2 Nisan 2017

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org
Photograph by Soichi Sunami
gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

eric alfred leslie satie
asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren erik satie her yönüyle ilginç bir sanatçı... normandiya doğumlu... kilisede org çalarak başlamış müziğe, konservatuvara devam etmiş 8 yıl!... başarılı olamamış! ve tepesi atmış, orduya yazılmış... önemli bir akciğer hastalığı geçirdiği için ordudan da atılmış... 1866-1925 yılları arasında yaşamış avangart bir besteci ve piyanist... çağının ilerisinde bir çok akıma öncülük etmiş denebilir... minimalizm ve sürrealizm gibi... sürrealist akım içinde yaşamış ama verdiği önemli eserler bu akımın oldukça öncesinde yazılmış...

tıpkı eserleri gibi kendisi de oldukça uç noktalar arasında gidip gelen bir sanatçı... yani "erik satie şudur!" demek oldukça güç, "gnossienler yada gymnopedieler şudur" demek ise daha da güç... konservatuvar öğretmeni tarafından yerden yere vurulmuş, bırakın iyi ve önemli bir besteci ve piyanist olarak kabul edilmeyi, çoğu çevrelerce besteci olarak bile kabul görmemiş! ama içinde bulunduğumuz çağda ortalığı kasıp kavuruyor resmen!...

ben önce en popüler ve gnossienne olduğu net biçimde bilinen 1, 2 ve 3. eserleri hemen orijinal hali ile paylaşayım... sonraki süreçte en çok yorumlanan eser ise gnossienne no 1... bu üç bölüme daha sonra 4 adet daha eklendi ve yediye kadar gidiyor, sonra onu da yazarım...  



bakar mısınız özellikle şu gnossienne no 1 in muhteşemliğine... muhteşem eserler ya aşırı kompleks oluyorlar yada aşırı basit ve minimal... tabii minimalizm akımı ile erik satie arasında onlarca yıllık fark var, onu da belirteyim... çağının ilerisinde demek ne kadar doğru olur bilmiyorum ama çağından çok farklı demek kesinlikle doğru olur... yukarıda da belirttiğim gibi, aslında bu eserlerin orijinal adı trois gnossiennes (1890) yani üç gnossienne... tıpkı trois gymnopedies (1888) ve trois sarabandes (1887) gibi, bu eserler de dansa uygun eserler...

daha önce de ifade ettiğim gibi, erik satie her haliyle çok farklı bir besteci... mizahi yönü çok güçlü, eserlerinin adları özellikle yaşadığı döneme hiç uymayacak derecede komik, saçma ve anlamsız ama çoğu eseri de insanın resmen içini titretiyor... gnossienne no 1 gibi...

ben en beğendiğim ve gnossienne ruhuna en yakın bulduğum yorumu paylaşayım... erkan oğurun dönmez yol albümünden... gnossienne no 1 de parça ara ara tıkanır, siz de tıkanırsınız, parça bitiyor zannedersiniz ama devam eder... en sonunda yine tıkandı zannederken, biter... erkan oğur bu hissi o kadar iyi yakalayıp aktarmış ki... mommo kız kardeşim filminde de erkan oğur bu parçayı sadece perdesiz gitar ve piyano ile seslendirmiştir... filmin fragmanında da bu parça kullanılmıştır ve o yorum daha da tıkayıcı ve iç parçalayıcıdır... erkan oğur, yazı tura filminde de gnossienne no 3 ü kullanmıştır ve yine onun yorumuyla harika bir iş çıkmıştır... erkan oğur büyük adam... satieden çok daha büyük kesinlikle (bence tabii, yoruma açık bir konu sonuçta)...



"gnosis" antik yunancada "bilgi" demek... gnostisizm ise dini-felsefik bir kavram ve gnostisizmde gnosis özellikle "gerçek bilgi" anlamında kullanılıyor... insanı doğruya götüren bilgi... farklı bir görüşe göre ise, girit adasındaki minos uygarlığına başkentlik yapmış olan knossos (gnossus) şehrinde geçen theseus ve ariadne nin mitolojik hikayesinden ilham almıştır erik satie... bu hikayeyi merak eden bulup okuyabilir...

gnossienneler de tıpkı gymnopedieler gibi minimalist tarzda bestelenmiş eserler ve yoruma oldukça açıklar... bu sebeple yüzlerce yorumu da mevcut...

1967 yılında fransız besteci robert caby ilk üç esere 4, 5 ve 6 nolu bölümleri de eklemiştir... günümüzde ise toplam 7 gnossienne den bahsediliyor... ölümü sonrasında faklı kişilerce farklı satie eserleri keşfedilmiş ve 4 yeni eser ilk üçe eklenmiştir... satie tarafından isimlendirilen sadece ilk üçüdür... gnossienne no 4 de no 1 kadar olmasa da oldukça popülerdir ve bir çok filmde kullanılmıştır...

ben çok beğendiğim bir diğer yorumu da paylaşayım... steve ve john hackett biraderler çalmışlar...



steve hackett flütçü kardeşi john ile birlikte çıkardığı sketches of satie albümünde seçilmiş diğer satie eserleri ile birlikte 1-6 nolu gnossienneleri de yorumlamıştır... flüt ve klasik gitara uyarlanan satie eserlerini içeren bu albüm mutlaka dinlenmesi gereken bir albümdür...

jacques loussier in erik satie bestelerini yorumladığı gymnopedies gnossiennes albümü de pek bi güzeldir... aklıma gelmişken araya sıkıştırayım...

erik satie eserleri benim bulabildiğim kadarıyla dünyada 169 filmde film müziği (soundtrack) olarak kullanılmış ki büyük ihtimalle bu sayı çok daha fazladır... bu eserler ağırlıklı olarak gymnopedieler ve gnossiennelerdir... bu eserleri günümüze kadar yorumlayan müzisyen sayısını belirleyebilmek ise nerdeyse imkansız gibi... satienin eserlerinde, özellikle gnossiennelerde her türlü duyguyu yakalamak ve insanın içine işletmek mümkün olduğu için, film müziği olarak kullanmak oldukça akıllıca tabii...

"bu gnossienne no 1 farid farjad a pek bi yakışır yahu" dedim ve aradım, tahmin ettiğim gibi o da yorumlamış ve hakikaten parça ile birbirlerine tam yakışmışlar...



satienin eserlerinde benim genelde algıladığım; çözümü olmayan, iflah olmaz, çıkışı olmayan, takılı kalmış ve bir türlü aşılamayan, ilerleme kaydedilemeyen "şey" dir... bu şey her şey olabilir... ille de derin bir hüzün, üzüntü yada olumsuz olması da gerekmiyor çoğu zaman derin bir hüzün algılanmakla birlikte... yani bana şöyle geliyor; satienin bir büyük bir derdi var ama pek de çabalamıyor üstesinden gelmek için... hatta belki de üstünü örtmek için işin komediye döküyor... tam olarak algıladığım bu... komik adam çünkü... "armut formunda parça" besteleyen adamdan ne beklenir... "fareler için arya" da bestelemiş... "köpek için" de... kendi kilisesini kurmuş ve kilisenin tek müdavimi de kendisiymiş vs vs vs... armut formunda parçayı da ravel kendisine formsuz müzik yapıyor dediği için bestelemiş... ve daha neler neler... 8 ölçülük minicik bestesini tam çalabilmeniz için aynı şeyi 840 kere çalmanız gerekiyor! ve defalarca da canlı çalanlar olmuş... 18 saat sürmüş vs vs vs... yarım yamalak bildiklerimi ve duyduklarımı yazmıyorum... aslında erik satieyi uzun uzun yazmam lazım ama belki başka zaman artık...

satie için kendimce şunu söyleyebilirim: bu adam dünyayı ve hayatı pek öyle kafaya takan biri değil... müziği de bence öylesine yapmış geçmiş... yetenek fevkaladenin fevkinde ama galiba biraz tembelmiş... ben erik satieyi teslaya çok benzetirim... vaktinde anlaşılamayanlardan... değer verilmeyenlerden, önemsenmeyenlerden... peki bugün ne oldu?... özetle adam 50-100 yıl sonrasını yaşamış ve büyük ihtimalle bilmeden istemeden geleceğin ilham kaynağı ve öncüsü olmuş... bence gerçek bir dahi ve zannedersem dehasını yaşadığı döneme yansıtamamış...

bir sürü gnossienne no 1 paylaşmışım ama en az onun kadar hayranı olduğum 4 numaralasını es geçmişim... onu paylaşıp bitireyim... tabii bir sürü gnossienne de toplamışlığım var... onları dinlemek için de burayı tıklayın...


