Son Paylaşımlar

26.11.2017

yavuz darıdere

yavuz deniz darıdere
sanatçı olmanın, müzisyen olmanın çok ötesinde; muhteşem bir insan olan yavuz deniz darıdere, bilmem kaç yıldır hakkında yazmak istediğim ama hiç bir şey de yazamadığım bir isim... evet, biliyorum, bu lafı burada bir çok kişi için ettim ama onların çoğu benim tembelliğimdendi... yavuz darıdere (kendisi deniz adını pek kullanmıyor) konusunda belki çok az tembelliğim olmuştur mutlaka çünkü tembelim sonuçta biliyorum ama bu sefer ben gerçekten yazamadım... hatta hala daha yazamayacak durumdayım çünkü bilgim yok!... ben öyle kısaca 3 cümle ile de paylaşım yapamayan biriyim, istiyorum ki okuyan çok şey öğrensin ama yok hakikaten...

caz hastası olup, müziğe endeksli yaşayan istisnasız herkes çok çok iyi bilir yavuz deniz darıdereyi... hele hele benim gibi izmirliyse, defalarca canlı dinlemiştir zaten üstadı... o kadar çok albümde katkısı var ki, caz müziğimizin bel kemiklerinden biridir kendisi... bu kadar iyi tanınan bir müzisyeni yazmak her ne kadar bu sayfanın konsepti değilse de, özellikle gençlerin yavuz darıdere gibi isimleri mutlaka tanıması gerekiyor...

gençlerin bilgi kaynağı da artık tartışmasız bir şekilde (ve ne yazık ki) internet olduğuna göre, nasıl olacak bu iş?...

yavuz darıdere
gelecekte ne nasıl değişir bilmiyorum ama görünen o ki, gelecekte bugün basite indirdiğimiz internete de hasret kalacağız... burada defalarca dile getirdim, defalarca da yazacağım, internette "hakkıyla" yer almayan, çok üzülerek söylüyorum ki, kaybolup gidecek... maalesef öyle... ben internet hastası, savunucusu yada müptelası değilim ama dünyanın bundan sonrasında kesinlikle kitap, ansiklopedi, dergi, gazete olmayacak...

müzisyenlerin çoğunun aslında hiç umrunda değil, ben net biçimde biliyorum bunu... erkan oğur mesela, bırakın bu kaygıyı, adam müziğin kaydedilmesine karşı:)... ama ben öyle düşünmüyorum işte... sorun orada:)... biz dinleyiciyiz, müziğin kaydedilmesine karşı olmak da ne demek yahu:))... müzisyenler böyle düşünüyorlar çoğu zaman ama o düşünce onları bağlar... onlar artık sadece kendileri değiller ki... yavuz darıderenin "aman internette benden bahsedilsin, gelecekte de adım bol bol anılsın vs vs vs" gibi bir derdi yada kaygısı yok, o müziğini yapıyor geçiyor... ama benim var:)...

hemen bir canlı videosunu paylaşayım... bizler daha çok piyano ve hammond ile tanıdık kendisini ama aslında trompetçidir darıdere... hem tuşlu çalgılarda hem de trompette ustadır kendisi ve ben özellikle hammond orguna hayranım... aşağıdaki video zannedersem seyirci tarafından çekilmiş, iyi bir çekim olmamakla birlikte, beautiful love harika...



yavuz darıderenin ben neredeyse bütün kalbur üstü cazcılarımızla birlikte canlı olarak yada kayıtta çalıştığına tanık oldum ama şimdi bir kaçı haricinde diğerlerinden emin olamıyorum... arkadaş biz de yarım yamalak bir kafa taşıyoruz işte sonuçta, akılda kalmıyor ki net biçimde... yavuz darıdereyi ben 90 lardan beri tanıyorum!... şimdi yazacağım isimleri ama emin olamıyorum!... kesin hatırladıklarımı yazayım hiç olmazsa; kürşat and'ı yazmama gerek var mı bilmiyorum çünkü bildiğim kadarıyla caza adım atışı kürşat and ile oldu... maalesef çok çok erken bir yaşta kaybettik bas canavarı kürşat andı ekim 2013 te... nezih yeşilnil ve yavuz darıdere gibi, kürşat and da izmirli idi... izmirden çıkan büyük cazcılarımızdır kendileri...

yavuz darıderenin bütün ailesi müzisyen... hadi şimdi bütün aile demeyeyim ama babası trt müzisyeni idi... bir kardeşi izmir opera balede yada senfonide müzisyen idi... bir diğer kardeşi de hollanda da eğitim almıştı ama yurt dışında mı yoksa burada mı? bilmiyorum...

yanlış hatırlamıyorsam, bir sene sonraki avrupa caz festivali kapsamında kürşat and'ı anma konseri de düzenlenmişti ve o konserde kızı piyanist eda and'a ek olarak; yavuz darıdere, mehmet büyükkeskin, sibel köse, neşet ruacan, volkan hürsever, ateş tezer gibi isimler de farklı gruplar olarak sahne almışlardı ahmet adnan saygun salonunda... umarım yanlış hatırlamıyorumdur:)...

kürşat and haricinde hatırladığım diğer isimler; önder focan, neşet ruacan, aşkın arsunan, tuna ötenel, can yapıcıoğlu, yavuz çetin ve athena gibi önemli cazcılarımız ve müzisyenlerimiz... mutlaka çok daha fazlası vardır çünkü eminim ki en az 50 den fazla albümde çalmıştır yavuz darıdere... sorun, benim şu anda onları tek tek bulup da yazamıyor olmamda:)... 50 den fazla albüm diyorum, belki de 100 den fazladır!... yavuz çetinin ilk albümünde, bilmem neden inat ettim ve fanki tonki zonki adlı parçalarında trompet çaldı... athenanın da holigan albümünde çaldı diye biliyorum... ozan ekicinin de bir albümünde piyano ve hammond org çalmıştı... bir de şimdi denk geliş karşıma çıktı, maria rita epik'in aradan uzun zaman geçti albümünün de düzenlemelerini yapmış... kimbilir daha neler var:)...

pop caz grubu kaygı ile çalıştı bir süre, klavyeleri çalıyordu... oldukça iyi bir grup idi... belki de yada büyük ihtimalle kaygının kurucusuydu... yavuz deniz darıderenin bulunduğu her ortamda kalite her zaman ön planda olmuştur çünkü müzik kulağı, bilgisi ve caza yatkınlığı üst seviyede kendisinin... çalarken net biçimde anlaşılıyor bu... kaygı haricinde, hatırladığım kadarıyla; önder focan ile birlikte hammond groove band olarak ve in'n out olarak çalıştı yavuz darıdere...  bunlar dışında yavuz darıdere trio, quartet vs olarak da çok denk geldim performanslarına... tabii şu anda da bu isimlerle çalışmalarına devam ediyordur yani kaygı haricinde, diğer gruplar kesintisiz devam ediyor zaman zaman farklı isimlerle... blues trip trio ile de çalıştı:)... valla belki de ben 3 yazıyorumdur da 33 tür o:)... yani ben aklıma geldikçe yazıyorum:)... ne yapayım...

izmir dokuz eylül üniversitesi devlet konservatuvarında trompet eğitimi aldığını ve okuldan mezun olduktan sonra izmir devlet senfoni orkestrasında bir süre çalıştığını biliyorum sadece... onun dışındaki bütün bilgim şu kadar: önemli mekanlarda sürekli çalıyor kendisi ve çok sevilen bir sanatçı, çok sevilen bir insan:)... bunun dışında bildiğim bir diğer konu ise, bir süre amerikaya gidip, eğitim almış olması... çok sevilen sanatçı ve insan kısmına geçmeden önce bir paylaşım daha yapayım... kürşat and ile...



