Ana içeriğe atla

tayfun erdem

besteci ve piyanist

tayfun erdem

önce bir itirafla başlayayım... hakkında paylaşım yapmaktan yıllardır korktuğum, çekindiğim çizgi üstü sanatçılardan biri oldu hep tayfun erdem...öyle kolayca yazıp geçemiyorsun tayfun erdem gibi isimleri çünkü hem çok iş yapıyorlar, hem de çalışmalarına da kolayca ulaşamıyorsun... her yerden çıkıyorlar bir de tabii:))... bakıyorsun; berlinde bir şey yapmış, ona bakarken amerikadan çıkıyor, amerikada ne yapmış derken istanbulda çıkıyor, kenter tiyatrosunda... kenter tiyatrosunda ne işi varmış derken, bir albümde adı çıkıyor vs vs vs... ben de öteliyorum durmadan:))... yahu gerçekten öyle oluyor, bende yalan yok... upuzun bir yazı yada haber çıkıyor hakkında, tam sevinirken, almanca çıkıyor:).. foto bulamıyorsun, buluyorsun ama her yerde tek foto:))... video buluyorsun, bu sefer de "yahu arkadaş, bu tayfun, o tayfun mu ki? sanki bu müzik pek onun tarzı değil vs vs" derken onun çıkıyor ama bir danimarkalı paylaşmış, sadece tayfun yazıyor:)).. gel de paylaş burada şimdi:))...

bu blogta hayatım böyle geçiyor benim... ama tayfun erdem de bu blogta mutlaka olması gereken çok önemli isimlerden biri olduğu için, yazayım da kurtulayım dedim artık:)...

cemal reşit rey gibi büyük bir ismin öğrencisi tayfun erdem... piyano, kompozisyon ve armoni derslerini 5 yıl süreyle kendisinden almış... boğaziçi üniversitesinde de ekonomi eğitimi almış... daha sonra amerika'ya gitmiş ve indiana üniversitesinde de bestecilik eğitimi almış... şili'li ünlü besteci juan orrego-salas ve bernhard heiden ile de bestecilik çalışmaları yapmış... piyanist ve besteci tayfun erdem olarak almanyaya yerleşmiş ve 1982 yılından beri de yaşamını orada sürdürüyor... her üç albümü de önce almanyada yayınlanmış ve bir sene sonra da ülkemizde yayınlanmış... almanyada sanat, müzik ve konserler hakkında yazılar ve eleştiriler yazmış, gazetelerde ve dergilerde yazarlık yapmış...

benim için "tayfun" dur... kendisi için de öyle... benim için eski sanatçılarımızdandır tayfun erdem ve yine itiraf edeyim, son çalışmalarını takip edemedim, hakkında bilmediğim çok fazla konu da kesinlikle vardır, hatta bu paylaşım kesinlikle çok eksik kalacak ama tamamlarım bilgi aldıkça... ve yine benim için; ağrı dağı'dır, margittir, dervişlerin ve sofilerin köz üstündeki danslarıdır... bir türlü karar veremedim, elli kere değiştirdim ama sonunda margit dans ederken'de takılı kaldım... gerçi biliyorum kendimi, köz üstündeki dansı da paylaşmadan hayatta bitirmem bu yazıyı:)... dreams and dances of a silent butterfly albümünden... eskiye gidişim biraz abartılı oldu ya neyse artık:)... yıl, 2000'lerin başları filandır... hayali bir prenses için balad ve gülbaharla ahmed'in buluşmalarını bulup dinlemeyi de size bırakıyorum... ağrı dağı esfanesi albümünü de mutlaka ama mutlaka bulun ve dinleyin derim, muhteşem bir albümdür ama şimdi margit'in dansı...


ben çok fazla biyografik bilgiye filan girmeyi sevmeyen biri olduğum için, kısa ve öz bilgi haricindeki kısmı da size bırakıyorum... her şeyi size bıraktım ama yol da gösteriyorum tabii... aşağıdaki resmi sayfasından gereken bilgiye ulaşabilirsiniz... tabii bu sayfa da benim kaldığım yıllarda takılı kalmış ama umarım güncellenir...

tayfun erdem

ağrı dağı esfanesi bence olağanüstü başarılı bir çalışma ama benim için her zaman dreams and dances of a silent butterfly albümü çok daha ön planda olmuştur... çok doğal ve içten bir albümdür... hikayesini de çok yakın bir zamanda öğrendim... margit de ayrı bir efsaneymiş meğer ve içtenliği de buradan kaynaklanıyormuş bu albümün... ağır bir ms hastalığı sonucunda tüm vücudu felç olan ve bu ağır duruma rağmen, büyük bir yaşama sevinciyle hayata tutunan margit için tayfun tarafından yapılan bestelerden oluşuyor bu albüm ve sessiz bir kelebeğin rüyaları ve dansları adı ile kalan müzik tarafından da yayımlanmış ama ben ülkemizde de yayınlandığını bilmiyordum... margit, tayfun erdem'in kız arkadaşı tabii ki ve bu albümün bence her zaman bir adım önde olmasının da sebebi anlaşılmış oldu böylece...

bu albümde yer alan dance of two flowers adlı çalışması ise; alman grup spark - the classical band tarafından düzenlenmiş... flüt, keman, viyola, viyolonsel ve piyanodan oluşan grup; dance of two flowers'ı sürekli repertuvarında tutuyor ve avrupanın bir çok ülkesinde programına alıyor... ben spark tarafından düzenlenen versiyonuna ulaşamadım ama bu harika parçayı da paylaşmadan geçemeyeceğim... bu eserin bir de kontrbas için intermezzosu var, onu da size bırakıyorum... sessiz bir kelebeğin rüyaları ve dansları olarak da çıkmış madem, bu muhteşem çalışmayı da olduğu gibi size bırakıyorum, mutlaka dinleyin...


tayfun erdem'in eserlerinin seslendiren sadece spark - the classical band de değil... berlin filarmoni orkestrasının viyolonselcileri tarafından kurulan ünlü hatta fenomen diyebileceğimiz 12 cellisten tarafından da the march of the blue butterflies adlı eserinin türkiye prömiyeri de 2015 yılında istanbul festivalinde gerçekleştirilmişti... eserinin dünya prömiyeri ise, yine 12 cellisten tarafindan, almanya cumhurbaşkanlığı sarayı’nda gerçekleştirilmişti...

almanya'da ararat - the border crossing adı ile yayınlanan ilk albümünden alınan uvertür bölümü de elektronik müzigin dünyadaki önemli isimlerinden olan oneohtrix point never tarafindan remix yapılarak, age of albümünde manifold adıyla yayınlandı... warp records tarafindan yayınlanan bu albümle, ülkemizden bir bestecinin eseri ilk defa elektronik müzik boyutunda sampling yoluyla kullanılmış oldu... warp records; avrupada independent müziğin öncülerinden kabul edilen brian eno, lfo ve flying lotus gibi önemli isimlerin çalışmalarını yayınlayan en önemli kuruluş olması açısından büyük önem taşıyor...


ararat - the border crossing albümü ülkemizde kalan müzik tarafından ağrı dağı efsanesi adı ile kalan müzik tarafından yayınlanmıştı... bu albümde yaşar kemal'in romanından 6 adet müzikli tablo ve 1 uvertür uyarlanmış... albümdeki müzisyenler de harika... hans hartmann, okay temiz, lennart aberg, süleyman erguner, topo gioia ve talip özkan... klasik kökenli bir müzisyen olmasının etkilerinı bu albümde daha fazla hissediyorsunuz ama mesela sessiz bir kelebeğin rüyaları ve dansları bu albümden çok farklı ve müzik türlerine önem vermeyen ve hiç de anlamayan biri olarak, o albüme pop caz kıvamında diyebilirim... kesin değildir:)...

çok fazla özgün, çok kendine özel bir müzisyen tayfun erdem... ben en çok da eserlerinin isimlerine bayılıyorum... "en sevdiğin eseri hangisi?" diye soran çıksa, yandık... "ağrıdağın yamacında, gündoğumuyla birlikte toplanan ateşperestlerin ellerini açaraktan dua ettikleridir" demek zorunda kalabilirsiniz mesela... soran kişi bir daha hiç kimseye böyle bir soru soramaz, bunalıma girer...

yanlış biliyor olabilirim! aslında orkestra için yazılmış dev bir eser ağrı dağı efsanesi ancak albüm uvertürle birlikte 40 dk civarı... yani sadece bu eserden bazı seçkiler albüme alınmış... ben sallamış da olabilirim:) aklımda öyle kalmış... tayfun erdem albümleri 33 lük plak olarak çok değerli koleksiyoncular için, onu da belirteyim... bulduğunuz anda el koyun... gerçi işin erbabı biliyor ama yeni başlayanlar vardır belki bu işe...

çok dağınık yazmışım, şimdi farkettim:)... toparlamam da zor artık ama kısaca özetleyeyim... ağrı dağı efsanesi albümü ülkemizde 1987 yılında çıktı... sonrasında, 1995 yılında benim burada hiç değinmediğim 2. albümü demir kömür ve şeker çıkmış!... 2001 yılında da sessiz bir kelebeğin rüyaları ve dansları yayınlandı... bu albümler almanyada çıkan versiyonları ile aynı mı? bilmiyorum... ve maalesef en az son 5-6 yıl içindeki çalışmalarını da bilmiyorum, sadece ara ara haberleri gözüme çarptı, o kadar... eksik ne varsa, tamamlarım mutlaka...

benim bildiğim bu üç albüm haricinde çalışmaları da mevcut... kuran-ı kerim, incil ve tevrat’ı bir araya getirerek oluşturduğu el-wordopera; berlin’de sahnelendikten bir kaç yıl sonra, istanbul kenter tiyatrosu’nda da bir kaç konserle el-33 müzikal tablo adı ile sahnelenmişti... çalışmanın adı aslında "el" ve 33 eserden oluşuyor... hatırladığım kadarıyla; kudsi erguner neyi ile eşlik etmişti ve anlatıcı da müşfik kenter idi... doğru hatırlamışım:)...

el-33 müzikal tablo
tayfun erdem, müşfik kenter ve kudsi erguner

bu çalışması dışında, sadece almanyada yayınlanan bir nazım hikmet çalışması olduğunu biliyorum ama şimdilik bilgim yok hiç... daha doğrusu; kuvayı milliye destanı üzerine yaptığı bir çalışması almanyada albüm olarak yayınlandı, bilgim bu kadar... bu eser; ülkemizde demir, kömür ve şeker adı ile yayınlanmış albüm olabilir çünkü anladığım kadarıyla aynısı yada benzeri bu çalışmanın... bu albüm genco erkal tarafından seslendirilmiş... almanyada ise otto sander seslendirmiş... inceleye inceleye bilgiye ulaştım nihayet:))...

ilk paragrafta biraz da sallayarak kafadan, şaka ile karışık olarak yaşadığım zorlukları belirttim... özellikle tayfun erdem gibi sanatçılara ulaşmak ve takip edebilmek çok güç... sadece "tayfun" adını kullanıyor olması bile sıkıntı çünkü ülkemizde bir "tayfun" daha var... bu öyle büyük bir sıkıntı ki, dijital platformlarda bile tek "tayfun" adı altında, her ikisinin de çalışmaları mevcut!!... nasıl olmuş anlamadım:))... bu sebeple dijital platform bağlantılarını da veremiyorum... bu isim benzerliği nedeniyle yaşanan bazı sıkıntılar hep oluyor, çözülmesi lazım... mesela asia minor ve asiaminor adlı grupların varlığı gibi... dünyada da var berbat bir örneği... spyro gyra ve spirogyra:)... hala daha karıştırırım bu grupları ve işin komiği spirogyra'yı çok sevmeme rağmen, diğerini de hiç sevmem... sıkıntı büyük... tayfun erdem yukarıda bağlantısını verdiğim sayfasını güncelleyebilirse ve dijital platformlara da gereken önemi verebilirse çok iyi olacak...

çok önemli bir isim, çizgi üstü bir sanatçı... piyanist ve besteci... cazcı... araştırmacı... tayfun erdem böyle kısaca yazılabilecek bir isim değil ama şimdilik bu kadar olsun... eksiklikleri zaman zaman tamamlarım mutlaka... özellikle yurtdışı çalışmalarına ait performans videolarına ulaşmaya çalışacağım... mutlaka bulurum, tek sorun şu: eminim, bulacağım kişi türk olmayacak ve yine eminim, paylaşırken her şeyi yanlış yazmış olacak... bu sebeple ulaşamıyorum zaten tayfun erdem gibi sanatçıların çalışmalarına...

bana sorarsanız "en sevdiğin eseri hangisi?" diye:)... vereceğim yanıt göreceli oldukça kısa sayılır... "dervişlerin ve sofilerin köz üstünde dansettikleridir" olacak tabii ki... şimdilik bu kadar...


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da