4 Şubat 2017

hakan başar (jr)

hakan başar jr
iki adet hakan başar var(mış); biri baba hakan başar ki kalbur üstü caz gitaristlerimizdendir kendisi, bir de çocuk hakan başar var -ki hakan başar (jr) olarak geçiyor- o da dünya ölçeğinde bir caz piyanisti(ymiş)... miş demek zorunda hissettim çünkü ben öyle "zaten biz biliriz bu işleri öhömm" havalarına giremiyorum... öğrendikçe paylaşan biri olduğum her halimden belli olsun istiyorum... baba hakan başar zaten bir elin, hadi iki elin diyelim de daha uygun olsun, iki elin parmağını geçmeyen caz gitarcılarımızdan ve kendisinin affına sığınarak şunu belirtmek durumundayım; bu paylaşım minik hakan başar için... babayı şimdilik bekletelim, nasıl olsa videolarda çıkar:)...

benim az önce kafam karıştı, biraz inceleyince, konuyu kavradım ve "budur işte!" dedim yine ve anında başladım paylaşıma... genç yetenek keşfettiğimde, üstelik bu bizim topraklardansa, hele bir de üstüne üstlük kalkıp cazcı çıkarsa! beni kimse tutamaz... bir yandan hakan başarı dinliyorum, bir yandan da yazıyorum... bir yandan da şunu düşünüyorum; ben daha 3 yıl önce "neden bu ülkedeki yetenekler keşfedilmiyor arkadaş! neden şu çocukların elinden tutan yok vs vs vs " şeklinde dertlenip dururdum, inanmıyorsanız gidin bakın eski paylaşımlara... ne olduysa, birden bire dökülmeye başladılar... nihayet ciddi ciddi bildiğimiz cazı yapan, hatta öylesine değil, çizgi üstünde yapan bir minik hakan başar bile çıktı... bir an kendimi amerikalı gibi hissettim gerçekten...

henüz 12 yaşında hakan başar (jr)... şu anda dinlediğim parçada davulcu alkan başar ve basçı tunca olcayto ile, yani hakan başar trio olarak keith jarrett çalıyor!...paylaşayım bari yazacağıma, izleyin...



olağanüstü bir yetenek hakan başar... ben şu anda gerçekten çok mutlu oldum ve ne yalan söyleyeyim, şaşırdım... çok çok iyi... tabii siz yukarıdakini izlerken, ben şimdi bi yandan hayranı olduğum diğer piyanistin yani michel petruccianinin hub art ını dinliyorum hakan başardan, o daha da felaket:)... hemen paylaşayım bari...



hem jarrett hem de petrucciani hastası olduğum için, üst üste ikisini dinlemek hakandan iyi geldi gerçekten...

zaten özellikle keith jarrett ve oscar petersondan etkilenmiş hakan ve tarzı da tam oturuyor... hank jones ve bill evansdan da etkilenmiş... klasik caz aşığı bir genç!... her açıdan, neresinden bakarsanız bakın, ilginç bir genç hakan başar... valla bana şu anda ilaç gibi geldi:)... çalışmalarını önce sosyal medyaya yüklemiş, dünyanın her yerinden bir çok hayran toplamış kısa sürede... çok da iyi yapmış tabii... bir çok ülkeden, bir çok ustadan övgüler almış... ve kendisine babası ve ailesi dışında uzatılan ilk el izzet öz den gelmiş...

ben önce kendisine ait resmi sayfayı vereyim, facebook profil sayfasından da takip edebilirsiniz...

www.hakanbasar.com

facebook.com/hakanbasarpiano

yukarıda bir yerlerde "kafam karıştı" demişim ama konuyu dağıtmışım:)... kafa karışıklığımın sebebi şu idi; bir kaç gün sonra (8 şubat 2017, saat 20:00) hakan başar akbank sanatta çalacak... tabii nezih yeşilnil ve alkan başar ile birlikte, hakan başar trio olarak... ben bu etkinliği görünce, baba hakan başar performansı zannetmiştim ama fotoğraflarda genç bir hakan başar olması artık yaşlanmaya başlayan beynime ağır gelmişti... zaten "bu ne yahu böyle!?" deyip, konuyu deşince tanıdım oğul hakan başarı... kendi adını oğluna veren çok az... ben ne yapayım...

kendisine destek olan, yönlendiren çok fazla isim var... aydın esen mesela... izzet öz... baba hakan başar... neşet ruacan... kerem görsev, özdemir erdoğan, kamil özler... ve nezih yeşilnil... hakan başar çok yetenekli ve oldukça iyi bir cazcı ve yanında bir çok önemli isim de mevcut ama dünyaya açılıp, evrensel bir caz piyanisti olabilmesi için nasıl bir yolu olacak önünde onu ben şimdilik bilmiyorum... hatalı olabilecek kişisel görüşüme göre, en iyi yol işi sahnede öğrenmektir, sahnede pişmektir ama bilemem ben o kadarını:)... mutlaka dünyanın en iyi caz okullarından birine gidecektir, ondan şüphem zaten yok ama benim beklentim okulun filan çok ötesinde...

şimdilik bildiğim tek şey şu, genç caz piyanisti hakan başardan çok bahsedeceğiz önümüzdeki yıllarda... ben biraz geç keşfettim kendisini... bugün keşfettim, 4 gün sonra akbank sanatta konser verecek!... uzman değilim ama doğaçlamaya çok yatkın gibi geldi bana... izlediğim videolarının tamamında notaya bağlı çalıyor ama konserlerde kaptırıp gidecek, dolanıp dolanıp dönecek bir havası var:)... hayranı olduğu peterson, petrucciani ve jarrett gibi isimlerin etkileri çok belli... çok çalışmış gibi... yıllarca her gün 20 saat çalışmış gibi bir havası var:)... oldukça hızlı çalması da cabası... daha da cabasını az önce öğrendim, yakında albümü de çıkıyor!... miamda kayıtlar yapılmış, zannedersem çok yakında çıkacak... sabırsızlıkla bekliyoruz...

moskova devlet konservatuvarında eğitim aldığı gibi bir bilgiye ulaştım ama sürekli bir eğitim değil zannedersem... ben pek eğitime fazla takmayan biriyim, zaten dört sene gibi çok kısa bir sürede çok yol kat etmiş hakan başar... bir çok canlı performansı var... tv programları var, albüm yolda, önemli konserleri var... ben şimdilik lafı fazla uzatmadan bu paylaşımı bitireceğim çünkü zaten defalarca yeni paylaşım yapacağımdan kesinlikle eminim... çok yetenekli, çok çalışkan ve en önemlisi röportajlarından anladığım üzere; cazı, piyanoyu, müziği ve çalışmayı çok seviyor... aşık resmen, gözlerinden ve kurduğu cümlelerden belli...

ben geç tanımış olsam da, bir süredir hakan başar fırtınası esiyormuş... son yıllarda ülkemizde genç cazcı kıpırdanması söz konusu... liseliler, üniversiteliler var ama bu kadar gencini bilmiyordum, bildim ve sevinçten resmen uçtum...

çok başarılı, çok çok iyi bir cazcı, iletişimi harika bir müzisyen hakan başar... en çok dikkatimi çeken konulardan biri ise şu oldu; tıpkı keith jarrett gibi, michel petrucciani gibi, çalarken çok farklı bir ruh haline bürünüyor ve yine tıpkı onlar gibi bir yandan da sesiyle parçaya eşlik ediyor, mırıldanıyor, konuşuyor... konserlerinde bağırıyor da olabilir... çok beğendim...

belki en önemlisi; ki bunu ayrıca yazmak istedim, dikkat çekmek istedim, hakan başar yolun çok başında!... en başında!... hatta daha yola çıkmadı bile diyebilirim... şu övgüleri alan, dünyada adından bahsettiren ne kadar şey varsa hiç biri henüz tam olarak gerçek hakan başar değil!... klasik cazı çok sevmiş, etkilenmiş ve severek adım atmış bir hakan başar, adından bu kadar çok söz ettirebiliyorsa, ben asıl tam olarak hakan başarın kendisi açığa çıktığında neler olacağını çok merak ediyorum... çoğu paylaşımımda bir çok genç için tahminde bulunurdum, biraz da temennimi dile getirirdim ve "gelecekte caza yönelecek" derdim... hakan başar caz ile başlamış bile... hakan için kehanetim aslında aşikar!... dünyaya mal olmuş bir sanatçı olacak...

benim asıl bayıldığım bir çok videosu facebook sayfasında ama burada facebook videosu paylaşınca teknik sorunlar oluyor... az önce konser öncesi provalardan birini izledim, resmen muhteşemler... hem hakan başar hem de trio... siz gidip izlersiniz artık... şimdilik mambo inn ile bitireyim...youtube videosu yakaladıkça burada paylaşırım...



