Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

bir sergiden tablolar

pictures at an exhibition oluyor bu bir sergiden tablolar ... 1839 - 1881 yılları arasında yaşamış olan, tam adı ile modest petrovich mussorgsky kardeşimizin muhteşem eseri... önce aşağıdaki fotoğraf hakkında bilgi vereyim; steinway and sons 'ın bir kompozisyondan etkilenerek yaptığı ilk kuyruklu yani grand model... paul wyse tarafından dizayn edilmiş ve anında anlaşılıyor ama yine de yazmam lazım, piyanonun konsepti pictures at an exhibition... oldukça ilginç... steinway model d grand piyano (foto: steinway & sons) 19. yüzyıl bestecisi olan mussorgsky, sonraki bestecileri en çok etkileyen isimdir belki de... önceki yüzyıllarda yasaşaymış, büyük ihtimalle müziğin yönü daha farklı olurdu... müziğe daha minicikken dadısının masalları üzerine doğaçlamalar yaparak başlayan mussorgsky'ye hayran olmamın sebebi de zannedersem bu... az da olsa bilinçli olarak klasik müzik dinlemeye başladığım ilk yıllardaki favori bestecilerimden idi kendisi... adam gibi ilk dinlediğim e

klasik müzik konserlerinde alkış sorunu

konu çok ciddi bir konu ve resmen kanayan bir yara... ülkemizde klasik müziğin gelişmesinin önündeki en büyük engel bu sorun ... klasik müzik konserlerinde, eserin neresinde alkışlayacağımızı bi bilebilsek, müziğimizin gelişimini engelleyen bütün sorunlar ortadan kalkacak... hatta boş salon yada kadrosuz müzisyen bile kalmayacak... ama halk olarak öğrenemedik bir türlü ve klasik müziğin içler acısı durumu da ortada... klasik müzik eserlerinin neresinde alkışlamalıyım!... "olmayacak bir yerde alkışlarım, öndeki asık suratlı, arkasına dönüp beni gözleriyle yerin dibine batırıp batırıp çıkarmaz, orda kalırım" korkusuyla, konserde müzik dinleyemez, dinlesem de anlayamaz olduğum için, artık konserlere gidemiyorum... travma halini aldı... ya şaşırırsam! ya bilemezsem!... salona girerken sağa sola bakın iyice... broşür gibi bir şey olur oralarda bir yerlerde... onu bu sebeple koyuyorlar... konserde neler çalınacak, pardon hangi eserler seslendirilecek? yazar orada... eser ba

deniz gür

piyanist deniz gür başarılı genç piyanistlerimizden deniz gür 'ü özellikle son yıllarda verdiği önemli konserler sayesinde tanıma fırsatı buldum... amerika new york doğumlu olan deniz gür , kaç yaşında döndü türkiye'ye bilmiyorum ama piyano eğitimine 10 yaşındayken hacettepe üniversitesi ankara devlet konservatuvarı ’nda başlamış... öznur orbay ile çalışmalarını sürdüren deniz gür, 2012 yılında liseyi üstün başarı ile tamamlamış... okul tarihinin en yüksek not ortalamalarından birine sahip olarak, birincilikle mezun olmuş... bu detayı atlamamak gerekiyor çünkü konservatuvar öğrenimi, öyle önüne gelenin takdir ve teşekkür aldığı normal bir öğrenim değil... liseyi tamamladıktan sonra, viyana'da roland batik ile çalışmaya başlamış ve inci altınok-hæusler 'den de dersler almış... üniversite lisans eğitimini de viyana'daki ünlü universitat für musik und darstellende kunst wien 'de (viyana müzik ve sahne sanatları üniversitesi) tamamlayan deniz gür, bu okulda

müzikte duygu mu? teknik mi?

neredeyse kendimi bildim bileli var olan, saçma sapan bir tartışma konusu... müzisyenleri "duygulu çalan" ve "teknik çalan" şeklinde ayıran; her boydan, her yaştan, her kesimden insana tanık oldum... gitar manyağıyım ben, benim gibiler bilirler bu tartışmaları... gerçi eskiden forumlar vardı ve uzun uzun tartışılırdı... şimdi şöyle bir baktım, o eski forumlar pek de kalmamış... bu "duyguya önem veren, tekniğe önem veren" lafı oradan kalma... duygulu çalan, teknik çalan diye ayırırlar gitarcıları nedense ve ne işe yarıyorsa bu ayrım... klasik müzikte biraz daha değişiği var bunun, resmen beni gıcık eden bir durum... "tekniği yüksek" lafı... konu şu: bazı müzisyenler duygu yüklü çalar, bazıları teknik!... ne zırvalıktır!... duygu ne? teknik ne?... tamam, neyin kast edildiği anlaşılıyor ama anlaşılıyor olması, saçma olmasını engellemiyor... anlaşılmasa, saçma da gelmeyecek... her şeyi bırakın bir kenara, bu iki ifade zaten birbirinin zıtt