ben her ne kadar kızıyor olsam da, laf ediyor olsam da, aslında gerçek müzik, gerçek caz budur işte... o mekanda o anda çalınır... o kadar... orada yaşanır ve biter o atmosfer... güzel olan odur... gerisini aslında müzisyen düşünmez, dert etmez... doğru olan budur... dünyada kayıt altında olan caz 1 ise, kayıtsız yaşanan 1 milyondur, caz zaten budur... dünyanın her yerinde, her an caz çalınır; dinleyebilen dinler ve o çalınan fezaya doğru yol alır gider:)... işin olması gerekeni budur... onu bir kenarda zaten tutuyorum... benim gibi doğaçlama canlı müzik hayranı, sokak müziği ve müzisyeni hastası biri için zaten bu böyle ama yavuz darıdereyi sadece bir kesim değil, her kesim tanımalı...

yavuz darıdere; dünyaya çok duyarlı, büyük sorumluluk sahibi, hayvan hakları konusunda, özellikle sokak hayvanları konusunda çok titiz, neyin ne olduğunun fazlaca farkında olan ve işin lafla peynir gemisi yürütme kısmında olmayıp, elini taşın altından hiç çekmeyen bir isim... sanatçılığı hakkıyla yaşayan bir müzisyen... benim, müziğinin de ötesine çıkarabildiğim belki de tek önemli konu bu...

sayısını bilmiyorum ama bildiğim kadarıyla yüzlerce öğrencisi var... sürekli gençleri eğitiyor, yetiştiriyor, eğitimlerine destek oluyor hatta yine bildiğim kadarıyla bir çok genci bizzat kendisi okutuyor... müziğe, sanata katkıyı sadece iyi çalarak yapan biri değil anlayacağınız... türkiyenin her yerinden müziğe sevdalı bir çok gence hocalık ve abilik yapıyor... onların yurt içinde ve dışında eğitim alabilmeleri için büyük projeler yapıyor...

tüm bunları ben bir şekilde biliyorum, sağda solda yazılı ve kayıtlı çabalar da değil... yani bir çokları gibi bas bas bağırmıyor ortalıkta, bire bin katarak çaktırmadan kendi reklamını da yapmıyor yavuz darıdere... sadece yapıyor... çok fazla takdir ettiğim bir isim... hiç de profesyonel anlamda sorumluluğu bulunmamasına rağmen, bulunanlardan çok daha ciddi adımlar atıyor... çocuk psikolojisini öğreniyor bu amaçla ve gençlere daha bilinçli yaklaşabiliyor...

eğitime gönülden inanan bir isim... bir röportajda, kendisinin gidip amerikada eğitim aldığını ve burada da özellikle dokuz eylül konservatuvarı öğrencilerine aktardığını okumuştum ama şimdi hatırlayamadım o yazıyı hangi dergide okuduğumu... bundan sonra arşiv tutacağım valla:)... unutkanlık başladı:)...

turkish folk music on trumpet projesi de vardı... ilk kaydıymış aşağıdaki white... hangi türkümüz olduğunu size bırakıyorum... bu türküyü bu hale getirebilmek de her babayiğidin harcı değil:))... helal olsun:)... harika bir çalışma ama devamını bilmiyorum bu projesinin... bu bilmediğim konuları da ulaşabildiğim ölçüde mutlaka eklerim zaman zaman... şimdilik bu kadar diyeyim, verdiğim bilgilerde ciddi hatalar olabilir, hatta mutlaka bir sürü hata vardır... şimdiden özür dilerim...



hadi bir de bonus video ekleyeyim... hammond groove band ile...

25.11.2017

mircan kaya

mircan kaya
mircan kaya yada kısaca bilinen ve yaygın adı ile mircan hakkında bir kaç yıl önce kısa da olsa bir paylaşım yapmıştım... öncelikle o paylaşımı okursanız çok sevinirim... tıklayın ve okuyun...


çok önemli bir isim mircan kaya... çok farklı çalışmalara imza atan bir müzisyen ve bir yazar... ve blog yazarı... ve besteci... film müziği bestecisi, vokalist, inşaat mühendisi, deprem mühendisi, araştırmacı, prodüktör... tam sanatçı, her yönüyle... farklı kültürleri, dilleri ve ezgileri bir arada yoğuran bir sanatçı... eminim, benim henüz bilmediğim daha bir çok mahareti de vardır...

yıldız teknik üniversitesi inşaat mühendisliği mezunu... boğaziçi üniversitesi deprem mühendisliğinden de master diploması var... jeofizik olmuyor mu? farklı herhalde... bence daha az önemli kısmını baştan yazayım dedim:)... mühendislik kısmını kendisi nasıl geçti bilmiyorum ama ben hızlıca geçiverdim:)... zar zor oku, herifin biri çıksın, 2 cümlede geçiversin... ne yapayım, müzik dayatıyoruz sadece:)...

hastası olduğum bir küçük gelin paylaşayım... chuta nusa... outim albümünden...



gürcü-laz-türk harmanı bir kültürü batıyla bütünleştiren ve bunu hiç de çaktırmadan ustaca yapan bir sanatçı mircan... müzikle doğup büyümüş bir isim... çok küçük yaşta başlamış şarkı söylemeye, 12 yaşındayken de gitar çalmaya başlamış... ilk albümü bizim ninniler ile yola koyulmuş, sonrasında sırayla kül, sala, numinosum, outim, elixir, nanni, minor ve insula gelmiş... hepsi de çok ilginç ve çok güzel albümler... albümlerinin prodüktörlüğünü de kendisi yapıyor ve türk, ingiliz ve avustralyalı müzisyenlerle çalışmış genel olarak... müzikler de tamamen kendisine ait... müziğinde yerel kültürleri, dilleri ve gelenekleri buluyorsunuz... mazlum neredeyse, mircan da orada... müziği kategorize edip, etiketlemeye çalışan biri olmadım hiç ama dünya müziği, folk yada etnik caz denebilir mircan kayanın müziğine... hiç sevmediğim kavramlardır şu dünya müziği, etnik vs vs vs... afrikalı, orta doğulu, uzak doğulu yapınca dünya müziği yada etnik! ingiliz yapınca ne?... endüstri:)... üçüncü dünyadan olunca etnik! birinciden olunca? ... etnik müziğin babaları caz ve blues neden etnik değiller?... neyse yahu konu bu değil:)...

müziği evrensel bulan biri oldum hep coğrafya ve zaman ötesinde ama şimdi burada blog yazarken herkesin anlayacağı dilde yazmak da gerekiyor... en yaygın ifade şekli ile dünya müziği deyip geçeyim en iyisi... mircan kayanın müziğini alıp da tek bir yere koymak kesinlikle mümkün değil ve çok yanlış olur... müziği bir yerlere ait kesinlikle ama hiç bir şeye ait değil...

ben doğal olarak çok beğenerek sürekli dinlediğim parçaları paylaşıyorum, mircanın farklı çalışmaları çok farklı müzik zevklerine hitap edebilecek renklilikte...ninniler, türküler, caz, füzyon, etnik, anonim, türkçe, ingilizce, megrelce, lazca... ne ararsanız var... ben sala albümünün hastası olduğum için, sala paylaşmadan duramam, paylaşayım da içim rahatlasın:)... sala, aşağıdaki videoda yazdığı gibi aslında ve bizde ölülerin ardından okunan sala oluyor... daha önceki yazımda da aynı albümden ela yı paylaşmıştım, en tepedeki linkten gidip onu da dinlediniz zaten az önce... de mi?...



