Ana içeriğe atla

çocuk besteciler

1. ulusal çocuk besteciler yarışması

1. ulusal çocuk besteciler yarışması istanbul büyükşehir belediyesince düzenlendi ve 23 nisan 2020 tarihinde sonuçlar açıklandı... yanlış hatırlamıyorsam, şubat ayında katılım şartları ile birlikte duyurulmuştu bu yarışma... arada son başvuru tarihi de istek üzerine uzatılmıştı... kısa bir süre içinde oluverdi her şey ama en azından bu yarışmanın ilkinin bu sene içinde gerçekleştirilmiş olması çok önemli...

sanat alanında yapılan yarışmalardan, özellikle çocukların yarışmasından pek memnun olmayan biriyim ama bu yarışmanın düzenlenmesi çok hoşuma gitti çünkü ülkemizde, hatta dünyada bestecilik üzerinde gerektiği ölçüde durulmuyor maalesef... nedense sadece ülkemizde değil, tüm dünyada bütün gözler solistlerin üzerine çevrilmiş durumda... sadece solistler olsa yine iyi, ne yazık ki piyano ve keman en başta olmak üzere, sadece bir kaç enstrüman dışındaki enstrümanlara bile hak ettikleri önem verilmiyor... halbuki çok sesli müzik; bestesiyle, sözleriyle ve tüm enstrümanlarıyla bir bütündür...

bize çok büyük besteciler lazım... ne besteledikleri de önemli değil... bes-te-ci!... kompozitör olandan...

bu sebeple; istanbul büyükşehir belediyesince ilki bu sene düzenlenmiş olan bu yarışma çok önemli... duyurusunu ilk gördüğümde ne yalan söyleyeyim, şaşırmıştım ve tabii çok da sevinmiştim... bu sebeple üzerine basa basa "birincisi" ve "ilki" diyorum çünkü bu yarışma mutlaka devam etmeli...



şef ibrahim yazıcı, keman sanatçısı cihat aşkın, besteci turgay erdener, viyolonsel sanatçısı ozan evrim tunca, kemençe sanatçısı derya türkan ve besteci çiğdem erden'den oluşan jürinin toplam 129 aday besteyi değerlendirdiği yarışmada, 25 eser finalist olarak belirlendi... bu eserleri kısa kısa da olsa, yukarıdaki videodan izleyebilirsiniz...

bu yarışamaya katılan 129 eser ve besteci çocuk da kocaman bir alkışı hak ediyor... öncelikle hepsini de kutluyorum çünkü 129 besteci çocuk sayısı benim kulağıma çok hoş geldi... ben her birinin de ileride önemli besteciler olacaklarına inanıyorum... bu işi hiç bırakmasınlar...

tabii sonuçta bu bir yarışma, 25 eser jüri tarafından finalist olarak belirlendi... ben 129 bestecimizin adlarını biliyor olsaydım, hepsini de yazardım ama bilmiyorum... en azından finale kalan 25 çocuğun adını yazayım buraya...

yağmur çelik
bartu selçuk
zana ibrahim külen
duru irlan
yusuf çınar alıcıoğlu
nesibe sultan çiftci
giray karagülle
idil naz alıcı
deniz ozan çelik
kaya ercan
kıvanç arda şabi
deniz akçam
lara akatay
sonat uğun
raci çınar ceber
kaya dadalı
pelin ozturk
emre salalı
ufuk şengüler
naz atıcı
koray şahin
alp torfilli
ezgi yağcı
özüm asya yardımcı
ali çağan gündüz

bu 25 genç sanatçımızı bir kez daha ayrıca kutluyorum... bu yarışmacılar arasından da farklı yaş kategorilerinden 3 birinci açıklandı... bu isimler ise; 7-9 yaş kategorisinde antalya'dan nesibe sultan çiftçi, 10-12 yaş kategorisinde bursa'dan idil naz alıcı ve 13-15 yaş kategorisinde izmir'den ufuk şengüler... bu isimleri de üçüncü kez ayrıca kutlamak istiyorum...

bugünlerde covid19 derdi ile boğuştuğumuz için, yarışma sonucu açıklandı sadece ama normale döndüğümüzde güzel bir istanbul tatili bekliyor onları... belediye başkanı ekrem imamoğlu bu sözü verdi... tabii güzel besteleri de cemal reşit rey stüdyosunda kayda da alınacak... birinci seçilen ve kaydı yapılacak eserler; nesibe sultan çiftçi eseri dalgaların efendisi, idil naz alıcı eseri morning silence take-2 ve ufuk şengüler eseri kara günde bir ışık...

birinci olan kardeşlerin aldıkları ilk ödül de çok önemli iki genç sanatçımızdan geldi... ıraz yıldız ve can çakmur bu eserleri seslendirdiler... aşağıdaki videonun son kısmında bu eserleri bir de onların yorumuyla mutlaka dinleyin derim... ben beklentimin oldukça üstünde üç eserle karşılaştım resmen... çok başarılı besteler... yani yarışma için öylesine yazılmamışlar, özenle ve hissedilerek yapılmış besteler... ustalarca yorumlandıklarında çok daha net anlaşılıyor...

çocuk besteciler yarışmasının sonucunun açıklandığı ve tüm bilgilerin verildiği canlı yayın da aşağıda...



sonuçta bu bir yarışma ve bu sebeple 25 finalist ve 3 birinci belirlenmiş jürice ama hem jürinin ortak fikri bu, hem de benim görüşüm; bu etkinliklere katılmak önemlidir... 129 genç besteci, hem kendisine hem de bestesine güvenerek ve inanarak katılmış bu yarışmaya... hepsi de çok başarılı...

bir diğer önemli konu ise; bu kadar önemli isimlerden oluşan jürinin, 129 eser içinden seçim yapmada çok zorlanmış olması... eserlerin tamamı da o kadar iyiymiş ki, defalarca dinlemek zorunda kalmışlar ve çok zor belirlemişler finalistleri ve kazananları...bu da çok sevindirici...

koca koca insanlar cesaret edemiyorlar bu tip yarışmalara katılmaya ama bu çocuklar ve gençler "bu yarışmada ben de varım" deme cesaretini göstermişler... işte bu sebeple bu 129 bestecimiz çok önemli... bence kesinlikle beste yapmayı hiç bırakmayacaklar ve bu yolda ilerleyecekler başarıyla... bundan eminim...

yarışmaya az bir süre kala, çocuklardan ikinci bir beste de istenmiş galiba... bu da çok önemli... bestecilik, yaratıcılıktır ve bu çocuklar demek ki kendilerinden talep edildikçe eser yazabilecek güce de sahipler... ve bir kez daha yazayım, toplam 129 besteci çocuğun bu yarışmaya 2 ay içinde başvuru yapmış olması da çok önemli... bu yarışma olmasaydı, bu çocukları hiç tanıyamayacaktık... şubatta duyurusu yapılan, 23 nisanda açıklanan bir yarışmaya 129 başvuru olduysa, önümüzdeki yıllarda kim bilir kaç başvuru olacak...

bugün dehaları ile ünlenen o bach, beethoven, mozart, vivaldi ve hydn bile çok iyi bestelerinin yanında, o derece iyi olmayan bir çok beste de yapmışlardır ve daha çok çalışarak, daha fazla bilgi sahibi olarak muhteşem eserlere imza atmışlardır... bu sene derece alamayan, önümüzdeki sene alır... 10 sene alamaz da, 11. sene dünyanın en iyi bestesini yapabilir... beste yapma gibi bir yeteneğe sahip olan hiç bir çocuk, asla bu işi yarım bırakmamalıdır...

şu çok önemli ama; bestecilik sadece notaları bir araya getirmek, melodiler oluşturmak, cümleler yazmak değildir... bestecilik apayrı bir konudur... çok bilgili olmak şart, çok okumak şart, çok kültürlü olmak, kendini geliştirmek, eğitmek ve çalışmak şart... dünyayı anlamak, evrenin farkında olmak da şart ve bu iş hemen 7 yaşından 10 yaşına geçince oluverecek bir şey değil... yavaş yavaş, çocukluğu ve gençliği yaşamayı da bırakmadan, sürekli biraz biraz gelişerek olacak bir şey...

ben son söz olarak, jürinin bile zor karar verdiği bu 129 güzel eserin sahibi çocukların tamamını ailelerini ve öğretmenlerini kutluyorum...

Yorumlar

  1. Bu güzel yazı için çok teşekkür ediyoruz. Ne yazık ki şu anda görüp okuyabildik.
    (2.Çocuk Besteciler Buluşması bile geride kalmışken) Biz geç okuyabilsek de, sizin çocuklara ve sanata verdiğiniz değeri hissetmek için geç değil. Bizim kızımız Duru İrlan da burada adı geçen çocuk besteciletden birisi. Bu yıl ikincisi düzenlenen buluşmada yine bestesi finale kaldı. Sizler gibi sanata ve çocukların sanatla büyümelerine destek olan değerli insanlar oldukça, gelecekten umudumuzu kaybetmiyoruz:) Sağolun, var'olun...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. rica ederim, teşekkürü asıl hak eden sizlersiniz, bu çocukları yetiştirip, bize sanatçı olarak kazandırdığınız için... nice başarılar dilerim duru'ya... güzel katkınız için de ayrıca teşekkür ederim:)...

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada