Haftanın Videosu

önceki videolar için playlist oklarıyla ilerleyiniz...

gençlerden son başarılar

genç müzisyenlerimizin başarılarını mumla aradığım yıllardan sonra, birden bire başlayan başarılar silsilesi çok sevindirici tabii... "haftanın birincilerine" kadar indi paylaşımlarım neredeyse bir ara... bu başarıları tek tek yazmaya, paylaşmaya çalıştım uzun süre... özellikle ayrı ayrı her genç yeteneği paylaşmak doğal olarak en doğrusu çünkü sevmiyorum ben aynı paylaşımda birden fazla isme yer vermeyi... büyük saygısızlık bence... her biri gerçekten apayrı özellikleri, çalışmaları ve başarıları olan sanatçılar ama bu sevindirici başarılar o kadar arttı ki! açıkçası ben yetişemez oldum... bir şekilde hepsinden elimden geldiğince haklarını vererek bahsetmek isterim, mutlaka da kendilerine özel paylaşımlarım olur ama şimdilik en azından kısa kısa bahsedeyim istedim...

tarihleri karışık yazacağım hatırladığım kadarıyla çünkü yenisini eskisini de hatırlamıyorum pek...

can çakmur

can çakmur
19 yaşındaki genç piyanist can çakmur iskoçyada unesco uluslararası piyano yarışmasında birincilik ödülü aldı... şef thomas søndergård yönetimindeki iskoç kraliyet ulusal orkestrası ile çaldığı beethoven 4. piyano konçertosu ile birinciliği kimseye kaptırmadı...

final performansı paylaşılmamış, ben yarı finalden bir parça seçtim... liszt i tercih ettim...

youtube kanalı



kaan turan

13 yaşındaki kaan turan, italya milanoda düzenlenen lovere uluslararası tadini piyano yarışmasında birinci oldu...bilfen kolejinde okuyan kaan aynı zamanda yaşar üniversitesi müzik bölümü öğretim görevlisi payam gül susanni ile sürdürüyor çalışmalarını...

kaan turan
yarışmada fazıl Sayın kara toprak eseri yanında, chopin in küçük ihtilal etüdünü ve mozart ın la minör piyano sonatını çalan kaan turan; daha çok çalışıp, adını dünyaya ezberletmek istiyor... aynı zamanda iyi bir beyin cerrahı da olmak istiyor... gördüğüm kadarıyla ikisini de başaracak kapasitede kaan... şimdiye kadar bir çok konser vermiş ve bir çok ödül almış bir isim... yakın bir gelecekte yeni haberlerini yazacağımdan eminim...

kaan turan - kara toprak


nil venditti

geleceğin önemli orkestra şeflerinden olacağına kesin gözüyle bakılan nil venditti de bükreş orkestra şefliği yarışmasında hem ikincilik ödülünü aldı hem de orkestranın özel ödülüne layık görüldü... bu önemli yarışmadan aldığı her iki ödül de çok önemli...



italyanın prestijli claudio abbado ödülünü de almıştı daha önce nil venditti... 22 yaşında ve büyük başarılara imza atmış bir isim... zürih güzel sanatlar üniversitesinin müzik bölümünde devam edecek olan nil, aslında viyolonsel sanatçısı...

youtube/nil venditti

nil venditti

azra kaya

anadolu üniversitesi devlet konservatuvarı öğrencisi azra kaya, italyada düzenlenen uluslararası genç müzisyenler yarışması citta di barlettada ikincilik ödülünün sahibi oldu... azra kaya, öğretim görevlisi şeniz aybulus ile çalışmalarını sürdürüyor... ben ne yazık ki genç yetenek azra kaya hakkında detaylı ve güvenili bilgiye ulaşamadım... video da bulamadım, eğer bulursam, mutlaka eklerim buraya...

azra kaya gibi bir çok yolun başındaki kardeşimiz için bu işlerin kolay olmadığını biliyorum çünkü bir yandan dersler, bir yandan konserler, provalar, yarışma hazırlıkları vs vs vs... ama bir şekilde, ailelerinden de rica ederek ve yardım alarak da olsa, sosyal medyada paylaşımlar yaparlarsa çok iyi olur düşüncesindeyim...

azra kaya

emre yavuz

her sene sadece önemli kurum ve usta müzisyenlerin önerdikleri genç piyanistlerin katılıp yarıştığı kissingen piyano olimpiyatlarında bu sene genç piyanistimiz emre yavuz da davet alan piyanistler arasında idi... bu sene 15. si düzenlenen olimpiyatın finali 8 ekim 2017 tarihinde yapıldı ve emre yavuz bu senenin olimpiyat birincisi olmayı başardı... 

www.emreyavuz.net

emre yavuz
bu birincilik, emre yavuza bir de çok önemli konser getirdi... olimpiyat birincisi olarak, 27 haziran 2018 tarihinde joschua weilerstein yönetimindeki deutsche kammerphilharmonie ile çalacak ve frankfurttaki steinway-hausta da resital verecek...

genç piyanist emre yavuz girdiği her yarışmadan derecelerle dönen önemli bir piyanistimiz... aldığı başlıaca ödüller; kırımda düzenlenen mavi kuş müzik yarışmasında birincilik, viyanada yapılan rosario marciano piyano yarışmasında birincilik, sicilya ibla grand prize, viyana rotary chopin ve schumann yarışmalarında dereceler, 2 hacettepe piyano yarışması birinciliği, viyana piyano yarışması birinciliği ve schubert özel ödülü, dortmund schubert piyano yarışması  üçüncülüğü vs vs vs... daha vardır mutlaka... belki de en önemlisi; tel avivde her yıl düzenlenen gala konserinde zubin mehta yönetiminde beethovenin 3. piyano konçertosunu seslendirmiş olması... bir yarışma canavarı emre yavuz...

rachmaninoff prelude op. 23 no. 3 in d minor - emre yavuz


yiğit karataş

bir kaç gün önce, 9 ekim 2017 tarihinde, dünyanın en prestijli konser salonlarından biri olan hatta belki de en başta gelen new york carnegie hall de solist olarak konser verdi keman sanatçımız yiğit karataş... çağdaş eğitim vakfının 2009 yılından beri eğitimine destek verdiği önemli bir isim...

yiğit karataş
new yorkta düzenlenen uluslararası “the waldo mayo international violin competition” da birincilik kazanan yiğit karataş, hem maddi olarak ödüllendirilmişti hem de bu salonda solist olarak konser verme hakkı kazanmıştı... üstelik büyük salon stern hall de... yiğit karataş konserde beethoven den op. 43 prometheusun yaratıkları uvertürünü, dvorak dan çek suitini ve brahms ın keman konçertosunu seslendirdi... ben ne yazık ki bu konserden bir çekime ulaşamadım, ulaştığımda mutlaka eklerim...



ben genç yetenek diyorum çünkü bana göre gençler ama artık bu başarıları getiren sanatçıların bir kısmı olgunluk çağlarına adım atıyorlar:)... tabii bir kısmı da oldukça gençler... artık ben genç deyince bozulmasın hiç kimse... bu başarılar sadece benim sağda solda dolanırken haberdar olduklarım... belki çok daha fazlası vardır, bu aralar denk geldiklerimi eklerim mutlaka ve daha önce de belirttiğim gibi, sevmiyorum bu tip farklı isimlerden bahseden paylaşımları ama zamansızlık buna sebep oluyor... tabii gelecekte her biri ile ayrı ayrı yeni paylaşımlarım olacak inşallah...

ben her bir sanatçımızı ayrı ayrı kutluyorum, iyi ki varlar...

bu arada; ben zorlanıyorum, lütfen başarılarınız arasına biraz zaman koyun... :D

selin demirelden ilginç projeler

selin demirel
gençler yaratıcı oluyorlar... biz de yaratıcıydık gençken, "hade len ordan, zırva işlerle uğraşacağına, git ödevlerini yap" derlerdi... o yüzden şimdi hiç bir şey yapmıyorum:))... buradan bahaneyle sağa sola laf etmek de iyi oluyor... öğretmene süper bir fikir söyleyecek olsan, iki tane çakardı suratına, bir daha fikir yürütecek halin kalmazdı:)... yok, gerçekten ne ailem öyle idi ne de ilk okul öğretmenim ama o benim şansım... o kadar çoklar ki... o yüzden artık gençlerimiz açınca içinden su akan musluk tasarlıyorlar...

neyse... selin demirel onlardan değil... bir süredir ilginç çalışmalar içinde... biraz bekleyip, takip edeyim, bakalım neler çıkacak demiştim... çıktı... selin demirel hakkında daha önce paylaşım yapmıştım, önce onu okuyun derim... ilk tanıdığımdan beri selin demirel bende şu izlenimi uyandırmıştır: kesinlikle sadece iyi bir viyolonsel sanatçısı olarak kalmayacak!... yada şöyle söyleyeyim; en azından, bilinen kalıplar içinde bir çellist olmayacak... tahmin etmek zor ama ileride göreceğiz... sürekli arayış içinde selin demirel...

19 yaşında selin demirel, bu sene ağustos ayında belki de ilk kez doğuya gitti... çocuklara ve kadınlara viyolonsel çaldı... otizmli ve engelli çocuklara konserler verdi... halı dokuyan kadınlarla tanıştı, konuştu ve onlar çalışırlarken çello çaldı...



sonra istanbula döndü... or-yom da çaldı... şişli down kafede çaldı... onlarla sohbet etti... down kafedeki gençlere çello çaldırdı... onların yemeğini yedi...

Halı dokuyan,emeğini taştan çıkartan, hayatında kadın olmaktan en çok gurur duyması gereken güzel kadınlardan umut buldum. Sizler mesleki hayatımda karşıma çıkacak her zorlukta hatırlayacak olduğum bireylersiniz. Her türlü zorluğa ve şiddete karşı kendi emeğinizi kazanmanız saygı duyulası bir şey.Bach çalarken hiç bu kadar zevk almamıştım! Bu ayın bana öğrettikleri uzun zaman boyunca kendi yaşantımda öğrenemeyeceğim kadar çok oldu. Hepinize teşekkür ederim, iyi ki varsınız
böyle demiş selin demirel... şimdi aklıma ara güler üstad geldi... çok önemli bir lafını hiç unutmam... onu da sırası gelmişken araya sıkıştırayım... benim müzik harici bir bloğumdan idi... o bloğu kapattım, ara ara oradan tranferler yapıyorum:)...

şöyle demişti ara güler:
Bana soruyorlar; 'Sen ne marka makineyle fotoğraf çekersin?' diye... Fotoğraf makineyle mi çekilir?...
Şimdi en iyi, en gelişmiş daktilo bende olsa en büyük yazar ben mi olurum?... Roman daktiloyla mı yazılır?...
Arkadaş; (gözleriyle kalbini göstererek), fotoğraf burayla, burayla çekilir. Ben Singer dikiş makinesiyle bile fotoğraf çekerim! Şunlara bak. Alıyorlar Leica'yı, Canon'u, Nikon'u ellerine, yola düşüyorlar. Bir köylü mü gördüler. Dur! İki şipşak, tamam… Koyun sürüsü mü gördüler. Dur! İki şipşak, tamam… Çadır mı gördüler. Dur! İki şipşak, tamam…
ara güler
"Ben bir çobanın fotoğrafını çekeceksem, onunla oturmalıyım, birlikte yemek yemeliyim, gece çadırında kalmalıyım… Onu tanımalıyım. Fotoğrafını ancak ondan sonra çekebilirim."

işte budur!... sanat emektir... ulaşılması hedeflenen her başarı da emeği gerektirir...

bu çok anlamlı alıntıyı acaba nereye sıkıştırsam diye uzun süredir bekliyordum, selin sayesinde en anlamlı yeri buldum... sanatın hangi dalı olursa olsun, müziğin hangi türü olursa olsun, yapılan sanat soyut yada somut hayatı anlatır... çok subjektif sanat yaptığınızı bile düşünüyor olabilirsiniz ama subjektif dediğinizi bir dağ köyünde birileri yaşıyor olabilir... sanatta anlatacağınız her şey aslında bir yerlerde yaşanıyor mutlaka... dünya üstü bir müzisyen bile olsanız, evrende var o...

selin demirel sadece kendisi bir şeyler öğrenmedi bence... viyolonsel de öğrendi bir şeyler:)...


sonra döndü hannover e ve 1 ekim günü konser verdi... bu konserde de kendisine ait bir projesini gerçekleştirdi... "kağıt-kalem-konser"... daha doğrusu, projenin ilk çalışmasıydı... yukarıdaki fotoğrafta görüleceği üzere, dinleyicilere kağıt ve kalem dağıttı... hissettiklerini çizmelerini ve yazmalarını istedi... ben de görmüş gibi anlatıyorum:)... istemiş yani:)... onlar da çizmişler...

hem dinleyiciyi olayın içine çekme, hem de geri dönüş alma açısından çok güzel bir düşünce... üstelik, ucu da çok açık, çok farklı şekillerde değerlendirilebilecek bir konu... her müziğin bir resmi, her resmin de bir müziği olduğundan eminim... aynı müzikten sonsuz sayıda resim çıkabileceği gibi, aynı resimden de sonsuz sayıda melodi çıkabilir... sanatçı için de oldukça heyecan verici olmalı...

tam alakalı olmasa da konuyla, bir kaç sene önce norman perryman hakkında bir paylaşım yapmıştım... müziği fırçalarıyla yaratan müzisyen... dilerseniz, okuyabilirsiniz...

şimdilik bu kadar diyeyim, selinin gelecekteki çlışmalarını da merakla bekliyorum...



nilipek

nilipek
benim yıllar önce yaptığım bir paylaşım vardı, öyle kenarda dururdu ve sayfa istatistiklerinde şimdiye kadar hiç adını bile görmemiştim o paylaşımın... yani anlayacağınız hiç kimsenin zerre kadar ilgi ve alaka göstermediği bir paylaşım idi zıplayan pire ukulele... ukuleleyi çok severim ben... hiç beklenmeyen bir etkisi vardır... oyuncak gitarlar var ya plastik? işte onlar gibi bir şeyi andırır... ben de hadi şu ukuleleyi de yazayım demiştim 2014 yılında ve yazmıştım az biraz... bir de o paylaşımı yaparken olağanüstü yetenekli bir çok ukulele virtüözü keşfetmiştim ve nerdeyse hepsi de kadındı ve ukuleleye değen kadın eller diye de ayrı bir paylaşım yapmıştım... her iki paylaşımı da inceleyin derim çünkü bu enstrüman ve onu çalanlar nedense hak ettikleri ilgiyi görmüyorlar...

velhasıl-ı kelam, haydaaa bu ifadeyi de hiç kullanmazdım ben nerden çıktı!... birden yaşlanıyormuyum neyim!... :) hakikaten nerden çıktı, neyse, yani sözün özü şu; bu iki paylaşımı şimdiye kadar hiç umursayan olmamıştı... dün birden bire -her ne olduysa-benim zıplayan pire birden başladı zıplamaya:)... hayatında hiç muhattap olmadığı ilgiyle karşılaştı... girip okuyanlar da her nedense hep avrupadan!... her neyse, bu sizi ilgilendirmiyor tabii, bizim avrupalı türklerden biri paylaştı herhalde... ve herhalde oldu bir şeyler ki, facebook ta incelediğimde, bir çok kişinin "aaa ukulele diye müzik aleti varmış, anlamı zıplayan pireymiş" gibi şeyler yazdıklarını gördüm:)... yahu arkadaş hadi pireyi ve zıplayıp zıplamadığını çok kişi bilmez, normaldir de ukuleleyi de mi hiç duymadın... neyse...

insan kıytırık da olsa bir blogla uğraşıyorsa, ister istemez merak ediyor tabii ne oldu diye ve ne olup bittiğini anlayayım derken, bir de ne göreyim!? nilipek!... biraz kurcalayınca kimmiş nilipek diyerek, anladım ki, daha doğrusu hatırladım ki, nilipek i ben az da olsa tanıyorum... nil ipek hülagü olur kendisi ve 7 pink floydlar ve n prenses grubunda vokal yaptığını ve aynı zamanda başka bir grupta da bas gitar çaldığını bilirim... bütün bildiğim ve hatırladığım da budur... 7 pink floydlar ve 2 prenses oldu bu grubun adı çünkü grubun ilk kuruluşunda 7 pink floyd vardı ama kaç tane geri vokal prenses olacağı belli değildi... 2 oldu nihayetinde ve çok iyi bir pink floyd tribute band doğmuştu... ben açık söyleyeyim, bu grubun adını pek sevemedim, yaz yaz yada söyle söyle bitmeyen tuhaf bir grup adı olduğu için kısaca 7pf2p denirdi... bir süre uzak kaldığım için bilmiyordum devam edip etmediklerini, ediyorlarmış ve şansa bakın daha dün gece kadıköy sahnedelermiş:)... çok sevindim... 7pf2p yi de anmış ve hatırlamış olduk bu sayede... o minik ukulele nelere kadir:)...

işte o nil ipek hülagü yıllar sonra karşıma ukuleleye eli değen yeni kadın nilipek olarak çıktı... çok sevindim... sesi de çok güzeldir ve çok güzel söyler... sağı solu kurcalarken izlediğim ilk videosunda ukulele macerasının nasıl başladığını anlatmış, önce onu paylaşayım... daha doğrusu aşağıdaki video, bir playlist ve akustikhane performansının tamamını içeren toplam 12 video var... bu açıklamayı her zaman yapma gereği duyuyorum çünkü doğal olarak izleyen dikkat edemeyebiliyor... nil ipek hakkında bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz özellikle sohbet videolarında...



yukarıdaki akustikhane performansında hande yener e ait kibir ve ayyuka cover ı havada bir hinlik var parçalarında ukuleleyi dinleyebilirsiniz... ayyuka harika bir gruptur... hande yener e ait kibir de gerçekten çok hoş bir parçaymış...
lise son siniftaki pek seker sinif baskanimdi kendisi. kimseye duyulmayan sessiz bi saygi vardi kiza o haylaz sinifta. sarkilarindaki narinlik, berraklik, samimiyet neyse kendisi de oyledir. hani herkesin sevdigi tipler vardir ya lisede, al iste al nilipek'i vur onlara. sagolsun sarkilariyla insanin ruhunu oksuyor simdilerde.
eski bir sınıf arkadaşı olan ekşi sözlük yazarı böyle yazmış... ekşi sözlüğe bayılıyorum ben gerçekten:)... çoğu zaman en nokta atış bilgiye oradan ulaşıyorsunuz... kendisi hakkında yapılan yorumların neredeyse tamamı bu şekilde ve çok sevilen biri olduğunu anında anlıyorsunuz...

çok güzel sesi var ve çok da iyi söylüyor nil ipek... bunu yazmıştım zannedersem ama katmerli olsun... ben ukulele sebep olmasaydı, belki de hiç haberdar olamayacaktım... ukuleleye de bir teşekkür edelim şimdi... bu arada, şunu da belirteyim, akustikhane gibi kanalları da sürekli takip etmekte yarar var...

ben klavyelere de bayıldım... ozan tekin çalmış tüm klavyeleri... tabii ekip olduğu gibi işinin ehli... gitarlarda can aydınoğlu, bas gitarda tufan büyükgüngör, davulda da berkay küçükbaşlar var... benim klavyeleri beğenmemin sebebi büyük ihtimalle ön plana çıkıyor olması müzikte...

nilipek i takip edip, bilgi almak için facebook ve youtube sayfasını incelemenizi öneririm... gerçekten ilginç sosyalmedya isimleri kullanıyor...

facebook.com/nilipekseveriz
youtube.com/nilipekkimki
spotify

bandcamp sayfasından da dijital albümünü satın alın mutlaka... bunun yanında, mağazalardan da bulabilirsiniz...

1988 doğumlu... en güzeli de izmir doğumlu:)... hemşehricilik yapayım biraz... boğaziçi üniversitesi rehberlik ve psikolojik danışmanlık mezunu... sonra gitmiş maastricht üniversitesinde biyolojik psikoloji okumuş... (o da ne yahu?) galiba sonrasında da bahçeşehir üniversitesinde sinema ve medya doktorası yapmış yada yapıyor... bu bilgiler hatalı olabilir...

güzel müzik yapıyor, besteliyor, çalıyor, söylüyor... ukulele sayesinde haberdar oldum, ukuleleli bir parçayla bitireyim...ben performanslarını izlerken kate bush geldi aklıma hep, onu da ilave edeyim:)...

nilipek & can kazaz - her gece (mirkelam cover)



benyamin sönmez 2017

uluslararası benyamin sönmez çello yarışması
2012 yılından beri organize edilen fethiye klasik müzik festivali kapsamında bu sene ikincisi gerçekleştirilen 2. uluslararası benyamin sönmez viyolonsel (çello) yarışmasını bu sene rus çellist rustem khamidullin kazandı... ikincilik ödülü verilmezken, üçüncülüğü cansın kara ve ülker tümer almış... benim için müzikte birinci, üçüncü, beşinci ve sonuncu diye bir şey yok... yarışmaya katılan ve derece alan tüm viyolonsel sanatçılarını kutluyorum...

yarışmanın yapılacağını biliyordum tabii ama sonucunu bilmiyordum, az önce karşıma çıkınca birden, bahsedeyim dedim... aşağıdaki haberden öğrendim... böyle haber başlığı mı olur?... bu ne saçma sapan bir haber?... andante?... bu ne zırvalıktır?...

andante: rus çellist benyamin sönmez yarışmasında türkleri solladı

türkiyenin müzik kültürü dergisi:)... ben olsam, kültür patlaması yaratıp, "rus çellist, türkleri alaşağı etti... rus çellist tek kale oynadı yada rus çellist türklerin suyunu çıkardı, kündeye getirdi vs vs vs" derdim... bi onları demedikleri kalmış:))... şimdi sağda solda eleştirince, değiştiriveriyorlar!... ekran görüntüsünü de aldım... aşağıda...

andante- türkiyenin müzik kültürü dergisi
ben zaten bu yarışmaları hiç sevmiyorum... evet, yarışmalarda derece alan gençleri sürekli paylaşıyorum ama ben sanatta "yarışma" denen şeyin olmaması gerektiğini düşünüyorum... mutlaka bu yarışmaların zararından çok daha fazla faydası vardır, biliyorum... özellikle gençleri motive ediyordur, her yarışma bir okuldur, şudur budur... bunları akıl edebiliyorum ama "yarışma" ve "rekabet" gibi hatta "birinci" yada "üçüncü" gibi hatta "ikinciliğe uygun biri çıkmadı" gibi tuhaflıklarla müziği bağdaştıramıyorum bir türlü... hele hele yarıştırılanlar çocuklarsa!!!... bu yarışmada çocuk sanatçı varmıydı bilmiyorum ama çoğu yarışmada var... "kaybeden çocuk" olmamalı... belki daha da önemlisi, "kazanan çocuk" hiç olmamalı!... ben sağlıklı bulmuyorum...
2015 yılı içinde bulgaristanda düzenlenen uluslararası "music of germany & austria" yarışmasında ve italyadaki "international young musician citta di barletta" yarışmasında birincilikleri alıp döndü... bu iki yarışmadan çok daha önce berlindeki sforzando yarışmasında bach ın konçertosunu ve selman ada nın meskeler adlı eserini seslendirerek ikincilik almış ve daha bir çok yarışmaya katılmış...
yukarıdaki alıntı, bu sayfadan... ülker tümer hakkında daha önce yazmıştım... bir çok uluslararası birinciliği var ülker tümerin... cansın kara ve ülker tümer e ikincilik verilememesinin mutlaka teknik bir açıklaması vardır ve teknik olarak da doğrudur, ben cahil halimle şimdi teknik olarak laf edemem... ama müzik benim için teknikten çok daha öte bir şey!...  

bu yarışmanın sonuçlarını ve andantenin yarışma sonucunu veriş şeklini ben beğenmedim:)... konu rus-türk olayı değil, konu tekniğin çok daha ötesinde:)... anladığım kadarıyla; anca ikincisi düzenlenen bu yarışma, ikinciliği kimseye uygun görmeyecek kadar üst düzey...

neyse; benyamin sönmezi tanıyıp da hakkında iki kelam ettiğim bu paylaşıma eklemeler yapayım derken şu paylaşımı yapmak bana çok üzüntü vermişti...

benyamin sönmez videolarından bir demetle bitireyim...



senfoni no:4

charles ives
bir zamanlar hastalıktı bende tuhaf müzikleri arar bulur ve dinlerdim... aslında yapılacak iş değil çünkü keçiboynuzu yemek gibi bir şey... bir gıdım bal için resmen odun yiyorsun:)... ne manyakça işler toplamıştım... bitmeyen senfoniler ve kanonlar, kaktüslerle yapılan müzikler, intihar ettirenler, zeka kokan, matematik kokan parçalar, kan donduran eserler, karanlık klasik müzik eserleri vs vs vs... bir kısmı bu sayfada da var, arayıp bulabilirsiniz...

"dünyanın en zeki müziği"diye bir şey olur mu yahu? olur tabii o da var... interneti kurcalayın, aklınıza gelebilecek her türlü saçma bulduğunuz konuda müzik yapılmış vakti zamanında...

"dünyanın en manyak klasik müzik eseri" diye taratmıştım bir zamanlar ve karşıma ilk çıkan da charles ives in 4. senfonisi olmuştu... tabii böyle saçma bir tarama yapınca, bir sürü saçma sapan, gerçekten manyakça çalışma çıkıyor, onları sallıyorsunuz bir kenara ve sadece sanatsal açıdan ve müzikal anlamda kaliteli olanları incelediğinizde hemen dikkat çekiveriyor chasles ives in 4. senfonisi...

"manyak klasik müzik parçası" diye tarayınca internette (türkçe değil!), hemen geliverdi nedense bu eser ama aslında hiç de öyle manyak filan değil... sadece aşırı kompleks... yani öyle böyle değil, bildiğiniz karman çorman denen cinsten bir karmaşıklık... ben hiç denk gelmedim ama bazı orkestraların bu eseri çift şef ile çaldıkları rivayet ediliyor... önce paylaşayım...



ilk dinleyişimde resmen "ne bu yahu" deyip bırakmıştım ama dinledikçe sevmeye başladım, hatta dinlemeden duramaz oldum:)... şu anda da dinliyorum, resmen düzgün yazmamı engelliyor:)... manyak mıyım neyim... gerçekten ciddi söylüyorum, çok büyük bir keyifle dinler oldum ve insanı rahatlattığını bile söyleyebilirim... her kaosta mutlaka bir düzen vardır... önemli olan, kaosun içindeki o düzeni yakalayabilmektir ve bu senfonide de o düzeni yakaladığınızda sevmeye başlıyorsunuz... kaosun sahip olduğu düzeni yakalayabilmeniz için, tamamına hakim olmak durumundasınız, unutmayın... öyle kıyısı köşesi yok bunun... kaostaki düzen bütündedir... kaotik olan sadece parçalardır... ne laf ettim be:))...

bu eser, bir amerikalı besteci tarafından bestelenmiş olan ilk senfonik beste aynı zamanda... hemen şunu hatırlatayım, amerikada klasik müzik çok geç başlamıştır avrupayla kıyaslandığında... hatta çok geç demek bile yanlış olabilir, hiç başlamamış bile olabilir:)... sıradan adama tantana yı da okuyun derim bu arada...

