Ana içeriğe atla

tayfun karatekin

müzisyen
tayfun karatekin

yaşarken kıymeti bilinmeyenlerden tayfun karatekin... aynı zamanda vefat ettikten sonra da kıymeti bilinmeyenlerden!... bir kişinin, özellikle de bir sanatçının gerçekte ne kadar kıymetli biri olduğunu anlamak için, kendisine verilmeyen değere bakmak gerekiyor... böyle söylemişti üstad hasan cihat örter bir zamanlar... müthiş bir söz... ilgilisi bilir ve tanır tayfun karatekini... ilgilisi dediğim kesim de zaten bir çok şeyi bilen ufak bir kitle oluyor bu arada... öyle matah bir ilgilisi de yok bu işin maalesef...

ben böyle şeyler yazınca, çoğu zaman birileri gelip "haklısın kardeş, bu ülkede zaten vs vs vs........" yazıyorlar... yok arkadaş, ben dünyadan bahsediyorum, onu belirteyim... dünyanın ülkemizden, ülkemizin de dünyadan hiç farkı yok bu konularda... hiç kimse bir şeylerin yada birilerinin üstüne basıp da kendisini yüceltmeye çalışmasın... "haklısın kardeş, bu ülkede zaten vs vs vs" yazanın sanki bu ülkeden bir farkı var da!... kendisi çok müthiş de, ülke berbat!...

iyi bir şey bu blogçuluk yahu:)... sağa sola laf çarpıp, kendimi yüceltiyorum:)... sanki ben tayfun karatekine hak ettiği değeri verdim de! bir de konuşuyorum... 10 yılı geçti bu bloğa başlayalım, geçtiğimiz ay içinde yaptığım bir paylaşımda tayfun karatekini denk geliş hatırladım da birden, bahsettim... o paylaşımı da okuyun dilerseniz... iyi insan... dilerseniz değil, okuyun... dönerken ince memedi de dinlemiş olarak gelirseniz çok makbule geçer... orada paylaştığımı bir de burada paylaşmayayım...

kendisi için açılmış olan çok önemli facebook sayfası da mevcut.. yıllar önce, bu paylaşıma yorum yapan maestro isimli kişi facebook sayfası açtığını söylemişti ama ben o sayfayı burada paylaşmayı akıl edememişim... şimdi ekledim.. tayfun karatekin hakkında çok değerli bilgilere oradan ulaşmak da mümkün.. sayfayı açan kişi hakan aksu... kendisi isim vermeden yorum yapmış, bu sebeple ben de adını vermemiştim ama facebook sayfasında açıkça yazdığı için, ben de buraya adını ilave ettim hakan aksu'nun... tahminimce tayfun karatekin'in saygıdeğer annesi hocaların hocası olarak bilinen prof. dr. nimet karatekin'in öğrencisi kendisi... benim kendi adıma buradan çıkardığım sonuç da şu oldu: soyad benzerliklerini asla "denk geliştir" deyip, geçmeyeceksin...

tayfun karatekin aslında öyle denk geliş hatırlanacak bir sanatçı olmamalıydı... ama maalesef ben de denk geliş hatırladım... bereket hatırladım... tayfun karatekin, bu ülke müziği açısından en tepedeki 2-3 isimden biridir... dünya müziği açısından da oldukça önemli bir değere sahiptir... yada olmalıydı kesinlikle demek daha doğru... dünya çok büyük ve 3. dünya insanının işi her zaman çok zordur bu dünyada...



nereden çıktı şimdi zuhal olcay diyen olmamıştır kesinlikle... iki çift laf... zuhal olcayın o harika parçası... söz ve müziği tayfun karatekine ait... o sebeple paylaştım...

tabii ki zuhal olcay ile çok daha özel bir bağlantısı var tayfun karatekin'in, ben de bu paylaşıma yapılan çok değerli katkılar sayesinde öğrendim... zuhal olcay'ın kuzeni oluyor kendisi aynı zamanda...

yine yapılan katkılardan öğrendiğim bir diğer önemli konu ise; tayfun karatekin'in ülkemiz piyano eğitiminin en eski kuşaklarından olan, hocaların hocası olarak anılan nimet karatekin'in de oğlu olması... yukarıda da bahsettiğim gibi, soyadlara dikkat etmek ve "acaba var mı bağlantıları?" diye araştırmak gerekiyor mutlaka... prof. dr. nimet karatekin ve oğlu tayfun karatekin... her iki isim de müzik ve sanat açısından çok önemli, unutulmaz ve yerleri zor doldurulacak isimler... rengim gökmen, emre şen ve ibrahim yazıcı başta olmak üzere; bir çok dev müzisyenimizin hocası nimet karatekin...

yıllarca kaset satın aldık, cd ler aldık... daha önce de plaklar filan... kaçımız o albümlerin kapaklarını okumuşuzdur detaylı olarak?... o küçük küçük yazılar aslında çok fazla şey anlatırlar ama çoğu kişi okumaz... aklına bile gelmez kimsenin... kimse önemsemez aslında emeği geçen isimlerin... kaset, şarkıyı okuyan vokalistindir!... ne kadar saçma değil mi aslında!... "falancanın albümü"... yahu o albümde o falanca sadece şarkı söylüyor!... bu konuda kendimi işin içine katamayacağım... ben gerekirse büyüteçle de olsa okurum mutlaka kendimi bildim bileli... o yazılar emekçileri anlatırlar... söz yazarı, beste, düzenleme... çalan müzisyenler... davulcu kim?... gitarı kim çalmış? konuk sanatçı var mı?... kapak tasarımı (varsa öyle bir şey) kime ait?... vs vs vs... her şey önemlidir... o unkapanı yazısı bile...

çoğu albümde müzisyenlerin ismleri yazmaz bile!... öylesi de çok fazla... özellikle o uyduruk popçuların işlerinde çok denk geldim... müzisyenlerin adlarını yazmıyorlar diye çok kızıyordum ben, meğer müzisyenler yazılmasını istemiyorlarmış zaten:)... hak verdim tabii o zaman:)... özellikle uyduruk beste yapıp, zorlaya zorlaya saçma sapan söz yazıp; "alın alın sizin olsun hakları filan" diyen de varmış:)... benden duymuş olmayın:)... neyse ben fazla da kurcalamayayım...

bazen o okumadığımız yazılarda besteciyi ve güfteciyi atlayıveririz ki işte o tayfun karatekindir... çok büyük bir ustadır... aşağıda iki çift lafı bir de kendisinden paylaşayım... zuhal olcay yada tayfun karatekin... her ikisi de ayrı harika...



aşağıdaki bilgiler; kendi bildiklerimle, sağdan soldan bulduğum bilgilerin harmanlanmış hali... tamamı güvenilir kaynaklardan olmakla birlikte, birbiriyle çelişiyorlar çoğu zaman... büyük ihtimalle tamamı doğru ama aktaran kişiler zamanlamayı karıştırıyorlar... mesela isveçe gidince yaptığı çalışmalar biraz karışık...

videodaki mother major family dikkatinizi çekmiştir mutlaka... tayfun karatekin, 1971 yılında isveçe gitti ve orada kurdu bu grubu... yurt dışında çıkardığı ilk plak olan there's been a change in me / sweet love bu grupla çıktı ve dikkatleri ciddi biçimde çekmeyi başardı bu plak... 1972 yılında da ince memet plağını çıkardı... türkiyede çıkan bu plağın arka yüzünde de yukarıda paylaştığım iki çift laf yer alıyordu...

ben de ne kadar karmakarışık yazıyorum:)... parçayı yukarıda paylaştım, burada bahsediyorum:)... siz düzenli okuyun artık bi zahmet... tam da böyle demişken iyice ters olacak ama 1946 yılında doğmuş tayfun karatekin... tabii şimdi ben bu paragraftaki bilgileri yeni öğrenip, yazdığım için böyle eğreti duruyor:)... ben tayfun karatekinin isveçe gittikten sonra profesyonel anlamda çalışmalar yaptığını ve sonrasında ülkeye döndüğünü zannediyordum ama meğer türkiyede öncesi de varmış... 18 yaşında ilk defa sahneye çıkmış alpayla birlikte... dört dörtlermiş grubun adı ve vokal grubuymuş... tayfun karatekinin türkiyedeki ilk plağı ise durul gence 5 eşliğinde doldurduğu shadow of your smile / affet onu tanrım plağıymış... 1969 yılında türkiyede katıldığı bir müzik yarışmasında kim silecek bu yaşları adlı parçasını seslendirmiş, çok ilgi çeken bu parça disko firması tarafından plak olarak basılmış ve bu sayede tüm türkiyeye adını duyurmayı başarmış...

Tayfun´la 1964 ekiminde tanistik herhalde ODTU idari ilimleré kaydolurken sonraki 5 sene nerdeyse hergun beraber olduk, ders calisma, konserler sohbetler etc. Tayfun Ankara kolei mezunudur 1964, iyi basketbol oynardi. Ilk calistigi gece kulubu Alpay kuluptu 1966 kasim filan, sonra feyman oldu simdide pavyon olgunlar sokakta. 1968 yazi Ankara otelinde Erol pekcan la calisirken Comert baykent onu Isvece goturdu bir 15 gun . !969 araliginda ODTU yu bitirip bu sefer kendi basina Stockholmë gitti. Orda muzige devam etti. 1972-3 te pankreas kanseri oldu , uzun seneler Isvecliler ona cok iyi bakti, 1981-2de amerikaya giderken kanser nuks etti 82 subatta vefat etti, bebek asiyanda gomduk. 1969 da Isvece gittikten sonra ancak bir kere 1981 de Istanbulda beraber olabildik..Iyi muzisyendi yasasaydi belki intenational bir muzisyen olabilirdi. RIP.
isimsiz bir okuyucunun bu paylaşıma yapmış olduğu çok önemli katkıyı da buraya aynen ilave etmeyi uygun gördüm... şu yukarıdaki katkıyı okurken o yıllara gittim resmen..

stardust internationalda davul çalan tony walter, türkiye ziyareti esnasında tanışıyor tayfun karatekin ile... tayfun, kendi grubuyla müzik yaparken walter ı davula davet ediyor program esnasında... ve birlikte müzik yapıyorlar... tayfun karatekinin sesi ve tarzı walter ın dikkatini çekiyor çok... daha sonra tayfun karatekin isveçe açılıyor doğal olarak ve what a wonderful feeling adlı bir parçanın demo kaydını yapan tayfun, isveçte de çok beğeniliyor... stardust international ile birlikte çalışmaya başlıyorlar... yeni kurulan grup da çok kaliteli bir vokale sahip oluyor bu vesliyle... hem grupça çok seviliyor, hem de isveçte seviliyor... stardust international grubunun resmen bel kemiği haline geliyor zamanla... ne yazık ki 1973 yılında kansere yakalanıyor ve 1982 yılında, en verimli döneminde çok genç bir yaşta ayrılıyor aramızdan...

benim tayfun karatekin ve onun gibi müzisyeleri tanımamı sağlayan tek bir faktör var, hey dergisi!... aklıma gelmişken belirteyim... inceleyin, bilgi alın derim... yarım yamalak da olsa bildiğim ne varsa, tamamı bu dergi sayesindedir:)... muazzez abacıdan jethro tull a, zeki mürenden moody blues a kadar bildiğiniz, bilmediğiniz her şeyi hey dergisinde bulurdunuz... hakkında mutlaka bir şeyler karalamam lazım ilk fırsatta...



albümü bu yıl başında yeniden plak formatında sadece 500 adet basıldı... tayfun & stardust international albümünü buradan satın alabilirsiniz... çok sınırlı sayıda basıldığı için her an tükenebilir, özellikle kolleksiyonerlerin mutlaka edinmesi gerektiğini düşünüyorum... albümdeki parçalar ise şöyle...

rock me to the music
it didn't do you good
why
mercedes bus
love is
without your love
iki çift laf
i'll never find another you
annabella
as'i es la vida

tayfun & stardust international
albüm aslında 1973 yılında hendrix music production tarafından decibel stüdyolarında kaydedilip, yayınlanmış... isveçte tabii... daha sonra 1975 ve 2017 yıllarında türkiyede, 2007 yılında da japonyada yeniden yayınlandı... albüm hakkındaki detaylı bilgiyi aşağıya alıntıladım...
Baritone Saxophone, Flute [Solo] – Bo Tedner
Bass [Fender] – Mike Watson
Brass – Björn Hallin, Gösta Nilsson, Jan Allan, Rolf Andersson, Sven Larson*, Weine Renliden
Choir – Anette Lindgren, Birgitta Kristofferson, Lena Eriksson*, Ulla Källbeck, Ute Tedner
Drums, Percussion – Tony Walter
Engineer – Lars Liljeryd*
Guitar – Johnny Lundin
Lead Vocals, Congas – Tayfun Karatekin
Lyrics By – Dick Major, Tayfun Karatekin
Organ [Hammond] – Frederik Grimm
Photography By, Artwork – Erik Kellbäck, Olle Nykvist
Piano, Flute, Bass – Dick Major
Producer, Arranged By – Dick Major
Remix – Lars Liljeryd*, Stefan Nordin
Strings – Stockholm Phil. Orc.*
Trumpet – Christer Lindahl
Vocals – Dick Major, Frederik Grimm
Woodwind – Göran Larsén, Ingvar Holst, Jürgen Linder, Lars Stark*
Written-By – Dick Major, Tayfun Karatekin
tayfun karatekin
stardust international

tayfun karatekin hakkında ne yazık ki çok fazla doğru ve güvenilir bilgiye ulaşamadım... kendi bildiklerime ek olarak, bulabildiğim çok az güvenilir bilgiyi paylaşabildim... şu bilinmeli ki, çok büyük değerler çıktı bu topraklardan ve özellikle "müziğin müzik olduğu o dönemlerde" dünyadan hiç de geride olmayan, hatta dünyaca beğenilip, kabul gören sanatçılarımız hiç de az değildi... nereden nereye geldik!... love is ile bitireyim artık... en azından şimdilik diyeyim bitirirken, hakkında bilgiye ulaştıkça eklerim buraya...



Yorumlar

  1. Buyuk sanatci Tayfun Karatekin i ben de 2015 de kesfettim. Hic aklindan cikmadi hatta hic degilse bari mezarini bulup dua edeyim dedim minnettarim ona.. Yaptigim arastirmalara gore annesi Nimet Karatekin Piyano hocasiymis 2014 de vefat etmis 94 yasinda.. asiyan mezarligina defnedilmis oglunun yanina...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim bu önemli katkınız için...

      Sil
    2. Ben tesekkur ederim sizin detayli calismaniz icin.. Hatta facebook da sayfa bile actim sirf bu dunya degerimiz unutulmasın diye..
      (Maestro)

      Sil
    3. Bu arada sanatçı, Zuhal Olcay 'ın da kuzeniymiş.

      Sil
  2. Tayfun´la 1964 ekiminde tanistik herhalde ODTU idari ilimleré kaydolurken sonraki 5 sene nerdeyse hergun beraber olduk, ders calisma, konserler sohbetler etc. Tayfun Ankara kolei mezunudur 1964, iyi basketbol oynardi. Ilk calistigi gece kulubu Alpay kuluptu 1966 kasim filan, sonra feyman oldu simdide pavyon olgunlar sokakta. 1968 yazi Ankara otelinde Erol pekcan la calisirken Comert baykent onu Isvece goturdu bir 15 gun . !969 araliginda ODTU yu bitirip bu sefer kendi basina Stockholmë gitti. Orda muzige devam etti. 1972-3 te pankreas kanseri oldu , uzun seneler Isvecliler ona cok iyi bakti, 1981-2de amerikaya giderken kanser nuks etti 82 subatta vefat etti, bebek asiyanda gomduk. 1969 da Isvece gittikten sonra ancak bir kere 1981 de Istanbulda beraber olabildik..Iyi muzisyendi yasasaydi belki intenational bir muzisyen olabilirdi. RIP.

    YanıtlaSil
  3. çok teşekkürler güzel katkınız için.. tüm katkı ve yorumlar için de ayrıca teşekkürler ediyorum.. sizlerden gelen bilgiler çok önemli çünkü bu bililer hiç bir yerde yok.. bu sebeple bu yorumları metin içine de alacağım..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada