Ana içeriğe atla

gitar

stephanie clair - inspiration

ağlamaya başlıyor gitar
kırılıyor tan kadehleri
ağlamaya başlıyor gitar
boş onu susturmak
elde değil onu susturmak
tekdüze bir ağlama
su nasıl ağlarsa
rüzgâr nasıl
yağan karda
elde değil onu susturmak
ağlıyor uzak şeyler uğruna
beyaz kamelyalar özleyen
sıcak güneyde kumlar
hedefsiz ok ağlaması
sabahsız akşam
ve ilk ölen kuş dalda
ah gitar ah
kötü yaralanmış yürek
beş kılıçla

federico garcia lorca
çev: sait maden

ingilizce guitar
fransızca guitare
almanca gitarre
ispanyolca guitarra
italyanca chitarra
hatta antik yunanda bile kithara ama portekizce violão...

çoğu dilde bizim gitar a benzer kelimeler kullanılıyor gitar için... kökenini nereden almıştır bu kelime bilmiyorum, öğrenirsem yazarım tabii buraya ama çok sihirli bir kelime bu gitar...

belki ön yargılıyım ama sanki nasıl meyve deyince elma, sebze deyince de domates biber patlıcan geliyorsa akla, müzik aleti denince de sanki hemen gitar akla geliyormuş gibi geliyor bana... sanki herkes gitar sesine bayılıyormuş, gitar sesi duyulunca yelkenler suya iniyormuş gibi de geliyor! tabii ki müzik demek gitar demek değildir... biliyorum... hatta piyano dinlemeye bayılıyorum ama gitar bir başka... eminim ki sadece benim için değil, çoğunluk için böyle bu... sebebi çok basit aslında, gitarı alıyorsun eline ve çalıyorsun... bir çok müzik aleti size bu kadar yakın olamaz...

gitar biraz olsun müziğe merak duyan kişiler için kurtarıcıdır!! bunun sebebi biraz kötü tabii çünkü 2-3 akoru arka arkaya basmayı beceren, kendisini gitar çalıyorum zannedebiliyor! ama şu da bir gerçek ki, 2-3 akor eşliğinde sesi de fena olmayan biri yaz akşamları mesela kumsalda küçük bir grubu mest edebilir!! çok berbat olmamak kaydıyla biraz olsun gitar tıngırdatmayı beceren kişi harika bir atmosfer yaratabilir... bunu diğer bir çok müzik aletinde yapamazsınız... gitarın sevilmesinin sebebi de budur... ben kötü çalıyor da olsa gitar çalıp şarkı söyleyen herhangi bir kişiyi rahatlıkla dinleyebilirim ve üstelik çok da keyif alabilirim ama ben asla iyi çalmayan bir piyanisti yada kemancıyı dinleyemem... iyi çalmayan saksafoncu asla çekilmez ve iyi çalmayan bateriste ise katlanmak mümkün değildir... ama gitar tıngırdatan herkesi dinleyebilirim...

gitar gerçekten çok enteresan bir müzik aleti, gitarı şöyle böyle çalan kişiyi büyük bir çoğunluk çok severek dinleyebilirken, gitarı virtuozite seviyesinde çalan kişileri çok az kişi severek dinleyebiliyor... diğer müzik aletlerinin neredeyse hiç birinde yok böyle bir durum... enteresan tabii...

Enteresan olmasının yanında çok da romantiktir gitar... yukarıda yazmıştım, yelkenleri suya indirtebilen nadir enstrümanlardan biridir! ... çünkü gitar hem her ortamda rahatlıkla kendine yer bulabilir, hem gitarın girmediği müzik türü neredeyse yok gibidir, hem de tınısı çok hoştur... tabii bu hem lere tek başına çalınabiliyor olmasını da eklemek gerekir... 2 kişiden birisi dinleyici olduğu anda diğeri harika bir atmosfer yaratabilir... romantiktir çünkü serenadların müzik aletidir!! ataları da kendisi de... romantiktir çünkü "göğüse yaslanarak çalınır"... evet asıl sebep budur işte! göğse yaslanır ve tellere dokunulur... romantizm buradan gelmektedir... gitarını incitmeden göğsüne dayayarak çalan bir kişinin görüntüsü tıpkı göğsüne yaslanmış bir sevgiliyi okşayan kişinin görüntüsüdür demiş segovia... bu direk olarak karşıdaki kişinin bilinç altını okşar... bu sebeple romantiktir... bu şekilde çalınan başka müzik aleti yoktur... pardon bir tek viyolonsel vardır ama o bacak arasında çalınır... elinde gitarı ile serenad yapan kişinin görüntüsü ile göbeğinin üzerinde bağlama çalan kişinin görüntüsünü gözünüzün önüne getirin, ne demek istediğimi anlayacaksınız... tabii verdiğim örneklere kızan çok olur ama ne yapalım, gerçekleri değiştiremeyiz birileri bozulmasın diye...

novax charlie hunter's 8 strings
carlos santana - guitar heaven
ali deniz kardelen
şampiyon ali deniz kardelen
aylin (alina) çelik
fatih murat belli
bilal karaman
gitar akademisi
celil refik kaya
gitarın genç dahisi
tommy emmanuel
marek pasieczny
erkan oğur
erkan oğur'ca blues
enver izmaylov
enver izmaylov'dan return
jon gomm
mehmet özkanoğlu
george smed
doug wimbish
jess lewis
tina s.
ayla guitar
yoyo 
emisunshine
gençler ustalara karşı
çoluk çocuk takımı
jason becker videoları
thomas leeb
tal wilkenfeld
sergio altamura
ewan dobson
steffen schackinger
igor presnyakov
terje rypdal
friday night in san francisco
jam track central
damian salazar
jimmy rosenberg
begül erhan
begül erhandan anadolu ezgileri
mini hendrix ayla
ACPAD akustik gitar için kablosuz MIDI
stanley clarke & friends
yunus muti
memet tevfik çimen
ceren baran
andrei cerbu

gitar içi
http://www.mierswa-kluska.de/
Images Courtesy of  Studio Mierswa-Kluska ©All Rights Reserved

Çok Okunanlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır... keyboardlar & piyanolar başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz...

benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...


şunun …

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

akdeniz üniversitesi devlet konservatuvarının piyano bölümünde liseyi tamamladıktan sonra, bilkent üniversitesi müzik ve sahne sanatları fakültesi kompozisyon bölümünde onur türkmen ile sürdürdü çalışmalarını ve eğitimini başarıyla tamamladı... asıl hocası onur türkmen olmakla birlikte; kendisine büyük emeği geçen diğer hocalarından da bahsetmeden olmaz... yiğit aydın ile armoni ve orkestrasyon, tolga yayalar ile polifoni, fugue ve post tonal teori (yazdığıma pişman olmaya başladım:))... aynen yazsan olmuyor, türkçeleştirsen olmuyor, ne biçim ders arkadaş bunlar... tonal ötesi:)))...)... neyse; konuya hakimmişim gibi davranayım, bir çok "uzman yazar!" öyle yapıyor, benim neyim eksik:)... maria nowotna ile kulak eğitimi (ne güz…

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka... aşağıdaki paylaşımları da bu yazıdan sonra yaptım, onları da araya ilave edeyim dedim... aşağıdakiler de okunacak...

cem esen'den cosmic variations

cem esen ve ayşe ece güneşş…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

ıraz yıldız

çok fazla paylaşıma aynı şekilde başladım, artık tat da vermiş olabilir ama ıraz yıldız da oldukça uzun bir süredir hakkında mutlaka yazmak istediğim çok önemli genç sanatçılardan biri... ve ben şimdiden bu klişeleşmeye başlayan girişe ek olarak, klişeleşmeye başlayan kapanış cümlemi de en baştan yazayım; yakın yada uzak gelecekte kesinlikle kalbur üstü bir cazcı olacak ıraz... hiç kimseye bu kadar emin olarak yazmamıştım bu öngörümü... bütün derdim, klasikçileri cazcı yapmak benim:)...

ıraz yıldızı ben fazıl say sayesinde tanıdım... fazıl sayın övgüyle bahsettiği genç bir piyanisti yakalarım da bırakır mıyım hiç... o zamandan beri aklımda ama şimdi o yazıyı bulamadım... bulunca eklerim mutlaka... izlediğim ilk videosunu hemen paylaşayım... bu kadar mı hissederek çalınır!... aslında çok daha yakın tarihli canlı kayıtları da var ama ben özellikle bu kaydı paylaşıyorum..

fazıl say - nazım balad 1



burada da bir çok kez elimden geldiğince paylaşmaya çalıştım, son yıllarda ülkemizde genç y…

samida

gürcü dilinde üç kız kardeş anlamına geliyor samida... yani yukarıdaki fotoğrafta gördüğümüz üç sanatçı; damla şahin, yudum şahin ve tamara şahin kardeş oluyorlar... ilk defa yüzleri göstermeyen bir fotoğraf seçtim burada, ilginç oldu ama fotoğraf güzel ne yapalım, aşağıda tekrar paylaşırım, tanış olursunuz artık... ben de az önce tanıştım kendileriyle ve hemen paylaşmaya başladım... bir yandan dinliyorum müziklerini, bir yandan da yazıyorum... ilk izlenimlerimi yazayım hemen: parçalar kısa:)... bir de şunu yazayım, yeni tanış oldum dedim ama bu kardeşlerden birini tanıyorum sanki...

ben genelde bu şekilde paylaşım yaptığım için, yazmaya başlayıp da sonradan paylaşımı iptal ettiğim de az olmadı ama samida şu anda oldukça iyi gidiyor... youtube tarafından bana önerildiği için izlediğim ilk videoları "budur işte!" dedirtmişti, şu anda evet kesinlikle budur işte diyorum... çok başarılılar... dinlemeye başladığınız anda eğitimli müzisyenleri dinlemekte olduğunuzu hemen anlıyors…

gökay özgür

uzun süredir ilgiyle takip ettiğim ve bir süredir de yazmak isteyip, bir türlü yazamadığım, diğer yandan hakkında az da paylaşım yapmadığım bir genç piyanist gökay özgür... bir kaç yıldır mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi istanbul devlet konservatuvarı'nda prof. dr. gülden gökşen ile piyano eğitimlerine devam eden öğrencilerin başarı haberlerini sıkça paylaşır oldum... mesela bir tanesine şöyle bir göz gezdirin derim çünkü oradaki fotoğrafa hayranım ben... boy boy, envayi çeşit piyanist göreceksiniz, işte o boy boy genç piyanistin en boylusu olarak sürekli dikkatimi çekerdi gökay özgür ama hakkında yeterli bilgim olmadığı için şimdiye kadar paylaşamamıştım...

fotoğrafta abi gibi duran gökay özgür, gülden gökşen'in diğer öğrencilerinin gerçekten abileridir... piyanoya 15 yaşında başlamış ve bu sebeple sanat otoritelerini şaşırtıyormuş çünkü 15 yaş çok geç bir yaşmış piyanoya başlamak için... "5 aylıktı, kürdilihicazkar makamında ağlar, mama kaşığını evfer usulünde v…