24 Mart 2017

amigo de la guitarra

memet tevfik çimen (amigo de la guitarra)
gitarın arkadaşı, dostu memet tevfik çimen... yani amigo de la guitarra...

14 şubatta yurt çapında törenlerle kutlanan sevgililer gününde eskişehirde bir şiir dinletisi düzenleniyor... memet tevfik çimen de klasik gitarıyla şair erhan erginsu ve volkan uysala eşlik ediyor... birisi bu şiir dinletisinden bir cümle ile bahsediyor övgüyle ve ben sadece "memet" adını sevdiğim için "dur bi bakayım, kimmiş bu memet" diyorum ve gördüğünüz üzere yazmaya başlıyorum... iyi ki bazı yerlerde yazdıkları gibi mehmet yazmamış arkadaş...

sadece memet yeterli değil tabii benim bloğumda yer alabilmek için... öyle önüne gelen giremez buraya... sokak işini önemseyen bir memet... kendini yetiştiren, kafası fazlaca çalışan, çok iyi de gitar çalan, halkın gitar virtüözü olan bir memet oluyor kendileri... 10 yıldan fazla bir süredir bu blog işi ile iştigal eden biri olarak; eskişehir, kocaeli ve mersin gördüğüm anda oradan bir cevherin çıkacağını anlarım hemen... memet adına ilaveten eskişehiri görmem ve tabii üstüne bir de kısa bir videosunu izlemem benim için fazlasıyla kafi oldu...

ben çok önemli bir şahsiyeti denk geliş de olsa keşfetmiş olduğum için çok mutluyum... öncelikle şunu hemen belirteyim, öyle fikirleri var ki, bi an "bu ben miyim ki!" bile dedim... kendisi için bilge diyen de var, modern zaman dervişi diyen de var... ben yalın bir ifadeyle olması gerektiği gibi insan diyorum kendisine... insanlığı öyle bir unuttuk ki, aklı başında doğru düzgün laflar eden birilerini gördüğümüzde hemen derviş yada bilge diyoruz... yok öyle dervişler bilgeler, aklı başında doğru düzgün insanlar var ve memet tevfik çimen de o nadir insanlardan biri sadece...

kim çekti bulamadım, bulursam mutlaka eklerim, aşağıdaki fotoğrafa hayran kaldım... müzik bu fotoğraftır işte... biri sokakta çalar, bir çocuk dinler; olur dünyanın en güzel müziği... o tadı carnegie hall de alamazsınız ama eskişehir odun pazarında fazlasını alırsınız...


müziğe ve gitara aşık bir müzisyenin başına gelebilecek en kötü şey gelmiş memet tevfik çimenin... bir motosiklet kazası sonrasında altı yıl gitardan uzak kalmak zorunda kalmış!... sonrasında yeniden kavuşmuş gitarına ama altı yıl o kadar uzun bir zaman ki bir müzisyen için, kendisini bir kez daha eğitmek zorunda kalmıştır mutlaka... zaten kendisini eğitip geliştirme konusunda resmen bir uzman...

ilkokulu birinci sınıfta terketmiş... daha sonra ehliyet alabilmek için ilkokulu bitirmiş... ingilizce ve almancayı çok iyi, başka dört yabancı dili de günlük işlerini halledebilecek kadar biliyor... mesela ispanyolcası da çok iyi... ve altı yıllık aradan sonra, nisan 2016 da verdiği resitalden de anlaşılacağı üzere, gerçek bir virtüöz... kendisine ait atlıhan adlı eserini paylaşayım hemen...



eskişehirin her yerinde kendisini görmek mümkünmüş anladığım kadarıyla ama bir süredir ünlü odunpazarında bulunan atlıhan çarşısında halka gitarı ve gitar kültürünü tanıtmakla meşgulmüş... yüzlerce bestesi olan sanatçı bir çok ilde özellikle konservatuvarlarda resitaller vermiş...