şef hikmet şimşek

şef hikmet şimşek bu paylaşımı yapmaya karar vermem çok ilginç oldu... sinirle karar verdim ve başladım... iki sebeple sinirlendim; birincisi ve önemsizi, hikmet şimşek denince akla ilk gelenin, yıllarca ekranlarda başarıyla gösterime devam eden "pazar konseri" programının olması ve o programın genel olarak "sıkıcılığı" ile anılması... ben bunu anlayamıyorum işte... aradan geçmiş bilmem kaç yıl, hiç üşenmeden sıkıcılığını yazmaya değecek kadar mı önemli bu!... sıkılıvereydiniz yahu 1 saat... programın tamamı yaklaşık 800 saat... yani 33 gün... hayatınızın toplam 1 ayı eder tamamı... ben de sizden çok sıkıldım ama her yere yazmıyorum, şimdi ilk defa buraya yazıyorum... yani haftada 1 saat sıkılmaya tahammülünüz yok da o 1 saati çok mu matah yaşadınız!... eğlencenin dibine mi vurdunuz? yada ne bileyim, çok iyi değerlendirdiniz o 1 saati de, yörüngeye mekik mi oturttunuz? ne oldu yani?... bu önemsiz kısmı... o sıkıcı bulduğunuz ve televizyonu kapatıverdiğiniz kon

cansu sara takmaz

cansu sara takmaz @photographyofsunny antalya'dan çok iyi genç müzisyenler çıkıyor bir süredir... yada daha önce de çıkıyordu da ben ulaşamıyordum kendilerine... bir çok üniversitemiz gibi, akdeniz üniversitesi de oldukça iddialı bu konuda ve çok da sevindirici bir durum... genç keman sanatçımız cansu sara takmaz da akdeniz üniversitesinin yetiştirdiği bir isim... ben kendisini kısa bir süre önce tanıma fırsatı buldum ama son yıllarda adını sıkça duyar olmuştum özellikle geçen seneki caka eğitimlerinde görmüştüm kendisini... bir kaç sene önce büyük özverilerle kurulan üniversitenin çocuk senfoni orkestrasında da adı geçiyordu... neyse, bunları yazacağım zaten ama önce kendisinden gelen son başarı haberlerini paylaşayım... önceki başarılarından ben maalesef haberdar olmamışım, geçtiğimiz yıl, yani 2019 yılında adından çok söz ettirdi cansu sara... kasım ayında ermenistan'da düzenlenen kamerton-soloist international competition for performing arts yarışmasında jüriden aldığ

biz! bu ülkede minicik elit bir grubuz

bu bir edebiyat türüdür ama asla yazılmaz... yazılı edebiyat olmadığı gibi, sözel de değildir çünkü dile de getirilmez... ilk defa dünyaya yeni bir edebiyat türünü kazandırmanın haklı gururunu yaşıyorum... bu edebiyat, "hissettirilen edebiyat" ... bir bakıma sanat da denebilir... hissedilenin hissettirilmesi sanattır çünkü... dünyaya yeni bir sanat dalını da kazandırmış oldum aynı paragraf içinde... çeşitli tipleri var bu edebiyatın... "kimse kitap okumuyor" mesela... yada "kimse dergi satın almıyor"... "kimse klasik müzik dinlemiyor" gibi gibi... bakın çok efendice yaklaşımlar... dedim ya, sanat bu... ben kitap okuyorum, klasik müzik dinliyorum, dergi okuyorum filan ayıptır, denmez öyle... kimse okumuyor!... bir de hep aynı cümleler olmasın diye, farklı kullanımları da var bunların... "herkes tv izliyor" "herkesin elinde cep telefonu var" "millet dizi manyağı olmuş" vs vs... bu kadar yeter mi? yetmez yah