29 Ocak 2017

tanini trio

tanini trio - bilgin canaz, hakan ali toker ve tahir aydoğdu
daha önce piyanist hakan ali toker hakkında yazmıştım... hakan ali toker için sadece piyanist demek de ayıp kaçtı ve yetersiz kaldı aslında... en iyisi önce gidip o paylaşımı bi okuyun, sonra buraya dönmeyi unutmayın ama...

bazı sanatçıları detaylı inceleyip, derinlere indikçe, çok farklı şeylere tanık olup, çok farklı yeni şeyler keşfediyorsunuz... hakan ali toker de o sanatçılardan... ne zaman, nerede, ne şekilde ve kimlerle karşınıza çıkacakları hiç belli olmaz bu sanatçıların... mesela "hakan ali toker neler yapıyormuş ki!" derken keşfettiğim müthiş bir grup oluyor bu tanini trio...

ben lafa hakan ali toker üzerinden daldım ama tanini trio çok önemli ve ünlü iki diğer ismi de barındırıyor bünyesinde... tahir aydoğdu ve bilgin canaz... tahir aydoğdu ile tanışmam çok çok eskilere dayanır... hatta babasıyla çocukluğumda tanışmıştım:)... kanun ve özellikle koro şefi denince akla gelen isim, yaşı birazcık fazlaca olan herkes için gültekin aydoğdu olmuştur ve tahir aydoğdunun babasıdır kendisi... bilgin canaz da benim hayran kaldığım bir isimdir ve benim için yaptığı direk çağrışım, flamenkodur... neyse, daha sonra bahsederim bunlardan çünkü o kadar çok önemli çalışmaları var ki her üç ismin de! anlat anlat bitmez... hiç ummadığınız yerlerde karşımıza çıkmıştır her biri de...

işte ben bu bloğu yazmakla, aslında başıma hep yeni dertler açıyorum... tatlı dertler tabii ve çok da büyük keyif benim için ama mesleğim bu olsa hiç sorun değil... arada sırada karalayan biri olduğum için zorluyor beni... yukarıda daha yeni yazmışım, çıkıp okuyun; "bazı sanatçıların çalışmalarının derinlerine inmek adamın başına iş açıyor" demişim ya!... hakan ali tokere ek olarak; tahir aydoğdu ve bilgin canazı da işin içine katınca, bakalım daha neler çıkacak:)...

işte, bu üç çok önemli isim bir araya gelerek tanini trio olmuşlar, çok da iyi yapmışlar...

tanini trio sayfasını inceleyin hemen derim...

tabii akla ilk gelen hemen şu oluyor: tanini ne yahu?... ben bir çok havalı ve bilmiş blogger! gibi "zaten doğma büyüme tanini bilgisi taşıyormuşçasına" yazamıyorum öyle napalım... türk müziğinde, 9 komadan oluşan tam ses oluyor tanini... yani bizim müziğimizde 9 eşit parçaya bölünebiliyor bir tam ses... batı müziğinde benim bildiğim kadarıyla bemolü ve diyezi oluyor ve ikiye bölünüyor... tam sesi 9 parçaya ayırdığımızda, her bir parçasına koma deniyor... yahu ne kadar zor ve değişik bu türk musikisi... biraz musiki nazariyatı okudum bu paragrafı yazarken:)... anında musiki demeye başladım:)... hakikaten çok zor ve çok karışık... tanini tam olarak şuymuş: "bir küçük mücennep ve bir bakiye aralığının birleşmesinden doğan aralıktır. rast ile dügâh neva ile hüseynî arasındaki aralıklarda olduğu gibi."... umarım anlamışımdır ben...

neyse tanini trio paylaşayım hemen ben kafayı kırmadan... dinledikçe içine çeken, defalarca kendisini dinleten bir vücud ikliminin sultanısın sen paylaşayım... eminim, videodaki resimlere bayıldınız, gürcü ressam merab gagiladze eserleri...



bu üç isim bir araya gelince, yorum da bu derece başarılı oluyor işte... harika bir vücut ikliminin sultanı olmuş gerçekten...

doğudan ve batıdan alıp da, ortaya bu kadar güzel karışım sunabilen müzisyenlere resmen hayranım... öyle önüne gelen herkesin "yaptım oldu bak" diyebileceği iş değil bu müzik arasına musiki sıkıştırmak... yarım ekmek döner yapar gibi yapanlar var bu işi ama olmuyor... söyleyeyim yani olmuyor öyle "aaa bak darbuka var, klarinet de var, aha yanına gitar da kodum, oldu bak" diyen cazcılarımız filan var ya! olmuyor arkadaş olmuyor... etnik müzik oluyor o en fazla... valla yazdırtacaksınız adınızı filan şimdi bana, ayıp olacak çok... neyse...

tanini trio yani tahir aydoğdu, bilgin canaz ve hakan ali toker yapınca oluyor... telvin trio yada bilal karaman yapınca da oluyor ama öyle önüne gelen yapmaya kalkınca gerçekten olmuyor... yapmayın, vazgeçin... şu aşağıdaki bilgin canaz bestesi meleklerin hüznü mesela!... kendisini hüzünlü melekler olarak dinletiyor... doğu yada batı olarak değil... budur demek istediğim tam olarak...



her üç sanatçı da performans sanatçısı... yani çıkar sahneye, sabaha kadar uça uça çalsınlar... doğaçlama, yorum, ustalık, teori, nazariye, virtüözite, müzik, musiki, caz, flamenko vs vs vs ne ararsanız hepsi var... hepsi bir arada tanini trioda...

dokunuşlar ve dokunuşlar 2 olmak üzere iki de harika albümleri mevcut... mutlaka bulun, satın alın ve doya doya dinleyin derim... neler var neler bu iki albümde... saz semailerinden, nadirin aryasına, adagiodan obliviona, ave mariadan gymnopedieye kadar; aleko bacanosdan bacha, hüseyin sadettin arele ve erik satieye kadar ne arasanız var... piyano, kanun ve ney var... daha ne olsun...

benim hastası olduğum jelem jelem yani çingene ulusal marşı albümlerde yok ama onu bile buldum:)... tanini trio bu sefer yıldız ibrahinova ile birlikte... şu aşağıdaki jelem jelem var ya!... muhteşem bir performans... izleyin ve görün...



tıpkı telvin trio gibi, tanini trio da ustalar topluluğu olduğu için, aslında bu grupları oluşturan isimler kendi başlarına zaten birer deryalar... her üç usta da işin gerçeği tanini trionun üstünde isimler...ben bu isimlere "müzik adına her şeyin üstesinden gelebilen ustalar" diyorum... her biri ayrı ayrı upuzun paylaşımlar yapılabilecek ve yapılması da zorunlu olan ustalar ama ben amatör bir blogçu olarak artık ne zaman yaparım? bilemiyorum... şimdilik kısa kısa da olsa bahsedeyim...

ilk kanun derslerini doğal olarak babası gültekin aydoğdudan alan tahir aydoğdu, ankara radyosu süzgecinden geçmiş bir usta... odtü fizik bölümü mezunu... gazi eğitim fakültesi ve odtü müzik ve güzel sanatlar bölümlerinde hocalık yapmış bir isim... ben detaylara girmiyorum pek, odtü klasik türk müziği korosunu yönetmiş...

yukarıda bir yerlerde bahsetmiştim ya! bu sanatçılar hiç ummadığınız yerlerde çıkarlar karşınıza diye; tahir aydoğdu da benim yıllardır bir şekilde karşıma çıkan isimlerden oldu hep... hasan ferit alnarın kanun konçertosunu çalan isimdir... çiftetellisini de... çinuçen tanrıkorur ile de çalıştı, modern folk üçlüsüyle de... asia minor ile de çalıştı... tabii o eski prog rock grubu olan ile değil, diğeri ile... mesela balkan reggae muhteşemdir... bir çok yabancı sanatçı ve grup ile birlikte çalıştı... kanunu dünyaya tanıtan en önemli isimlerden biri oldu hatta festivalini düzenledi... bir çok ödülü de var... hasret, ilk albümü idi, hasret parçası tanini trio albümünde de var... yurt içinde ve dünyada satışa sunulan, kendine ait ve katıldığı 20 den fazla albüme de sahip...