charles ives in 4. senfonisinin son halini alabilmesi resmen 10 sene sürmüş... 1910-1920 arasında tamamlanmış ve en son bestelenen bölüm de ikinci bölüm olan komedi... hatta bir çok yerde bu bölümün 1924 yılında ilave edildiği yazıyor... çok büyük ve varyasyonlara sahip bir orkestrasyonu var 4. senfoninin... bu eser, ivesin kafasıdaki son 20 yılın bir bileşkesi olarak görülüyor.... içinde ne birikmişse 20 yıl boyunca, bu esere aktarmış... doğal olarak da  oldukça karışık, içinden kolayca çıkılmaz bir hal almıştır...

ilk dinlediğimde çok yorucu gelmişti ama daha sonra resmen dinlendirmeye başladı... hem dev gibi bir orkestraya ilaveten koronun da olması, hem de farklı unsurların aynı anda çok farklı tempolarda, akor sistemlerinde ve tonlarda çalıyor olmaları sebebiyle; bu parçanın yönetilmesi, çalınması ve dinlenmesi oldukça zorlaşıyor... dinlenmesini söyleyebilirim ama çalınma ve yönetilme kısmını bilemem tabii... müzik teorisinden anlamam ama inceleyip araştırınca, bu eserdeki temel zorluğun batı müziğinde mod yada bizde makam denilen yapının bu eserdeki karmaşıklığıymış... modal müzik çok eski zamanlarda ağırlıklı olarak vardı bildiğim kadarıyla... batıda debussy gibi bazı yakın dönem bestecilerince de kullanılmıştır... tabii charles ives de kullanmış anlaşılacağı üzere... ve aşırıya kaçıp bu modal yapıların bir kaçını aynı anda kullanmış... anladığım kadarıyla birden fazla modal yapıyı karmaşık bir örüntü ile veriyor bize ives... manyak işte... 

ben burada abartılı abartılı yazıyorum ya! belki de çok basittir yahu:)... siz bana bakmayın... ama videoları izlediyseniz, müzisyenlerin ne kadar ciddi ve dikkatli olduklarını görmüşsünüzdür... sanki konser vermiyorlar da, yörüngeye mekik oturtuyorlar:)... ben bu tip eserlere bayılıyorum... aslında çok örneği var... besteci besteliyor ama çıkıp çalabilmek yürek istiyor... çok az orkestranın ve solistin repertuvarına girebilen o kadar çok eser var ki...



benim bildiğim kadarıyla, daha doğrusu anladığım kadarıyla, bestelendikten sonra bölüm bölüm çalındığı olmuş ama tam ve orijinal hali ile dünya prömiyeri 1965 yılında leopold stokowski tarafından amerikan senfoni orkestrasınca gerçekleştirilmiş... 1965 yılındaki bu konseri de buldum, yukarıda paylaşıyorum... pardon, bu konser değil, konserden bir kaç gün sonra yapılan ilk kayıt ve tv den verilmiş... eser ve besteci hakkında açıklamalar da hem stokowski ve diğer yardımcı şefler jose serebrier ve david katz tarafından yapılıyor...

1874-1954 yılları arasında yaşamış charles ives... dünyaca tanınan ilk amerikalı bestecilerden biri olarak kabul ediliyor... modernist bir besteci olan ives in eserleri kendisi hayattayken hiç kabul görmemiş, önemsenmemiş... zar zor bir kaç kere çalınmış ama tamamı değil... yahu tabii önemsenmez arkadaş, adam gibi bestelesene:)))... yememiştir popoları çalamamışlardır:))... şaka bir yana, öyle modernistmiş, şuymuş buymuş, hemen kabullenilemez çünkü insan devrimci bir yapıya değil, stabil ve hoşnut bir yapıya sahiptir... her şey güzel güzel giderken, ortaya çıkıp da zırvalamanın anlamı ne?... avrupanın kaliteli sanatını alıp da ille o cahil amerikalılara kabul ettireceğim diye kafa patlatmaya ne gerek var?... üstelik charles ives, deneysel müziğin de babalarından biri olarak kabul edilmektedir... tabii şimdi oluyor bu... yetmezmiş gibi, politonal, poliritmik müzikler yapmış... türkçeleri nedir bulamadım... daha doğrusu aramadım:)... şöyle denebilir belki, çoklu tonal yada çoklu harmonik ve çoklu ritmik!... (yahu ben bilmediğim anlamadığım işlere neden burnumu sokarım ki:))))...) bunların türkçeleri yoktur kesinlikle... çok ritimli işte yani aynı anda 2-3 yada 8 allah ne verdiyse, bulduğun bildiğin ritimleri aynı anda çaldırtıyorsun orkestralara... gıcıklık olsun diye::)))... çok güldüm bu paylaşımı yaparken... aleatoric müzik yapıyormuş ives::)))... bunu da gidin kendiniz bulun valla... zaten 3 kişi ya okuyacak ya okumayacak bu yazıyı:)...

baktınız işler sarpa sarmaya başladı, hemen konuyu değiştireceksiniz... şimdi bu charles ives eğer müzikte bu kadar aşmış bir besteci ise; ki bence fazlasıyla "ileri" bir besteci, mutlaka şu bizim progresif rock a esin kaynağı olmuştur değil mi?... charles ives ve benzerlerinin tek şansızlıkları, erken doğmuş olmaları... yada şans diyelim... ben çok geç doğmuş olduğumu düşünüyorum, bu adamcıklar da erken doğmuşlar... charles ives müziği dinlerken, aklınıza gelecek en önemli rock grubu bence grateful dead olacaktır... frank zappa da tabii... eğer iyi bir grateful dead dinleyicisiyseniz tabii... yani özümseyerek dinlediyseniz, charles ivesi grateful dead müziğinde fazlasıyla bulursunuz... tabii doğaçlamalarda... grateful dead denince akla gelen aşağıdaki muhteşemliği paylaşmadan olmaz tabii... şu muhteşemliğe bakar mısınız!... ölümcül denebilir bizim gibi hastalar için...

grateful dead - dark star...



bir çok yeni dönem klasik besteciye de tabii esin kaynağı olmuş charles ives ama john coltrane e de esin kaynağı olduğunu gördüm bir yerlerde... ben hiç dikkat etmemiştim... sıkı bir coltrane dinleyicisi değilim ama olmalıyım zannedersem...eh bir de coltrane paylaşayım son olarak ve bitireyim şimdilik... charles ives etkisi var mı? bu parçada varmış... şimdi incelemem lazım başka hangi prog rock ve caz müzisyenlerini etkilemiş merak ettim çünkü charles ives etkisiyle yapılan müzik, müziktir!...

john coltrane - spiritual


9000 yıllık flüt

9000 yıllık çin flütü
daha önce dünyanın bilinen en eski enstrümanını paylaşmıştım... dilerseniz okuyun, dinleyin: neandertal flüt... dünyanın en eskisinden bir önceki:) şarkısını da yazmıştım... seikilos mezar yazıtı... eh onu da okuyun, işiniz gücünüz yok nasıl olsa... şimdi de karşıma dünyanın en eski çalınabilir kıvamda kalmış enstrümanı çıktı... düşünün artık, ne kadar saçma ve gereksiz yerlerde dolanıyorum internette... karşıma çıkanlara bakın...

neanderthal insana ait 43 bin yıllık flüt çalınabilir durumda olmadığı için, imitasyonu yapılıp çalınmış ve neye benzediği görülmüştü... bu bahsettiğim flütler ise çinde bulunmuşlar ve 9 bin yıllıklarmış... topraktan çıktıkları halleriyle taze taze çalınabiliyorlarmış... organik köy flütü:)... gecenin bir vakti bu işlerle uğraştığım için zevzekleştim iyice...

aslında flütler taze ama bu haber bayatmış çok... 1999 yılında bulunmuşlar çinde... nayse, başladım artık... neolitik döneme ait jiahu antik yerleşim alanında bulunmuş 6 adet flüt... japon turnasının dirsek kemiğinden yapıldığı düşünüyormuş bu flütlerin... turna, kuş oluyor bu arada... bir okuduğum makalede, arkeologların büyük bir kuşun kemiklerinden yapılmış olduğu yazıyordu ama bir diğerinde direk kuşun adını da vermiş... turna kuşu:)... bu flütlerden en iyi durumda olanı çin sanat enstitüsü müzik okulunda çalınmış, tüm özellikleri belirlenmiş ve kaydedilip ses analizleri de yapılmış...

flütlerin genel yapısı incelendiğinde, 7 delikli oldukları görülüyor... yani modern flüte çok benzer bir yapıda... inanmadım, baktım, gerçekten şimdikiler de 7 delikli... arkadaş 9 bin yılda hiç mi ilerleme kaydedilmemiş flüt konusunda... pardon, serçe ve yüzük parmakları için şimdi 2 şer delik var kolaylık olsun diye... ne çekmiştik o flütlerden ilkokulda... hele o fa# basacağız diye uğraşırken...

hiç unutmam, elektrik borularına delik açıp, kaval, flüt yapardık... ben daha etkili olsun diye bir kaç delik fazla açardım, yine de çalınırdı... delikleri açarken de göz kararı mesafelerle delerdik, yine çalınabiliyordu... kafana göre del sağını solunu yine de çalınabiliyor... zaten bu sebeple en eski enstrümanlar hep flüt vb oluyor... uyduruk alet:))... flüte çamuru da attık, devam edelim... ciddi ciddi okuyorsunuz siz de:)...

yahu okuduğum makalede de bundan fazlası yok, lafı uzatıyorum ne yapayım... ben çok ağır bilimsel konular bekliyordum makaleden, o sebeple hadi 43 bin yıllığı yazdım, bu da eksik kalmasın demiştim... özetle; çinde japon turna kuşunun kemiğinden yapılmış olan, günümüzde kullanılan flütlerle tıpa tıp aynı olan 9 bin yıllık flütler bulunmuş ve bu flütler çalınabilecek durumdalarmış ve hatta çalınmışlar... o da aşağıda... yalnız anlamadığım bir şey var, 9 bin yıllık olan, flüt!... kayıt değil ki!... bu kayda neden antik bir süs verilmiş? onu anlamadım...



aslında oldukça ilginç konular, bakmayın benim zevzekliğime... düşünsenize, 9000 sene önce birilerinin çaldığı enstrümanı bugün siz de çalıyorsunuz... müzik aynı, keyif aynı... nota da aynı... işin daha da ilginci, bugün çaldığınız müziği demek ki 9000 sene önce de çalabilirmişsiniz!... her şey değişiyor ama müzik yapma ve dinleme keyfi ve ihtiyacı hiç değişmiyor... 9000 sene hatta 43 bin sene öncesi ile bugün arasında neredeyse hiç bir açıdan zerre kadar benzerlik kalmadı ama demek biraraya gelsek, aynı enstrümanla aynı müziği çalabileceğiz, dinleyip aynı keyfi alabileceğiz!... 9000 sene önceki yada 43000 sene önceki insanla aklınıza gelen başka bir ortak dil var mı?... sesler var, bir de renkler değişmeyen...

flütlerin yaşının tam olarak belirlenmesi için, bildiğimiz karbon-14 yaş belirleme yöntemi kullanılmış... tonal analizler sonucunda da ton skalasının bugünkü batı 8 nota skalasına aynen uyduğu belirlenmiş... yani bildiğimiz do-re-mi... bu bana çok ama çok ilginç geldi... 43 bin sene öncesine ait neandertal flütün de benzerinin yapılıp doğru düzgün çalınabildiği düşünülürse, aklın yolu nasıl birse, insan kulağının da bir olduğu yada doğadaki seslerin de gerçek bir müzik olduğu anlaşılabilir... düşünsenize, la sesi bütün insanlık tarihi boyunca hep la sesiymiş... kullandığımız ev telefonlarından gelen sesin la sesi olmasının sebebini hep merak etmişimdir... la notasının a harfi ile gösterilmesinin sebebini de tabii... şimdi de "acaba doğadaki hangi ses la sesini veriyor?" onu merak ediyorum... 9 bin sene önce de neden flütte do re mi vardı?... insan gözü evrimleşmeyle renklerin tonu değişmiş olabilir... sonuçta fizik işi bu... peki sesler neden hiç değişmedi?...

gamze erengönül

gamze erengönül
genç keman sanatçımız gamze erengönül bir videosunu paylaştı, ben dahil herkesi kendine hayran bıraktı... videosu aşağıda... 10 günde 72 bin kere görüntülendi, bin küsur kişi tarafından paylaşıldı -ki bu rakama benim gibi farklı ortamlarda yapılan paylaşımlar dahil değil... kişisel bir sayfada yapılan bir paganini paylaşımı için çok yüksek bir ilgi...



feys videoları da bi alem, neden böyle dik çıkıyor anlamış değilim... çok beğenilen video bu... millet benim kafadan galiba... ben öylesine yapılmış işlere bayılan biriyim... bu video da "dur yahu bi şey çalayım da çek beni feyse koyarız" denip de çekilmiş öylesine bir videoya benziyor... değilse bile aldığım izlenim o:)...

bu videonun bu kadar beğenilmiş olması ve çok fazla kişi tarafından paylaşılmış olması sebebiyle, zagreb de düzenlenecek olan international conference on research in music (uluslararası müzik araştırmaları konferansı) etkinliğinde 1 saatlik resital vermesi için davet almış... asıl haber de bu:)...

bu video bir yandan da çok sinir bozucu çünkü olmayacak anda bitiyor... sanki reklam gibi resmen... devamını isteyen konsere gelsin:)... 2 gün önce bir sinir bozucu paylaşım daha yaptı gamze erengönül, o da zamansız bitiyor:)... bu sefer de kemanın kralıdan yani eugene ysaye'den çalmış...



benim hayatımda gördüğüm en rahat keman ustalarından birisi kendisi... en zor parçaların kemancısıdır gamze erengönül ama o en zor anlarda bile yüzündeki gülümseme eksik olmaz... eksik de olmasın zaten... ama bendeki keman virtüözü algısı "asık surat" üzerine kurulu nedense... keman çalarken yayı tellerin üzerinde değil de yüreğinin üzerinde çektiği her halinden belli... kendisinin öyle bir sözünü hatırlıyorum, galiba andantede okumuştum ama şimdi aradım bulamadım... çok güzel ifadeler vardı röportajında... bulursam eklerim... sanki çaldığı çok basit bir şey... tv de dizi izlerken örgü ören kadınların rahatlığı var:)... onlara da hayret etmişimdir hep...

wieniavsky variations on an original theme



yukarıdaki performans idea müzik ev konserlerinden...

2007 yılında, şu anda araştırma görevlisi olarak çalışmakta olduğu mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi istanbul devlet konservatuvarına girmiş... 2009 da mersin üniversitesi devlet konservatuvarına sınıf atlayarak geçmiş... üç sınıf birden atlayıp, 2012 yılında okul birincisi olarak lisans bölümünden, 2013 yılında da yüksek lisanstan pekiyi dereceyle mezun olmuş!!... bir hata mı var diye iyice kontrol ettim:)... eğitiminin tamamı türkiyede! ve çok başarılı, oldukça da usta!... demek ki ille de yurt dışı eğitim gerekmiyormuş!... neyse ben anlar anlamaz fazla kurcalamayayım bu işleri... birilerini kırmayayım durup dururken... eğitimli, eğitimsiz, yurt içi yada dışı eğitimli vs vs vs beni ilgilendirmiyor sonuçta... ben duyduğuma ve dinlediğime bakarım...

ilk solistliği 2011 yılında, istanbul devlet senfoni orkestrasıyla... bir çok konser ve etkinliği atlıyorum ben... süreyya operası ulusal keman yarışmasında birinci olmuş... jüri özel ödülünü de almış... 44. uluslararası istanbul müzik festivalinde çalmış... geçtiğimiz yıl ulusal genç yetenekler yarışmasına katılıp, istanbul devlet senfoni orkestrasında solist olarak çalma hakkını elde etmiş... bu sene yani 2017 şubat ayında, iş sanatın parlayan yıldızlar etkinliğinde çaldı... 15 mayıs 2017 tarihinde de süreyya operasında çaldı... aşağıdaki videoyla bitireyim şimdilik... süreyya operası konserinden czardash... zigeunerweisen siz kapamazdım paylaşımı ama en azından kardeş sayılırlar... gamze erengönülden zigeunerweisen i o paylaşımda dinleyebilirsiniz...

monti - czardash