Ana içeriğe atla

mimar sinan bale'ye büyük ödül

prof. ayşin kabalak ve ar. gör. ışıl konya alataş, öğrencileri ile

benim tembelliğimden kaynaklanan bir gecikmeli başarı haberi paylaşımı yapıyorum yine... tabii burası bir blog sonuçta, haber ajansı değil ve bereket ben haber ajansı çalışanı değilim:)... birazcık geç haberdar olacaktınız:)... gerçi medya çoğu zaman hiç haberdar etmeyebiliyor bu konularda... öyle bakınca, içim rahatladı... ama haklarını yemeyeyim, bu başarıları haber yapan gazeteler olmuş... şaşırdım ama sevindim de tabii... acaba kültür sanat müzik camiamız ne diyor bu işe diye de şöyle hızlıca da olsa bi inceledim, pek ses seda yok...

çok değil, 4 ay kadar önce:)... "bak bu paylaşılmalı, helal olsun" demiştim öğrenince, işte bereket evlere kapandık ya! yavaş yavaş yazıyorum... yukarıdaki paragrafla bu paragraf arasında da en az 15 gün var desem, inanmazsınız ama gerçekten var yani:)... geç olsun, güç olmasın...

şu yukarıda paylaştığım fotoğraftaki öğrenci sanatçılar ve öğretmen sanatçılar, 2019 yılı kasım ayında, youth america grand prix (yagp)'in italya'da düzenlenen yarı finaline katıldılar ve her biri ayrı ayrı büyük başarılarla döndüler... işin belki de daha güzel ve zor yanı, okul olarak da büyük bir başarıya imza atılmış olması...

mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi, istanbul devlet konservatuvarı, sanhne sanatları bölümü bale anasanat dalı'nda eğitimlerine devam etmekte olan dört öğrenci; 17 ülkeden 103 bale okulunun yarıştığı bu yarışmanın italya'da düzenlenen yarı finaline katılma başarısını gösterdiler ve bu yarı finalden de başarılarla döndüler... dört öğrencinin bu başarıları, doğal olarak eğitim aldıkları anasanat dalı'na da yansıdı ve "outstanding school" ödülü de anasanat dalı'na kazandırılmış oldu... ingilizcesini yazdım daha iyi anlaşılsın diye çünkü tam karşılığı yok gibi... en muhteşem, en mükemmel, en olağanüstü arasından birini siz seçin... olağanüstü mükemmel okul demek en uygunu belki de...

konservatuvarın bale anasanat dalı başkanlığını da yürüten ayşin kabalak'ın öğrencileri zeynep yağmur uzşen, ilayda özbilgin ve eylül sıla ılgaz ile ışıl konya alataş'ın öğrencisi yasemin kayabay; bu çok önemli ve prestijli yarışmanın elemelerini geçerek, italya yarı finaline katılma başarısını gösteren öğrenciler oldular... her birini ve öğretmenlerini ayrı ayrı kutluyoruz...

zeynep yağmur uzşen, ilayda özbilgin, eylül sıla ılgaz ve yasemin kayabay, öğretmenleri ile
tam da 24 kasım öğretmenler gününde elde edilmişti bu başarılar, herhalde öğrencilerinden aldıkları en güzel ödül olmuştur... bale paylaşımı yapmaya bayılıyorum... fotolar çok net olmamakla birlikte, resmen zerafet akıyor...

zeynep yağmur uzşen, ilayda özbilgin ve yasemin kayabay yagp new york finallerinde de ülkemizi temsil edecekler... yagp italya yarı finalinde; zeynep yağmur klasik bale kategorisinde birinci olurken, ilayda özbilgin klasik balede ikinci, yasemin kayabay da çağdaş dansta üçüncü oldular... eylül sıla ılgaz ise barcelona d&d yaz okulu bursu kazandı... klasik, modern, senyor, cunyor, üçüncü beşinci derken hepsi birbirine karıştı, umarım doğru yazabilmişimdir... birinin ödülünü diğerine yazdıysam, aralarında değiştirsinler artık... korona esaretinde gece 4:00 de yazıyorum bunları:)... tek yarışmadan bu kadar çok şeyle dönülür mü arkadaş...

tabii yarışmalardan çeşit çeşit derecelerle dönmek güzeldir, büyük başarıdır ama ben oldum olası sanat alanında yapılan yarışmalara bir türlü ısınamadım... bu blogta da mecburen durmadan yarışma ve ödüllerden bahsediyorum... yaşadığım ikileme bakar mısınız... bence sahnelerde olabilmek, alkış almak en büyük ödüldür... her birini ayrı ayrı bir kez daha kutluyorum...

müziği ve dansı birbirinden ayırmak mümkün değil ama bu blog müzik bloğu ya! işte o yüzden ben maalesef bale ile biraz mesafeli kaldım... aslında bale ile biraz daha içli dışlı olmam lazım biliyorum ama şimdiye kadar pek olamadım... bu çok önemli başarıları gösteren genç balerinlerden sadece yasemin kayabay hakkında paylaşım yapmıştım geçen sene yagp başarısından sonra... aynı yarışmada, klasik bale kategorisinde kazandığı birincilik sebebiyle zeynep sude taşdelen hakkında da paylaşım yapmıştım...

eylül sıla ılgaz, zeynep yağmur uzşen ve ilayda özbilgin hakkında maalesef daha önce hiç paylaşım yapma fırsatım olmadı... işin gerçeği şimdi alelacele bir yerlerden bilgi toplayıp, bir şeyler yazmış olmak için yazmak istemiyorum haklarında... bu paylaşım dört genç balerinimizin, öğretmenlerinin ve okullarının gurur verici başarıları hakkında bilgi verme niteliğinde kalsın... doğru ve anlamlı bilgilere ulaştıkça eklerim mutlaka... gelecekteki güzel haberleri ile zaten her biri bana ayrı ayrı paylaşım yaptıracaklardır mutlaka...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada