Ana içeriğe atla

657

zordur devlet memuru olmak ama keyiflidir de... kolay değil, koskoca devletin memurusunuz ve memur olmanın vazgeçilmez sembolü olan 657 rakamını taşırsınız üzerinizde... nereye giderseniz gidin, sizinledir bu üç rakam... herhalde bu sebeple olacak ki, bu grup da 657 rakamını atmak istememiş üzerinden ve çok da ilginç olmuş...

bu sayfada çoğu zaman yeni tanıdığım yada müziğe yeni adım atmışları paylaşmaya çalışıyorum ama bu sefer durum farklı ve adım atmayı çok kısa sürede bırakmış olan, artık eskilerden olan bu grubu yazayım dedim... 2 kere adım attılar ama 3. adım gelmedi yada gelemedi bilmiyorum, dağıldılar...

emre, çağatay, kemal, bora, cem ve fatih... adı üzerinde, hepsi devlet memuru ama tabii bildiğimiz devlet memurundan biraz farklılar, yani sabah ellerinde sefer tası ile daireye gidip, çalışıp, sinirlenip, sinirlendirip, akşam mesai bitimi sonrası eve dönen (benim gibi) memurlardan değiller... hani şimdi "devletin tiyatrocusu müzisyeni mi olurmuş" gibisinden tartışılıyor ya! o tip memurlardan oluyorlar, yani operacılar... yada operacılar idi diyeyim ben ne olur ne olmaz çünkü bu rock grubu birden bire ortaya çıkmıştı, çok da iyi sükse yapmışlardı yüksek kaliteli müzikleriyle rock camiasında ama 2 albüm çıkartıp, ortadan kaybolmuşlardı... şu anda bu grubun üyeleri nerededirler? ne yaparlar? hala bordro mahkumiyetine devam ediyorlar mı? yoksa farklı denizlere yelken mi açtılar bilinmiyor... ya da ben bilmiyorum... internette o dönemlerde açılmış resmi bir sayfaları da hala mevcut ama dedim ya, o dönem için belki iyi bir sayfaydı ancak bugün insanı hemen kaçmaya zorlayan bir yapısı sayfanın... en doğru bilgiyi alabileceğiniz belki de tek sayfa olduğu için linkini vereyim, ne de olsa resmi sayfaları hala daha...

http://grup657.tripod.com/

grup üyelerinin tamamı konservatuvar hocası idi... progresif rock yapıyorlardı ve hatırladığım kadarıyla bu türe operayı da dahil ederek müzik yapan ilk türk rock grubu oluyor kendileri... bence bu konuda dünyada başa güreşebilecek gruplardan biridir 657... bazı bilgileri biraz hafıza yordamıyla vereceğim, umarım doğru olur yazacaklarım... çok da fazla bilgi yok kendileri hakkında... yanlış hatırlamıyorsam ilk albümleri 1996 yılında çıkmıştı... çatlak isimli bu albüm resmen mükemmeldi!... mükemmel kelimesini kullanmayı sevmem çünkü çok fazla iddialıdır ama 657 nin çatlak albümü için mükemmel demeyi uygun gördüm... cd olarak da çıktı mı hatırlamıyorum, kasetine sahibim sadece ve gözüm gibi baktığım kasetlerden biridir...

eğer 657 nin ilk albümü olan çatlak ı dinlemediyseniz mutlaka bir şekilde ulaşıp, dinleyin derim... zevkler tartışılmaz ama bu türü dinleyen herkesin mutlaka dinlemesi gerekir bence... "mutlaka"...

Çatlak albümünün kapağı... eski kaset ve cd satanlarda olabilir...

tabii internette de mevcut ama internette bile nereye baksanız karşınıza çıkan bir grup değil...

bu albümü ilk dinlediğimde bana nedense ters gelmişti!... büyük ihtimalle opera motifleri içeriyor olmasındandı bu terslik... opera demek yerine aslında operatik ses demek daha doğru... ama dinledikçe kendisini daha fazla dinleten bir albüm ve 10 parçanın tamamı da çok iyi... dönüşümler isimli parça enstrümantal ve albümde 2 adet dönüşümler mevcut, biri kapanış parçası... çatlak albümündeki parçaların tamamı için çok iyi dedim ama bence dolunay en sivri parçası idi bu albümün... klip parçaları ise yunusça idi ve adından da anlaşılacağı gibi, tasavvufi yönü vardı...