gece karanlık çekirge ve sen adlı bir de kitabı var mircan kayanın... anlatımı o kadar güzel ki... anlattıkları da tabii... kitabın kapak tasarımı, yanlış bilmiyorsam ve hatırlamıyorsam, kızına ait... mircan kaya her yönüyle çok farklı bir kişilik... eşi benzeri yok yada varsa ben tanımıyorum... albümleri bile çok farklı... doğal olarak yazdığı kitap da çok farklı... her biri farklı öyküler gibi ama aslında değiller ve birbirine bağlandığında bütünlük kazanıyor... bu kitabı mutlaka okumanızı tavsiye ederim... çok ilginç, değişik bir yaklaşımla annesi ile muhabbetleri üzerinden annesini anlatıyor... daha doğrusu annesini de anlatmıyor sadece... kadını anlatıyor... mircan kaya, bazı albümlerinde de annesini ve annesinden dinlediklerini anlatıyor...
"(...) Beni ikna ettiler o yavru kediyi kesmem için.
Ben de kestim. Kesince herkes alkışladı beni.
Ben çocuktum. Küçücük bir kızdım.
Bana o kediyi neden kestirdiler?
Bu rüyayı ondan gördüm ben. Biliyorum.
Ellerime kedi kanı bulaştı benim."
kırmızı buğday yorumu da harika mircanın... özellikle crr konser kaydı çok güzel... arp, şirin pancaroğlu, meriç dönük, elişi band ve mircan kaya... şu zenginliğe bakar mısınız!...



müzik kadar olmasa da, matematik de çok özel bir yere sahipmiş mircanın hayatında... ben yukarıda hızlıca geçtim ama, belki sürekli belki de bir dönem mesleğini de yapmış ama o konuda kesin bir bilgim yok... kesin bildiğim şey; tanınmak için çabalamasa da, sürekli daha çok tanınan, sürekli daha çok ilgi çeken ve emin adımlarla ilerleyen bir sanatçı olduğu... uluslararası boyutta dikkat çekmeyi başaran ve övgü dolu sözlerle anılan bir isim...

anadolu türküleri yanında gürcüce ve boşnakça seslendirdiği folklorik parçaların da yer aldığı kül albümünden sonra müzikleri kendisine ait olan sala albümünü çıkardı mircan kaya... bu albümün yeri apayrıdır... tabii benim için...

sonrasında numinosum albümü geldi... öncekilerden tamamen farklı... albümdeki parçaların sözleri kendisine ait ama mevlananın sözlerini de kullanmış... ingilterede caz grubu limbo ile kaydettiği ilk albüm... ardından outim de limbo ile kaydedildi... limbo haricinde bu albümde yer alan diğer isimler, ingilterede prodüktörlük yapan osman kent ve jim bar... jim bar, portishead grubunun bas gitarcısı... outim albümü de benim çok sevdiğim bir diğer albümüdür ve once upon a time in mingrelia nın ilk harflerinden oluşur outim... migrelia, gürcistanda doğup büyüdüğü bölgedir mircanın... bu albüm çok ilginçtir... 144 sayfalık bir kitabı var bu albümün ve doğu karadenizde kendi doğduğu köyden hikayeler ve fotoğraflar içerir... kitabı mircan kaya ingilizce, türkçe ve lazca olmak üzere kendisi kaleme almıştır... laz dilini canlı tutma açısından büyük öneme sahip olan bu albümde karadeniz tulumu yerine gayda kullanılmıştır... bu da ilginç... tulumla gaydanın çok fazla benzer olmaları da ilginç...

2006 yılında ucm production isimli bir firma kurmuştur mircan kaya... açılımı uncatalogued music...

mircanın müziği film müziği olmasa bile dinlerken sanki o müziğin filmi de varmış gibi bir algı oluşturuyor... müziğini dinleyip, o müziğe film çekebilirsiniz rahatlıkla... mircanın müziğinde mutlaka eskilerden bir konu yatıyor olmasından zannedersem -ki bu durum da ne kadar iyi bir müzisyen olduğunu gösteriyor-... o kadar iyi aktarıyor ki müziğe yaşadıklarını ve dinlediklerini, o müziği dinleyince neredeyse gözünüzde canlanıyorlar... böyle bir müzisyen film müziği yapınca da doğal olarak hemen dikkatleri çekiveriyor... selim güneş filmi kar beyaz ın müzikleri mircan kayaya aittir ve bu film antalya altın portakal film festivalinde en iyi film müziği ödülünü almıştır... çok ilginç, kar beyaz filminde sala, numinosum ve outim albümünden müzikleri de kullanmıştır gülten akın sözleriyle bestelediği parçalara ek olarak... gülten akın şiirlerini kullandığı elixir albümü de outimden sonra yayınlanan albümüdür... sala ve outim sonrasından gelen elixir de benim hayran kaldığım 3. albümü olmuştur... elixir albümünden en beğendiğim parça olan sarı gelin türküsünü önceki paylaşımımdan dinleyebilirsiniz... burada da inanan için ilahiyi paylaşayım...



elixir sonrasında çıkardığı nanni ise azınlık dillerinden halk şarkılarını içeriyor... 2014 yılında ise minor çıktı... en son albümü ise insula... mircan kayanın içinde yada kafasında bir müzik var ve her albümünde sanki onu arıyor... hemen bulmasa çok iyi olacak... her albümde daha da yakınlaşıyor muhtemelen... insula albümünde de farklı müzisyenlerle çalışmış... hollandalı klarinetçi maarten ornstein, ingiliz piyanist alcyona mick, viyolonselci ivan hussey, ud sanatçısı mehmet polat ve gitarcımız cenk erdoğan...

insula albümü de tıpkı öncekiler gibi... insulaya da film çevrilmeli mutlaka... film müziği bilinen bir şey ama müzik filmi var mıdır? bilmiyorum...bildiğim şu var, mircan kaya kızıyla birlikte bir şarkı söyledi bu albümde... kızı da çok yetenekli bir müzisyen... skaia... hakkında daha sonra paylaşım yaparım... ninnilere bu kadar önem veren ve seven bir annenin kızı olarak, bebekliğinde hiç uyku sorunu çekmemiştir kesinlikle skaia... bu arada tabii ki adı skaia değil... kaia, mircanın da kullandığı soyadı... adını kendisi belirtmemiş, ben de yazmayayım, s de adının ilk harfi... birlikte yine bir ninni seslendirmişler düet olarak; durme durme... bir sefarad ninnisi... bu parçayla bitireyim... şimdilik tabii... mircan kaya, eminim daha çok paylaşım yapacağım bir müzisyen... müzisyen demek de kafi değil, tam bir sanatçı... kültür ve tarih araştırmacısı... o konuda master bile yapmışlığı var ama ben her şeyden bahsedemedim... daha doğrusu, ben aslında önceki paylaşımıma ilaveten yaptığım bu paylaşımda, yani iki paylaşımda da inanmayacaksınız belki ama aslında çok az şeyden bahsettim!... mircan kaya gerçek bir derya... çok fazla şeyi atladım çünkü sonuçta burası bir blog... mesleğine ek olarak aldığı eğitimlerle, yaptığı master (yüksek lisans) çalışmalarıyla, besteciliği ve söz yazarlığı ile, film müzisyenliğiyle, blog ve kitap yazarlığıyla ve özellikle kültürlere sahip çıkışı ve sahip çıkmanın ötesinde, o kültürler için yaptığı ve yapacağı somut çalışmalarıyla; mircan kaya çok çok farklı ve önemli bir sanatçı ve araştırmacı kişilik...

