Ana içeriğe atla

derya türkan

çok çalışkan bir usta derya türkan... ülkemizde bir müzisyen grubu var; çok başarılılar, genelde gençler... yada ruhları genç... her şeyin üstesinden rahatlıkla geliyorlar... tanınmaları, anlaşılmaları biraz gayret sarfetmeyi gerektiriyor... hiç beklemediğiniz anda, hiç beklemediğiniz ortamda karşınıza çıkıverirler... bir konserde, bir albümde yada bir grupla... dünyanın herhangi bir yerinde ve herhangi bir zamanda, herhangi bir türde... klasik türk müziği, caz, fusion, türk halk müziği, klasik müzik yada world... hatta rock, metal yada hip hop da olabilir... derya türkan da onlardan biri...

ve ben bu sanatçıları ne zaman ve nasıl tanıdığımı da bir türlü toparlayamam aklımda... derya türkanı ben yanlış hatırlamıyorsam, televizyonda görmüştüm ilk kez... ve yine tam emin değilim ama galiba "tutam yar elinden" adlı bir türküde öyle bir kemençe çalmıştı ki! adını aklıma kazımıştı... şimdi çok aradım o videoyu ama bulamadım... o an benim atmosferim mi uygundu yoksa derya türkanın atmosferi mi bir acayip idi bilmiyorum ama o kemençe ve derya türkan adı hafızama tam kazınmıştı... nasıl olsa bir yerlerde çıkar yine karşıma demiştim...

demez olaydım, her yerde çıktı sonrasında karşıma:)... gerçekten olur olmaz her yerde çıktı derya türkan... bu nasıl bir çalışkanlıktır, nasıl bir kemençe ve müzik aşkıdır... aynı anda 2-3 iş değil, 7-8 iş yapmış resmen...

hafızama atarım böyle etkileyici ustaları ve ilk fırsatta araştırır incelerim... beyin bedava nasıl olsa... ama!... ama sı şu; o dönemde derya türkan ile ilgili çok çok az bilgiye ulaşabilmiştim... işin kötüsü; şimdi de çok az bilgiye ulaşabildim... çünkü derya türkan ın "resmi" web sayfası yok... tamam, internette hiç bilgi yok değil, var ama bir çoğuna nasıl güvenip de burada bahsedeceğim ki!... güvenilir kaynak çok az... en güvenilir kaynak ise doğal olarak sanatçının kendi sayfası oluyor... ama sayfası yok derya türkanın...

bu resmi web sayfası olayına ben kafamı fena halde takmış durumdayım... bu yazı bitsin, ilk iş olarak o konuda yazacağım... şu yukarıda "ülkemizde bir müzisyen grubu var" demiştim ve çok çalışkan olduklarını yazmıştım ya; işte o müzisyen grubunun önemli bir bölümünün resmi web sitesi yok... bu sanatçılar interneti pek önemsemiyorlar... tahminimce gereksiz buluyorlar, interneti sevmiyorlar pek... vakitleri yok... yada ne bileyim, olsa da olur, olmasa da olur diyorlar herhalde...

gerçekten anlayamıyorum ve çok kızıyorum... derya türkan ve bir çok kalbur üstü sanatçımızın web sayfalarının olmamasına bu kadar çok kızmamın sebebi; onların çok değerli olmaları, onları herkesin tanımasını istiyor olmam... derya türkan bir şekilde bu yazıyı okursa, kırılmasın, üzülmesin... gasparyanın nasıl kendisi ve duduk (balaban) hakkında sayfası varsa; derya türkanın da olmalı... hem de en az 3-5 dilde... çünkü kemençenin de derya türkanın da meraklısı çok dünyada...

her birinin bir şekilde erkan oğur ile bir bağlantısı çıkıyor bu müzisyen grubunun... galiba erkan oğurun çok etkisinde kalıyorlar çünkü erkan oğur için internetin tam bir zırvalık anlamına geldiğini biliyorum... üstelik; galiba erkan oğur ile çalışmanın keyfini alan müzisyen, diğer çalışmalarını biraz biraz bırakmaya başlıyor... galiba dedim, bilmiyorum tabii... bana öyle geldi... yada erkan oğur onları bırakmıyor... bir şey oluyor ama...

derya türkan olağanüstü bir kemençe sanatçısı... tabii klasik kemençe... diğeriyle aram iyi değil hiç... klasik kemençeyi ne kadar çok seviyorsam, laz kemençesini de o kadar çok sevmiyorum... klasik kemençe apayrı bir olay... iki kemençe birbirinden nasıl bu kadar farklı olabilir anlamış değilim... işin gerçeği adları kemençe ama bence görünümleri benziyor sadece... hatta görünümleri bile benzemiyor... kemençe dünya genelinde çok sevilen, tanınan, bilinen ama yeterince bilgi sahibi olunamayan enstrümanlardan biri... derya türkan ise; en büyük üstadlardan biri... ilk kez katre programında çok dikkatimi çekti demiştim, sonrasında uzun bir süre hiç denk gelmedim derya türkana... bir gün bir chopin piano konçertosu videosu izleyene kadar... piyanoyu çiğdem erken çalıyordu... birden kemençe girdi devreye!... hem de ne giriş... "bu kemençe derya türkandır kesin" dedim ve o çıktı...
Küçük yaşlarda müzikle tanışan Çiğdem Erken, 7 yaşında piyano çalmaya başladı. Ankara Devlet Konservatuarı'nın ardından Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesinde Master ve Sanatta Yeterlik Programlarını bitirdi. Ayşegül Sarıca'dan piyanist olabilmek, Yücel Erten'den tiyatroda müzik yapabilmek adına çok şey öğrendi. 1994-1999 yılları arasında Ankara Devlet Operası'nda korepetitör ve orkestra sanatçısı olarak görev yaptı. 1994-1999 yılları arasında Ankara devlet Konservatuarı'nda ve B.Ü Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi'nde Öğretim Görevlisi olarak görev yaptı. 1999-2010 yılları arasında Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesinde Yardımcı Doçent statüsü ile görev yaptı. Üniversitede Piyano, Oda Müziği, Tiyatro Müziği ve Müzikaller üzerine dersler verdi. Oldrich Danek'in yazdığı Yücel Erten'in yönettiği "Savaş İkinci Perde'de Çıkacak" adlı oyuna yaptığı müzikler ile geçtiğimiz sene eleştirmenler tarafından verilen Tiyatro Ödüllerinde "Yılın Oyun Müziği" ve VIII. Lions Tiyatro Ödülleri Direklerarası Tiyatro Ödüllerinde "Yılın Özgün Tiyatro Müziği" ödüllerini kazandı. Geçtiğimiz sezon İBBŞT'de sahnelenen "Binali ile Temir" adlı oyuna yaptığı müzikler ile X. Lions Tiyatro Ödülleri Direklerarası Tiyatro Ödüllerinde "Yılın Özgün Tiyatro Müziği" ödülünü kazandı. Zaman zaman kendi yazdığı şarkılar ile konserler veriyor. Önceleri profesyonel yaşantıdan uzak tuttuğu şarkıları paylaşım sitelerinde büyük bir ilgi ile karşılaştı. Çoğunluğu re minör tonunda olan şarkılarının gördüğü ilgi üzerine "Kız Kafası" adlı albümünün kayıtlarını tamamladı. Ve sanatçı tiyatro müziği ile piyanist, müzik direktörü ve besteciliğini İstanbul da sürdürmektedir... Kaynak: ttnetmuzik.com.tr 
2 kere ummadığım anda karşıma çıkan ve 2 kere hayran bırakan derya türkan, sonrasında artık sık sık karşıma çıkmaya başladı... kudsi erguner... erkan oğur... jivan gasparyan... fuad... baki duyarlar... ve en son oscarlı argo filmi ve renaud garcia-fons ile çıktı karşıma... çok da iyi arkadaşlarmış aldığım istihbarata göre garcia-fons ile...

herkes "ince saz" dan tanıyormuş derya türkan ı... ama ben ince sazı derya türkanın kurduğunu daha 4-5 ay önce öğrendim!... orada da karşıma çıkınca ilk tepkim "aaa orada da mı varmış bu adam!" olmuştu...

derya türkan, kendisinin incesazdan ve film müziklerinden dolayı tanınıyor olmasından şikayetçiymiş çok... çok haklı... ama işte az önce web sayfasının öneminden bahsetmemin sebebi de tam olarak bu idi... evet, derya türkan bu serzenişinde çok haklı ama "internete derya türkan yazan kişinin karşısına incesaz çıkıyor öncelikle!... sonra youtube videoları, bazı film müzikleri, ekşi sözlük, last fm, myspace, vikipedia, gazete haberleri ve bir söyleşi çıkıyor"... şimdi anlaşıldı mı benim bu web sayfası üzerinde neden bu kadar çok durduğum?... umarım...

incesaz çok beğendiğim bir grup ama bu paylaşım sadece derya türkan hakkında... incesaz apayrı bir oluşum...

derya türkan; itü türk musikisi devlet konservatuvarı çalgı eğitimi bölümü mezunu... istanbul devlet klasik türk müziği korosuna davet edilmiş ve 7 yıl çalışmış... daha sonra trt istanbul radyosuna girmiş... amerika birleşik devletlerinde harward, santa cruz ve massachusetts institute of technology gibi kalbur üstü üniversitelerde ders ve seminerler vermiş... incesaz grubunu kurmuş... 1997 ile 2012 yılları arasında çok önemli albüm çalışmaları var derya türkanın... murat aydemir ile birlikte "ahenk 1&2" albümünü çıkardıktan sonra, sokratis sinopulos ile "istanbuldan mektup", djivan gasparyan ve erkan oğur ile birlikte "fuad", renaud garcia-fons ile "minstrels era" ve baki duyarlar ile de "kemenjazz" albümlerini çıkarmış... tabii incesaz albümleri de cabası ama dediğim gibi incesazı burada yazmak istemiyorum...

Masters of Melody - Erkan Oğur and Derya Türkan rehearsing



iki büyük üstad... şu müziğin güzelliğine bakarmısınız... böyle 20 saat çalsalar, hiç yorulmasalar... tanburi cemil bey, klasik kemençeyi keşfedince, kendisine isim veren tanburu bile boşuna bırakmamış bir kenara... gerçi yaylı tanbur sesi de çok güzel ama demek ki kemençe cemil beyi bile tanburundan ayırmış... kemençeyi incesaz sınıfına sokan da tanburi cemil bey olmuş... yukarıda bir yerlerde yazmıştım, karadeniz kemençesini hiç sevmediğimi...

üstad mutlu torun önermiş kemençeyi derya türkana... çok da iyi yapmış... iyi yapmış dememin sebebi şu; tanburi cemil bey kemençeyi sarayın incesazı yapmış... yani sınıf atlatmış... derya türkan ise, bu enstrümanı daha geniş kitlelere sevdirmiş... biri pişirmiş, diğeri de ikram ediyor... ama biz yıllarca yemeyi bilemedik...

bizde sahip olduğumuz değerlere sahip çıkmama hastalığı vardır... herkes sahip çıkar, bir tek biz çıkmayız... genelde biz "bize ait olanı" dışlarız... hatta üzülerek sıkılarak yazıyorum mecburen, biz bize ait olanı resmen aşağılarız!... folklorik değerleri aşağılarız... klasik müziğimizi aşağılarız... kendi kültürlerimizi aşağılarız... türküleri de aşağılarız... enstrümanlarımızı da aşağılarız... bizde aşağılık kompleksi had safhadadır... bizi kimse aşağılamaz aslında ama biz kendimizi aşağılarız... bizim çok bilenlerimize göre; cazı miles davis yapar sadece... modern olmak, batı ile yoğrulmaktır... piyano, gitar, saksafon enstrümandır ama kemençe, ney, bağlama...... neyse:)... coşacağım yine terslik olacak... yahu o modern batılılar da nedense bizim müzisyenlerin cazına ve sazına hayranlar!... nasıl oluyor bu?... cazın ve sazın çok bilenleri dünya kültürüne hayranlar ama bizim çok bilenler sadece batıya hayranlar...

derya türkan bu açıdan o kadar büyük bir öneme sahip ki!... resmen bizlere kemençeyi yeniden tanıtıyor... derya türkana kadar benim klasik kemençe adına bildiğim, duyduğum, ilgimi çeken tek örnek; barış mançonun dağlar dağlar parçasının girişinden ibaret idi... onun kemençe olduğunu da videosunu izleyince anlamıştık... derya türkan, aldı o ülkemizde az tanınan, üzerinde durulmayan kemençeyi, çok geniş bir kitlenin resmen gözüne soktu... bu açıdan çok önemli... kendi adıma konuşayım, ben kemençeyi derya türkanla sevdim...

"çalması çok zor" olarak bildiğim bu enstrümanı bu kadar ustaca ağlatabilmek kolay değil... ben kemençeyi insana en yakın çalgı olarak düşünüyorum... insani duyguları (olan değil, olması gereken, arzu edilen insani duygular diyeyim çünkü ben insan olarak ortalıkta dolanan yaratıktan nefret ediyorum) en iyi aktarabilen, insanın içine işleyen, hatta dinleyeni berbat eden 2 çalgıdan biridir klasik kemençe... diğeri de neydir... ben bunu hayatı boyunca cayır cayır rock dinlemiş, dinlemekte olan ve dinleyecek olan, elektro gitar hastası biri olarak yazıyorum!... bu daha da önemli... ney ve klasik kemençe bence "insandır"...

kemençenin bugün 3 tipi varmış... istanbul, girit ve laz... iddia edilenin aksine bu istanbul kemençesi orta asyadan filan gelmemiş... istanbula bizans kültüründen geçmiş... yunanistan unutmuş bu aleti sonrasında... türk grupları yunanistanda konserler verdikçe yeniden tanımaya başlamışlar... kemençe sesine hayran kalan yunan gençler istanbula gelip, eğitim almaya başlamışlar... o gençlerden biri olan sokratis sinopulos ile birlikte amerikada albüm de çıkarmış derya türkan, yukarıda yazmıştım; istanbuldan mektup...

Derya Türkan & Sokratis Sinopoulos - Uşşak Şarkı



murat aydemir ile birlikte klasik türk müziğinin unutulmakta olan eski eserlerini gün yüzüne çıkarmak için önemli çalışamalar yapan derya türkan, uzun süre murat aydemir ile birlikte cemal reşit rey konser salonunda düzenli olarak konserler vermiş ve bu eserlerin yeniden tanıtımında da önemli rol üstlenmiş...

o kadar çalışkan ve üretken bir sanatçı ki derya türkan, ben sadece çok önemli bulduğum bir kaç konudan bahsediyorum... öğrendiğim çoğu konuya hiç değinemiyorum çünkü doğruluklarından emin olamıyorum...

asıl amacım aslında derya türkanın sadece minik bir kısmının incesaz olduğunu, başka bir çok önemli çalışmasınında bulunduğunun altını çizmek... türk müziğine ve kemençeye kattığı değeri vurgulamak...

ve en önemlisi de; derya türkan kemençesi dinlerken ayrı bir boyuta geçtiğimi anlatmak...

daha önce fuad ı yazmıştım... başlı başına bir "farklı boyut" albümüdür... oğur ve gasparyan ile birlikte derya türkanın katkısı çok büyük fuadda... dinleyin... mükemmel bir kombinasyon olmuş bence...

bu yazının başlarında derya türkan çok farklı çalışmalarla çıktı karşıma demiştim; aynen öyle oldu... mesela bu yılın en iyi film oscarını alan ben affleck tarafından yönetilen argo filminin müziklerinde de derya türkan katkısı çok büyük... filmin müzikleri alexandre desplat a ait... derya türkanın daha önce birlikte çalıştığı çellist vincent segal, alexandre desplat a derya türkandan bahsediyor ve müziklerini dinletior... desplat kemençe sesinden çok etkileniyor ve derya türkan ı amerikaya davet ediyor... sonrasında da argo filminin müziklerinde kemençe çalıyor derya türkan...



mükemmel... film müziği olarak beni bu derece etkileyen 2 film oldu şimdiye kadar; birincisi peter gabriel in günaha son çağrı filmi için yaptığı "the feeling begins" dir... şimdi de argo filminin müziği eklendi... the feeling begins de duduk (balaban) çok etkileyici... argo da ise kemençe... kemençe bu gidişle duduk ve neyi tahtından edecek derya türkan sayesinde...

derya türkanın hiç ummadığım anda pat diye karşıma çıktığı diğer çalışma ise; renaud garcia-fons ile yaptığı "minstrel's era"... derya türkanın çelist uğur ışık ve kontrbasçı renaud garcia fons eşliğinde çıkarmış olduğu albüm... bir hafta kadar önce renaud garcia fons hakkında bir yazı yazarken de karşıma çıkınca derya türkan; kendisini daha detaylı öğrenmenin artık farz olduğuna karar vermiştim... çok da iyi oldu...

minstrel's era yı dinlerken, bir yandan da bilgi toplamaya çalıştım... bu müzik 17 yüzyıl osmanlı saray müziğiymiş... padişah dairesinde çalınan ama kaybolmaya yüz tutmuş müziklermiş... derya türkan ve uğur ışık derleyip toplamışlar ve bize yeniden kazandırmışlar... bu zaten başlı başına bir olay... o dönem müzik anlayışına çok iyi ışık tutuyor... bana bu albümdeki müzikler alışık olduğumuz klasik türk müziğinden çok farklıymış gibi geldi... bu belki de müzisyenlerin seçimidir ama bir dönem müziğini araştırıp gün yüzüne çıkaran müzisyenlerin de kalkıp orijinal yapıyı bozacaklarını hiç sanmıyorum...

kalan müzikten çıkan minstrel's era ilgilisinde mutlaka bulunması gereken bir albüm... çok güzel... benim en çok hoşuma giden eser ise nihavend semai oldu...



ben şimdilik "derya türkan başka hangi taşların altından çıkabilir ki" merakımı bir kenara bırakıp, bu yazıyı bitirmek istiyorum... derya türkanın ne kadarına ulaşabildim onu da bilmiyorum... bu kadar çalışkan ve üretken bir sanatçı hayatını yaşayacak zamanı nasıl buluyor ki?... bu saçma oldu; derya türkanın zaten hayatı müzik... aslında daha yazmadığım o kadar çok şey var ki... mesela erkan oğur ile bir girit konserleri var!... harika... onu da siz bulun artık... mutlaka bulup dinleyin ama...

içimdeki ses çok kısa bir süre sonra yeni bir şeyler bulacağımı ve dönüp buraya ekleyeceğimi söylüyor... hayranı olduğum kemençeyi 3 gündür aralıksız dinliyorum bu yazıyı yazacağım diye... bir süre dinlemeyip, kendime gelmem lazım önce... kemençe dinlemekten resmen hüzün manyağı oldum:)...

özetle; bizanstan bize miras kalmış kemençe... tanburi cemil bey, hakettiği değeri vermiş... kabasazdan sarayın incesazlığına terfi ettirmiş kemençeyi... klasik kemençe konusunda hep kopukluklar olmuş, arada dağlar dağlar parçasında kendini geniş kitlelere duyurmuş kemençe (ama o kitlelerin kemençeyle ilgilenmediklerinden eminim)... yine kaybolmuş... ve derya türkanla bu sefer çok daha özel bir şekilde, en hüzünlü, en doğal, yalın ve içe dokunur haliyle çıkmış sahneye... ben artık şundan eminim; kemençe yerini iyice sağlamlaştırdı... biz yeniden keşfettik bu çalgıyı... ülkemizde ve dünyada artık kemençe hayranları oldukça fazla... kemençe derya türkanla kendine apayrı bir yer edindi ve ben yine eminim ki ney ve duduk a çok sağlam bir rakip var artık hüzün konusunda...
...İnsanlar kendi yaptıklarının doğru olduğunu düşünüyorlar. Hep o verilen hediyeyi kirletiyorlar. Bazı müzisyenlerin de değeri anlaşılmıyor... Bir Türk müzisyeni yurt dışında büyük başarılar elde ediyor, dünyanın en prestijli salonlarında kendi ülkesinin müziğinin konserini veriyor, oradaki insanların gösterdikleri değer inanılmaz. Fakat kendi ülkeme gelince durum değişiyor. Kimse aynı saygıyı ve değeri göstermiyor. Amerika algılıyor fakat bir Türk, sekiz yüz senelik bir kültürü algılayamıyor...Derya Türkan...
Egomuzu yenmek için birbirimize yardım ediyoruz
Tanburi Cemil'i yoldan çıkaran çalgının genç efendisi



Yorumlar

Çok Okunanlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır... keyboardlar & piyanolar başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz...

benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...


şunun …

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

akdeniz üniversitesi devlet konservatuvarının piyano bölümünde liseyi tamamladıktan sonra, bilkent üniversitesi müzik ve sahne sanatları fakültesi kompozisyon bölümünde onur türkmen ile sürdürdü çalışmalarını ve eğitimini başarıyla tamamladı... asıl hocası onur türkmen olmakla birlikte; kendisine büyük emeği geçen diğer hocalarından da bahsetmeden olmaz... yiğit aydın ile armoni ve orkestrasyon, tolga yayalar ile polifoni, fugue ve post tonal teori (yazdığıma pişman olmaya başladım:))... aynen yazsan olmuyor, türkçeleştirsen olmuyor, ne biçim ders arkadaş bunlar... tonal ötesi:)))...)... neyse; konuya hakimmişim gibi davranayım, bir çok "uzman yazar!" öyle yapıyor, benim neyim eksik:)... maria nowotna ile kulak eğitimi (ne güz…

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka... aşağıdaki paylaşımları da bu yazıdan sonra yaptım, onları da araya ilave edeyim dedim... aşağıdakiler de okunacak...

cem esen'den cosmic variations

cem esen ve ayşe ece güneşş…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

ıraz yıldız

çok fazla paylaşıma aynı şekilde başladım, artık tat da vermiş olabilir ama ıraz yıldız da oldukça uzun bir süredir hakkında mutlaka yazmak istediğim çok önemli genç sanatçılardan biri... ve ben şimdiden bu klişeleşmeye başlayan girişe ek olarak, klişeleşmeye başlayan kapanış cümlemi de en baştan yazayım; yakın yada uzak gelecekte kesinlikle kalbur üstü bir cazcı olacak ıraz... hiç kimseye bu kadar emin olarak yazmamıştım bu öngörümü... bütün derdim, klasikçileri cazcı yapmak benim:)...

ıraz yıldızı ben fazıl say sayesinde tanıdım... fazıl sayın övgüyle bahsettiği genç bir piyanisti yakalarım da bırakır mıyım hiç... o zamandan beri aklımda ama şimdi o yazıyı bulamadım... bulunca eklerim mutlaka... izlediğim ilk videosunu hemen paylaşayım... bu kadar mı hissederek çalınır!... aslında çok daha yakın tarihli canlı kayıtları da var ama ben özellikle bu kaydı paylaşıyorum..

fazıl say - nazım balad 1



burada da bir çok kez elimden geldiğince paylaşmaya çalıştım, son yıllarda ülkemizde genç y…

samida

gürcü dilinde üç kız kardeş anlamına geliyor samida... yani yukarıdaki fotoğrafta gördüğümüz üç sanatçı; damla şahin, yudum şahin ve tamara şahin kardeş oluyorlar... ilk defa yüzleri göstermeyen bir fotoğraf seçtim burada, ilginç oldu ama fotoğraf güzel ne yapalım, aşağıda tekrar paylaşırım, tanış olursunuz artık... ben de az önce tanıştım kendileriyle ve hemen paylaşmaya başladım... bir yandan dinliyorum müziklerini, bir yandan da yazıyorum... ilk izlenimlerimi yazayım hemen: parçalar kısa:)... bir de şunu yazayım, yeni tanış oldum dedim ama bu kardeşlerden birini tanıyorum sanki...

ben genelde bu şekilde paylaşım yaptığım için, yazmaya başlayıp da sonradan paylaşımı iptal ettiğim de az olmadı ama samida şu anda oldukça iyi gidiyor... youtube tarafından bana önerildiği için izlediğim ilk videoları "budur işte!" dedirtmişti, şu anda evet kesinlikle budur işte diyorum... çok başarılılar... dinlemeye başladığınız anda eğitimli müzisyenleri dinlemekte olduğunuzu hemen anlıyors…

gökay özgür

uzun süredir ilgiyle takip ettiğim ve bir süredir de yazmak isteyip, bir türlü yazamadığım, diğer yandan hakkında az da paylaşım yapmadığım bir genç piyanist gökay özgür... bir kaç yıldır mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi istanbul devlet konservatuvarı'nda prof. dr. gülden gökşen ile piyano eğitimlerine devam eden öğrencilerin başarı haberlerini sıkça paylaşır oldum... mesela bir tanesine şöyle bir göz gezdirin derim çünkü oradaki fotoğrafa hayranım ben... boy boy, envayi çeşit piyanist göreceksiniz, işte o boy boy genç piyanistin en boylusu olarak sürekli dikkatimi çekerdi gökay özgür ama hakkında yeterli bilgim olmadığı için şimdiye kadar paylaşamamıştım...

fotoğrafta abi gibi duran gökay özgür, gülden gökşen'in diğer öğrencilerinin gerçekten abileridir... piyanoya 15 yaşında başlamış ve bu sebeple sanat otoritelerini şaşırtıyormuş çünkü 15 yaş çok geç bir yaşmış piyanoya başlamak için... "5 aylıktı, kürdilihicazkar makamında ağlar, mama kaşığını evfer usulünde v…