ilginç bir hikayesinin olduğundan eminim ama ne yazık ki tanımıyorum kendisini ve sağdan soldan toplama bilgilerle de olsa, burada mutlaka paylaşmam gerektiğini düşündüğüm için vakit kaybetmeden başladım yazmaya... umarım bir gün bir şekilde tanıma fırsatım da olur...

eskişehirin sembol isimlerinden biri memet tevfik çimen... dünyanın bir çok ülkesinden bir çok kişi kendisini tanıyor, seviyor... türkiye de tanımalı mutlaka kendisini... halkın içinde, halk için yaşayan, sokaklarda da halk için gitar çalan, evrensel değerlere sahip gerçek bir sanatçı... kendini sanatçı görenlerden değil, gerçeğinden!...

facebook sayfasındaki sadece son bir kaç paylaşımını okudum, kendisini anlamam için fazlasıyla yeterli oldu... kendisini takip etmenizi şiddetle öneriyorum...

facebook/memet tevfik çimen

sadece son günlerdeki iki paylaşımından bir kaç inciyi ben alıntılayayım, gerisi artık size kalmış...
çağımızın koşullarında, devrimler iktidarları ele geçirmekle değil, bilim ve sanatı geliştirip yaymakla, bilime sanata kültüre yatırım yaparak, halklar ve bireyler arasında, kültür ve bilgi, beceri eşitliği sağlamak ile olur!
hiçbir zaman mezarınıza götüremeyeceğiniz çıkarlarınız uğruna, birbirinizi yiyorsunuz, 117 elementin kopyası olan, galaksi içinde, dünya dedigimiz gezegen ne ifade eder, ve dünya icinde bizler ne ifade ederiz, neden bunu idrak edemiyorsunuz? bilim ve sanatın temel amacı, öncelikle insan soyunun devamına, evrim ve refahına ve tüm canlı cansızlar olmak üzere, yaşama doğaya hizmet etmeye dayanır, salt bir siyasi görüşe veya ırk din dil ayrımına degil...!
halkın vergileri ile yapılan okullarda, halkın vergileri ile ödenen öğretmen maaşları ile eğitim alıp müzik öğrendiniz, ancak halka borcunuzu ödemediniz..? halka vermeden öğretmeden hangi hakla konser salonlarına halkı bekleyebilirsiniz...? halka inip öğretip anlatmadığınız için, hiçbirzaman anlaşılamayacaksınız.. hikayeden ego tatminleri ile kendinizi avutmayın, kendinizi sorgulayın ve sokağa çıkın... halklarınızın sanatçısı olmayı başarın.. sokaklarda hayat var...
çok güzel bir parçayla bitireyim, yeni bilgilere ulaştıkça eklerim buraya... şimdilik bu kadar...

21 Mart 2017

güneş hızlılardan yeni haberler

güneş hızlılar
benim biraz geç haberim oldu ama güneş hızlılar ile ilgili çok güzel bir haber aldım... biraz geç dediğim de tam dört ay!... güneş hızlılar, 11-14 kasım 2016 tarihinde pariste üç yılda bir düzenlenen martine geliot uluslararası arp yarışmasına katıldı ve üçüncülük derecesini ülkemize kazandırdı... oldukça önemli bir yarışma martine geliot ve özellikle modern arpın anavatanı olan pariste düzenleniyor olması çok önemli... çok daha önemlisi ise; öğrendim ki, güneş hızlılar bu derece önemli bir yarışmada büyük bir riske girerek kazanmış üçüncülüğü!... bence çok da iyi yapmış... belki ikinciliği ve hatta birinciliği kaçırdı bu sebeple ama zorunlu repertuvara ek olarak yarışmacılarca seçilen serbest parça hakkını pariste eğitim görmüş olan ulvi cemal erkinin piyano için 1937 yılında yazmış olduğu 11 solo piyano eserinden oluşan duyuşlardan küçük çoban ve zeybek havası eserlerini arpa uyarlayıp finalde çalmış ve jüriyede hem besteci hem de eserle ilgili bilgi sunmuş...

gerçekten böylesine bir yarışma için ciddi bir riski üstlenerek katılmış finale ama bence çok iyi bir yol izlemiş... diğer yarışmacılar gibi virtüözitesini sergileyebileceği tanınan bir eser seçmek yerine, piyano için yazılmış olan küçük çoban ve zeybek havası adlı eserleri arpa uyarlayıp yarışmanın serbest bölümünde çalmış...

başarı rakamlarla ifade edilemeyecek kadar farklı ve önemli bir şey... finale kalan 9 yarışmacıdan biri olması da büyük başarı, aldığı üçüncülük de büyük başarı ama kendisi hakkında fransız basınında "üçüncülük ödülünün sahibi genç türk kadını güneş hızlılar, performansıyla olağanüstü karizmasını ve güçlü karakterini ortaya koydu" dedirtmek bence gerçek bir başarı... üçüncü olmaktan yada birinci olmaktan daha önemli... ben hem aldığı bu önemli derece için hem de seçtiği yol için kendisini kutluyorum... tabii ulvi cemal erkin gibi bir değerimizi orada tanıttığı için de teşekkür ediyorum...

bu güzel haberle ilgili videoya yada ek bilgiye ulaştığımda mutlaka paylaşırım ama bir şey paylaşmadan da olmaz... çok alakasız olacak ama, "acaba bu yarışmayla ilgili bir video var mı ki?" diye sağı solu kurcalarken, daha önce gözümden kaçmış bir videosuna ulaştım güneşin... gözümden kaçmamış olsa önceki paylaşımda mutlaka bu videoyu paylaşırdım... bayılırım çünkü bu performanslara... bende nedense klasikçileri ille de cazcı vs yapma hastalığı vardır:)... güneş hızlılardan da ben gelecekte böyle bir şeyi bekliyorum... caz olmamakla birlikte, bis olduğunu düşündüğüm hit the road jack belki de atılan ilk adımlardan biridir:)...harika olmuş...



yakın geçmişte katıldığı masterclasslar var... debussy masterclass sonrasında bir konseri var... tabii aslında ben bu bahsettiğim her haber hakkında video ve detaylı bilgi paylaşmayı çok isterim ancak bu sayfada paylaştığım bütün genç sanatçılar bir yandan da öğrenim sürecindeler... yani çok yoğunlar ve doğal olarak her aktivitelerini duyurup paylaşmaları oldukça güç oluyor... ileride zaten çok bahsedeceğiz kendilerinden...

deniz & güneş...

güneş hızlılar (arp) ve deniz ünel (flüt)
deniz ve güneş diye başlık atınca turizm haberi zannedilecek ama ne yapayım, iki genç klasik müzik sanatçımızın isimleri bu şekilde cuk oturdu... güneş hızlılar, ecole normale de musique de paris alfred cortot'da eğitimine devam eden genç flüt sanatçımız deniz ünel ile birlikte eskişehirde bir resital verdi... 20 şubat 2017 tarihinde ergin orbey sahnesinde gerçekleşen konserde donizetti, bach, ravel, debussy, faure, ibert, doppler ve zamara eserlerini seslendiren arp-flüt ikilisinin konser sonunda satie ve piazzola çalmış olduklarını görünce resmen içim gitti... arp, flüt ve gymnopedie... valla bir yanda bach, debussy vs dururken benim satie ve piazzola için heyecan sergilememi normal karşılasın klasikçiler...

deniz ünel, benim yeni tanıdığım ama aslında çok eskilerden tanımakta olduğumu az önce farkettiğim bir flüt sanatçısı...nereden mi tanıyorum? yada tanıyoruz?... yıllar önce zülfü livanelinin özgürlük şarkısını italyada bir yarışmada italyanca olarak seslendiren minicik bir kız çocuğu vardı ya!? sonrasından türkiyede de zülfü ile seslendirmişti televizyonda, işte deniz ünel o herkesi kendine hayran bırakan güzel sesli kızımız oluyor... italyadaki yarışmada iyi bir derece alıp bizleri sevindirmişti...

ben tek paylaşımda iki ayrı sanatçı hakkında bilgi vermeyi sevmeyen, yakışıksız bulan biriyim, deniz ünel hakkında en kısa sürede ayrı bir paylaşım yapma sözü verip, konserin kendisinden olmasa da provalarından minik bir kısım paylaşıp, bitireyim... çok minik tabii ama şimdilik bu kadar olsun...