16.11.2017

tayfun karatekin

tayfun karatekin
yaşarken kıymeti bilinmeyenlerden tayfun karatekin... aynı zamanda vefat ettikten sonra da kıymeti bilinmeyenlerden!... bir kişinin, özellikle de bir sanatçının gerçekte ne kadar kıymetli biri olduğunu anlamak için, kendisine verilmeyen değere bakmak gerekiyor... ilgilisi bilir ve tanır tayfun karatekini... ilgilisi dediğim kesim de zaten bir çok şeyi bilen ufak bir kitle oluyor bu arada... öyle matah bir ilgilisi de yok bu işin maalesef...

ben böyle şeyler yazınca, çoğu zaman birileri gelip "haklısın kardeş, bu ülkede zaten vs vs vs........" yazıyorlar... yok arkadaş, ben dünyadan bahsediyorum, onu belirteyim... dünyanın ülkemizden, ülkemizin de dünyadan hiç farkı yok bu konularda... hiç kimse bir şeylerin yada birilerinin üstüne basıp da kendisini yüceltmeye çalışmasın... "haklısın kardeş, bu ülkede zaten vs vs vs" yazanın sanki bu ülkeden bir farkı var da!... kendisi çok müthiş de, ülke berbat!...

iyi bir şey bu blogçuluk yahu:)... sağa sola laf çarpıp, kendimi yüceltiyorum:)... sanki ben tayfun karatekine hak ettiği değeri verdim de! bir de konuşuyorum... 10 yılı geçti bu bloğa başlayalım, geçtiğimiz ay içinde yaptığım bir paylaşımda tayfun karatekini denk geliş hatırladım da birden, bahsettim... o paylaşımı da okuyun dilerseniz... iyi insan... dilerseniz değil, okuyun... dönerken ince memedi de dinlemiş olarak gelirseniz çok makbule geçer... orada paylaştığımı bir de burada paylaşmayayım...

tayfun karatekin aslında öyle denk geliş hatırlanacak bir sanatçı olmamalıydı... ama maalesef ben de denk geliş hatırladım... bereket hatırladım... tayfun karatekin, bu ülke müziği açısından en tepedeki 2-3 isimden biridir... dünya müziği açısından da oldukça önemli bir değere sahiptir... yada olmalıydı kesinlikle demek daha doğru... dünya çok büyük ve 3. dünya insanının işi her zaman çok zordur bu dünyada...



nereden çıktı şimdi zuhal olcay diyen olmamıştır kesinlikle... iki çift laf... zuhal olcayın o harika parçası... söz ve müziği tayfun karatekine ait... o sebeple paylaştım...

yıllarca kaset satın aldık, cd ler aldık... daha önce de plaklar filan... kaçımız o albümlerin kapaklarını okumuşuzdur detaylı olarak?... o küçük küçük yazılar aslında çok fazla şey anlatırlar ama çoğu kişi okumaz... aklına bile gelmez kimsenin... kimse önemsemez aslında emeği geçen isimlerin... kaset, şarkıyı okuyan vokalistindir!... ne kadar saçma değil mi aslında!... "falancanın albümü"... yahu o albümde o falanca sadece şarkı söylüyor!... bu konuda kendimi işin içine katamayacağım... ben gerekirse büyüteçle de olsa okurum mutlaka kendimi bildim bileli... o yazılar emekçileri anlatırlar... söz yazarı, beste, düzenleme... çalan müzisyenler... davulcu kim?... gitarı kim çalmış? konuk sanatçı var mı?... kapak tasarımı (varsa öyle bir şey) kime ait?... vs vs vs... her şey önemlidir... o unkapanı yazısı bile...

çoğu albümde müzisyenlerin ismleri yazmaz bile!... öylesi de çok fazla... özellikle o uyduruk popçuların işlerinde çok denk geldim... müzisyenlerin adlarını yazmıyorlar diye çok kızıyordum ben, meğer müzisyenler yazılmasını istemiyorlarmış zaten:)... hak verdim tabii o zaman:)... özellikle uyduruk beste yapıp, zorlaya zorlaya saçma sapan söz yazıp; "alın alın sizin olsun hakları filan" diyen de varmış:)... benden duymuş olmayın:)... neyse ben fazla da kurcalamayayım...

bazen o okumadığımız yazılarda besteciyi ve güfteciyi atlayıveririz ki işte o tayfun karatekindir... çok büyük bir ustadır... aşağıda iki çift lafı bir de kendisinden paylaşayım... zuhal olcay yada tayfun karatekin... her ikisi de ayrı harika...



aşağıdaki bilgiler; kendi bildiklerimle, sağdan soldan bulduğum bilgilerin harmanlanmış hali... tamamı güvenilir kaynaklardan olmakla birlikte, birbiriyle çelişiyorlar çoğu zaman... büyük ihtimalle tamamı doğru ama aktaran kişiler zamanlamayı karıştırıyorlar... mesela isveçe gidince yaptığı çalışmalar biraz karışık...

videodaki mother major family dikkatinizi çekmiştir mutlaka... tayfun karatekin, 1971 yılında isveçe gitti ve orada kurdu bu grubu... yurt dışında çıkardığı ilk plak olan there's been a change in me / sweet love bu grupla çıktı ve dikkatleri ciddi biçimde çekmeyi başardı bu plak... 1972 yılında da ince memet plağını çıkardı... türkiyede çıkan bu plağın arka yüzünde de yukarıda paylaştığım iki çift laf yer alıyordu...

ben de ne kadar karmakarışık yazıyorum:)... parçayı yukarıda paylaştım, burada bahsediyorum:)... siz düzenli okuyun artık bi zahmet... tam da böyle demişken iyice ters olacak ama 1946 yılında doğmuş tayfun karatekin... tabii şimdi ben bu paragraftaki bilgileri yeni öğrenip, yazdığım için böyle eğreti duruyor:)... ben tayfun karatekinin isveçe gittikten sonra profesyonel anlamda çalışmalar yaptığını ve sonrasında ülkeye döndüğünü zannediyordum ama meğer türkiyede öncesi de varmış... 18 yaşında ilk defa sahneye çıkmış alpayla birlikte... dört dörtlermiş grubun adı ve vokal grubuymuş... tayfun karatekinin türkiyedeki ilk plağı ise durul gence 5 eşliğinde doldurduğu shadow of your smile / affet onu tanrım plağıymış... 1969 yılında türkiyede katıldığı bir müzik yarışmasında kim silecek bu yaşları adlı parçasını seslendirmiş, çok ilgi çeken bu parça disko firması tarafından plak olarak basılmış ve bu sayede tüm türkiyeye adını duyurmayı başarmış...

stardust internationalda davul çalan tony walter, türkiye ziyareti esnasında tanışıyor tayfun karatekin ile... tayfun, kendi grubuyla müzik yaparken walter ı davula davet ediyor program esnasında... ve birlikte müzik yapıyorlar... tayfun karatekinin sesi ve tarzı walter ın dikkatini çekiyor çok... daha sonra tayfun karatekin isveçe açılıyor doğal olarak ve what a wonderful feeling adlı bir parçanın demo kaydını yapan tayfun, isveçte de çok beğeniliyor... stardust international ile birlikte çalışmaya başlıyorlar... yeni kurulan grup da çok kaliteli bir vokale sahip oluyor bu vesliyle... hem grupça çok seviliyor, hem de isveçte seviliyor... stardust international grubunun resmen bel kemiği haline geliyor zamanla... ne yazık ki 1973 yılında kansere yakalanıyor ve 1982 yılında, en verimli döneminde çok genç bir yaşta ayrılıyor aramızdan...

