7 Kasım 2016

yeniden jazz semai

jazz semai
türkiye uzun yıllar boyunca bu albümü beklemişti!... şimdi de aynı albümü dört gözle bekliyoruz!... caz ülkemize ne zaman girdi tam olarak bilmiyorum -neden bilmiyorum ki! diye kızdım şimdi kendime! hiç aklımdan geçmemişti bu soru! bu yazı bitmeden biliyor olmam lazım- ama "caz albümü" kavramı jazz semai ile girdi... bereket onu biliyordum:)... 1978 yılında çıktı ilk caz albümümüz halbuki 78 in çok öncesinde vardı caz müzisyenlerimiz tabii ama sonuçta cazımızın babalarına yakışıyor tabii bu gurur...

caz gibi caz yapan cazımızın babaları yani erol pekcan, tuna ötenel ve kudret öztoprak imzalı ilk caz albümümüz caz semai, bence günümüze kadar zirveyi korumayı başaran harika bir albüm... caz gibi caz yapan deyince, şunu da araya sıkıştırmak zorunda hissettim, son dönemlerde, olur olmaz her naneye caz denemeye başlandı!... tabii isim vermek ve haddimi de aşmak istemem ama cazdan başka her şeye benzeyen bir takım zırvalıklar caz adı altında değerlendirilir oldu... neyse... onların isimlerini veremem ama caz semainin yaratıcılarına göğsümü gere gere caz devlerimiz diyebilirim çünkü cazı onlarla tanıdık, onlarla cazı sevdik ve hala onları dinliyoruz cazı caz gibi...

az önce bir haber aldım, onun üzerine yazıyorum bu yazıyı... haberi okurken aklıma da oldukça eski bir anım geldi, anlatayım hemen:)... yanlış hatırlamıyorsam, 1997 yılı idi, izmirin eski plak da satan büyük sahaflarından birinde, pikabım olmamasına rağmen, sırf hastası olduğum için plaklara bakıyordum... dinlemesem de bulunsun elimde anlamında!... hala daha plak olayından kaçan biriyim çünkü o işe dalarsam derin denizde boğulacağımı çok iyi biliyorum... neyse... o yıllarda kültür seviyesi yerlerde sürünmeyen bir toplum idik... ben plaklara bakarken, ilk jazz semai albümünü görmüştüm ve elime almıştım... jazz semai bir elimdeyken, diğer plakları inceliyordum... yes, deep purple, electric light orchestra, jimi hendrix hatırladıklarım, hatırlayamadığım daha yüzlercesine bakarken, jazz semai elimde tabii... onu mu alayım, bunu mu, şunu mu diye dalgın dalgın bakarken, adamın birinin heyecanla sağımda solumda dolandığını fark ettim... gıcık oldum tabii... bir süre böyle geçti, en sonunda ben bir ara elimden bıraktım jazz semaiyi ve adam kaplan gibi atlayıp ele geçirdi plağı!... bende yalan yok, zaten ben emerson lake palmer alacaktım ve öylesine bakıyordum!... ben onu aldım sonunda ve şimdi fiyatını gerçekten hatırlayamıyorum ama bol sıfırlı paramızla galiba 50 milyon idi... bugünün 50 tl si... adam jazz semai plağına benim verdiğim paranın tam 12 katını vermişti!... 12 kat konusunu çok iyi hatırlıyorum, unutmam mümkün değil... adam dükkandan çıktıktan sonra satıcıya sormuştum hemen neden o plak o kadar pahalı diye... cevabı ben yıllar sonra kavrayabildim!... o adam plak kolleksiyoncusuymuş ve çok nadide bir eseri o gün benim çevremde dolana dolana ele geçirmiş:)... ben o koleksiyoncunun o halini mümkün değil unutmam... valla bilsem hemen verirdim:)... yazık adamcağızı çok terletmişim meğer:)...

az önce 8 kasım 2016 tarihinde bu albümün yeniden piyasada olacağı haberini okurken aklıma geldi bu yaşadığım... evet, jazz semai 38 yıl sonra yeniden basılmış! ve 2 gün sonra satın alınabilecek... tabii yine rainbow 45 records ve yine muhteşem bir albüm!... jazz semai... rainbow 45 records sayfasından yada müzik marketlerden mutlaka ama mutlaka satın alın derim, boşuna hatıralarımı anlatmadım yukarıda!... adam 12 kat para verdi:)... ben 12 de biri ile emerson lake palmer aldım!... sakın kaçırmayın jazz semai albümünü... daha önce cd formatı da basıldı ama plak apayrı değere sahip...

caz sevgisi ile dolu olan her yaştan insana hitab edebilecek bir albüm jazz semai... ne yazık ki bu üç caz ustamızdan sadece tuna ötenel hayatta ve kendisine sağlıklı ve mutlu upuzun bir ömür diliyorum... albümde piyano ve saksafon çalan tuna ötenel üstad, aynı zamanda tüm parçaların bestecisi olması sebebiyle de önem taşıyor... sadece tek bir anonim eser ona ait değil... davulu çalan tabii ki erol pekcan... kudret öztoprak ise bas ve perküsyon çalıyor...

kayıt ve orijinal mix çalışması ümit eroğlu tarafından yapılmış olan bu plak 1978 yılında nino varon tarafından yayınlanmış... yeni basımda benim bayıldığım bir yenilik de var; plağa 4 sayfalık bir ek ilave edilmiş ve bu ekte bu ustalarla çalışmış olan ve onlardan ilham alan caz sanatçılarımızın jazz semai ve ustalar hakkındaki düşünceleri olacakmış...

tuna ötenel hayranı biri olarak açıkça ifade etmem gerekiyor ki; ben tuna öteneli çok geç tanıdım!... ne yazık ki kudret öztoprakı da çok geç tanıdım!... erol pekcan ise çocukluğumdan tanıdığım bir yüz ve ses:)... davul çalan bir ustayı yüzünden ve sesinden tanımak bir çocuk için çok önemli... her üç ismi televizyondan, daha doğrusu o eski trt den tanıyoruz ama erol pekcanı radyodan da tanıyoruz ve o dönem benim çocukluğuma denk geliyor... her üç müzisyen de cazın tanınması, sevilmesi ve yaygınlaşması açısından çok önemli ama erol pekcan daha ön planda idi... yakın tarihimizde ise tuna ötenel bir çok genç cazcıya ilham vermiştir...

yeni çıkacak bir albümü paylaşmayı doğru bulmamakla birlikte, baktım ki her yerde bol bol mevcut!... fikir vermesi açısından paylaşayım dedim... zaten bu albümü alacak müziksever mutlaka satın alır... içim o yüzden rahat... gerçekten 38 sene sonra da en iyilerden biri jazz semai...



iki gün sonra (hatta ben yazarken bir gün oldu) albüm çıkacağı için, hızlıca yazdım ve hemen paylaşıyorum... daha sonrasında üzerine çok fazla şey yazılabilecek bir albüm jazz semai ve tabii usta cazcılarımız da öyleler... şimdilik bu kadar diyeyim...
0

23 Ekim 2016

verikodan yeni birincilik

veriko tchumburidze
bir sevindirici haberi az önce aldım... daha doğrusu bir diğer genç sanatçımızın facebook sayfasında gördüm ve hemen paylaşıyorum... bu çok nadir olarak tanık olduğum bir güzel durum aslında... onu da belirteyim... sadece bir kez daha tanık olmuştum bir müzisyenin bir başka müzisyenin başarısını sayfasından duyurmasına!... belki bana denk gelmemiştir ama beni ayrıca memnun etti genç sanatçıların bu paylaşımları yapmaları... genç keman sanatçımız veriko tchumburidze önemli bir birinciliğe imza atmış... polonya poznanda düzenlenen henryk wieniawski uluslararası keman yarışmasında dün gece (22 ekim 2016) birinciliği yine kimseye kaptırmayan veriko hakkında daha önce paylaşım yapmıştım... aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz dilerseniz...

veriko tchumburidze

daha önce detaylı bilgi verdiğim için bu paylaşımda bilgi vermiyorum veriko tchumburidze hakkında ama toplam 48 sanatçının katıldığı henryk wieniawski keman yarışması, en önemli keman yarışmalarından biri ve alınan bu derece gerçekten çok önemli... yarışma 1935 yılından beri yapılıyor, sadece ikinci dünya savaşın nedeniyle ara verilmiş ve 1952 yılından beri de düzenli olarak 5 yılda bir gerçekleştirilmiş... aynı zamanda, bu sene 13. sü düzenlenen keman yapım yarışması da henryk wieniawski derneği bünyesinde düzenleniyor...

yürekten kutluyorum veriko tchumburidzeyi... daha bir çok başarısını buradan paylaşacağımdan eminim...

henryk wieniawski keman ve keman yapım yarışması
yukarıdaki afişlere bayıldım, o yüzden paylaşıyorum:)... bir sebebi yok yani, öylesine... severim bu tip şeyleri de o yüzden... herkes seviyor zannediyorum herhalde ne bileyim...

neyse... yahu aslında bu yarışmanın videolarını paylaşacağım, onu bekliyorum!... biraz fazla mı acele ettim nedir, an itibarıyle video halen canlı yayında:)... yani ödül töreni şu andaymış!... bitince yüklenecek... ışık hızı ile yazan blogçu gördünüz mü siz hiç:)... biteceği yok gibi... ben canlı izliyorum, muhteşem bir salon ve muhteşem bir tören gerçekten... tam da vaktinde haberim oldu!... veriko doğal olarak sahneye son çıkan olacak... şimdilik kendime iyi seyirler diliyorum:)... aşağıdaki bağlantıdan henryk wieniawski nin tüm videolarını izleyebilirsiniz...

Henryk Wieniawski/youtube

ben aşağıdaki playlistte sadece veriko tchumburidze tarafından gerçekleştirilen 4 aşamalı performansları paylaşıyorum... mutlaka izleyin derim... final gecesi henüz yüklenmedi, onu da bu listeye ekleyeceğim eklendiğinde...




0

22 Ekim 2016

no land aramızda

hep aramızda zaten no land ama bu farklı... ilk albümü "aramızda" çıkan no land grubundan daha önce bahsetmiştim... harika ve mutlaka dinlenmesi gereken bir grup... aşağıdaki bağlantıdan önceki paylaşımımı okuyabilirsiniz...

no land

no land - aramızda
önceki paylaşımımda, no land in albümü olmadığını yazmıştım, şimdi var!... kısa bir süre önce çıktı albümleri ve kesinlikle kaçırılmaması gereken bir albüm aramızda...

no land in aramızda albümü, 2013 yılından beri yaptıkları çalışmaların bazılarını içermekte... albüme almayı tercih ettikleri çalışmalar genelde grubun bir araya gelme sürecinde yaptıkları çalışmalar... türkçe ve azerice olan şarkıların sözlerinin bir çoğu vugar hasaniye ait... çalışmaların tamamı gruba ait ancak sadece bir parça azeri sanatçı azer cırttan memmedovun bestesi... memmedov un bestesi olan "niye bele uzundur bu yollar" no land tarafından çok başarılı bir şekilde yorumlanmış...

albümde çalan no land elemanları ise şöyle; kamil hajiyev (keman, vokal), hazal akkerman (çello, vokal), sahand lesani (elektro gitar), çağatay vural (bas gitar), mehmet akif ersoy (akustik gitar), oğuzcan bilgin (trompet), can kalyoncu (davul)... bonus parçalarda ise, yağız nevzat ipek davul çalmış... vugar hasani ve ozan aktaş da vokal yapmışlar...

albümün kapağı benim çok hoşuma gitti... en az albüm kadar güzel... albüm kapakları çok önemli gerçekten... aramızda albümünün kapağı, no land grup elemanlarının arkadaşı vahid danaiefar tarafından, bonus parçalardan biri olan 52 hertz whale den esinlenilerek yapılan yağlı boya bir tabloymuş...

kendileri albümü sayfalarından ve soundcloud üzerinden paylaştıkları için, ben de paylaşıyorum... gerçekten çok güzel bir albüm... albümde benim hastası olduğum o muhteşem üzüme bax parçasının bulunmayışına hem anlam veremedim, hem de bozuldum:)... nasıl olmaz arkadaş o parça yahu!... vardır bir bildikleri... bana soracak değiller ya... iyi dinlemeler... bu arada üzüme bax adlı güzelliği bence en tepede linkini verdiğim önceki paylaşımdan mutlaka dinleyin derim...




0

13 Ekim 2016

yuja wang

yuja wang
hiç bu kadar uğraştıran bir başka müzisyen çıkmamıştı:)... çok iyi hatırlıyorum, 2010 yılında, büyük ihtimalle facebookta izlemiştim yuja wang ı!!!... o zamandan beri hep aklımda... defalarca da aynı videosu karşıma çıkmıştı ama hepsinde de "kim bu bilmiyorum" ifadesi ile karşılaşmıştım... defalarca her paylaşımın altındaki yorumları sabırla tek tek okumuşluğum da çoktur... tabii yıllar önce çekilmiş bir video olunca, hiç birinde de isim yazmayınca, bulmak gerçekten çok zor oluyor... az önce yine karşıma çıktı aynı video, hiç üşenmeden yine altındaki iki binden fazla yorumu okumaya başladım ve nihayet bilmem kaç yüzüncüde birisinin "yuja wang ın çok eski bir çekimi olabilir mi?" ifadesini görünce iş bitti:)...

hemen yıllardır hayranı olduğum aşağıdaki türk marşını paylaşayım... tabii şimdi "salak, altında yazıyor ya!" demeyin, yuja wang olduğunu öğrendikten sonra kaliteli bir kaydını buldum... benim sürekli karşıma çıkan sadece türk marşının bir bölümü idi... yani salağın tekiyimdir, o ayrı ama salaklığımın sebebi bu değil... herkesin "kim bu yetenek canavarı?" diye yıllarca oyalandığı video çekildiğinde 19 yaşındaymış... şimdi 29 yaşında zannedersem ve anladığım kadarıyla uzunca bir süre kim olduğunun bilinememiş ve çok merak edilmiş olması da hoşuna gitmiş yuja wang'ın!... bir söyleşide öyle söylemiş... bahsettiğim video aşağıdakinin kısası idi ve farklı kişilerce toplamda on milyonlarca kez paylaşılmış dünyada!...



şimdi birisi gelip, "duygu yok!" derse, kızmam bu sefer... duygu yok lafına çok kızarım normalde ama bu videodaki türk marşı yorumunun hastası olmamın sebebi, tekniği ve hızı...

türk marşının iki yorumuna hayranım... birincisi arcadi volodos yorumudur -ki yukarıdaki videoda yuja tarafından çalınan versiyon volodosa aittir... diğeri de fazıl sayın yorumudur... benim için bir numara ise tartışmasız fazıl saya ait olandır ve mozartın bestelediğinden daha güzeldir... fazıl say kendisinden çok fazla şey katmış bence... caz koktuğu için olabilir tabii...

aşağıda ise her iki piyaniste ait yorumları kullanmış yuja wang... tabii iyice tadından yenmez olmuş:)... volodos versiyonu gerçekten ciddi boyutlarda zor... internette çok fazla video var ve hepsi de ayrı güzellikte... yuja wang ın özellikle bislerde çaldığı bir parça ve her çalışında mutlaka seyirciden hoş bir sevinç sesi duyarsınız...



yuja wang, o ünlü videosu dünyada dolaşırken; özellikle hızı ve tekniği açısından çok dikkat çekmişti... tam bir performans piyanisti ve ağırlıklı olarak tekniği her zaman ön planda oldu ancak duygulara hitap etmiyor mu? en az tekniği kadar ediyor!... etmez mi hiç... okuduğum bir çok yorumda, sürekli teknik yönü ön plana çıkarılmış... zaten bu sebeple hiç sevmiyorum şu "duygu-teknik" tartışmalarını... bitmek bilmez bir türlü... sanki teknik olunca duygu olmazmış gibi!... ne alakası var!... yahu mümkün mü hiç! bir müzisyenin duygudan uzak olması!... mümkün değil... virtüözitesi çok ön planda sadece... ama şu da var, gerçekten konserleri ağırlıklı olarak koşuşturmaca içinde geçiyor:)... şimdi unuttum nerede okuduğumu ama bir yuja wang uzmanı aynen şunu ifade etmişti "çok yoruyor beni konserleri" :)... repertuvarı çok geniş olmakla birlikte, zorluk derecesi yüksek parçalardan pek uzaklaşmıyor yuja... nispeten kolay eserler bile onun elinden zorlaşmış çıkıyor...

yuja wang

tabii ben "aşırı ustalık ve enstrüman akrobasisi" hayranı olduğum için, beni hiç de yormuyor hatta oldukça da keyiflendiriyor... şöyle dinlendirici bir moonlight sonata paylaşayım dedim bi an ama yujadan çıkmıyor pek uysal şeyler gerçekten... ay ışığı sonatının bile sadece 3. bölümünü çalmış zannedersem hep... gerçi ben klasikte dingin, cazda doludizgin seven biri olarak biraz da ters düşüyorum zannedersem wang ile ama çılgın ablamız hiromi gibi yuja wang da gönülleri ciddi biçimde fethediyor ve klasikçi genç kuşak piyanistler içinde bence 1 numara!...

aşağıda bis yapmaktan yorulmuş olduğu izlenimi veren yujadan bilmem kaçıncı bis parçasını paylaşıp bitireyim... eee sen 2 saat seyirciyi yorarsan, seyirci de senin pestilini çıkarmadan bırakmaz:)... valla az önce bir başka konserinin sonunu izledim, resmen bis yapa yapa çalacak parça bulmakta zorlandı yuja wang!... neyse bitireyim artık... christoph willibald gluck a ait orphe ve eurydice operasından... buradan bir çok konserine de ulaşabilirsiniz...



0

5 Ekim 2016

müzisyenlerin internete bakış sorunu

bu konuyu daha önce yazdım, bir çok paylaşımımda da defalarca dillendirdim, hatta bazı müzisyenlerle birbirimize bile girdik bu konuda ama ben hala daha çok haklı olduğumdan eminim...

daha önce yazdıklarımı okuyun, zaten çok anlaşılır olduğunu düşünüyorum...

sayın müzisyenim oku lütfen:)...

yine önce şunu belirteyim; ben internet hastası değilim, ben elimle dokunabildiğimi çok severim... mesela kitap, gazete, ansiklopedi, dergi gibi... hele hele eski olanlarına ve kokanlarına bayılırım... 70 li yılların dergilerini hala daha okurum çünkü doğru düzgün dergilerdi... ve o dönemin tek bilgi kaynaklarıydı o dergiler... şimdi türkiyede doğru düzgün dergi bile yok... kimse kırılmasın... ben beğenmiyorum... kişisel görüştür... bu arada, bir zamanların roll dergisinin ve nasıl bu kadar uzun soluklu olduğuna hala daha anlam veremediğim caz dergisinin hakkını vermem lazım...

ama [deyince dünya tersine döner]

günümüz dünyasının patronu, beğensek de beğenmesek de internet!... acı bir gerçek: internette yoksanız, inanın yoksunuz!... ben koymadım bu kuralı ama tartışmasız öyle ne yazık ki...

başka bir şey bilen varsa yazsın... nostaljik ve duygusal davranıp da "ah nerede o caaanım kitaplar, dergiler" derim ama hiç bir işe yaramaz... yarar mı?...

yukarıda sayın müzisyenim oku lütfen dediğim yazıyı okudunuz mu bilmiyorum ama o yazıyı yazdığımda ülkemizden bazı müzisyenleri örnek göstermiştim... en güzel örneklerden biri de akın eldes idi... sayfası da http://www.akineldes.com/ idi... ballandıra ballandıra anlatmıştım, "işte müzisyen dediğinin sayfası böyle olur" demiştim... kullandığı ekipmanlardan albümlerine, katkı yaptığı albümlerden konserlerine kadar her türlü bilgi vardı... hatta bir de blog vardı... seyahatlerini, konserlerini ve fikirlerini anlattığı... artık o sayfa da yok!... silmiş her halde akın üstad sayfayı...

ülkemiz müzisyenleri neden böyle?... yemin ederim anlayamıyorum!... yahu hazır olanı neden kaldırırsın!... şimdi yine kızacaklar "sen ne biçim konuşuyon lan" diyecekler...

alın size örnek... yazın arama motoruna akın eldes, görün ne çıkıyor!... wiki, viki, bilimum sözlükler, pinhani, 1 adet video ve naçizane benim bir paylaşımım... bu mu yani akın eldes?... 2. sayfa mı!... onu da geçin!... kolaycıların devrinde kimse bakmaz o 2. google sayfasına!... bu kadar basit...

yahu daha nasıl anlatayım şu işi anlamadım ki!... arkadaş hakkınızda bilgi almak isteyen kişiler nereden alacaklar?... sizi nasıl tanıyacaklar?...

aaa! tabii ki sosyal paylaşım!... bizim bir çok sanatçımız ortama fena uydu artık!... bir bir resmi sayfalar kapatılıyor!... barış manço sayfası bile an itibarı ile yok!...

"resmi feysbuk sayfası!"... guuugıl pılas!... tıvitır!... müzisyenlerimiz sosyal paylaşım sitelerine taşıdılar "resmi" sayfalarını!...

sadece burada değil, çok daha geniş kitlelerce okunan bir çok yerde hep bu sorunu dile getirdim, başka getirenler de oldu ama nafile... artık beni de ilgilendirmiyor... bana ne yahu... ama aşağıda son bir kere daha yazayım...

bir/ sosyal paylaşım siteleri "günlük bilgi veren" profillerdir!... en fazla şu yazılır: "cuma günü saat 20:00 de falanca mekanda resitalim var"... etkinlik duyurusudur bu... paylaşım sıklığına göre, bir kaç günde yada bir kaç saatte "artık kolayca ulaşılamaz olurlar!" en başa sadece tek paylaşım tutturabilirsiniz!... etkinlik gerçekleşir, ertesi gün de fotolarını koyarsınız, beğenilir filan... altına yazarlar "harika konserdi, bayıldım"

aradan kısa bir süre geçer ve artık o paylaşımı görebilmek için, mausunuzun tekerini 880 kere çevirmeniz gerekir!!!... 1 ay önceki paylaşımınızı kendiniz bile bulana kadar akla karayı seçersiniz...

ben sizin dinleyiciniz yada hayranınız olarak, yada hakkınızda bilgi edinmek isteyen biri olarak, neden bu kadar uğraşayım ki? geri zekalı mıyım ben?... hemen şunu da ilave edeyim; eğer genç iseniz, öğrenci iseniz, tabii ki uğraşırım, o ayrı... ama siz artık bir profesyonel iseniz, kusura bakmayın!...

iki/ web sitelerinde dilediğiniz her türlü bilgiye tek tıkla ulaşabilir herkes... mesela tek tık yapar, 20 yıllık konserleriniz alt alta çıkar... bir tık yapar, albümleriniz çıkar... bir tık yapar, albüm satış platformu çıkar...

üç/ arama motorları taramaz sizin o sayfanızı... çünkü o sayfalar sadece geçici!... üstelik bilgi çöplüğü... tarasa bile aranan bilgi çıkmaz!... o maus tekerini yine çevirirsiniz 880 kere...

dört/ herkes sosyal paylaşım platformlarına üye de değil!... mecbur muyum arkadaş?... güzide bir sanatçımız da twitter kullanıyormuş!... ben kullanmıyorum!...

sosyal paylaşım platformlarında tabii ki sayfalarınız olacak!... mutlaka olsun da zaten ama o sadece iletişim için!... hatta gündelik iletişim için...

umarım anlatabildim... anlatamadıysam da anlatamadım... ne yapayım... ne zaman anlayacaksınız biliyor musunuz?... 25 sene sonra, adınız bir yerde geçtiğinde, gençler "o da kim be!" dediklerinde anlayacaksınız... sakın şaka gibi gelmesin!...
0

2 Ekim 2016

klasikten beatboxa feyza nur sağlıksever

feyza nur sağlıksever
yıllardır bildiğim bir isim feyza nur sağlıksever ve adını ilk olarak eren başbuğ hakkında yaptığım ilk paylaşım esnasında duymuştum... eren başbuğ ile birlikte çaldıkları jethro tull ın muhteşem parçası thick as a brick videosunu gidip izlerseniz sevinirim... yani 2011 yılının ağustos ayından beri kendisini tanıyorum, takip ediyorum ve bir çok değişik ve önemli çalışmada da hep karşıma çıktı ama çok istememe rağmen, o zamandan beri bir türlü bu genç flüt sanatçımız hakkında paylaşımda bulunamadım... biraz da bilgi noksanlığımdan kaynaklandı bu durum... feyza nur sağlıksever hakkında doğru bilgiye ulaşmak kolay olmuyor!... tabii tahminimce eğitimini çok kısa bir süre önce tamamladı, belki de master yapıyor, bilmiyorum... bu sebeple mutlaka çok yoğundur...

feyza nur sağlıksever bence çok önemli bir flütçü... baştan belirteyim, tanıdığım çok fazla flütçümüz yok, bu benim eksikliğim... şefika kutlueri tabii ki saymıyorum:)... dünya tanıyor kendisini ve flüt dendiğimde aklıma gelen isim de odur... tanıdığım, takip edebildiğim flütçüler içinde feyza nur sağlıkseverin apayrı bir yeri var çünkü kendisi klasik eğitim almış, klasik bir flütçü olmakla birlikte, flütü ülkemizde çok farklı yerlere taşıyabilecek bir sanatçı... şimdiye kadar izleyebildiğim çalışmaları ve projeleri bana ciddi umutlar veriyor... eren başbuğ ile yaptığı aşağıdaki çalışmada ne demek istediğim çok daha net anlaşılacaktır... bu sefer, eren başbuğ eşlik ediyor kendisine...

Far From Heaven - Dream Theater



parça harika, çalanlar harika ve flüt zaten başlı başına muhteşem bir enstrüman... bugün bazı enstrümanlar çok farklı müzik türlerinde kullanılabiliyorlar ve apayrı bir güzellik katıyorlar müziğe... flüt en güzel örneklerden biri... bunun yanında, mesela viyolonsel de bildiğim kadarıyla çok yakın bir geçmişte kabuğunu kıran enstrümanlardan biri oldu... viyolonsel için de belki apocalyptica kabuğu kırdı diyebilirim... klasik müzikte bile viyolonsel, üzerine yazılmış bir çok eser olmakla birlikte, ağırlıklı olarak sanki eşlik enstrümanıymış gibi algılanıyordu, günümüzde özellikle 2 cellos vb gibi gruplar sayesinde, aldı başını gitti ve çok da iyi oldu... amma gevezeyim yahu:)... sonra da yazı uzun diye kimse hepsini okumuyor!... neyse, konumuz flüt ve feyza nur sağlıksever...

klasik müzikte flüt tabii ki solo enstrüman olarak zaten kullanılıyordu, ian anderson ve benzeri bazı isimler tarafından rock müzikte de baş köşeye oturdu (sınırlı da olsa)... bunun yanında; mesela eric dolphy, herbie mann, frank wess ve hubert laws gibi isimlerle caz ve türevlerinde de sıklıkla kullanıldı bir çok farklı flüt...

lafı bu kadar uzatmamın sebebi aslında dikkat çekmek... kardeşim; flüt(ler), viyolonsel, kontrbas, akordeon, vibrafon vs vs vs bir çok enstrüman var, kullansanıza şunları da müzik bayram yapsın, biz de bayram yapalım... ama yok! illa ki gitar, davul, klavye... piyano bile değil! klavye!... hatta sadece klavye ile her şey zaten yapılıyor ben neden burada dil döküyorum ki:)...

tabii ki çok sınırlı da olsa ülkemizden de güzel örnekler var... mesela türk çayı caz suitimiz bile var... halit turgaya ait... onu da mutlaka dinleyin derim... daha bir çok isim var ama ne yazık ki hak ettikleri değeri göremiyorlar... klasik müzik haricinden bahsediyorum, aman yanlış anlaşılmasın...

özetle; kardeşim, zenginleştirin şu müziği... hangi türü yaparsanız yapın ama zenginleştirin... toplumun da kabuğunu kırın, enstrümanların da... işte flüt için bunu yapabilecek isimlerden biri feyza nur sağlıksever... ki yapıyor da zaten... bu paylaşımı da hem kendisini biraz tanıtmak, hem de bence çok önemli bu konuya dikkat çekmek için yapıyorum...

izmir devlet opera ve balesi grup şefi hürkan ayvazoğlu ile başladı çalışmalarına feyza nur... tabii dokuz eylül üniversitesi devlet konservatuvarında... 2007 yılında oluyor bu ve 2008 yılında tobav gençlik senfoni orkestrasına kabul edildi ve iki sene bu orkestra ile çalıştı... daha sonra doğuş çocuk senfoni orkestrasına da kabul edildi 2009 yılında ve bir çok ülkede konserlere katıldı... 2010 yılında da international youth symphony orchestra ile konserlere katıldı almanyada...

bir çok ödül de kazanıyor feyza nur bu arada... 1. izmir flüt yarışmasında birinci oluyor... mimar sinan rotary kulüp tarafından düzenlenen genç müzisyenler oda müziği yarışmasında ikinci oluyorlar... 2010 yılında ise çağdaş gençlik senfoni orkestrasıyla birlikte dream theater müzikleri konserinde çaldı... bu projede eren başbuğ tarafından düzenlenen parçalar onun şefliğinde çalındı ve ciddi biçimde dikkat çekmişti bu proje... tabii ciddi biçimde dikkat çekti derken, ortalık ayağa kalkmadı:)... işte bizim belli bir çevremiz var türkiyede, toplasan 10 bin kişi diyeyim:)... ama asıl dikkat çekmesi gereken yerlerde gerçekten ciddi bir dikkati üzerine çekmeyi başardı bu çalışma... eren başbuğ ile ilgili paylaşımlarımda uzun uzun var bu konu...

jean ferrandis, jülide gündüz, andrás adorján, david formissano, kathleen rudolph, bülent evcil, gülşen tatu, sibel kumru pensel ve ayla caymaz gibi önemli ustalarla da çalışmalar yapan feyza nur sağlıksever; kısacık denebilecek bir sürede büyük adımlar attı...

flutensemble
dokuz eylül üniversitesi devlet konservatuvarı flüt ana sanat dalı öğretim üyesi çiler akıncı tarafından kurulan flutensemble ile bir kaç sene önce çok güzel konserlere imza attılar... feyza nur sağlıksever de bu grubun doğal bir üyesi idi çünkü öğrencilerden oluşan bir gruptu ve klasikten caza bir çok eseri seslendirmişlerdi... fransada da konserler veren bu grup halen ne yapıyor bilmiyorum (benim eksikliğim) ama çaldıkları parçalarla gerçekten dinleyiciyi çok mutlu etmişlerdi... ben iki kere izleme fırsatı bulmuştum, harika bir oluşum idi... ben geçmişten bahsediyor gibi yazıyorum ama umarım çalışmalara devam ediyordur flutensemble...

klasikten beatbox a flüt resitali
ne yazık ki, elimde olmayan sebeplerle, ben izleyemedim ama çok başarılı bir resital verdi feyza nur sağlıksever geçtiğimiz mayıs ayında... özellikle beatbox ile flütü birleştirmesi ve kendisine ait cup of excitement gibi eserlerinin de olması bence çok önemli ve geleceğe yönelik gerçekten umut veriyor... aşağıda bu konserinden kısa da olsa bir görüntü paylaşıyorum, çok fazla video ne yazık ki bulamadım, buldukça burada paylaşırım mutlaka...



feyza nur sağlıksever, baterist alus doğucan güneş ve eren başbuğ tarafından kurulan ve 2014 ve 2015 yıllarında çok güzel performanslara imza atan progresif rock grubu ivory ile de çalıştı. Yanlış hatırlamıyorsam, 2014 yılındaki konserlerde fayza nur da vardı ancak 2015 yılında göremedim... ivory den bir süredir ses seda yok... umarım bu oluşum kısa soluklu olmamıştır ve ara ara bile olsa yoluna devam eder... ben kendi düşüncemi yada belki de önerimi demem lazım, belirtmeden geçemeyeceğim; ivory harika bir progresif grup ve bence flüt ivory nin müziğinde mutlaka olmalı... flütü çıkardığımızda, yanlış anlaşılmak yada hatalı ve kırıcı şeyler de yazmak istemem ama ivory gibi dünyada bir çok grup var, proje var... daha çok kısa bir süre önce, örneğin victor wooten ve arkadaşları da progresif rock a dalış yaptılar ve octavision u kurdular... ilk bir kaç dakikalık kısa tanıtımlarını izlediğimde diğerlerinden bir farklarını görmemiştim ama ilk 9 dakikalık parçalarını tam olarak dinlediğimde, kanun ve ney kullandıklarını gördüğüm anda durum ciddi biçimde değişmişti... yani ivory için yazdığım, victor wooten için de geçerliydi... sadece benim zevkim de denebilir ama işte bu paylaşımda defalarca vurguladığım gibi, artık müziğe flüt, viyolonsel gibi yada akla gelebilecek her türlü enstrüman girmeli diye düşünüyorum...

ivory
ben çalışmalarını ve gelecekte yapacağını tahmin ettiğim çalışmalarını çok fazla önemsiyorum... kendisini flüt ve müzik açısından çok önemsiyorum... ileride yapacağı çalışmaların başarısını ve renkliliğini, farklılığını şimdiden görebiliyorum ve kendisi yakından takip edilebilsin, adını mümkün olduğunca özellikle gençlere duyurabilsin istiyorum... yazının başlarındaki dil dökmelerim de o sebepledir... çok güzel ve önemli çalışmalara ve eserlere imza atacak feyza nur ve ben burada zevkle ve keyifle paylaşacağım...


0

29 Eylül 2016

duo barbari

duo barbari 7 kasım 2015 torino
doğma büyüme bir gitar manyağı olup; üstüne üstlük, sonradan görme bir kontrbas hastası da olunca, kendine hemen çekiyor duo barbari... önce fatih murat belli ile tanıştım, kimmiş, ne yapıyormuş, nasılmış filan derken; kontrbasçı umberto salvetti ile kurduğu çiçeği burnunda gitar-kontrbas ikilisi duo barbari hakkında yazmayı daha uygun buldum...

www.duobarbari.com

facebook.com/duobarbari

barbari bildiğim kadarıyla italyanca barbarlar anlamına geliyor... barbaro, barbar ama barbari çoğul... bildiğim diğer anlamı ise bir çeşit iran ekmeği... (amma kültürlüyüm değil mi:)...) italyanın torino kentinde doğduğu göz önüne alınırsa, barbarlar daha mantıklı... her neyse... şimdi diyecekler "biz müzik ikilisiyiz, herif ekmekten bahsediyor!"... haklılar tabii... hemen araya bir duo barbari yerleştireyim, önce bi dinleyin bakalım... yarım ekmek arası harika bir barbari:)... tam dayaklık oldum artık...

Annette Kruisbrink 5.Dance



murat ve umberto, türkiye ve italyada yürüyen bir erasmus projesi sayesinde tanışıyorlar, arkadaş oluyorlar ve bize bu güzel ikiliyi yani duo barbariyi kazandırıyorlar ve çok da iyi yapıyorlar... 17. yüzyıl ile çağdaş müzik arasındaki süreç ile beslenen ikilinin repertuvarı orijinal eserlerden düzenleme ve transkripsiyonlara (notaya dökülmemiş eserlerin yazılması yada bir eserin yeniden yazılması... örneğin; beethoven senfonilerinin liszt tarafından yeniden yazılması gibi) kadar gidiyor... tabii fatih murat bellinin solo gitar çalışmaları da mevcut... ben aslında fatih murat belli hakkında yazacaktım ama duo barbariye dönmüştüm... arada fatih murat bellinin harika bir solo performansını da paylaşayım...

F.Murat BELLI - Vals No. 4 Op. 8 Agustin Barrios MANGORE



duo barbari, tahminimce 2015 yaz aylarında fikir olarak doğdu ve 2015 sonbaharında tam gaz sahnelerde görünmeye başladı... ilk konserlerini 7 kasım 2015 de torinoda verdiler ve büyük ilgi topladılar... bir seneyi bir çok konserle süslediler ve şimdiden belli olan 2016 ve 2017 konserleri de var... 29 ekim 2016 tarihinde fransada offenbachiades du briançonnais ve 4 şubat 2017 tarihinde torino cappella dei mercanti konserleri kesinleşmiş durumda... resmi sayfalarından takip edebilirsiniz...

fatih murat belli, 1987 istanbul doğumlu... liseyi bitirdikten sonra, bilime ve özellikle matematiğe çok meraklı olmasına rağmen, müzik ağır basıyor ve üniversitede müzik okumaya karar veriyor... yıldız teknik üniversitesi, sanat ve tasarım fakültesine kabul ediliyor ve müzik ve sahne sanatları bölümü, klasik gitar sanat dalında bülent ergüden in öğrencisi oluyor... tabii bu arada ben öncesini atlamışım, ben en çok ilk öğretmene önem veren biriyim çünkü ilk öğretmen, ilk okul, aile çok önemli... ilk öğretmeni mustafa yılgör... solfej, gitar ve piyano dersleri almış orta okuldayken... demek ki mustafa yılgör müziği sevdiren kişi olmuş... aldığı yoğun müzik eğitiminden sonra, 2010 yılında consevatorio di giorgio federico ghedini, klasik gitar bölümüne kabul edilmiş... maurizio colonna ile çalışmalarına devam etmiş, italyada ve diğer bazı ülkelerde konserler vermiş... tuğrul şan müzik merkezinde ve asem müzik ve sanat merkezinde gitar öğretmenliği de yapmış... çok sayıda önemli ismin ustalık sınıflarına da katılmış...

umberto salvetti ise; aynı konservatuvarın kontrbas bölümünde paolo borsarelli ile eğitimini sürdürmüş... umberto da bir çok önemli ismin ustalık sınıflarına katılmış, cremonadaki walter stauffer akademisinde franco petracchi ile de çalışmış... aralarında istanbul devlet senfoni orkestrası da bulunan bir çok ünlü orkestra ve oda orkestrası ile de konserlere çıkmış...

fatih murat belli, son konserini 18 eylül 2016 da svoboda band ile milano vercelli sinagogunda verdi... kısacık da olsa, çok güzel bir paylaşımla bitireyim... stefania cammarata ile birlikte... göreceğiniz üzere, bahsettiğim tarihler çok yeni... her şey sadece bir yıl içinde:)... haber aldıkça buradan eklerim artık:)...


0

27 Eylül 2016

notalar ve kentler

Eugène Galien-Laloue - Paris Arc de Triomphe
her pazar günü saat 14:00 - 15:00 arası, radyo 3 klasik kuşağı...

yapımcı yaprak öztürk tarafından hazırlanıp, bahar dingil tarafından sunuluyor...

harika bir program, insanı gerçekten alıp, götürüyor, gezdiriyor ve bitmesin istiyorsunuz... nereye mi götürüyor?... tabii ki müzik tarihinde önemli yer tutan o ünlü kentlere... ünlü yada unutulmaya yüz tutan bestecilerinin, şehrin kokusunu almış besteleri eşliğinde; o kentleri bir bir gezdiriyor program...

program bildiğim kadarıyla ilk yayınını 10 ocak 2016 da gerçekleştirdi ve bir çok kenti gezdirdi, yaşattı... geçmiş bütün programları aşağıda bağlantısını verdiğim potcast sayfasından mutlaka dinleyin ve yeni bölümleri de takip edin derim...

notalar & kentler

klasik müziği bana ilk sevdiren trt radyo 3 idi... tabii çoook eskiden!... şimdi öyle bir radyo kanalını asla bulamazsınız... uzun bir süredir de yok zaten... yani var ama yok... kalitesi tavan yapmış, bütün gün klasik ve caz çalan, arada nadiren kalite sınırları dışına çıkmadan farklı türlere de dalan, sürekli takip ettiğinizde, müzikolog diploması verdikleri bir kanal idi... bir ara o bana her şeyi öğreten radyo 3 ile ilgili de yazayım diye aklıma düştü şimdi... radyo gibi radyo idi...

sonra aşırıya mı kaçtım, suyunu mu çıkardım bilmiyorum, klasik müzikten uzunca bir süre uzaklaştım... 2-3 sene önce bu sayfada paylaştığım bir çok genç klasikçimiz bana yeniden sevdirdi... sonra notalar ve kentler çıktı karşıma... dinledikçe; bestecileri, eserleri yeniden hatırladım, yeniden keşfettim... hiç bilmediğim, adını bile duymadığım besteciler de tanıdım...

leonid afremov - venice
aynı besteciler ve aynı eserler zaten dilendiğinde dinlenemez mi?... yani ille de notalar ve kentler ile mi oluyor bu? tabii aslında dinlenir ama olmuyor işte... programı hazırlayan yapımcı yaprak öztürk öyle bir konsept geliştirmiş ki!... notalar ve kentler dendiği anda iş değişiyor... kendinizi o kentte buluyorsunuz... chopin mesela benim bildiğim pariste geçirdi ömrünü ama nedense ben chopin dinlerken bana onun müziği hiç bir zaman paris kokmadı... programda varşovayı dolanırken, chopin gerçekten bir başka idi... ben mi çok etkileniyorum anlamadım ki... ben chopin i varşovada çok sevdim!... kış aylarından biri idi yanlış hatırlamıyorsam... bir çok kenti haftalarca dolaşıp, en son venedikte gondola bindik:)... bu programın yukarıda linkini verdiğim eski bölümlerinden en azından küçük bir parça buraya yükleyeyim dedim ama olmadı...

ben de 1673 yılında venedikte doğan, 1747 de aynı kentte ölen alessandro marcellodan bir güzellik paylaşıp, bitireyim...

bu arada, unutmayın, kaçırmayın notalar ve kentleri...