neyzen bilgin canaz ise ege üniversitesi türk musikisi konservatuvarı mezunu... izmir ve ankara radyolarında çalıştı... bir çok sanatçının albümünde yer aldı... jenerik müzikleri yaptı... cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrası gibi bir çok orkestra ile çalıştı... from sufi to flamenco projesiyle dünyanın bir çok yerinde festivallere katıldı, konserler verdi... doğan canku, yıldız ibrahinova, okay temiz, bobby mcferrin, zülfü livaneli, maria farantouri ile birlikte çalıştı... daha doğrusu ney üfledi... neyzenler bozuluyorlar üfledi yada ney icra etti demeyince:)... bilgin canaz da neyi dünyaya tanıtan en önemli isimlerden...

türk makamlarına göre akortlanmış piyanoyla (benim bildiğim kadarıyla; mikrotonal yada fluid denebilir ama şimdilik emin değilim) konserler veren, klasik, caz ve türk musikisi formlarında bol miktarda çalışmaları bulunan hakan ali toker hakkında daha önce yazmıştım zaten, o yazıyı okuyabilirsiniz... bloglarda "okuyabilirsiniz" dendiğinde, "gidin okuyun, adamın tepesini attırmayın" denmek istediğini zaten biliyorsunuz...

ben de bir çok kişi gibi nadirin aryasına resmen hasta olduğum için onu paylaşayım dedim aşağıda ama göreceğiniz üzere, dokunuşlar 2 albümünün tamamına ulaşmanız mümkün... bayılıyorum böyle bütün albüm paylaşılınca eser sahipleri yada firma tarafından:)...



bulduğum harika bir konseri de paylaşayım son olarak... turing kültür sanat, 7 mart 2015 tarihinde konuk etmiş tanini trioyu... ebru bilgin tığlı da katılmış kendilerine... keyifle izleyin...




5 Ocak 2017

müziğin bilimseli


müzik zaten ciddi anlamda bilimsel bir sanattır ama bereket o bilimsellik müzik dinlerken pek hissedilmiyor... yine bereket ki müzisyenler de aslında çok bilimsel bir şey yaptıklarını bilmiyorlar... neyse konu o değil...

adına ulaşamadım bir türlü ama bir japon lise öğrencisi hanım kızımız, anladığım kadarıyla, bilimsel proje ödevi olarak ilginç bir çalışmaya imza atmış... konunun bilimselliği oradan geliyor... yoksa olayın pek bilimsellikle alakası yok bence... yada vardır da ben geri zekalı olduğum için anlamamışımdır konunun ilmi yönünü...

bütün dünya "bilimsel müzik" yada "bilim-müzik projesi" yorumu yapmış, o yüzden çamur atıyorum... özetle ben bilimsel filan bulmadım pek ama "çok zor" buldum... gerçekten çok zor ve büyük emek istiyor... hanım kızımız, farklı şarap şişelerini toplamış, her birinden farklı tonlarda ses çıkıyor tabii... onları o kadar iyi gruplayıp, o kadar ince ölçülerde yanyana dizmiş ki! inanılmaz gerçekten... çok zor, çok emek istiyor ve daha da önemlisi çok iyi bir kulak da istiyor... kafa da istiyor... e tabii japon olmak öyle kolay değil...

japonlar efsanedir... eskiden büyüklerimiz öve öve bitiremezlerdi... şunu hiç unutmadım: amerikalı bilim adamları kıldan ince kablo yapıp, japonlara göndermişler!... japon bilim adamları da o kablonun ortasını bir uçtan bir uca delip, geri yollamışlar:)))... isviçreli bilim adamları hala daha diş macunlarıyla uğraşadursunlar...

daha önce ilginç müzik aletleri falan filan gibi paylaşımlarım olmuştu, bence bu en ilginçlerinden biri... aynı zamanda en büyüklerinden biri... aşağıdaki videoda sadece rossininin william tell ini minicik çalmış kızımız... 40. senfoniyi çalmaya kalksa, ilginç enstrümanımız herhalde fikir yürütemeyeceğim kadar uzun olurdu...



yukarıdaki videoyu ararken, aşağıdakini de buldum... bu enstrüman da oldukça ilginç... yer kaliforniya, lancaster dolayları... yolun bir bölümündeki sarsma bantları (rumble strip) üzerinden belli bir hızla geçerken, lone ranger adlı parça çalıyormuş... daha doğrusu izleyin, çaldığını göreceksiniz zaten, çalan müzik lone rangermiş... dünyada bunun benzeri bir kaç örnek daha varmış...




4 Ocak 2017

yeni nesil psychedelic

the new generation of turkish psychedelic
beni çok mutlu eden bir plağın haberi birden bire karşıma çıkınca, "parayla filan alakası olmayan bir müzik hastasının çılgınlığıdır" gibi bir şey geçmişti aklımdan ilk olarak... öyle olmaması gibi bir durum da asla söz konusu değil zaten -ki öyleymiş... bir plak koleksiyonerimiz olan ercan demirel girişmiş bu işe ve harika bir albüm çıkmış ortaya... volume 1 olması ise cabası, o ayrıca sevindirdi tabii...

ercan demirel, almanyada yaşayan bir plak kolleksiyoncusu... uzunca bir süredir 60 lı ve 70 li yılların müziklerini dinliyormuş... zaten o yılları dinleyen bir müzik dinleyicisinin sonraki yıllara geçmesi de oldukça zordur ama kalbur üstü grupları bir kenara ayırıp da geri kalanlara baktığımızda, aslında 60 ların ve 70 lerin ruhunun yaşamaya devam ettiğini görmek hiç de zor değil... bu gerçeği görmüş zannedersem ercan demirel... çok da iyi görmüş...

şimdi araya şunu sıkıştırmazsam, çatlarım... çatlarım çünkü saplantılı bir şekilde 1975 in ötesine bir türlü geçemeyen, yine saplantılı bir şekilde o kalbur üstü malum grupların dışına çıkamayan, snobluktan kaskatı kesilmiş kesime dert anlatmak, deveye hendek atlatmaktan çok daha zor olmuştur... 68 - 74 derler, yes, eloy, pink floyd, emerson lake palmer vs vs vs derler, orada kalırlar... yahu arkadaş, onlara bir şey dediğimiz yok, zaten ne denebilir? ama bugün bile o ruhla o müziği yapan o kadar çok genç var ki dünyada!... gerçekten çok var, adını bir türlü duyuramayan, duyurması da pek mümkün olamayan yüzlerce müzisyenin, grubun müziklerini dinliyorum ben yıllardır ve o kalburun üstündeki adamları hiç de aratmıyorlar!...

ülkemizde de çok var o müzisyenlerden ve gruplardan... kimi orta yaş civarı, kimi ise çok genç... işte, ercan demirel de onları takip ediyormuş bir süredir ve albüm olarak bir araya gelebilecek nitelikte olan ve albümlerini sadece dijital formatta yayınlayabilen gruplarla iletişime geçerek bu albümün içeriğini oluşturmuş ve the new generation of turkish psychedelic vol 1 albümü ortaya çıkmış...

the new generation of turkish psychedelic vol 1
tabii bu plağı basabilmek için, önce bir şirket kurması gerekmiş... kendi soyadının ingilizcesini kullanmış isim olarak ve ironhand records haziran 2016 da dünyaya gelmiş... geçtiğimiz ekim ayında sadece 500 adet basılan plak, halihazırda alıcılarını bekliyor...

zihni müzik ve rainbow45 den temin edebilirsiniz albümü... bunun yanında, zihni müzik gittigidiyor üzerinden de satış yapıyor... opus3a üzerinden de satışının yeniden başlayacağı belirtiliyor... bir şekilde arayın, araştırın, bulun ve satın alın mutlaka...


the new generation of turkish psychedelic volume 1 albümünde yer alan gruplar ve seslendirdikleri parçalar şöyle...

yarımada – profesyonel
irtifakaybediyoruz! – lala’s song
help! the captain threw up – floodgate
balina – azim
milankundura – ran
lopenstraat – hike

albümün tanıtımı ise aşağıda... umarım önümüzdeki süreçte bir çok volümü de hazırlanıp, basılır... çok önemli bir gelişme bu albümün çıkması çünkü bu müzikler mutlaka duyulmalı idi, bu müzisyenler de kendilerini tanıtabilmelilerdi... şimdilik sadece albüm tanıtımı ile kalayım, en kısa sürede gruplar hakkında da detaylı bilgiler paylaşmaya çalışacağım çünkü her bir grubu defalarca dinledim, her birini ayrı ayrı çok beğendim, çok iyi müzik yapıyorlar... sürekli (nedense) dinleyici kitlesinin sınırlılı olmasından bahsedilir ama ben bu grupları çok severek dinleyecek oldukça geniş bir kitle olduğundan eminim...

ben ercan demirele ve bu albümde yer alan tüm müzisyenlere teşekkür etmek istiyorum çünkü olması gereken bu idi ve bunu başardılar...



