlı dönemindeki bektaşi sorunu konusunda zahite gönderme yapılması zahit tarafından pek de anlaşılır bir şey değil... zahit "dünya için bu olanlar normaldir, önemli olan öte dünyadır, cennettir" der geçer ve gözlerini yumar; budur sorun...

zahit "şarap haramdır, 1 damla şarap insanı cehenneme götürür" derken; rind "ben şarabımı içer, cennetime giderim, cennet de cehennem de bu dünyada" der... rind de aynı yolda ilerlemektedir ancak tek bir fark vardır; rind dünya hayatını da çok önemser, iyi insan olmaktır temel ona göre... zahit; allah yolunda kendisini üstün görür!... bu üstün görme sebebiyle zaten yolu en baştan tıkanmıştır... zahit dini konularda rinti aşağılar, hor görür... rindane tarzındaki deyişlerde aşık veysel yada karacaoğlan da görülen "beni hor görme!" bakış açısı vardır...

aşık veysel ne demiş? "beni hor görme kardaş!" demiş... karacaoğlan ne demiş? "bana kara diyen dilber! gözlerin kara değil mi?"...

en büyük sorunumuz değil mi hor görülme?... ötekileştirilme?... aşağılanma?... hatta "ölen çocuk kimlerdenmiş?" gibi yaklaşımlar?... ölen bir çocuğun bizden yada ötekilerden olması gibi aşağılık bir saplantıya takılıp kalanlar?... işte "zahit" e verilen ayardır bu türküler...

sadece müzik derseniz, onun da bence muhteşemlerinden biri aşağıda... bu güzellikle bitireyim artık...

2012 izmir festivalinden unutulmaz bir an... trt kayıtlarından birini bulabildim... derya türkan, vincent segal ve erkan oğur... zahit bizi tan eyleme... harika... dinlendirici... doğaçlamalar muhteşem... bu arada koskoca trt bile yukarıda yazdığım gibi kafa karışıklığı yaşamış olmalı ki parçanın adını ey zahit şaraba eyle ihtiram demiş!... videonun başında, dikkat ederseniz, görürsünüz...


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.