Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

çağdaş üstüntaş

çağdaş üstüntaş - chadas ustuntas yıllar öncesinin, belki de 10 yıl öncesinin "ordu gitar festivali" sayesinde adını duyduğum bir isimdi çağdaş üstüntaş ... kendisi de ordulu zaten ve hatta şu ordunun yukarı yukarı akan dillere destan derelerinin bir türküsü var ya? işte o türküyü derleyip, gün yüzüne çıkaran ziya özova nın da torunudur kendisi... orduda kemancı ziya olarak bilinirmiş ve çok da ünlüymüş orduda kemancı ziya... dededen müzisyen yani çağdaş üstüntaş... fotoğrafta dikkat çeken en azından 2 şey var; birincisi, gitarın sapı birazcık kalın gibi... yetmemiş, 5 tel daha eklemiş, o da az gelmiş, bir de minik bir sap daha eklemiş:)... tamam, daha fazla telli gitarlar da var ama aynen böylesini ben ilk defa görüyorum, öğrendikçe yazarım artık az sabır... ikinci dikkat çeken şey ise, çağdaş üstüntaşın bir diğer adının daha olması... gitara sap eklediği yetmezmiş gibi, yeni bir ad daha eklemiş ve aslında bu adı ile tanınıyor kendisi... chadas ustuntas ... anlaşıla

fibonacci

Steinway & Sons - Fibonacci insanın baktıkça bakası geliyor... bir de çalmasını düşünün!... pahalı olan her şey kaliteli olmayabilir ama kaliteli olan her şey pahalıdır... 2.4 milyon dolar lık bir piyano... tabii ki steinway... adı da fibonacci... neden fibonacci? onu sonra anlatırım... tasarımı çok hoş... ve steinway & sons un 600 bininci piyanosu... % 100 el yapımı ve saf abanoz ağacından üretilmiş... tasarımcının adı ise frank pollaro ... 6000 saat net olarak mesai harcamışlar bu piyano için ve 4 yıllık bir çalışmanın ürünü imiş... bu modelden alınan ilhamla özel tasarıma sahip 6 piyano daha sıradaymış... şimdilik sadece fotoğrafları var, kendisi yok ortalarda ve 2016 nisanında lang lang tarafından tanıtımı yapılacakmış... o zamana kadar para biriktirmemiz gerekiyor anlayacağınız... fibonacci neden fibonacci peki... tasarımcı frank pollaro bu piyanonun tasarımında matematikteki o ünlü fibonacci spirali ni kullanmış da o sebeple... bu spiral bir salyangozdur ve

eylül esme bölücek

 eylül esme bölücek eylül esme bölücek de içinde bulunduğumuz milenyumun ilk bebeklerinden tıpkı emre nurbeyler gibi... emre nurbeyler hakkında yazarken öğrenmiştim eylül esme bölücek adını ve şimdi yazma fırsatım oldu kendisi hakkında... ayrı ayrı birer harika bu milenyum çocukları:)... eskiden de vardı harika çocuklarımız, şimdi oldukça fazlalar eskiye oranla... yada şimdi daha fazla imkana sahipler de denebilir belki de... belki de bizler daha fazla imkana sahibiz onları tanıma konusunda -hımmm zannedersem bu daha doğru oldu:)- geçmiş yıllarda ulusal kanalımız trt, doğru düzgün idi ve kısa sürede haber verirdi bize... şimdi o imkan yok medya açısından ama sanal imkanlarımız sonsuz... sanal imkanlarımız sonsuz demişken; özellikle son 2-3 yıldır çok fazla çocuk ve genç yeteneğimiz karşıma çıkar oldu, birini tanımaya çalışırken 3-5 yeteneğe daha rastlar oldum!... eski paylaşımlarımı takip edenler (varsa tabii) bilirler, "ülkemizden neden çok az genç çıkıyor yahu!" gib

müzik köyü

türkiyenin ilk müzik köyü diye bir haber okuyunca; hemen paylaşayım dedim çünkü bahsedeceğim etkinliğe oldukça az bir süre kalmış... müziğini de yanına alıp, gidiyorsun köye... bu kadar... tabii ben şimdi yazarım, yazarım ama köyü unuturum:)... daha önce yaptım çünkü benzeri paylaşımlarda... hemen yazayım; muğla iline bağlı, fethiye ilçesinin yanıklar köyü oluyor bu müzik köyü... fethiye ilçesine bağlı yanıklar köyü ahalisi yanıklar köyünü, köyün içinden geçen kargı çayı üzerine hes(ler) yapılacağı için tepkilerini gösteren vatandaşları ile de tanıyoruz... anlayacağınız, müzik köyü olmak için oldukça uygun bir alt yapıları da söz konusu... köyün güzel de bir tarihçesi var... pardon yahu, pek de hoş olmayan ama içinde güzellikler de barındıran bir geçmişi söz konusu demek daha uygun gibi... iki pehlivan güreşiyorlar... pehlivanlardan biri, diğerini tutup, atıyor ateşe!... ne zaman olmuşsa bu olay, o zamanın yasalarına yada geleneklerine göre; rakibini ateşe atan pehlivanın af

aşilin ölümü

biz  aşil  diyoruz, yunanlılar  akhileus ...  achilleus  yada ingilizce  achilles  olarak da geçiyor... şu ayak bileğimizdeki ünlü tendona adını veren yarı tanrı aşil... aşilin ölümü death of achilles - rubens aşilin babası  peleus  tanrı filan değil, bildiğin ölümlü... uyduruk yani... ama annesi olan  thetis  ünlü bir tanrıça... ve tabii ki ölümsüz... bu sebeple bizim aşil yarı tanrı olarak biliniyor... yarı tanrı olduğu için ölümlü... dünyanın en büyük savaşçısı olarak bilinen aşil; ölümü göze alarak, sırf daha fazla ün sahibi olabilmek adına truva savaşlarına katılmış... truvada da büyük kahramanlıklara imza atmış ancak, truvalı prens  paris  tarafından sol topuğundan vurularak öldürülmüş... şimdi topuktan yada diz kapağından sıkılınca ölünmüyor ama aşil ölmüş çünkü ok zehirliymiş... annesi thetis , aslında ölümsüzlük ırmağında yıkamış aşili... ölümsüz olması için ancak kendi elinin suya değmemesi gerektiği için, aşili sol ayak bileğinden tutarak daldırmış suya... aşilin sad

jun justin yu

jun justin yu bırakın hakkında uzun uzun bilgi sahibi olmayı, adının tam olarak ne olduğunu ve kimin nesi olduğunu bulup anlamam bile oldukça zor oldu... pek de önemli değil zaten şimdilik... çalgıcı veletlerden oluyor jun yu ... şimdiden deha, dahi, çello virtüözü, dahi çocuk çellist gibi bir çok ünvanı var ama bence çocuk işte... sadece azcık yetenekli, o kadar:)... adının jun j. yu olarak yazılmasını istiyor zannedersem, bazı yerlerde jun (justin) yu olarak geçiyor... o da pek önemli değil, sadece benim için önemli çünkü buraya doğru düzgün yazmam gerekiyor... şu anda 8 yaşında, 3 yaşındayken ünlü olmuş... gerçi ben de o yaştayken vokalistlik yapıyordum avazım çıktığı kadar... 6 yaşında carnegie hall de resital vermiş... müziğe ise doğmadan başlamış anladığım kadarıyla... babası çinli besteci ve maestro ziliang, anne ise koreli piyanist rho aerea imiş... aslında bu ifadelerden sadece biri bile çoğu zaman tek başına yeterli olabiliyorken müzik yeteneği için; bu velette 5

duo carmesi

duo carmesi (fotoğraf: fatma gültekin) uzunca bir süre önce, belki iki üç sene önce, sadece isimlerini duymuştum duo carmesi olarak; ilgi çekici ve zarif gelmişti bu isim... şimdi anlıyorum ki, zaten o zamanlarda çok genç bir piyano ikilisiymiş duo carmesi... yanlış hatırlamıyorsam, unicef yararına bir resital idi ve eğitim için verilen bir destek konseri idi... eğitime destek zaten başlı başına üzerinde durulması gereken bir konu ama tabii bir "libertango" hastası olarak, benim en çok dikkatimi çeken konu, duo carmesinin bu resitalde astor piazzola nın "iki piyano için tangolar" ını çalmış olmaları idi... duo carmesi ye ait libertango yorumunu da yukarıda bağlantısını verdiğim paylaşımdan izleyebilirsiniz... carmesi , aynı zamanda benim en çok sevdiğim renklerden biridir... çok detayına girmeyeyim, aslında oldukça derin de bir konudur ama crimson desem yeter... ingilizcesi crimson olan rengin ispanyolcasıdır carmesi ve coccoidea familyasına ait kermes bilm