benim tayfun karatekin ve onun gibi müzisyeleri tanımamı sağlayan tek bir faktör var, hey dergisi!... aklıma gelmişken belirteyim... inceleyin, bilgi alın derim... yarım yamalak da olsa bildiğim ne varsa, tamamı bu dergi sayesindedir:)... muazzez abacıdan jethro tull a, zeki mürenden moody blues a kadar bildiğiniz, bilmediğiniz her şeyi hey dergisinde bulurdunuz... hakkında mutlaka bir şeyler karalamam lazım ilk fırsatta...



albümü bu yıl başında yeniden plak formatında sadece 500 adet basıldı... tayfun & stardust international albümünü buradan satın alabilirsiniz... çok sınırlı sayıda basıldığı için her an tükenebilir, özellikle kolleksiyonerlerin mutlaka edinmesi gerektiğini düşünüyorum... albümdeki parçalar ise şöyle...

rock me to the music
it didn't do you good
why
mercedes bus
love is
without your love
iki çift laf
i'll never find another you
annabella
as'i es la vida

tayfun & stardust international
albüm aslında 1973 yılında hendrix music production tarafından decibel stüdyolarında kaydedilip, yayınlanmış... isveçte tabii... daha sonra 1975 ve 2017 yıllarında türkiyede, 2007 yılında da japonyada yeniden yayınlandı... albüm hakkındaki detaylı bilgiyi aşağıya alıntıladım...
Baritone Saxophone, Flute [Solo] – Bo Tedner
Bass [Fender] – Mike Watson
Brass – Björn Hallin, Gösta Nilsson, Jan Allan, Rolf Andersson, Sven Larson*, Weine Renliden
Choir – Anette Lindgren, Birgitta Kristofferson, Lena Eriksson*, Ulla Källbeck, Ute Tedner
Drums, Percussion – Tony Walter
Engineer – Lars Liljeryd*
Guitar – Johnny Lundin
Lead Vocals, Congas – Tayfun Karatekin
Lyrics By – Dick Major, Tayfun Karatekin
Organ [Hammond] – Frederik Grimm
Photography By, Artwork – Erik Kellbäck, Olle Nykvist
Piano, Flute, Bass – Dick Major
Producer, Arranged By – Dick Major
Remix – Lars Liljeryd*, Stefan Nordin
Strings – Stockholm Phil. Orc.*
Trumpet – Christer Lindahl
Vocals – Dick Major, Frederik Grimm
Woodwind – Göran Larsén, Ingvar Holst, Jürgen Linder, Lars Stark*
Written-By – Dick Major, Tayfun Karatekin
stardust international
tayfun karatekin hakkında ne yazık ki çok fazla doğru ve güvenilir bilgiye ulaşamadım... kendi bildiklerime ek olarak, bulabildiğim çok az güvenilir bilgiyi paylaşabildim... şu bilinmeli ki, çok büyük değerler çıktı bu topraklardan ve özellikle "müziğin müzik olduğu o dönemlerde" dünyadan hiç de geride olmayan, hatta dünyaca beğenilip, kabul gören sanatçılarımız hiç de az değildi... nereden nereye geldik!... love is ile bitireyim artık... en azından şimdilik diyeyim bitirirken, hakkında bilgiye ulaştıkça eklerim buraya...



11.11.2017

genç perküsyoncular beste ve yiğit

beste gürkey ve yiğit berber
yiğit berber, beste gürkeyin en minik hayranıymış ve beylikdüzü belediyesi müzik akademisi bünyesinde akademik formasyon perküsyon öğrencisiymiş... 3 yıldır da perküsyon eğitimi alıyormuş... metalafon çalmak istiyormuş... beste çok büyük heyecan duymuş ve bir araya gelmişler... beste ilk enstrümanları olan glockespiel ve malletlerini hediye etmiş yiğide... "biz genç perküsyoncular büyük ve güzel bir aileyiz" demiş beste...

yiğit berber kaç yaşında tam olarak bilmiyorum ama beste tahminimce 14 yaşında... 15 de olabilir... yaşını bilmiyorum tam olarak ama bestenin 14 yıla 16 ödül sığdırmış olduğunu biliyorum:)... beste gürkey, bu sayfada hakkında en çok paylaşım yaptığım müzisyenlerden biri... son bir yıl içindeki başarılarını besteden yeni başarılar başlıklı paylaşıma ekiyordum ki, şu yukarıdaki yiğit-beste buluşmasını görünce ayrı paylaşım yapayım dedim:)... önceki paylaşımları da okursanız sevinirim...

ben ülkemizde sanatçı dayanışmasının çok kötü olduğunu düşünüyorum... umarım yanılıyorumdur... ortada görününen bir dayanışma var sanki ama yani biz de sonuçta bilmem kaç yaşına gelmiş insanlarız, külahıma anlatsınlar o sevimli dayanışmayı:))... yani yemezler:)...

gençler arasında daha güçlü bir dayanışma seziyorum ama yeterli değil... şimdi birden bire beste gürkey ile yiğit berber buluşmasını görünce hoşuma gitti... daha samimi bir dayanışma var gençlerde kesinlikle...

yaşlılarda ise bırakın samimi olanını, olmayanını; dayanışma filan yok... halbuki aynı güzel yolun minik ve masum kafilesi oluyorlar... tabii ben özellikle klasik ve caz müzik kafilesinden bahsediyorum... özellikle de var olduğu söylenen klasik camiadan... bu konuda ciddi kanıtlarla daha sonra upuzun bir paylaşım yapabilirim, şimdilik şunu söyleyeyim, klasik müzik camiamız var ya?... berbat durumdalar...:)...

neyse ki gençler var, beste var, yiğit var:)... biz genç perküsyoncular kocaman ve güzel bir aileyiz diyor beste... büyükler demiyorlar, diyormuş gibi yapıyorlar... ben zaten hayatımın hiç bir anında, kendim de dahil olmak üzere "büyüklere" zerre kadar inanamadım, akıl sır erdiremedim...

neyse, ben bestenin diğer paylaşıma eklemeyi düşündüğüm son bir yıl içindeki çalışmalarından ve başarılarından bahsedeyim... bu arada şunu da artık beste için de yazmak durumundayım: yahu biraz yavaş!... yetişemiyoruz :) ... bunu bu sayfada 3-5 sanatçıya yazmak zorunda kaldım... zorunuz ne yahu?... yaz yaz bitmiyor arkadaş...

portekizde düzenlenen 11. paços'premium perküsyon yarışmasında birincilik ödülüne layık görüldü... yarışmaya istanbul üniversitesi devlet konservatuvarından arkadaşlarıyla birlikte katıldı... birinci olmasına rağmen, türkiyeye dönmek zorunda olduğu için, kategori birincisi olarak kazandığı konser hakkını da yarışmada 2. olan joao dura ya verdi...

henüz 14 yaşında olmasına rağmen, 16 ödül almış oldu beste gürkeyin aslında benim son bir yıl içerisinde yazmadığım çok fazla çalışması da mevcut... bildiklerimi ve hatırladıklarımı ekleyeyim, sonraki çalışmalarını artık başka paylaşımlara bırakırım:)...

dom famularo ve beste gürkey
bulgaristanda pleven şehrinde düzenlenen 4. uluslararası marimba ve perküsyon festivaline katıldı...

izmire konser için gelen ünlü vibrafon sanatçısı ve besteci ted piltzecker, istanbulda beste gürkey ile masterclass düzenledi...

yeni kurulan istanbul avangard trio ile çalışmaya başladı beste gürkey... nağme yarkın klaik kemençe, baturay yarkın piyano çalarken, beste grupta marimba ve vibrafon çalıyor...

19 kasım 2016 tarihinde haliç kongre merkezinde yga zirvesi bünyesinde düzenlenen konserde percussion ensemble ile birlikte solist olarak sahne aldı...

1 aralık 2016 tarihinde düzenlenen international percussion dialogues açıklamalı konser etkinliğine katıldı... doğuş çocuk senfoni orkestrasıyla konserler verdi... avangard trio konserleri de devam etmiş bu arada... bir çok şeyi yazmıyorum:)... 18 şubat 2017 tarihinde küçükçekmece perküsyon orkestrasıyla konsere katıldı...15 mart 2017 tarihinde engin gürkey yönetimindeki percussion ensemble orkestrasıyla interaktif katılımlı güzel bir konser verdiler...

percussion ensemble orkestrası interaktif konser sonrası katılımcılarla
1976 yılında babası engin gürkeyin aynı okulda çaldığı aynı enstrümanla konser verdi beste 2017 yılında... 1 nisan 2017 de ise gençlik sanat merkezinde bir resital verdi beste... 14 nisanda 7. si düzenlenen pera müzik festivalinin genç solistler serisine 3. kez katıldı... kendisine piyanoda baturay yarkın eşlik etti..konserde meriç soylu anısına yazdığı kelebeğin dansı adlı eserini de seslendirdi... baturay yarkın ile birlikte 23 nisanda ntv ekranlarına konuk oldu...



itü türk müziği devlet konservatuvarı katkılarıyla, küçükçekmece belediyesi müzik akademisi öğrencileri 13 mayıs 2017 tarihinde ustalarıyla bir araya gelerek sahne aldılar... konsere katılanlar arasında beste gürkey de yer aldı...

9. italya uluslararası perküsyon festivali ve yarışmasında timpani ve trampet kategorilerinde 2 birincilik aldı geçtiğimiz mayıs ayında beste gürkey... festival sonunda da bir konser verdi... itü den katılan geçler, bu yarışmadan toplam 13 ödülle döndüler...

27-28 mayıs 2017 tarihlerinde gerçekleşen uluslararası genç yetenekler müzik yarışmasında da hem büyük ödülün sahibi oldu beste hem de en iyi türk bestecisi yorumcusu ödülüne layık görüldü...

istanbul üniversitesi devlet konservatuvarının bu yılki mezuniyet ve ödül töreninde beste iki ayrı sevinci birlikte yaşadı... son eğitim dönemi içinde en fazla ödül kazanan öğrenci olduğu beste bir ödülü de bu sebeple rektör prof. dr. mahmut ak ın elinden aldı...

çağrı çetinsel'in son albümü kar küresinde konuk sanaçı olarak yer aldı beste ve bu albümde vibrafon çaldı... albüm, ütopya müzik tarafından yayınlandı... çağrı çetinsel, aynı zamanda ezginin günlüğü grubunda da vokalist, onu da belirteyim... albümü satın almayaı unutmayın... hemen paylaşayım kar küresi adlı parçayı...



beste gürkey, çağdaş eğitim vakfı genç yetenekler bursuna da layık görüldü bu arada... 2 ekim 2017 tarinde de şef ibrahim yazıcı yönetiminde, merve kocabeyler, elvin hoxha ganiyev, berfin aksu, ıraz yıldız ve utar artun ile birlikte sahne aldı... finansbank çev işbirliğiyle zorlu psm de verilen bu genç yetenekler konseri de çok dikkat çekici bir organizasyon oldu...

8.11.2017

hijazz project

hijazz project
yıllar önce hijazz ve hijazz 2 adı ile yayınlanan iki harika albüm vardı... daha doğrusu hijazz albümü yıllar önce idi ama hijazz 2 devamı niteliğinde yıllar sonra çıkmıştı... aralarında tahminen 8-10 yıl olabilir... benim harika dediğim, hijazz idi... hijazz 2 yi çok az dinledim ama hijazz cd si baş ucu albümlerimdendi... sakinleştrici gibi bir şeydi... bach, hassemans, mozart, faure, tamburi cemil, hamamizade, osman efendi... air, pavane, peşrev, sirto... ne arasanız... ve engin gürkey, alper berksü, birol yayla gibi isimler... özetle çok beğenilen, konser kaydı, çift cd lik bir albümdü... dili geçmiş kullanıyorum çünkü bu albüm çok büyük ihtimalle artık piyasada yoktur... eğer varsa yada bir yerlerde bulursanız, kesinlikle kaçırmayın derim... bu albüm çıkarken devamı düşünülmemiş olmalı ki, hijazz 1 değildi adı... sadece hijazz... şimdi aradım, taradım, hijazz 2 bazı mağazalarda var çünkü 2013 yılında çıkmış... hijazz ise 2003 müş!...

uzun süredir dinlemiyordum, şimdi hastası olduğum pavane yi paylaşayım bu albümden... özlemişim...



alper berksü keyboard
artun sürmeli piyano
ercan ırmak ney
cem erman vurmalı çalgılar
volkan öktem davul
eylem pelit bas gitar
ercüment ateş jazz gitar
şenova ülker trompet ve flügelhom
levent altındağ saksafon
aycan teztel trombon

isimlere bakar mısınız!... ustalar topluluğu resmen... ben erkan oğuru da hatırlıyorum nedense ama ne albümde ne de çalanlar arasında yok!... belki de konserlere katılmıştı... hemen belirteyim, verdiğim isimler yanlış olabilir!... tabii bu arada konserlerde bazı isimler eklenmiş de olabilir...

yansımalardan tanıdığımız birol yayla ve şenol filiz de hijazz 2 albümünde katılmışlar kadroya... neredeyse 15 yıl geçmiş üzerinden, ben karıştırdım isimleri herhalde... tek cd lik hijazz 2 albümünde, erkan kenç de ilave olmuş kadroya...bu albümün açılış parçası olan istanbul'u da paylaşayım hemen...



yıllar sonra bu albümler neden aklıma geldi de paylaştım?... az önce çok kötü diyebileceğim bir kaç türk müziği-batı müziği sentezi caz örneği dinledim!... isim vermeyeyim... "bana göre" çok kötü çünkü... kişiden kişiye değişir... ben bu tip sentez denebilecek müziklerde o sentezin hissedilmemesini isteyen biriyim çünkü... yani dinlerken etnik caz duymalıyım, sentez değil... yada hiç olmazsa çok az hissedilmeli... şimdi kötülere örnek veremiyorum çünkü büyük saygısızlık olur ve maalesef bence kötü örnek çok fazla... yani "geleneksel türk müziğini biz caz kalıplarıyla, batı ritmiyle ve geleneksel enstrümanlarla çaldık, al dinle" gibi olduğunda ben 2 dakika bile dinleyemiyorum ve o müziği de caz olarak kabul edemiyorum... hijazz project bu işi bence en iyi yapanların toplandığı bir oluşum...

doğu ile batıyı bir araya getirmenin çok da kolay bir iş olmadığını düşünüyorum... teknik anlamda zor bir iş olmalı çünkü doğu müziğinde makamlarda koma olması ama bu komaların batı enstrümanlarında bulunmaması sebebiyle, bana hep çok zor bir işmiş gibi gelir... belki ben anlatamıyorum çünkü müziğin teorik kısmı bende sıfır sonuçta... olmazmış gibi geliyor bana ve bunu oldurabilenlere de hayran kalıyorum... hijazz gibi yada yansımalar gibi... erkan oğur, derya türkan gibi... ve benim bilmediklerim, tanımadıklarım da vardır yada şu anda hatırlayamadıklarım...

dünyanın doğusu batısı nasıl belirleniyor ben anlamış değilim:))) ama sonuçta doğu denen bir yer var ya? bizim de içinde bulunduğumuz... işte o coğrafyanın kültürü, müziği ve enstrümanları aslında çok zengin... daha fakir olan almış yürümüş gibi duruyor... sanayiye döndürdü batı bu işi... ve bu sebeple müzisyenler sürekli doğuyu, batının içine serpiştirme gibi bir hataya düşüyorlar... bence burada hata yapıyorlar... doğuyu daha rahat bırakıp, geniş tutmaları ve batıyı ona serpiştirmeleri daha uygun gibi çünkü batıda perde engeli var sonuçta... doğuda perde yok... doğuda sınır yok...

ama ben anlamam bu işlerden yahu:)))... yapabileni dinliyorum işte:)...

hijazz albümleri, özellikle hijazz, bence bu sentez işinde en iyi örnek idi ve aklıma gelince, "paylaşılması gerekir yahu" dedim... tabii hijazz dendiğinde de ilk akla gelen isimlerden biri de bir kaç sene önce çok zamansız erken yitirdiğimiz alper berksüdür... kendisini de anmayı istedim bu vesile ile... çok önemli bir isimdir çünkü...

bu arada, albümler çıktığında da hijazz project adını kullanıyorlar mıydı? onu hatırlamıyorum... hijazz project adını ben bu yılın başında duydum ilk defa yani 2017 başında... crr 4. caz şubatı kapsamında 20 şubat 2017 tarihinde bir konser verdi hijazz project... basit bir konser de değildi... hijazz için büyük emek sarfeden isimlerin başında gelen, 2014 ekim ayında baküdeki hijazz konseri öncesinde çok vakitsiz yitirdiğimiz alper berksü anısına bir araya geldikleri açıklandı... müzisyen kişiliğinin ötesinde, çevresince çok fazla sevilen bir isimdi alper berksü...

ben alper berksü olarak biliyorum kendisini ama her nedense her yerde berksu olarak geçiyor! tamam anlarım ü yazılamayan yerlerde u yazılır, normaldir ama arkadaş adamın soyadı berksü yahu... çok ciddi yerlerde, gazetelerde ve dergilerde de berksu yazılmış, ben ciddi biçimde tereddüte düştüm... acaba yanlış bilen ben miyim?... eğer berksu ise özür dilerim çok ama ben kendisini onlarca yıldır berksü olarak tanıyorum...

alper berksü
alper berksü demek, aslında grup lokomotif demektir... lokomotif grubunun klavyecisidir berksü... besteci ve aranjördür... cazcıdır... her yönüyle sanatçıdır... müzisyendir özetle... hijazz albümlerinde besteleri yanında düzenlemeleri vardır ve o albümlerde emeği en çok geçen müzisyendir kendisi... yansımalar ile yani şenol filiz ve birol yayla ile de çalışmıştır... çok büyük ihtimale benim bilmediğim bir çok iş çıkarmıştır alper berksü...

hijazz project, makamsal geleneksel müziğimizi batıya tanıtma ve bir bakıma ısıtıp kaynaştırma misyonu taşıyor gibi... gerçekten öyle bir misyonu var mı bilmiyorum ama bence bu amaca da hizmet ediyor fazlasıyla hijazz...

harika bir kara toprak performansıyla bitireyim artık... kara toprak zaten her türe ve düzenlemeye fazlasıyla uyan müthiş bir güzelliğe sahip, üstüne bir de böylesine usta ellerden ve nefeslerden çıkınca, tadından yenmiyor resmen...

28.10.2017

zeynep gedizlioğlu

zeynep gedizlioğlu
son yıllarda birbirinden önemli ödüllerle ve farklı başarılarla adını sürekli duyuran zeynep gedizlioğlu, bir kez daha önemli bir haberle gündemde... 2016 yılı ekim ayında avusturyada dünya prömiyeri yapılan, senfoni orkestrası için bestelediği verbinden und abwenden adlı eseri, önümüzdeki ay almanyada düzenlenecek olan cresc müzik bienali 2017 kapsamında programa alındı... eser, hr-radyo senfoni orkestrası ve ensemble modern tarafından 23 kasımda alte oper konser salonunda seslendirilecek... bu önemli organizasyonda eserinin seslendiriliyor olması çok önemli... alte oper konser salonu da almanyanın en önemli salonlarından biri olarak dikkati çekiyor...

mediterranean voices den kelimeler... 2014 şubatında eclat festivali kapsamında yapılmış dünya prömiyeri... seslendiren neue vocalsolisten...

Neue Vocalsolisten: Zeynep Gedizlioglu - Kelimeler (from Mediterranean Voices)



son bir kaç yıldır, eserleri dünyaca ünlü orkestra ve topluluklar tarafından seslendirilen zeynep gedizlioğlu, özellikle 2012 yılında kazandığı ernst von siemens besteci ödülü ile dünyanın dikkatini çekmeyi başarmıştı... aynı yıl ernst von siemens müzik vakfının desteğiyle albümü yayınlanmıştı... çok önemli bir ödüldür ve 2012 de tv lerimizde haber bile olmuştu!...

aşağıdaki resmi web sayfasından biyografisi ve eserleri hakkında her türlü bilgiye ulaşabilirsiniz...

www.zeynepgedizlioglu.com

1977 izmir doğumlu zeynep gedizlioğlu... mimar sinan üniversitesi istanbul devlet konservatuvarı kompozisyon bölümünden 2000 yılında mezun olmuş... çok erken yitirdiğimiz cengiz tanç ile çalışmış üniversitede... bildiğim kadarıyla ilk kompozisyon hocası oluyor kendisi... eğitimini almanyada ve fransada bestecilik ve elektronik müzik alanlarında sürdürmüş... ben detaya girmiyorum çünkü web sayfasında her türlü detay zaten mevcut... hochschule für musik karlsruhe da sürdürdüğü sanatta yeterlilik yani doktora çalışmasını 2009 yılında tamamlamış... daha sonra 2 yıl süreyle pariste bulunan müzik ve akustik araştırmalar merkezi (ircam) bünyesinde canlı elektronik ve elektroakustik üzerine çalışmalar yapmış... eserleri ülkemizde ve dünyada bir çok önemli radyo-tv kanallarında, orkestralarda çalınıyor ve besteci çalışmalarına şu anda almanyada devam ediyor...

hadi araya bir paylaşım sıkıştıralım bari... şimdiye kadar hiç duymadığım farklı bir çalışması elektrikli bot... harika... yahu elektrikli botu görünce aklıma erik satie geldi... dinlerken de timur selçuk... nasıl alaka kurdun derseniz, erik satie kısmı kolay, armut şeklinde parça derim olur biter de, timur selçuk ile bağlantısını anlatabilmem için iyi bir müzik bilgisine sahip olmam lazım... o da bende yok... ama nedense timur selçuk çağrışımı yaptı bende...