Alessandro Marcello : Concerto in re minore per oboe, archi e continuo




0

21 Eylül 2016

begül erhandan anadolu ezgileri

begül erhan fotoğraf: şule erdem
klasik gitarcımız begül erhan hakkında daha önce bir paylaşım yapmıştım, dilerseniz aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz...

begül erhan

begül erhan, benim çok beğendiğim ve çok önem verdiğim isimlerden... elimden geldiğince takip ediyorum, çok istikrarlı bir şekilde çalışmalarını sürdürüyor ve her geçen gün adını biraz daha duyuruyor... önceki paylaşımımda da bahsetmiştim; türkiyede pek gidilip konser verilmeyen (nedense) şehirlerde konser veren nadir klasik müzik sanatçılarından biri... içinde topluma karşı sorumluluk hisseden bir sanatçı... oldukça genç ve yetenekli... ama yine önceki paylaşımımda da vurgulamış olduğum gibi, ben begül erhana hak ettiği ölçüde sahip çıkılmadığını düşünüyorum!...

resmi, özel, tüzel, kuruluş, kişi, oluşum vs vs vs... her ne ise, ilgili olabilecek, sorumlu olabilecek, destek çıkabilecek birileri yok mu? begül erhana?... destek derken maddi desteği de kast etmiyorum, bu ülkede sanatçının sanatçıya destek olmadığına da çok tanık oldum ben... destek derken, fotoğraf çekilirken bile olsa yanında durmak!... bu kadar küçük bir destek!... belki ben gereksiz yere burnumu sokuyorum, belki begül erhanın böyle bir derdi tasası da yok... ne bileyim... bana nedense çok çabalıyor, çok güzel işler çıkarıyor, bir çok organizasyonda ülkesini temsil ediyor ve bütün bunları tek başına, kendi gayretleriyle yapıyor gibi geliyor... belki de değildir...

neden böyle düşünüyorum, açıklayayım; ben begül erhanın yanında birilerini ve/veya bir şeyleri görmek istiyorum... mesela arp sanatçımız gider bir yerlere, foto vardır, sanatçının hemen yanında arp derneğinden birileri vardır... öğrenciyse, öğretmeni vardır... yoksa bile, birileri facebookta bile olsa, onu paylaşır gururla... yahu benim paylaşmam önemli değil ki!... ben kimim?... piyanist ise mesela sanatçı, fazıl say paylaşacak!... ki çok destek oluyor fazıl say...

bunlar çok önemli sayın ülkemiz gitarcıları!... insanlar yapmadıklarından da sorumludurlar!...

böylesi daha iyidir belki... yada öyle değildir, begül erhan gelir kızar bana:)... ben gerçekten bunları bilerek yazmıyorum!... sadece, begül erhana ve daha yüzlerce sanatçıya destek görmüyorum... yazının sonlarına doğru yazdıklarım hariç tabii ki...

ben son kayıtlarından bir kayıt paylaşsam?

Begül Erhan - Zülüf Dökülmüş Yüze



bu güzel zülüf dökülmüş yüze düetinde neyi bilgin canaz çalmış...

daha önce de bahsettiğim gibi, ülkemizin bir çok şehrinde konserlere katıldı begül erhan ve bir çok radyo ve televizyon programına da konuk oldu... gidilmeyen yerlere de gitti, yurt dışındaki önemli organizasyonlara da katıldı...

önceki paylaşımımdan sonra gerçekleşen bazı önemli gelişmeler hakkında kısaca bilgi vereyim...

2016 kış aylarında ilk albümünün kayıtları tamamlandı... kayıtlar ada stüdyolarında yapıldı... ilk albüm çok yakında, zannedersem 2016 sonbaharında piyasada olacak... ülkemizin önde gelen firmalarından ada müzik etiketiyle... sabırsızlıkla bekliyoruz...

begül erhan
tamamen anadolu folk eserlerinin klasik gitar düzenlemelerinden oluşacak olan ilk albüm çalışmaları devam ederken, 1-7 temmuz 2016 tarihlerinde italyanın sicilya adasında gerçekleştirilen 3. solarino uluslararası gitar festivaline katıldı begül erhan ve biletleri çok erken tükenen konseri seyirciler ayakta izlediler ve 2 temmuzda verdiği konser çok beğenildi... festivalin sanat direktörü fabio barbagallo, konser sonrasında begül erhan a plaketini verirken, begül erhanın oldukça sıra dışı ve önemli bir klasik gitarcı olduğunu belirtti ve kendisini yeniden sicilyada görmek istediklerini ilave etti... tabii burada şunu da belirteyim, begül erhanın sıra dışı ve çok önemli bir klasik gitarist olarak görülmesinde en önemli etkenlerden biri de, anadolu ezgilerini avrupa kıtasına taşımış olması... scarlatti, tarrega, mangore ve merlin eserlerine ek olarak; livaneli teması, kara toprak, yağcılar zeybeği, yemen türküsü, çanakkale türküsü ve aman avcı gibi eserlerin klasik düzenlemelerini de çaldı begül erhan...

bu arada ilk albümü de şekillenmiş oldu zannedersem... yani satın aldığınızda dinleyeceğiniz parçalar bunlar... tabii zülüf dökülmüş yüze türküsünü de eklemekte yarar var... albüm çıktığında, mutlaka satın alıp, göreceğiz bakalım aynı eserler mi var...

7 kasım 2015 tarihinde ankara çağdaş sanatlar merkezinde konser verdikten sonra viyanaya uçtu begül erhan ve 27 kasım 2015 tarihinde dünyaca ünlü viyana konser sarayı schubert salonunda harika bir konsere imza attı... çok büyük bir beğeni topladı, övgüler aldı... özellikle repertuvar çok beğenildi... anadolu ezgilerinin önemi işte burada yatıyor... farklı ve egzotik tatlar her zaman ilgi çeker ve beğenilir... tabii o ezgileri çalanın ustalığı da çok önemli...

kısa bir süre önce, özel bir tv kanalındaki söyleşisini aşağıda paylaşıyorum... iki de güzel parça çalmış begül erhan; recuerdos de la alhambra ve aman avcı...



begül erhan ülkemizde henüz hak ettiği ilgiyi ne yazık ki görmüyor!... ben özellikle arp camiamızı ve flüt camiamızı çok takdir ediyorum!... tabii bunun yanında keman ve piyano açısından da ülkemizde birlik ve beraberlik çok dikkat çekici... hep unuttuğum isim mutlaka olur, o sebeple isim saymaktan hep çekinirim ama şu kadarını söyleyeyim; bu sanat dallarında gençlerin elinden tutuluyor, o ünlü duayenlerimiz, hadi sayayım, gülsin onay, suna kan, pekinel kardeşler, idil biret, fazıl say, şirin pancaroğlu, okullarımızın keman, piyano, flüt, arp ve bir parça da viyolonsel bölümleri ve özür dileyerek belirteyim, muhtemel unutmuş olduğum ustalar... son yıllarda o kadar büyük ve önemli çalışmalar içindeler ki!...

nerede bu gitarcılar?

tamam, var güzel gelişmeler, ilk fırsatta gitarcılarımızı da yazacağım ama gitar işi olmuyor!... fikrimdir, affola... ilk fırsatta yine bir minik kızımızı yazacağım, bir kaç isim haricinde benim bildiğim yok klasik anlamda!...

hatam olursa, baştan af dileyeyim... bildiğim kadarıyla begül erhan akademik müzik eğitimi almış biri değil!... akademik seviyede gitar eğitimi yok... kendi çabalarıyla gitar eğitimi aldı... kendi çabaları ile gitar eğitimi veren biri oldu!... bir çok öğrencisi var... kendi çabaları ile kendi ülkesinde bir parça adından söz ettirebildi... belli bir çevre begül erhanı çok iyi tanır ve çok beğenir... ama begül erhan kendi imkanları ile konser gitaristi oldu!... begül erhan sicilyaya uluslararası festivale katıldı, övgülerle döndü... klasik müziğin en önemli merkezlerinden biri olan avusturyaya gitti, en önemli konser salonlarından birinde konser verdi, yine övgülerle döndü!... bu yazının başlarında yazdım, yine sırası geldi; ben begül erhanı neden çok yalnız görüyorum?...

nerede arkadaş bu ülkenin gitar camiası?... yahu bu ülkede, bütün dünyada olduğu gibi, gitar en popüler enstrüman değil mi?... o kadar çok genç gitar sevdalısı var ki!... arp gibi, bir yerlerde görüp de tellerine dokunma fırsatı bile yakalayamadığımız bir enstrümanda bile bu ülkeden bir çok usta çıktı, bir çok usta da şu anda yetişiyor!... neyse artık... 

neyse diyorum da, duramıyorum:)... arkadaş, begül erhanın yanında ben neden hiç kimseyi göremiyorum?... :) tabii ki yalnız değil, önceki paylaşımımı okuyun, çok iyi bir hocası var, murat işbilenin öğrencisi, çok güzel bir çevresi var... benim gibi bir çok seveni var... ama kast ettiğim o değil...

albümü çıkınca devam etmek üzere, yine kara toprak paylaşayım, çok ama çok taze:)...





1

18 Eylül 2016

seikilos mezar yazıtı

seikilos mezar yazıtı - tralleis
"nota denen şeyi hangi sivri zekalı akıl etmiş acaba!?" gibi saçma ve gereksiz bir şey takıldı boş kafama gece gece... dur bi bakayım, google ekselansları kendimi şanslı hissettirsin dedim... üniversite, enstitü, müze sayfalarını dolanırken, karşıma yukarıdaki sütun çıktı... yanında da tralleis filan yazıyor... "yahu benim memleket orası!" dedim... doğup, serpildiğim yer!... hatta biraz fazlaca serpilip, serpme börek gibi olduğum aydın!... efeler diyarı... dağlarından yağ, ovasından bal akan bu küçük anadolu şehrinin tepelerinden de notalar süzülüyormuş meğer... anlatıma bak!... yaşlandıkça salak bir şey olmaya başladım iyice...

yukarıdaki fotoğrafta, sağda üç gözlü, kemerli bir yapı var ya!... işte ona üç gözler deniyor... isimlendirmeler böyle oluyor işte... "aa bunun 3 gözü var, adı üç gözler olsun:)" ... onun her yerinde dolanmış bir herif olarak, hiç bilmediğim bir şeyi öğrendim!... denk geliş... bıraktım notaların peşini... bana ne yahu kim neden icad ettiyse etmiş...

meğer, bizim bu üç gözler deyip geçtiğimiz, ilkokul boyunca gidip altında piknik yaptığımız yerde; dünyanın "bilinen" en eski ikinci şarkısı, seikilos tarafından, büyük ihtimalle karısı euterpeye yazılmış!... bir ihtimal, oğluna yazılmış... euterpe için yazılmış olması bence daha iyi çünkü daha romantik olacak bu durumda bu yazı... bilineni kocamanca vurgulamamın sebebi, müziğin bu kadar yeni olmaması gerektiğini düşünüyor olmamdandır... öncekileri bilmiyoruz, bulamadık henüz... müziğin evren ile aynı yaşta olduğunu düşünüyorum... big bang den günümüze kadar çıkan bütün sesler genlerimizde mevcut sonuçta...

e tabii bilinen en eski ikinci şarkı deyince, insan birincisini merak ediyor... bilinen en eski şarkı 3400 yıl öncesine ait olan hurri ilahisi... hurri ilahisi ise ugarit kraliçesi nikkal için bestelenmiş... onu geçiyorum, konumuz seikilos yazıtı...

ah bu kadınlar!... erkekleri şair ve müzisyen yapmışlar:)... her başarılı erkeğin arkasında mutlaka bir kadın vardır lafı da buradan  geliyor zaten... her zaman kadın ne isterse erkeğe yaptırtmış!... hala daha öyle:)... kadın sanat yapmak istemiş, "aman ne uğraşacağım şimdi, şu salağa yaptırırım, olur biter" demiş... bence aynen böyle olmuş...

neyse; derin mevzular bunlar, biz daha basit konumuza dönelim...

hiç sormuyorsunuz!... neden birinci olan hurri ilahisini yazmıyorum da, ikinciyi yazıyorum?... hurri ilahisinin notaları ve sözleri eksik! tam bilinmiyor... ama seikilosun yazdığı sözler tam, üstelik hemen altında notaları da tam!...

yani her şeyi ile eksiksiz bilinen, çalınabilen, yorumlanabilen en eski şarkı!...

offf işte bu çok önemli... düşünsenize, ms 2. yüzyılda seikilosun eşi euterpe yada oğlu için hissettiklerini, bugün tam olarak yada gerçeğe çok yakın hali ile yeniden seslendirip, dillendirebiliyorsunuz!...

yaşadığın müddetçe parla...
ışılda henüz yaşıyorken...
gamı tasayı at bir kenara...
hayat çok kısa...
hiçbir şeyin seni üzmesine izin verme,
yaşam dediğin böyle kısayken...
her şey yenik düşerken zamana

bu her yerde daha kısa idi... ben yazınca neden uzadı anlamadım valla:)... 4 satır idi, ben yazınca 7 satır oldu... neyse, gidin bulun kendiniz... ben eklemelerde bulunmuş olabilirim...

bu seikilos delirtecek beni!... arkeologlar filan da... arkadaş belli değil mi?, oğluna yazmış adam bunu!... yok bilinmiyormuş da, anlaşılamamış da... bunda anlaşılamayacak ne var!... ben de euterpe ye yazmıştır da romantizm sınırlarına uçarız diyordum... bu ne yahu!... bizim shine on you crazzy diamond ın dedesi bu:)...

gıcık olduğum o kişisel gelişim tatavası çıktı bu da!... sinir bozucu carpe diem!...

tamam tamam, doğruyu söylemek gerekirse, çok güzel öğütler vermiş bence oğluna, arkeologlara göre ise eşi euterpeye...

ben hemen euterpe kimdir? onu ilave edeyim... tabii çok eskilerden bahsediyoruz, bir ihtimal, alakaları da olmayabilir çünkü seikilos ve euterpe hakkında bilgi neredeyse hiç yok bu şarkı dışında... daha önce ilham perileri olarak yazdığım 9 kız kardeşten biri oluyor euterpe... mutlaka okuyun derim ilham perilerimizi... çok önemli!... gerçekten... özellikle euterpe, elinde sürekli aulos adı verilen bir flüt taşıyan, bize müziğin değerini ve güzelliğini yansıtan perimiz olması sebebiyle çok ama çok önemli... diğer önemli güzel perimiz olan terpsikhore ise lir çalıp, dans etmektedir... bunlar çok önemli... kulağımıza küpe olmalılar... müzik varsa, bu kız kardeşler sayesinde...

tüm bu yukarıda bağlantılarını da verdiğim konular, hep bizim coğrafyamızda geçen konulardır!... çok önemliler!... ve büyük ihtimalle bir çoğu birbiri ile bağlantılı ama tam olarak çözülemiyor...

aşağıda bu şarkının san antonio vocal arts ensemble tarafından seslendirilmiş güzel bir örneğini paylaşayım... gerçekten çok güzel... tabii yazının sonlarına doğru göreceğiniz üzere, aslında orijinali çok kısa ama burada savae tarafından yorumlanmış...

Seikilos Epitaph - Song of Seikilos



seikilos mezar anıtı, aydın-izmir demiryolu yapılırken, 1882 yılında bulunmuş... ms 2. yüzyılda yapıldığı kuvvetle muhtemel olmakla birlikte, mö 200 - ms 100 yılları arasında yapılmış olduğu kesin...

bazı türkçe kaynaklarda bence hatalı bilgi veriliyor!... mesela bu şarkıya sümer şarkısı demişler!... ne alakası var?... seikilos anıtı, aydın tralles antik kentinde!... sümerler nerede?... yahu insan yazarken biraz düşünür, araştırır!... herkes tek bir kaynaktan gördüğünü yazmış geçmiş... ben 80 tane ciddi kaynağı inceledim! peeehhh:)...

birincisi; bu şarkı sümer şarkısı değil, antik yunan şarkısı...

ikincisi; bazı kaynaklara göre, babasının seikilos için bu şarkıyı yazmış olabileceği belirtilmiş ama benim bulduğum kaynaklarda, seikilosun oğluna yazmış olabileceği ifade ediliyor...

Σείκιλος Εὐτέρ[πῃ]
Seíkilos Eutér[pēi]

tam çözülemeyen kısım, eğer yukarıdaki gibi ise; seikilos bu şarkıyı euterpe ye yazmış... ama eğer aşağıdaki gibi ise; euterpenin oğlunadır... euterpenin, seikilosun eşi olduğu varsayımına göre, bu oğlan aynı zamanda seikilosun da oğlu oluyor... seikilos, euterpenin komşusu yada babası ise bilemem:)...

Σείκιλος Εὐτέρ[που]
Seíkilos Eutér[pou]

seikilos kime yazmış, bilmiyorum ama bildiğim tek şey; iyi yazmış:)... yazıtın kaidesinde ise şunlar yazıyor:

“ben bir taşım, bir imgeyim... seikilos, beni ölümsüz anısının sonsuz bir belirtisi olarak, buraya koydu”

seikilos yazıtı - kopenhag müzesi
seikilos mezar anıtı, aydın - izmir demiryolu yapılırken, firma yetkilisi edward purser tarafından bulunmuş... purser, bütunu kendi koleksiyonuna dahil etmiş... bir rivayete göre, purserin eşi, bu sütunun tabanını saksı olarak kullanmış (hay allah yaaa valla çok güldüm buna ama blogda nasıl gülünür ki)... :)... gerçi nerden bilsin kadıncağız canım, ben olsam, kapı çarpmasın diye önüne koyardım:)... neyse, saksı olarak kullanıldığı için, metnin en altı yokmuş artık ve bu sebeple kime yazıldığı anlaşılamamış:)... tam da orada o yazıyormuş:)... bak allahın işine...

bir başka makaleye göre ise, bu yazıt iskoç arkeolog sir william mitchell ramsay tarafından 1883 yılında bulunup, izmirde müzeye konmuş ancak yunan işgali esnasında kaybolmuş... bu arada alman konsolosu tarafından korunmuş olabilir ama makaleye göre, savaştan sonra bir türk kadının bahçesinde saksı olarak kullanılırken bulunup, yurt dışına kaçırılmış...

galiba biz purserin eşine çamur atarken, onlar da bizim kadınlara çamur atıyorlar... aptal bir türk kadın ibaresini bile okudum... olan her zamanki gibi kadınlara olmuş!... iyi de arkadaş; hiç kimsenin sormadığını ben sorayım: işgal ettin! müzeye neden zarar veriyorsun? bu bir... ikincisi; çok küçük bölümü zarar görmüş, neden ille de alıp danimarkaya götürüyorsun?... üçüncüsü; kardeşim, geri zekalı mısın? neden kafana estikçe savaşıyorsun?... dördüncüsü; her şeyin içine edip edip, iş kaidenin zarar görmesine gelince, neden topu ille de bir türk yada danimarkalı kadına atıyorsun?... salaklar... zevzekler... bunları yapanlar hep erkekler!...

özetle; bu yazıt, bir erkek tarafından bulunduktan sonra, erkeklerce çalınıp, kaçırılmış; götürülmüş yaban ellere... ama bir kadın onu saksı yapmış!... hadi ordan!... zamane erkekleri...

bakın; binlerce yıl önce adam gibi adam olan seikilos eşine yada oğluna neler neler yapmış, yazmış, bestelemiş... siz içine etmişsiniz...

seikilosun şarkısının sözleri ve notaları
yukarıdaki fotoğrafta birinci ve üçüncü satırlar şarkının notaları ve ritmi, ikinci ve dördücü satırlarda ise sözleri verilmiş... tabii burada kullanılan notalar, bizans dönemine kadar kullanılan notalar oluyor... yani antik yunan notaları... günümüzdeki karşılığı ise aşağıdaki gibiymiş...


şarkı aslında kısacık... büyük ihtimalle yarım dakika kadar... yada daha kısa...

bugün bizim sahip çıkmadığımız bu değere önem veren, onu değişik şekillerde araştırıp, değerlendiren müzisyenler az değil... çok örneği var ama ben beğendiğim farklı bir kaçını paylaşmak istedim... sizler de arayıp, disco remix ine varıncaya kadar, kendiniz uygunları bulabilirsiniz...

orijinale en yakın hali büyük ihtimalle aşağıdaki...



Seikilos Epitaph (played on a Harp) - bilgi vermiş ve çok da güzel çalmış ama ne yazık ki çalanın adını bulamadım...



Epitaph of Seikilos όσον ζης φαίνου Manolis Papadakis



Lyre 'n' Rhapsody - Oson Zeis (Epitaph of Seikilos/Ancient Greek Music)



tabii ülkemizde de bu değeri yeniden ait olduğu topraklara getirme çabaları var ama bu çabaya çok ciddi destek sağlanması da şart... devlet desteği!...
2300 yıl önce notaya dökülmüş ilk müzik kayıdı olan Seikilos Mezar Yazıtı'nı ait olduğu yere geri getirmek için çaba harcayan Aydınlılar, seslerini mezar taşı üzerindeki notaları seslendirerek duyuracak. Danimarka'nın başkenti Kopenhag Müzesi'nde sergilenen Seikilos Mezar Yazıtı'nın Aydın'a getirilmesi için Aydın Tiyatro Derneği çalışma başlatmıştı. Bu çalışmaya destek veren Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Eğitim Fakültesi Müzik Bölümü, Seikilos Mezar Yazıtı'na kayıtlı notaları orijinal ve Türkçe olarak seslendirecek. ADÜ Müzik Topluluğu öğrencilerinin seslendireceği şarkı, 21 Mayıs'ta Aydın Belediyesi Şükran Güngör Salonu'nda ve ADÜ Mandreos Salonu'nda düzenlenecek "Tralleis Seikilos" etkinliğinde kamuoyuna sunulacak. kaynak...
kurcaladıkça güzel düzenlemeleri çıkıyor şarkının... seikilos bu kadar ünlü olacağını biliyormuydu acaba... hadi bir de caz versiyonunu ekleyeyim...

Epitaph of Seikilos Jazz Arrangement



0

16 Eylül 2016

mert hakan şeker

mert hakan şeker
alın işte 10 yaşında bir delikanlı daha gitti birinci oldu geldi... genç piyanist mert hakan şeker... çok değil, taş çatlasın iki sene önce, ben fırsat buldukça sağı solu tarar, genç yetenek avcılığı yapardım... yılda 1-2 tane çıkardı en fazla... şimdi ayda bir kaç tane sevindirici haber alıyor olduk... öncesinde de vardı mutlaka bu tip başarılar ama bilgiye ulaşmada sıkıntı vardı her halde diye düşünüyorum... daha da kuvvetle muhtemel olan sebep -ki bence böyle- sanat eğitimi veren okullarımız köklü değişimlere gittiler... büyük ihtimalle son 8-10 yıl içinde sistem değiştirdiler, bakış açısı değiştirdiler ve meyveleri şimdi alınmaya başladı... konu hakkında net fikrim yok ama bazı üniversiteler dünyaya daha iyi entegre oldular ve paralelinde diğer okullar da kendilerini yenilediler...

bilmiyorum ama mesela en basiti; ben eskiden şu serzenişi çok duyardım ailelerden: "henüz küçük diye falanca enstrüman başlatmadılar, okula almadılar vs vs vs..." ben de buradan kızardım, 1-2 kere de onlar bana kızdılar "sen kimsin be!" dediler... evet doğru, ben konuya uzak biriyim ama aklım yerinde ve fikrim kötü değil!... en azından, dünyada neler oluyor anlayabilen herifleriz biz de sonuçta!... alın işte! erken yada geç demeden, daha çocuk yaşta alıp da bir kaç senede derece alabilecek boyutlara taşıyabilenler de varmış!?... ah bi bilsem, bulsam o bana kızanları şimdi...

sekiz yaşında prof serla balkarlı ile başladığı piyano eğitimine anadolu üniversitesi devlet konservatuvarı piyano ana sanat dalında devam ediyor...

Piyano -Diabelli - Sonatina (Rondo)- Mert Hakan Şeker



ulaşabildiğim sadece tek bir videosu var şimdilik hakanın... onu paylaştım sadece... kendisini, ailesini ve öğretmenlerini kutluyorum... henüz ilk adımlarını atıyor mert hakan şeker ve benim bildiğim, yine bu yıl içinde, mayıs ayında, uluslararası pera piyano yarışmasında ikinci olarak adımlara başlamıştı... pera yarışması esnasında, new york long island üniversitesi piyano sanat dalı bölüm başkanı prof. tamara poddubnaya tarafından almanya ve bulgaristanda düzenlenecek olan piyano yarışmalarına davet edilmişti... bulgaristanda düzenlenen 4. uluslararası heirs of orpheus müzik yarışmasından birinciliği kaptı geldi hakan, almanyayı bilmiyorum... bilmiyorum der demez, onu da öğrendim... bulgaristandaki yarışmada birinci olunca; ispanya, bursa ve almanyadaki yarışmalar için katılımcı davetiyesi de verilmiş kendisine... demek ki buraya kısa sürede 3 ekleme daha yapacağız:)...

mert hakan şeker çok başarılı ve yeni güzel haberler ardı ardına geleceğe benziyor... aşağıdaki video ile şimdilik ara vereyim... birinci olduğu heirs of orpheus yarışmasındaki kısa performans videosu... birinciliği fazlasıyla hak etmiş mert hakan... 2016 yılında almanyadaki yarışmaya katılamamış hakan ama 2017 de katılacak... ben hangi yarışmaya katılırsa katılsın, derece ile döneceğini düşünüyorum...



ekleme/11 kasım 2016

yukarıda, mert hakan şekere 4. uluslararası heirs of orpheus müzik yarışmasında kazandığı birincilik sonrasında; ispanya, almanya ve bursada düzenlenecek yarışmalar için de davetiye verildiğini belirtmiştim ve "demek ki yakın zamanda 3 güzel haber daha ekleyeceğiz buraya" demiştim... yanlış hatırlamıyorsam, vize sorunu sebebiyle almanyaya gidememişti ama gitseydi derece ile döneceğinden emindim... ispanyaya gitti, yarıştı ve oradan da birincilikle döndü..

anadolu üniversitesi devlet konservatuvarı piyano anasanat dalı öğretim üyelerinden prof. serla balkarlı ile çalışmalarını sürdüren mert hakan, ispanyanın tenerife şehrinde bir kaç gün önce düzenlenen stars at tenerife festivalinden de birincilikle döndü... kendisini, ailesini ve öğretmenini kutluyorum...

prof. serla balkarlı & mert hakan şeker

5

15 Eylül 2016

gerçek müzik ve gerçek müzisyenler


yukarıdaki foto biraz alakasız oldu konuyla ama biraz da alakalı gibi sanki... ille de foto koyacağım ya!... ondan...

kel alaka insanların aynı müziği aynı anda seslendirmeye kendilerini adamış olmaları ve ortaya anlamlı şeyler çıkarabilmeleri beni de insan ırkı için biraz daha olumlu düşünmeye sevk ediyor zannedersem ama ben paul mccartney gibi bayılamıyorum bir türlü şu insanlığa... tek tek sevdiğim insanlar tabii ki var ama "insanlık" denince tüylerim diken diken oluyor... sevemedim insalığı, napayım olmuyo:)... bence zırvalamış ya neyse artık...

bir parça müzik için kendini adamış gerçek insanlara ise hayranım... müziğe bir şekilde bulaşmış olanların bir kısmına yani:)...

takım çalışmasıymış şuymuş buymuş, hepsi de insanları robotlaştırmaya yönelik safsatalar... çıkardılar bi insan kaynakları ve kişisel gelişim tatavası, bütün dünyayı salağa çevirdiler... ne takımı, ne takım çalışması arkadaş... yaşam koçu, sınav koçu vs vs... yakında işemeye giderken bile uzatacak bi koç, işetmeye çalışacak...

ruhunu kullanmayı bilene koç moç mu gerekir?... bu sebeple, koçlar işsiz kalmasın diye, ruhunu susturdular dünyanın...

konuyu dağıttım yine... dağıttım da denemez gerçi, başlayamadım  ki dağılsın...


burada da bir çok kez aralara sıkıştırmışımdır mutlaka; beni en çok keyiflendiren, anlık, spontane çalan müzisyenlerdir... jam sessionlardır... barlar, kulüpler ve en önemlisi de sokaklardır...

beni o kalburun en üstündeki müzisyenler ve gruplar, onların muhteşem stüdyo albümleri ve hatta canlı canlı olmalarına rağmen devasa ışıklar saçan konserler bile bu kadar keyiflendirmezler... ama bayılırım sokak müzisyenlerine, sokak müziğine ve o atmosfere...

tabii yanlış anlaşılmasın; o kalbur üstü müzisyenleri yada grupları bir kenara itiyor değilim... sadece öbür türlüsü daha çok keyiflendiriyor beni...

kim ne dersin, sonuna kadar, kanımın son damlasına kadar, canımı dişime takarak (abartacaksın ki inandırıcı olsun) savunurum ki; "gerçek müzisyenler, sokak müzisyenleridir" artı "gerçek müzik de sokakta yapılandır"...

seviyorum bu blog işini yahu:)... neyi nasıl dersen gidiyor:)... gir buraya, sağa sola laf et, dalaş, rahatla... sanki benim sokaklar ve sokak müzisyenleri hakkındaki fikrimi merak eden yada karşı çıkan hatta ciddiye alıp da kafasına takan var da:)... don kişot gibi oldum burada:)...

üstün yetenekli bir kaç müzisyen bir araya geliyorlar, grup kuruyorlar, üstüne üstlük aylarca yıllarca birlikte çalıyorlar, provalar şunlar bunlar... zaten doğuştan yetenek tavan yapmış! yetmezmiş gibi güç birliği içine giriyorlar!... aylarca albüm hazırlıkları, aylarca stüdyo kayıtları, o kayıtların kurcalanması, oynanması, itilip çekilerek düzeltilmesi vs vs vs... turneler, ışıklar, şovlar falan filan... hele hele günümüzde!... müziğin ve müzisyenliğin cılkını çıkardılar iyice... bugünün teknolojisiyle ben bile eşşeği anırtıp, soprano diye yuttururum... ben de olurdum pink floyd filan bu kadar destekle... menajerler, organizatörler, imaj meykırlar, medya danışmanları, sekreterler, ve bilmediğim daha neler neler; zaten aksırsan kafa sallamaya hazır hayran kitlesi, ses mühendisleri, ışıkçılar, tırlar dolusu malzeme... vs vs vs... çevrendekilerden 2-3 fabrika çıkarırsın... ben de olurdum led zeppelin filan...

hakikaten bu blog işi çok iyi geliyor bana :D

neyse, uzatmayayım; iddiacı da değilim bu konuda ama bence gerçek müzik ve gerçek müzisyenler aşağıdaki videodalar...

aşağıdaki, sadece tek bir örnek ama çok güzel bir örnek... bu sebeple, görünce, paylaşayım istedim...

yer floransa, zannedersem bir turist kafilesi dolanıyor katedral çevresinde ve kafileden bir koreli müzisyen, sokak müzisyenlerine yanaşıp, "ben de müzisyenim, beraber takılabilir miyiz?" diyor... ve kontrbasçının elinden alıyor kontrbası... garibim yanda gıcık bir vaziyette bakınıyor sağa sola:)... tabii buraya kadar ben biraz salladım olanları ama buna çok yakın bir şey olmuştur...

kemancı soruyor, ne çalacaz baba? diyor... koreli de dil bilmediği için, bir kaç nota ile anlatıyor derdini, sonra tempoyu soruyor, onu da söylüyor koreli ve başlıyorlar o tempodan... zaten standart bilinen bir parça, çok güzel bir autumn leaves kafadan sallaması çıkıyor ortaya... bence harika... kontrbas çalan korelinin zorlanması gözden kaçmamıştır, onu da açıklayayım, korede çaldığı bas 4 telliymiş ancak bu videodaki 3 telli... bu sebeple biraz zorlanıyor ama sonuçta çok güzel bir şey çıkartıyorlar... kemancı amcamız da çok memnun tabii, büyük ihtimalle bütün kafile para verdi:)... parça bitiyor ama kemancımız bırakmıyor ve autumn leaves bu sefer daha tempolu devam ediyor... ve ben bayılıyorum:)...



menüden sokaklar etiketine tıkladığınızda, burada yaptığım bir kaç paylaşıma ulaşırsınız... hadi buraya da ekleyeyim, zorlanmayın... sokaklar...

tabii bir kaç nota güzellik paylaşımına da göz atın derim...

sokak müziği ve sokak müzisyeni dendiğinde, denk geliş yolda yürürken karşılaşıldığında çok beğenilir ama nedense bunun dışında genelde küçümsenir... bizde sadece istanbulda güzel örnekleri var, istanbul dışında ben pek görmedim... istanbulda bile pek saygı gösterilmiyor sokak müziği yapanlara!... özellikle vapurlarda...

bir çok sokak müzisyeni elimde hazır var hatta playlist olarak yüzlercesini buraya ekleyebilirim ama araştırıp bulma işini heveslisine ve meraklısına bırakarak, sadece bir kaç daha önceden izlememiş olduğum videoyu paylaşayım...



sokaklarda yaşayan evsiz bir canavar...



bir canavar daha...



aşağıdaki videoda çalanlar, müzik okulu öğrencileri... zaten anında anlaşılıyor:)...



denk geliş karşıma çıkan muhteşem bir mini konser serisi... yine spontane gerçekleşen bir olay... ilk videoda bu durum zaten anlaşılıyor... öylesine başlayıp, bırakamamışlar... ikisi de ayrı ayrı çok tanınmış sokak müzisyeni...

esas oğlan dotan negrin, başkalarının amaçları için başkalarının hizmetinde çalışmaktan sıkılmış, kapmış piyanosunu, dünyayı geziyor... nasıl oluyo o piyanoyu kapmak gitmek anlamadım ya neyse artık:)... 2010 dan beri piyanosuyla dolaşıyormuş... yahu ben sokak müzisyeni diye kimleri yazıyorum acaba buraya! bak şimdi uyuz oldum...:)

dotan negrinin sayfasını mutlaka tepeden tırnağa inceleyin... piyanosunu koltuğunun altına almış, dünyayı dolaşıyor, hoşuna giden yerde açıyor bohçasını ve çalıyor... çektiği fotoğrafları filan da satıyor... ve çok daha fazlası... peki sokak müzisyeni mi?... tabii ki evet... dünya müzisyeni hem de:)...

esas kızımız da ada pasternak... ben de ilk izlerken bizim vatandaş mı dedim ama olasılık hesabı yapınca bile o olasılık iz miktarda çıktı:)... ada da profesyonel müzisyen... sayfasını inceleyin anlayacaksınız zaten... sayfasından canlı konserler veriyor, güzel ortamlarda da çalıyor...

denk geliş denk geliyorlar... lafa bak:)... ve aşağıdaki 3 videoluk mini şaheseri bize kazandırıyorlar... prova var mı? yok... spontane mi? evet... ve bu olay bu yıl (2016) bir kaç ay önce gerçekleşiyor...

dotan negrin; bloğunda aşağıdaki videoları paylaşırken şunları ilave etmiş:

müziğin dilini öğrendiğinizde, diğer herkesle özgürce konuşabilirsiniz. müzik sayesinde, dünyanın bir çok yerinde, benim dilimi bilmeyen binlerce kişiyle iletişime geçebildim müzik sayesinde... new york sokaklarında piyano çalarken tanıştım bu sevimli kız ile. adı ada pasternak ve inanılmaz derecede iyi bir kemancı. bu videolar, benim paylaştığım en iyi videolardan biri...

işte ben bu müziğe bayılıyorum... müzik; bu hali ile daha da müzik oluyor benim için...









1

13 Eylül 2016

ayumi ueda & women of the world

eren başbuğ, ayumi ueda, deniz alemdar
24 eylül günü, saat 20:30 da... istanbul uniqhall de... dünya turnesinin ilk konserini veriyorlar... eren başbuğ ve ayumi ueda... kendilerine yüksek sadakat grubundan tanıdığımız deniz alemdar da eşlik edecek... bu ziyafeti kaçırmayın...

zuhal müzik katkısı ile gerçekleştirilecek konserde; dream theater, steven wilson, radiohead, massive attack yanında, yoko kanno, remioromen ve chara gibi isimlerin eserlerini dinlemek de mümkün olacakmış...

kaçırılmamalı...

biletix den biletinizi hemen alabilirsiniz... hadi alın bakalım...

tabii uniq istanbul hall den de alabilirsiniz... gişedendir...

eren başbuğ hayranı olarak, daha önce yapmış olduğum aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz...

eren başbuğ

like a dream

röportaj

progresif eren

roli seaboard buluşması


ekleme/14 eylül 2016 eren başbuğ ve ayumi uedanın birlikte kurdukları grubun adı etkinlikte kullanılmadı ama sonradan geldi... iliminal!... ve çıkış klibi de oldukça taze... act of faythe... jordan rudess ve john petrucci ortak yapımı bir dream theater parçası... sözler de petrucci ye ait... iliminal oldukça umut verici ve çok değişik... harika bir oluşum ve harika bir konser olacağa benziyor...



ayumi ueda

benim de yeni tanıdığım, muhteşem sesli bir vokalist... women of the world acapella grubunun kurucusu... sadece vokalist de değil... söz de yazıyor ve reiki ustasıymış aynı zamanda... bir yandan da şifa dağıtıyor... en sonda paylaşacağım video ile şifa alabilirsiniz... gerçekten yumuşacık yapıyor adamı... ciddiyim!...

ayumi ueda

dört yaşındayken babası ile şarkı söylemeye başlayan ayumi, doğma büyüme tokyolu... japonyada çok sevilen bir tv programından ödül alıyor ve müzik alanında kariyer yapmaya karar veriyor... dünya müziğinden çok etkileniyor... burslu olarak berklee müzik okulunda okuyor... ben atlaya zıplaya yazıyorum, arada bir çok etkinlik var... konserler, okul konserleri filan... carnegie hall konseri de var... 2008 yılında yukarıda bahsettiğim women of the world akapella grubunu kuruyor... george clooney tarafından organize edilen "haiti için umut" etkinliğine katılıyor...

zannedersem eren başbuğ ile tanışmaları berkleeye dayanıyor... okulun ilk walter w. harp ödülünün sahibi oluyor... reiki uzmanı ve müzikle şifa konularında da çalışmaları var..



women of the world

2008 yılında ayumi ueda önderliğinde; dünyanın farklı köşelerinden dört vokalistin bir araya gelmesiyle kuruldu women of the world... ortak noktaları ise barış!... dünyaya barış mesajları vermek... bu arada aşağıdaki bağlantıya göz atabilirsiniz...

barış & müzik araya ille sokacağım zımbırtılarımı:)...

women of the world
yahu cross-pollination lafını sayfalarında okuyunca ilginç geldi:)... çapraz tozlaşma denen çiçeklerin tozlaşmasını böyle çok farklı bir ortamda görünce şaşırdım ama demek ki kullanılıyormuş... neyse... dünyanın farklı coğrafyalarının kültürleri ile yoğrulmuş olan 5 kadın; farklı müzik, kültür ve felsefeleri çapraz tozlaşma yolu ile birleştirmek istemişler... ve birleştirmişler zaten...

grammy ödüllü bobby mcferrin başta olmak üzere, bir çok önemli kişiden sağlam destek de alan akapella grubu, birleşmiş milletler başta olmak üzere, bir çok yardım kuruluşuna sesleriyle destek olmuşlar ve haiti, pakistan ve japonya gibi ülkelerde özellikle doğal afetler için yardım kampanyalarına katılmışlar...

ayuminin sayfasında bu grup 5 kişi olarak geçiyor ama kendi sayfalarında 4 kişiler!... ayumi haricindeki diğer isimler şöyle: annette philip, débo ray ve giorgia renosto... eee? 5. ismi bulamadım!... siz bulun artık, çok aradım, yok:)... çatlatacaklar beni bu müzisyenler... arkadaş ben başak burcunun bütün o boktan özelliklerini taşıyan bir manyağım... o bir kişi ayrıldıysa bile gruptan, insan adını bari yazar bir yerlere... töbe töbe... bak gördünüz mü? o aşağıdaki videoda da 4 kişiler:)...



bence harika gerçekten...

itiraf edeyim, ben sadece eren başbuğ ile ayuminin konserini duyurmak için başlamıştım bu yazıya ama hem ayumi ueda, hem de women of the world çok hoşuma gittiler... ayumi ve eren başbuğun konser videolarına ulaşınca mutlaka eklerim...

grubun bütün üyeleri, kendi kültürlerini oldukça güçlü bir şekilde temsil ediyorlar ve çok güzel bir birliktelik olmuş... dünyanın çok farklı renklerini ve kültürlerini de müziklerine oldukça iyi bir şekilde adapte edebiliyorlar...

çok kabaca aşağıdaki mesajı veriyorlar:

biz; dünyanın farklı köşelerinden beş şarkıcı,
birlikte müzik yaparak, çok güzel bir arkadaşlık kurduk.
bu ruhla, farklılığın bir araya getirdiği güzelliği kutluyoruz...
sadece hoşgörü adına değil, bilgelik, saygı ve mutluluk adına da şarkı söylüyoruz.

biz; dünya kadınları olarak, müziğin gücüne inanıyoruz,
bağlılığımıza inanıyoruz,
ve tabii barışa inanıyoruz...

ayumi ile bitireyim... crystal bowl yani cam kase:) eşliğinde, şifa müziği ile sizi huzura kavuşturup, öyle göndereyim de benim olumsuzluklarımdan arının giderken...


0