27 Aralık 2016

pariste bir gece

pariste bir gece
leyla gencer opera ve sanat merkezinde bir paris gecesi yaşandı 25 aralık günü... kışın en soğuk günlerinde sıcacık bir piyano gecesi yaşanmasının sebebi de çok önemli ve çok güzel!... 2015 yılında idil biretin ustalık sınıfına katılmış olan genç piyanistlerin, büyük usta idil birete teşekkürlerini sunma biçimi oldukça zarif olmuş...

1998 yılında prof. filiz ali tarafından kurulan ayvalık uluslararası müzik akademisi bünyesinde benim bildiğim kadarıyla bir kaç yıldır ustalık sınıfları açan idil biretin 2015 yılı masterclass öğrencileri nihan ulutan, yağmur şimşek, utku geçgel, yıldız çiçek sivri, ferhat can büyük, emre nurbeyler ve leyla cemiloğlu idil birete teşekkürlerini chopin, ravel ve debussy eserleriyle sundular... bu bestecilerin ortak yönleri, pariste yaşamış olmaları ve paris kültürüyle eserler vermiş olmaları... piyanist idil biret de harika çocuk olarak parise gönderilmişti ve kendisi de paris kültürü ile yetişmişti... bence çok hoş bir konsept gecesi olmuş...

konsere katılan piyanistlerden sadece emre nurbeyler hakkında daha önce paylaşım yapmıştım, okursanız sevinirim... benim çok beğendiğim ve diğer müzisyenlere sürekli örnek olarak gösterdiğim kendisine ait piyano bloğunu da mutlaka inceleyin ve izleyin derim...

ben izleyemedim (yine her zamanki gibi!) ama aldığım haberlere göre harika bir konser olmuş... ben her fırsatta araya mutlaka sıkıştırıyorum, bir konserin muhteşem olması için, içten gelen büyük bir heves ve heyecan taşıması lazım ve bu da gençlerle oluyor... başka türlü olamıyor...

bol piyanolu paris kokan bu konserde seslendirilen eserler ise şöyle;

nihan ulutan frederic chopin - berceuse ve scherzo no:2
emre nurbeyler maurice ravel - alborado del gracioso (aynalar)
yıldız çiçek sivri frederic chopin - 1 numaralı ballade
utku geçgel frederic chopin - polonaise no 2 ve claude debussy - clair de lune
yağmur şimşek maurice ravel -sonatine m 40
leyla cemiloğlu claude debussy - estampes l 100
ferhat can büyük frederic chopin - scherzo no 3 ve mazurka no 4

soldan sağa; nihan ulutan, yağmur şimşek, utku geçgel, yıldız çiçek sivri, ferhat can büyük, emre nurbeyler ve leyla cemiloglu
konser kayıtlarına ulaşırsam bir şekilde, buraya eklerim mutlaka... daha doğrusu, tüm piyanistlerin kayıtlarına ulaşırsam çünkü birini paylaş, birini paylaşama! olmuyor öyle... her biri ayrı ayrı çok değerliler... ben hepsini yürekten kutluyorum... saçma sapan, can sıkıcı haberlerle dolu şu günlerde, hele hele neredeyse bütün kalbur üstü müzisyenleri (koskoca kızılordu korosuyla birlikte hem de!) alıp götüren şu berbat 2016 yılının son haftasında, böylesine güzel bir haber almış olmak gerçekten çok iyi geldi... bu pırıl pırıl gençler iyi ki varlar...


aima 2015 - idil biret ve masterclass öğrencileri (fotoğraf: emre nurbeyler)
yukarıda konser kayıtlarına ulaşırsam eklerim demiştim, emre nurbeyler ve yıldız çiçek sivrinin kayıtlarına ulaştım ancak diğer isimlerin bu konsere ait kayıtları henüz yok... ben tamamını yüklemeyi tercih ederdim ama olmadı... nihan ulutan, yağmur şimşek ve ferhat can büyük'ün başka performanslara ait videolarını ekledim mecburen... eğer kendileri yeni video yüklerlerse ben de paylaşırım... ama ne yazık ki utku geçkel ve leyla cemiloğluna ait hiç bir video bulamadım... onların da isimlerini defalarca övgü dolu sözlerle çok duydum ama ne yazık ki henüz dinleyemedim... aşağıda 5 piyanistimize ait videoları mutlaka izleyin derim... diğer iki piyanisti de ilk fırsatta -daha doğrusu onlar video paylaştıklarında- mutlaka eklerim...

şimdi ben kafama takarım, bu iki genç piyanistin neden videosu yok diye ama gençlere kızılmaz:)... bir yandan eğitimleri devam ediyor, bir yandan konserler, masterclasslar filan... biliyorum, hepsi çok yoğunlar... ben emekliliği yaklaştığı halde web sayfası olmayanlara kızıyorum, gençlere kızamam ama umarım ilk fırsatta kayıtları, sayfaları filan olur!!! :)... ben bulamadıysam, özür dilerim...

yahu ilk defa laf edemedim, içimde kaldı ama şu aşağıdaki videoları mutlaka izleyin, hepsi de gerçekten harika yetenekler... defalarca yazdım farklı paylaşımlarda, buraya da yazıyorum; bizim gençler gerçekten gümbür gümbür geliyorlar... yarışmaların filan mevsimi oluyor zannedersem, bazen uluslararası derece yazmaktan yoruluyorum:)... hepsi de isimlerinden çok fazla bahsettirecekler yakın gelecekte kesinlikle... aileleri ile birlikte hepsini ve onları yetiştirenleri kutluyorum... ben yine şöyle bitireyim, artık klişeleşti ama ne yapalım; en az 1-2 cazcı çıksa? bu isimlerden?...

10 Aralık 2016

ayhan apache çetiner

apaçi ayhan çetiner
bir grup ülkemiz insanına sadece "apaçi" dediğinizde bile duyacağınız karşılık, net olarak "ayhan abi" olur... bugünlerde bu ifade "ah be ayhan abi ah" a dönüştü ne yazık ki... kendisini apaçi ayhan olarak tanıyan, müzikle yatıp kalkan bu bir grup insana göre ayhan abinin bir diğer adı ise "güzel insan" dır... ayrılıp gidişi sonrasında; eğer 15 yaşındaki genç de, 70 yaşındaki adam da gözyaşı döküp, bütün cümlelerin önüne "ne güzel insandı be" ekliyorsa, o adam gerçekten güzel insandır... toprağa verilmiş olsa da hala yaşıyordur... ve herkese de nasip olmaz bu güzellik...

en baştan belirteyim; ben kendisini hiç görmedim, tanışamadık ama tanışmayı ve kendisiyle sohbet edebilmeyi çok isterdim... ne yalan söyleyeyim, çok az insanla sohbet etmeyi istemişimdir... apaçi ayhan ile sohbet etmedim mi? eğer sayılırsa, bir kaç kere mesajlaştık, o kadar... tabii ki sayılmaz... 15 yaşındaki delikanlının, 21 yaşındaki genç kızın, 45 yaşındaki olgun hanımın yada 67 yaşındaki saçları ağarmış koskoca bir adamın "ayhan abi" si olmayı başarmış bir güzel insan ile oturup uzun uzun sohbet etmedikten sonra, onunla tanıştık denebilir mi?... gerçekten çok isterdim tanımayı, konuşmayı, bilgilenmeyi ve feyz almayı ama istanbulda yaşamayınca, olmuyor ne yazık ki bazı şeyler...

tanışamadık ama bilirdik birbirimizi... o beni iki senedir, ben ise onu en az 20 senedir!... kim bilmez ki apaçi ayhanı!... kim bilmez gerçekten?... hadi şimdi yazmayayım kimlerin bilmediğini, sadece bilen bilir diyelim ve geçelim...