Zeynep Gedizlioglu - Elektrikli Bot



zeynep gedizlioğlu adını "ne yazık ki" ben de dünyayla birlikte! 2012 yılında ernst von siemens ödülünü aldığında duymuştum!... hatta büyük ihtimalle dünya benden önce tanımıştır kendisini... bu kadar başarılı ve genç bir bestecimizi bu kadar geç tanımış olmanın suçunu kendi üzerime alıyorum... ne diyeyim:)... medyaya kızamam çünkü beklentim yok o medyamızdan... peki ya diğer medya?... bu ülkenin klasik müzik camiası bile önemli bir başarı gelmeden bahsetmiyor hiç bir kimseden... üçüncü heber cresc bienali oldu... önümüzdeki ay eseri çalınacak bu organizasyonda... 2015 yılında da bilkent senfoni orkestrası, emekçi kadınlar günü etkinliği düzenlemişti 7 mart 2015 tarihinde, o etkinlik vesilesiyle de adından çok söz edilmişti... etkinlikte; marta klimasara, blazhevichin marimba konçertosunu, tolga salman ise düzenlemeleri kendisine ait olan astor piazzollanın eserlerini seslendirirken, zeynep gedizlioğlunun kayıp sessizliğin anısına rağmen adlı eseri de çalınmıştı... etkinliğe özellikle polonyalı bir kadın şef de davet edilmişti... patrycja pieczara...

almanyada çalınacak olan verbinden und abwenden adlı eserini de, kayıp sessizliğin anısına rağmen i de ben paylaşılabilecek formatta bulamadım... akdenizli ile yavaş yavaş bitireyim şimdilik... birsen ulucan (piyano), ayşen ulucan (keman) ve özcan ulucan (viyola) tarafından seslendirilmiş oldukça etkileyici bir eser...



oldukça sert, keskin ve kestirip atan bir müziği var zeynep gedizlioğlunun... başkaldırı müziği resmen... ben dinlediğim bütün eserlerinde radikal bir devrimcilik hissettim... zaten müziği yapı olarak da oldukça devrimci... arditti quartet, ensemble modern, ensemble recherche, neue vocalsolisten stuttgart, xenia ensemble, orchestre national de lorraine gibi dünyaca tanınmış topluluklar ve bir çok önemli orkestra tarafından eserleri repertuvara alınan önemli bir bestecimiz... ben gelecekte ağırlıklı olarak elektronik müziğe kayacağını düşünüyorum... adından sürekli bahsettireceği de kesin...

21.10.2017

rüzgara karşı yürüyen adam

rüzgara karşı yürüyen adam nazım hikmet
nazım hikmet oluyor bu rüzgara karşı yürüyen adam... sedef erçetin atala nın viyolonseli eşliğinde, metin belgin in sesinden bir nazım hikmet şiirleri lp si... lp deyince anlamayan olma ihtimali var çünkü uzun bir aradan sonra yeniden piyasaya çıkan plak hakkında özellikle benim ulaşmayı hedeflediğim genç kesim bilgi noksanlığı yaşıyor olabilir ve bu durum normaldir çünkü yeryüzünde ortadan kalkıp, yıllar sonra yeniden canlanabilen başka bir şeyi de ben bilmiyorum... long play in kısaltılmışı oluyor bu lp... türkçesi uzun çalar... 33 devirlik plaktır lp... ortalama 8-10 parçalıktır... 45 lik plaklarda ise 2 parça bulunur... uzunca süre ortadan kaybolup, yeniden canlanması ise sadece nostalji yaşamak ve yaşatmak değildir... üstüne çıkan o kadar teknolojiye rağmen, ilgilisi ve meraklısı iyi bilir ki, en kaliteli sesi de keyfi de bu plak denen ihtiyar verir:)...

metin belgin ve sedef erçetin atala
ünlü oyuncu, senarist ve yönetmen metin belgin, alıyor yanına viyolonsel ustası sedef erçetin atalayı ve aşağıdaki nazım hikmet şiirlerini seslendiriyor nazım hikmetin 115. yaşı şerefine... şiirlerin güzelliğine viyolonsel (çello) doğaçlamalarının güzelliği de eşlik edince, tadından yenmez bir albüm çıkıyor ortaya doğal olarak...

ön yüz: salkım söğüt, bahri hazer, güneşi içenlerin türküsü, kerem gibi, yaşamaya dair, dünyanın en tuhaf mahluku, ceviz ağacı, ellerinize ve yalana dair hep birlikte okuyalım diye...

arka yüz: tahirle zühre meselesi, saat 21-22 şiirleri, karıma mektup, bugün pazar, meşgale, yine sana dair, sıcaklarda, yumdum gözlerimi, hasret, şehir akşam ve sen, masalların masalı...


albüm 13 ekim 2017 tarihinde çıktı... yapımcılığını rainbow45 üstlenmiş... benim bu sayfada bahsettiğim albümlerin neredeyse tamamı rainbow45 e ait... kaliteden asla taviz vermiyorlar, yeri gelmişken belirteyim...

albümü aşağıdaki bağlantıdan hemen satın alın...

rüzgara karşı yürüyen adam - rainbow45

hemen şimdi satın alın çünkü sadece 1000 adet basılmış... hem sınırlı hem de numaralı... 180 g plak...

nazım hikmetin kendi sesinden 1930 yılında basılan taş plaklar bugün sadece koleksiyonerlerde mevcut... fransada da plak basılmış 1959 yılında... başka isimlerce okunan plakları da mevcut tabii... oldukça uzun bir aradan sonra nazım şiirlerinin seslendirilip plağa basılmış olması oldukça önemli...

albümün yapımında nilüfer belediyesinin katkıları büyükmüş... kayıt ve mix çalışmaları melodika stüdyosunda gerçekleştirilmiş... albümde nazım hikmetin gün yüzüne çıkmamış fotoğrafları da var ve bu fotoğraflar nazım hikmet kültür ve sanat vakfından temin edilirken, şiirler yapı kredi yayınlarından sağlanmış...

yapı kredi telif hakkı aldı mı acaba... çok merak ediyorum... dünyaya mal olmuş, uzunca bir süredir yaşamayan edebiyatçı ve sanatçıların eserlerine telif hakkı uygulanmasına çok gıcığım... biliyor musunuz? ben bu sayfada nazım hikmet şiiri paylaşamam!... bir kere paylaştım, enselendim!... neyse, ben bu telif hakkı konusunda ilk fırsatta bir şeyler yazacağım ama bir türlü yazamadım... konu telif hakkı olunca, karşı çıkan bir yazı yazmak için cümleleri çok iyi seçmek ve çok iyi dert anlatmak gerekiyor çünkü...

rainbow45 in kadıköydeki merkezinde bugün bir kaç saat önce albümün imza günü gerçekleşti...

sedef erçetin atala ve metin belgin imza gününde (rainbow45, 21 ekim 2017)
albümden paylaşım yapamadım... daha doğrusu eser sahiplerince paylaşılmış minik de olsa bir video yada ses kaydı şimdilik yok... çatladım yani paylaşamadım ya:))... daha imza günü bir kaç saat önce yapılmış albümü nasıl paylaşayım kendileri paylaşmadıkça... ben daha dün haberdar oldum bu albümden ve henüz alamadım... ama albüm ile ilgili bütün isimler; metin belginden, sedef erçetin atalaya, rainbow45 den albüm içeriğini sağlayan kurumlara kadar, albümle ilgili her şey, resmen bu albüme kefil oluyorlar...

albümle ilgili bir video paylaşıldı rainbow45 records tarafından... karşıma çıkar çıkmaz unutmadan paylaşayım dedim... salkım söğüt...




tabii bu blog müzik bloğu ve bilindiği üzere ben atmasyon manyağıyım... atmasyon, doğaçlama oluyor bu arada, ben atmasyon derim... albümde anladığım kadarıyla şiirler okunurken, arka planda harika doğaçlamalar var... sadece bu viyolonsel yani diğer adıyla çello doğaçlamaları bile bu albümün satın alınıp, arşive konması için çok önemli bir sebep... ve yukarıda albüme kefil isimleri sayarken nasıl oldu da albümün her şeyi olan dünya ve insanlık şairi nazım ustayı unuttum!... sedef erçetin atala ve metin belginin hoş karşılayacaklarından emniim, bu albümün en hoş ve önemli yanı, tabii ki nazım şiirlerinin seslendirilmesi...

sedef erçetin ataladan harika bir viyolonsel doğaçlama ile bitireyim... dinlerken üstüne bir nazım şiirini de kendiniz okuyun artık...



Haftanın Videosu

önceki videolar için playlist oklarıyla ilerleyiniz...

facebook takipçisi olun