çatlak albümünün çıkış yılını ve o döneme kadar türkçe rock ın durumunu ve sahip olduğu yapıyı düşünürsek, 657 nin ilk albümü çatlak, o dönem için çok önemli bir kilometre taşı olarak kabul edilebilir... bence tek kilometre taşı olarak da kalmıştır... belli bir kesim dışında çok sevilerek dinlendiklerini de zannetmiyorum ne yazık ki...

yılını tam olarak hatırlamıyorum ama daha sonra 2. albümleri olan bilseydik yaşamazdık geldi ancak bence kesinlikle çatlak kadar kaliteli değildi... o albümlerindeki en dikkat çeken parça ise yine bence 40 gün oldu nerdesin idi... bilseydik yaşamazdık, çatlak yanında çok sönük kalmıştı...



yukarıdaki video, kalitesi pek de iyi olmamakla birlikte, büyük ihtimalle izlenebilecek nadir canlı kayıtlardan biri... yunusça... benim favorim dolunay ise aşağıda...



az önce de belirttiğim gibi, "mükemmel" demekten çekinmediğim bir grup 657 ve albümleri çatlak... müzikler, sözler, vokaller harika ama benim en çok dikkatimi çeken tabii ki gitarlar oldu... yazdıklarımı biraz da 1990 lı yıllara dönerek düşünürseniz daha anlamlı olur... gitarlar çok çok iyidir 657 de...

bu albümü ülkemizde bir tek iz öz destekler ve piyasaya sürerdi ki zaten öyle olmuştur... albüm grubun kafasındakileri dışa vurduğu bir başyapıttır... bence hedefleri çatlak ı yapmak idi ve yapmışlar... çok da iyi yapmışlar... rock ve operaya tam kararında anadolu ezgileri serpiştirilmiş ve bazı parçalarda heavy tonları da unutulmamış... sözler ise resmen protest ve dikkatli dinlemek gerekiyor...

grup elemanları hakkında o kadar az bilgi mevcut ki! doğru düzgün bilgi bulamayınca, kasetlerinin kapağını çıkardım, okuyorum ama isimleri kasette de yok!... parçaları yapanların isimleri var, onları yazayım, umarım eksik kalmaz...

o. bora akyol... çağatay m. özkan... h. kemal günüç... f. fatih korkmaz... yunus emre özorhan... cem örnek...

insan adam gibi yazar yahu isimleri... neyse, isimlerde hata olmuş olabilir artık ne yapalım... kasetin kağıdı koptu okuyacağım derken!!!...

sahip oldukları tüm kalite unsurlarının ötesinde, 657 nin ve ilk albümleri çatlak ın en önemli özelliği bence "türkçe rock yapılamaz" diyenlere çok iyi bir yanıt veriyor olmasıdır... piyasa koşullarına hiç hitabetmeyen, sadece kendi içlerinden gelenleri müziğe yansıtan müzisyenler kendilerini ve az da olsa bir avuç insanı mutlu ettiler... müzik piyasasında uzun süre kalmaları mümkün değildi... bugün de değil ama bugün daha bir olası... umarım bir gün büyük bir sürpriz yaparlar ve yeniden çıkarlar ortaya...?


Yorumlar

  1. Trt arşivlerine erişebilsem ilk toplayacağım parçalar 657 'ye ait olanlar olur. 128 kps mp3'e mahkum dinliyorum 657'yi.

    YanıtlaSil
  2. mecburen kasetten yada mp3 olarak dinliyoruz... gerçekten sadece trt de vardır... kasetlerini bile bulmak mucize çünkü 657 dinleyen hiç kimse elinden çıkarmaz...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va