ülkemizde yaşayan ve sayıları bir kaçı geçmeyen kızılderililerden biri idi apaçi ayhan... elinde barış çubuğu, kafasında rengarenk tüylerle ayhan çetiner, görünüşte kızılderili idi... meğer asıl kızılderili olan, ruhu imiş ki onu çok daha sonra anlamıştım... kızılderili olmak için ille de amerika kıtasında yaşamak gerekmiyor sonuçta...

apaçi ayhan abi

hiç tanışma fırsatım olmamasına ve kendisi hakkında pek de bilgi sahibi olmamama rağmen, bu blogta da bir şeyler karalamak istedim hakkında çünkü ayhan çetiner çok önemli bir insan ve çok önemli bir figür!... sadece akmar pasajındaki atlantis plak müdavimi olan müzik ve plak dostları için değil; gerçek müziğe gönül vermiş olan genç-yaşlı herkes için önemli bir figürdü ayhan çetiner... müziğe katkıyı sadece müzisyenler yapmazlar... apaçi ayhan, onlarca yıl boyunca, binlerce gence müzik bilgisini aktarmış, müziği sevdirmiş, ulaşabildiği gençleri gerçek ve doğru müziğe kazandırmış önemli bir figürdür... önemli bir müzik figürü olmanın ötesinde, arkasından hasret çekilen bir kişidir...

her fırsatta apaçi ayhan ve onun gibilerin adını bir yerlere kazımalıyız ki unutulup gitmesinler, gençler tarafından tanınsınlar ve zor belki ama apaçiler çoğalsınlar...

yukarıda açıkça ifade ettiğim gibi, ben hiç tanımıyorum apaçi ayhan çetineri... bu sebeple, çevreden aldığım izlenimi yansıtacağım sadece... nedir çevreden ve yakın çevresinden aldığım izlenim?...

mesela şudur:

"dükkana gelen gençler onun evlatlarıdır, o ise onların babaları"... oğulları ve kızları ile çekilmiş yüzlerce fotoğrafla süslü facebook sayfası... bugün o evlatları o fotoğrafları paylaşıp hüzünleniyorlar... daha ne olsun?...

beyaz adamın ezip geçtiği apaçilerin bir dostu yaşadı istanbulda!... yetmez mi?

sadece gençlerin değil, kalbur üstü bir çok müzisyenimizin de abisi idi!... bir kısmının babası, hatta öğretmeni...

yazının burasına kadar hep müzikten bahsetmişim!... rock dememişim... boşuna yazmıyoruz, rockçı idi ayhan abi... hem de gerçeğinden, öyle sulusundan değildi... rock ı yaşayan ve yaşatan bir isim idi... zaten rockçıdan başka kim apaçi olabilir ki?...

hayatının oldukça büyük bir kısmını geçirdiği akmar pasajındaki atlantis plak onun sığınağı idi... her rockçının kaçıp saklandığı bir kara delik vardır... eğer istemezse, mümkün değil ulaşamazsınız!... onunki de atlantis plak idi... bilirim o duyguyu, herkes yabancıdır, kaçar kurtulursun, o kaçtığın yere de sadece senin gibiler gelirler, girebilirler, mutlu olursun... para değildir derdin çünkü... koltuk, ünvan, mertebe, kat, yat yada elle tutulur bir şey de değildir derdin... elle tutulur bir şey dendiğinde akla plak, kaset, gitar, hoparlör, kablo, kulaklık vs vs vs gelir... nedir derdin dersen? valla bilmiyorum, anlatılabilir değildir... gerçekten bilmiyorum...

o dükkana hevesle gelen bir gence ayhan abisi bir şeyler anlatır... hevessiz gelen genci ise hevesle gönderir... budur sadece işte... hele hele pikaba bir plak koyup da dinletirse, tadından yenmez... sana bir liste yapar da verirse, kendi en sevdiklerinden karma bir kaset çekerse!... üstüne bir de kolkola sarılıp güzel bir fotoğraf da çekilirse, tarif edilemez bir şey olur... apaçi ayhan, artık baba olur...

müzik devam eder, alıp başını giden bizleriz

binlerce rockçıyı öksüz bıraktı apaçi ayhan... son iki yıl içinde, özellikle 2016 içinde yaprak dökümü yaşanıyor... şimdi bir çırpıda adlarını yazamayacağım kadar çok değerli müzisyen aramızdan ayrıldı... emerson, lake & palmer ın üçte ikisi gitti 2016 yılıda!... apaçi ayhan da bu yaprak dökümüne katıldı ne yazık ki...

ben aslında ölümlere üzülüp; öksüz kaldık, yandık, bittik, ne yapacağız şimdi vs vs vs diyerek derin üzüntülere dalan biri değilim... her ölüm erken ölümdür, o ayrı... ama insanlar doğarlar, yaşarlar ve biraz erken, çok erken yada biraz daha geç ölürler ve giderler... doğmak ne ise, ölmek de odur... ve her insanın hakkıdır ölmek!... önemli olan; öldükten sonra da yaşamaya devam edebilmektir bir şekilde... apaçi ayhan gibi... toprağa verildikten sonra, bir kaç zoraki anlamlı söz sarfedilip, kısa sürede unutulanlardan biri olmadı apaçi ayhan... olmayacak da... önemli olan budur işte... 2015 ve 2016 da koskoca bir nesil artık yoruldu! ve gidiyorlar bir bir... gitmeyenler de emekli olmaya başlıyorlar artık... bir müzisyen için emekli olmak da ölümdür aslında ya neyse artık... ne yapsın insancıklar!... kolay da olmuyor ki bu rock denen şey!... 60 larda ve 70 lerde müzik yolu ile dünyayı değiştirdiler, güzelleştirdiler, yoruldular ve gidiyorlar bir şekilde... aslında gayet normal ve anlaşılabilir... ne yani, 110 yaşına kadar bizlere hizmet mi edecekler!... sonraki nesiller, onların mirasını yemeye devam ederlerken, onlar ikinci bir 68 kuşağına mı imza atacaklar?... öksüz kalmayın, kendi kuşağınızı yaratın... apaçi ayhanı en fazla mutlu edecek şey, daha fazla apaçinin doğmasıdır!...

müzik dünyasının ünsüz ünlüleri
müzik dünyasının ünsüz ünlüleri!... bizim için gerçekten çok fazla önemliler... minicik bir grup insanın ünlüleri... en ünlülerinden biridir apaçi ayhan ve ilk hikaye de ona aittir murat beşerin yeni çıkan kitabı "yoldan çıkmış simalar" da... bu kitabı mutlaka ama mutlaka alıp okuyun derim...
Yoldan Çıkmış Simalar okuru kenarda köşede kalmış gözüken ama özellikle bir döneme, birçok insanın hayatına damga vurmuş, müzik zevki aşılamış, toplumun kendilerine biçtiği rolü kabul etmeyen, “nevi şahsına münhasır” bu insanların arasında dolaştırıyor. Öte yandan alttan alta da memleket müzik tarihinin, bilhassa rock ve türlerinin seyrine de ışık tutuyor... Sınıf atlamaya, gösterişe, para pula, kariyere, şana şöhrete sırt çeviren, tek tutkuları müzik olan insanlar bunlar: Plakçı, gitarist, yapımcı, kafebar işletmecisi, şarkıcı, dergi çıkarma heveslisi, tutunamamış grup müzisyeni…
evet, gerçekten bu kitap çok ama çok önemli... böylesine güzel, bildiğim bir kitap daha var: erkin babanın "mezarlık gülleri" kitabı...

yoldan çıkmış simalar kitabında geçen isimlerin tamamı zaten bildiğimiz isimler... ama her hikayeyi bilmiyoruz... bilmenin ötesine geçebilmek için mutlaka okunmalı bu kitap... her şeyden önemlisi, bu kitaptaki bütün isimler, kitap olmayı fazlasıyla hak etmiş isimler... istisnasız tamamı... murat beşer üstad bu kitabı yazmakla çok önemli bir işe imza attı bence... buradan bir teşekkür gönderelim kendisine...

ben izlenimlerimi aktarmaya devam edeyim; apaçi ayhan, "hiç üşenmeyip, taaa karşıya geçip, akmar pasajına gitme sebebi!"... öyle özlenen ve sevilen bir şahsiyet ki, onu görmek için plak alanlar var... normalde bir şey almak için katlanmak zorunda kaldığınız satıcılar vardır ama apaçi ayhan ile sohbet etmek için müziğe katlananlar da var!... öyleymiş...

akmar pasajına heykeli dikilsin diye imza attığımız biri apaçi ayhan... benim hiç görmediğim, anladığım kadarıyla aslında pek de sevilmeyen bir pasaj zannedersem akmar pasajı... o pasajı gidilesi yer yapan şahsiyet de apaçi ayhan abimizmiş... "hiç olmazsa heykelini görürsek, gideriz" diyen de o kadar çok ki...

vefatını "bir devrin sonu, bir dönemin kapanması" olarak ifade eden de bir o kadar çok... tanık olduğum her ifadede tanışamamış olmamıza daha fazla üzülüyorum...

vefat haberi alınınca inanılmayan bir apaçi!... uzunca bir süredir ciddi biçimde hasta olmasına rağmen, hiç kimsenin ölümü yakıştıramadığı bir ayhan abi!... ağır hasta olduğunu bilenler bile inanmadılar!... ben de dahil olmak üzere, inanmadık!... inanmadık, çünkü inanmak istemedik...





yukarıdaki iki video kendisi hakkında çok önemli bilgiler içeriyor kendi ağzından... 17 dakikada bile çok şey öğretmeyi başarabilen biriymiş apaçi ayhan...

gelelim müziğe!...

ben şöyle ifade edeyim, "apaçi ayhanın bilmediği rock grubu yok!"... bilmek de öylesine değil! eminim, grup üyelerinden bile daha iyi tanıyor grupları!... o derece... sadece bir kaç yazışmamız esnasında bile ben şu duyguya kapılmıştım: "bu adam, gelecekte kurulacak grupları da biliyordur!...
Krautrock, asla dinlemekten bıkmayacağım, gitar tınıları, klavye sound’ları ve vokalleriyle beni benden alan bir müzik tarzı. Bir müziği dinlerken ben en önce gitara önem veriyorum. Mesela; Johnny Allen Hendrix (Jimi Hendrix) beni fazlasıyla tatmin eden müzisyenlerden biri. Onun müziklerini dinlerken adeta uçup gidiyorum gitarlarında. Hala bıkmadan dinlerim.
müzik ustasıdır apaçi ayhan... zannedildiği gibi rock ustası değildir, müzik ustasıdır... krautrock hayranıdır... jimi hendrixin yanında davul çalmak istemiştir... daha da önemlisi, bir çok grupta da gitar çalmak istemiştir "gitar öyle çalınmaz, böyle çalınır" diyebilmek için... bildiğim kadarıyla müzisyen yönü hiç yoktu, gitar da çalmıyordu büyük ihtimalle ama gitarın nasıl çalınması gerektiğini ve kimin nasıl gitar çalmakta olduğunu biliyordu...

yapmak ayrıdır, bilmek ayrı!... o bilen idi...

apaçi ayhan abinin "güzel insanlığını" "müzik bilgisini" vurguladık... zaten adı üstünde, "apaçi"... onu da vurguladık... ama bu blog bir müzik bloğu!... müzik bilgisi bir çok kişide var, bir çok güzel insan da var... ama apaçi ayhan ve yoldan çıkmış diğer emsalleri neden çok ama çok önemliler?...

çok önemliler çünkü estetik yönleri gelişmiş... bu kadar... çok uzun uzun yazacağım zannettiniz değil mi?... hiç uzun yazmaya gerek yok, estetik yönleri gelişmiş, sanata icracı olarak katkı yapsalar, tek katkı olacak ama sanatta neyin nasıl olması gerektiğini bilip, gelişmiş duyusal becerilerini geniş kitlelere aktardıklarında, etkisi çok büyük oluyor... önemleri budur... neyin içine ne nasıl oturtulur? bunu biliyorlar ve sanatı icra edene de, sanattan yararlanana da bunu aktarıyorlar... çevrelerini aydınlatma işini de tevazu içinde bir zerafet ile yaptıklarında da "güzel insan" oluyorlar... apaçi ayhandaki önemli bir farklılık ise, "amatör ruh" beklentisi idi... o sebeple benim için ayrıca çok önemlidir kendisi...

önerdiği albümlerden birini paylaşayım... amon düül II den yeti... kendisinin de çok sevdiği bir albümmüş...



güzel insan apaçi ayhan abi hakkında daha yazılacak o kadar çok şey var ki... bitmez aslında ve defalarca vurguladım, son kez vurgulayayım, tanışmadığımız halde daha yazılacak çok şey var!... bir de yakın çevresini dinleseniz!... her şey bir yana, kendisine ait o çok meşhur ifade ile "500 kere dinleyip de bıkmadığı" şarkılar var!...

ekşi sözlükte dikkatimi çeken, en kısa ve en güzel ifade ile bitireyim;
"mirasları kulaklarımızda, siması hep hafızamızda olacak... teşekkürler her şey için..." ekşi yazarı  thormenthor

7 Aralık 2016

ayla guitar

ayla guitar
sadece bir on dakika kadar önce birden karşıma çıktı ayla... daha videonun başlarında "tamam, budur işte!" dedim ve yazıyorum... şu anda sadece tek bir videosunu izlemiş durumdayım!... ama çok iyi bir genç gitarcıyı keşfetmiş olduğumdan kesinlikle eminim... diğer videolarını da büyük ihtimalle hangilerini paylaşacağıma karar verirken izleyeceğim... eminim, diğer videolarını izlerken fikrim değişmeyecek...

aslında bir çok genç gitarist keşfetmiş olmama rağmen, uzunca bir süredir 10-15 yaşlarındaki bir çok gitarcıyı burada paylaşmayı tercih etmiyordum çünkü birbirinin kopyası gibi, ciddi teknik cambazlıklar sunan bir çok genç var günümüzde ve akrobasi yapan gençleri artık pek sevmiyorum... yakışmıyor bence... hatalı çalsın, içten çalsın, kendisi olsun diyorum... guthrie govanımsı gençleri artık tutmuyorum ne yalan söyleyeyim...

ayla, kanadalı bir genç kız... soyadını bilmiyorum, hiç bir yerde bulamadım, çok da önemli değil... ayla guitar demiş kendisine, yeterlidir... 15 yaşında ama 40 yıl sahne tozu yutmuş 55 yaşında bir gitar virtüözü var bu kızın içinde sanki... uzunca bir süredir hiç bir emsalini paylaşmamış olmama rağmen, aylaya ayrıcalık tanıyor olmamın en önemli sebebi, çok içten ve yaşayarak, hissederek çalıyor olması... led zeppelin harikası since I've been loving you parçasını çalarken, bir yandan aslına olabildiğince sadık kalıp, diğer yandan minicik minicik de olsa "ben aylayım arkadaş, page değilim" diyor olması dikkatimi çekti çok... his dolu bu parçayı hissederek bu kadar iyi çalan bir genç, taklit dönemini geride bırakıp da kendisi olduğunda neler yapmaz!... çok beğendim dinleyince ve hemen aşağıda paylaşayım bu videoyu...

aşağıdaki instagram sayfasında bir çok videosu var, mutlaka inceleyin derim...

instagram.com/ayla_guitar/




bb king, wes montgomery, miles davis, duke ellington, jimi hendrix, guthrie govan, santana ve benzeri bazı müzisyenlerden etkilenmiş ayla... 15 yaşında olup da bu isimlerden etkilenmeyi başaran gençlere gerçekten çok ihtiyacı var bu dünyanın...

bebekliğinden beri müziğe aşık olduğunu söylüyor ayla... 9 yaşındayken çello çalmaya başlamış... ailesi kendisine çok destek olmuş ve ilk gitarına da o dönemlerde sahip olmuş... ciddi gitar yaşamının başlangıcı ise
12 yaşında gerçekleşmiş... aynı zamanda müzikal hayranıymış ve gotta sing gotta dance müzikli tiyatrosunda da yer almış... şu anda caz gitaristi adam rohrlick ile çalışıyor ve aynı zamanda fusion presents sanatçı geliştirme programı çerçevesinde sami ghawi çalışmalar yapıyor... sami ghawi ve david capper ile birlikte yaptığı bir çalışma ile bitireyim...

Oye Como Va (instrumental jam) - Ayla Guitar, David Capper & Sami Ghawi



ekleme/ son haber; bu kızımız ernie ball ile çalışmaya başladı!... ernie ball ailesine katıldı ve en tepedeki fotoğrafta gördüğünüz gitar hediye edildi kendisine... ve bu totoğraf çekildi... ernie ball denince belki yabancı gelebilir çünkü bu isim daha çok o harika gitar tellerinde kullanılıyor... elektro gitar ve baslarını music man adıyla sunuyor... kimler mi var bu ailede?... kimler yok ki; steve morse, steve lukather, john petrucci, albert lee, st vincent ve james valentine... daha bir çok önemli isim de var ama ben sadece adına signature gitar üretilenleri saydım burada... gerisi size kalmış... ayla kızımız da bu aileye girdi ve ben emini ki gelecekte adına signature gitar üretilecek...

7 Kasım 2016

yeniden jazz semai

jazz semai
türkiye uzun yıllar boyunca bu albümü beklemişti!... şimdi de aynı albümü dört gözle bekliyoruz!... caz ülkemize ne zaman girdi tam olarak bilmiyorum -neden bilmiyorum ki! diye kızdım şimdi kendime! hiç aklımdan geçmemişti bu soru! bu yazı bitmeden biliyor olmam lazım- ama "caz albümü" kavramı jazz semai ile girdi... bereket onu biliyordum:)... 1978 yılında çıktı ilk caz albümümüz halbuki 78 in çok öncesinde vardı caz müzisyenlerimiz tabii ama sonuçta cazımızın babalarına yakışıyor tabii bu gurur...

caz gibi caz yapan cazımızın babaları yani erol pekcan, tuna ötenel ve kudret öztoprak imzalı ilk caz albümümüz caz semai, bence günümüze kadar zirveyi korumayı başaran harika bir albüm... caz gibi caz yapan deyince, şunu da araya sıkıştırmak zorunda hissettim, son dönemlerde, olur olmaz her naneye caz denemeye başlandı!... tabii isim vermek ve haddimi de aşmak istemem ama cazdan başka her şeye benzeyen bir takım zırvalıklar caz adı altında değerlendirilir oldu... neyse... onların isimlerini veremem ama caz semainin yaratıcılarına göğsümü gere gere caz devlerimiz diyebilirim çünkü cazı onlarla tanıdık, onlarla cazı sevdik ve hala onları dinliyoruz cazı caz gibi...

az önce bir haber aldım, onun üzerine yazıyorum bu yazıyı... haberi okurken aklıma da oldukça eski bir anım geldi, anlatayım hemen:)... yanlış hatırlamıyorsam, 1997 yılı idi, izmirin eski plak da satan büyük sahaflarından birinde, pikabım olmamasına rağmen, sırf hastası olduğum için plaklara bakıyordum... dinlemesem de bulunsun elimde anlamında!... hala daha plak olayından kaçan biriyim çünkü o işe dalarsam derin denizde boğulacağımı çok iyi biliyorum... neyse... o yıllarda kültür seviyesi yerlerde sürünmeyen bir toplum idik... ben plaklara bakarken, ilk jazz semai albümünü görmüştüm ve elime almıştım... jazz semai bir elimdeyken, diğer plakları inceliyordum... yes, deep purple, electric light orchestra, jimi hendrix hatırladıklarım, hatırlayamadığım daha yüzlercesine bakarken, jazz semai elimde tabii... onu mu alayım, bunu mu, şunu mu diye dalgın dalgın bakarken, adamın birinin heyecanla sağımda solumda dolandığını fark ettim... gıcık oldum tabii... bir süre böyle geçti, en sonunda ben bir ara elimden bıraktım jazz semaiyi ve adam kaplan gibi atlayıp ele geçirdi plağı!... bende yalan yok, zaten ben emerson lake palmer alacaktım ve öylesine bakıyordum!... ben onu aldım sonunda ve şimdi fiyatını gerçekten hatırlayamıyorum ama bol sıfırlı paramızla galiba 50 milyon idi... bugünün 50 tl si... adam jazz semai plağına benim verdiğim paranın tam 12 katını vermişti!... 12 kat konusunu çok iyi hatırlıyorum, unutmam mümkün değil... adam dükkandan çıktıktan sonra satıcıya sormuştum hemen neden o plak o kadar pahalı diye... cevabı ben yıllar sonra kavrayabildim!... o adam plak kolleksiyoncusuymuş ve çok nadide bir eseri o gün benim çevremde dolana dolana ele geçirmiş:)... ben o koleksiyoncunun o halini mümkün değil unutmam... valla bilsem hemen verirdim:)... yazık adamcağızı çok terletmişim meğer:)...

az önce 8 kasım 2016 tarihinde bu albümün yeniden piyasada olacağı haberini okurken aklıma geldi bu yaşadığım... evet, jazz semai 38 yıl sonra yeniden basılmış! ve 2 gün sonra satın alınabilecek... tabii yine rainbow 45 records ve yine muhteşem bir albüm!... jazz semai... rainbow 45 records sayfasından yada müzik marketlerden mutlaka ama mutlaka satın alın derim, boşuna hatıralarımı anlatmadım yukarıda!... adam 12 kat para verdi:)... ben 12 de biri ile emerson lake palmer aldım!... sakın kaçırmayın jazz semai albümünü... daha önce cd formatı da basıldı ama plak apayrı değere sahip...

caz sevgisi ile dolu olan her yaştan insana hitab edebilecek bir albüm jazz semai... ne yazık ki bu üç caz ustamızdan sadece tuna ötenel hayatta ve kendisine sağlıklı ve mutlu upuzun bir ömür diliyorum... albümde piyano ve saksafon çalan tuna ötenel üstad, aynı zamanda tüm parçaların bestecisi olması sebebiyle de önem taşıyor... sadece tek bir anonim eser ona ait değil... davulu çalan tabii ki erol pekcan... kudret öztoprak ise bas ve perküsyon çalıyor...

kayıt ve orijinal mix çalışması ümit eroğlu tarafından yapılmış olan bu plak 1978 yılında nino varon tarafından yayınlanmış... yeni basımda benim bayıldığım bir yenilik de var; plağa 4 sayfalık bir ek ilave edilmiş ve bu ekte bu ustalarla çalışmış olan ve onlardan ilham alan caz sanatçılarımızın jazz semai ve ustalar hakkındaki düşünceleri olacakmış...

tuna ötenel hayranı biri olarak açıkça ifade etmem gerekiyor ki; ben tuna öteneli çok geç tanıdım!... ne yazık ki kudret öztoprakı da çok geç tanıdım!... erol pekcan ise çocukluğumdan tanıdığım bir yüz ve ses:)... davul çalan bir ustayı yüzünden ve sesinden tanımak bir çocuk için çok önemli... her üç ismi televizyondan, daha doğrusu o eski trt den tanıyoruz ama erol pekcanı radyodan da tanıyoruz ve o dönem benim çocukluğuma denk geliyor... her üç müzisyen de cazın tanınması, sevilmesi ve yaygınlaşması açısından çok önemli ama erol pekcan daha ön planda idi... yakın tarihimizde ise tuna ötenel bir çok genç cazcıya ilham vermiştir...

yeni çıkacak bir albümü paylaşmayı doğru bulmamakla birlikte, baktım ki her yerde bol bol mevcut!... fikir vermesi açısından paylaşayım dedim... zaten bu albümü alacak müziksever mutlaka satın alır... içim o yüzden rahat... gerçekten 38 sene sonra da en iyilerden biri jazz semai...



iki gün sonra (hatta ben yazarken bir gün oldu) albüm çıkacağı için, hızlıca yazdım ve hemen paylaşıyorum... daha sonrasında üzerine çok fazla şey yazılabilecek bir albüm jazz semai ve tabii usta cazcılarımız da öyleler... şimdilik bu kadar diyeyim...

23 Ekim 2016

verikodan yeni birincilik

veriko tchumburidze
bir sevindirici haberi az önce aldım... daha doğrusu bir diğer genç sanatçımızın facebook sayfasında gördüm ve hemen paylaşıyorum... bu çok nadir olarak tanık olduğum bir güzel durum aslında... onu da belirteyim... sadece bir kez daha tanık olmuştum bir müzisyenin bir başka müzisyenin başarısını sayfasından duyurmasına!... belki bana denk gelmemiştir ama beni ayrıca memnun etti genç sanatçıların bu paylaşımları yapmaları... genç keman sanatçımız veriko tchumburidze önemli bir birinciliğe imza atmış... polonya poznanda düzenlenen henryk wieniawski uluslararası keman yarışmasında dün gece (22 ekim 2016) birinciliği yine kimseye kaptırmayan veriko hakkında daha önce paylaşım yapmıştım... aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz dilerseniz...

veriko tchumburidze

daha önce detaylı bilgi verdiğim için bu paylaşımda bilgi vermiyorum veriko tchumburidze hakkında ama toplam 48 sanatçının katıldığı henryk wieniawski keman yarışması, en önemli keman yarışmalarından biri ve alınan bu derece gerçekten çok önemli... yarışma 1935 yılından beri yapılıyor, sadece ikinci dünya savaşın nedeniyle ara verilmiş ve 1952 yılından beri de düzenli olarak 5 yılda bir gerçekleştirilmiş... aynı zamanda, bu sene 13. sü düzenlenen keman yapım yarışması da henryk wieniawski derneği bünyesinde düzenleniyor...

yürekten kutluyorum veriko tchumburidzeyi... daha bir çok başarısını buradan paylaşacağımdan eminim...

henryk wieniawski keman ve keman yapım yarışması
yukarıdaki afişlere bayıldım, o yüzden paylaşıyorum:)... bir sebebi yok yani, öylesine... severim bu tip şeyleri de o yüzden... herkes seviyor zannediyorum herhalde ne bileyim...

neyse... yahu aslında bu yarışmanın videolarını paylaşacağım, onu bekliyorum!... biraz fazla mı acele ettim nedir, an itibarıyle video halen canlı yayında:)... yani ödül töreni şu andaymış!... bitince yüklenecek... ışık hızı ile yazan blogçu gördünüz mü siz hiç:)... biteceği yok gibi... ben canlı izliyorum, muhteşem bir salon ve muhteşem bir tören gerçekten... tam da vaktinde haberim oldu!... veriko doğal olarak sahneye son çıkan olacak... şimdilik kendime iyi seyirler diliyorum:)... aşağıdaki bağlantıdan henryk wieniawski nin tüm videolarını izleyebilirsiniz...

Henryk Wieniawski/youtube

ben aşağıdaki playlistte sadece veriko tchumburidze tarafından gerçekleştirilen 4 aşamalı performansları paylaşıyorum... mutlaka izleyin derim... final gecesi henüz yüklenmedi, onu da bu listeye ekleyeceğim eklendiğinde...




22 Ekim 2016

no land aramızda

hep aramızda zaten no land ama bu farklı... ilk albümü "aramızda" çıkan no land grubundan daha önce bahsetmiştim... harika ve mutlaka dinlenmesi gereken bir grup... aşağıdaki bağlantıdan önceki paylaşımımı okuyabilirsiniz...

no land

no land - aramızda
önceki paylaşımımda, no land in albümü olmadığını yazmıştım, şimdi var!... kısa bir süre önce çıktı albümleri ve kesinlikle kaçırılmaması gereken bir albüm aramızda...

no land in aramızda albümü, 2013 yılından beri yaptıkları çalışmaların bazılarını içermekte... albüme almayı tercih ettikleri çalışmalar genelde grubun bir araya gelme sürecinde yaptıkları çalışmalar... türkçe ve azerice olan şarkıların sözlerinin bir çoğu vugar hasaniye ait... çalışmaların tamamı gruba ait ancak sadece bir parça azeri sanatçı azer cırttan memmedovun bestesi... memmedov un bestesi olan "niye bele uzundur bu yollar" no land tarafından çok başarılı bir şekilde yorumlanmış...

albümde çalan no land elemanları ise şöyle; kamil hajiyev (keman, vokal), hazal akkerman (çello, vokal), sahand lesani (elektro gitar), çağatay vural (bas gitar), mehmet akif ersoy (akustik gitar), oğuzcan bilgin (trompet), can kalyoncu (davul)... bonus parçalarda ise, yağız nevzat ipek davul çalmış... vugar hasani ve ozan aktaş da vokal yapmışlar...

albümün kapağı benim çok hoşuma gitti... en az albüm kadar güzel... albüm kapakları çok önemli gerçekten... aramızda albümünün kapağı, no land grup elemanlarının arkadaşı vahid danaiefar tarafından, bonus parçalardan biri olan 52 hertz whale den esinlenilerek yapılan yağlı boya bir tabloymuş...

kendileri albümü sayfalarından ve soundcloud üzerinden paylaştıkları için, ben de paylaşıyorum... gerçekten çok güzel bir albüm... albümde benim hastası olduğum o muhteşem üzüme bax parçasının bulunmayışına hem anlam veremedim, hem de bozuldum:)... nasıl olmaz arkadaş o parça yahu!... vardır bir bildikleri... bana soracak değiller ya... iyi dinlemeler... bu arada üzüme bax adlı güzelliği bence en tepede linkini verdiğim önceki paylaşımdan mutlaka dinleyin derim...




13 Ekim 2016

yuja wang

yuja wang
hiç bu kadar uğraştıran bir başka müzisyen çıkmamıştı:)... çok iyi hatırlıyorum, 2010 yılında, büyük ihtimalle facebookta izlemiştim yuja wang ı!!!... o zamandan beri hep aklımda... defalarca da aynı videosu karşıma çıkmıştı ama hepsinde de "kim bu bilmiyorum" ifadesi ile karşılaşmıştım... defalarca her paylaşımın altındaki yorumları sabırla tek tek okumuşluğum da çoktur... tabii yıllar önce çekilmiş bir video olunca, hiç birinde de isim yazmayınca, bulmak gerçekten çok zor oluyor... az önce yine karşıma çıktı aynı video, hiç üşenmeden yine altındaki iki binden fazla yorumu okumaya başladım ve nihayet bilmem kaç yüzüncüde birisinin "yuja wang ın çok eski bir çekimi olabilir mi?" ifadesini görünce iş bitti:)...

hemen yıllardır hayranı olduğum aşağıdaki türk marşını paylaşayım... tabii şimdi "salak, altında yazıyor ya!" demeyin, yuja wang olduğunu öğrendikten sonra kaliteli bir kaydını buldum... benim sürekli karşıma çıkan sadece türk marşının bir bölümü idi... yani salağın tekiyimdir, o ayrı ama salaklığımın sebebi bu değil... herkesin "kim bu yetenek canavarı?" diye yıllarca oyalandığı video çekildiğinde 19 yaşındaymış... şimdi 29 yaşında zannedersem ve anladığım kadarıyla uzunca bir süre kim olduğunun bilinememiş ve çok merak edilmiş olması da hoşuna gitmiş yuja wang'ın!... bir söyleşide öyle söylemiş... bahsettiğim video aşağıdakinin kısası idi ve farklı kişilerce toplamda on milyonlarca kez paylaşılmış dünyada!...



şimdi birisi gelip, "duygu yok!" derse, kızmam bu sefer... duygu yok lafına çok kızarım normalde ama bu videodaki türk marşı yorumunun hastası olmamın sebebi, tekniği ve hızı...

türk marşının iki yorumuna hayranım... birincisi arcadi volodos yorumudur -ki yukarıdaki videoda yuja tarafından çalınan versiyon volodosa aittir... diğeri de fazıl sayın yorumudur... benim için bir numara ise tartışmasız fazıl saya ait olandır ve mozartın bestelediğinden daha güzeldir... fazıl say kendisinden çok fazla şey katmış bence... caz koktuğu için olabilir tabii...

aşağıda ise her iki piyaniste ait yorumları kullanmış yuja wang... tabii iyice tadından yenmez olmuş:)... volodos versiyonu gerçekten ciddi boyutlarda zor... internette çok fazla video var ve hepsi de ayrı güzellikte... yuja wang ın özellikle bislerde çaldığı bir parça ve her çalışında mutlaka seyirciden hoş bir sevinç sesi duyarsınız...



yuja wang, o ünlü videosu dünyada dolaşırken; özellikle hızı ve tekniği açısından çok dikkat çekmişti... tam bir performans piyanisti ve ağırlıklı olarak tekniği her zaman ön planda oldu ancak duygulara hitap etmiyor mu? en az tekniği kadar ediyor!... etmez mi hiç... okuduğum bir çok yorumda, sürekli teknik yönü ön plana çıkarılmış... zaten bu sebeple hiç sevmiyorum şu "duygu-teknik" tartışmalarını... bitmek bilmez bir türlü... sanki teknik olunca duygu olmazmış gibi!... ne alakası var!... yahu mümkün mü hiç! bir müzisyenin duygudan uzak olması!... mümkün değil... virtüözitesi çok ön planda sadece... ama şu da var, gerçekten konserleri ağırlıklı olarak koşuşturmaca içinde geçiyor:)... şimdi unuttum nerede okuduğumu ama bir yuja wang uzmanı aynen şunu ifade etmişti "çok yoruyor beni konserleri" :)... repertuvarı çok geniş olmakla birlikte, zorluk derecesi yüksek parçalardan pek uzaklaşmıyor yuja... nispeten kolay eserler bile onun elinden zorlaşmış çıkıyor...

yuja wang

tabii ben "aşırı ustalık ve enstrüman akrobasisi" hayranı olduğum için, beni hiç de yormuyor hatta oldukça da keyiflendiriyor... şöyle dinlendirici bir moonlight sonata paylaşayım dedim bi an ama yujadan çıkmıyor pek uysal şeyler gerçekten... ay ışığı sonatının bile sadece 3. bölümünü çalmış zannedersem hep... gerçi ben klasikte dingin, cazda doludizgin seven biri olarak biraz da ters düşüyorum zannedersem wang ile ama çılgın ablamız hiromi gibi yuja wang da gönülleri ciddi biçimde fethediyor ve klasikçi genç kuşak piyanistler içinde bence 1 numara!...

aşağıda bis yapmaktan yorulmuş olduğu izlenimi veren yujadan bilmem kaçıncı bis parçasını paylaşıp bitireyim... eee sen 2 saat seyirciyi yorarsan, seyirci de senin pestilini çıkarmadan bırakmaz:)... valla az önce bir başka konserinin sonunu izledim, resmen bis yapa yapa çalacak parça bulmakta zorlandı yuja wang!... neyse bitireyim artık... christoph willibald gluck a ait orphe ve eurydice operasından... buradan bir çok konserine de ulaşabilirsiniz...