Ana içeriğe atla

dahi müzisyen dünya şampiyonu oldu

günde en az 1 kere mutlaka gördüğüm, bir yerlerde karşıma mutlaka çıkan bir ifade bu "müzik dehası" yada "dahi müzisyen" vs vs vs gibi ifadeler...

en başta şunu belirteyim; eğer; dahi yada deha olarak haberleriniz yapılıyorsa, aileniz ve çevreniz sizi öyle anıyorsa, demek ki müzik konusunda çok ama çok başarılısınız, çok yeteneklisiniz ve çok fazla çalışıp gayret sarf ediyorsunuz... sizin için "bugünün mozartı" "geleceğin mozartı" yada "ilimizden çıkan dahi çocuk" gibi ifadeler kullanıyorsa, sizi zaten bol bol kutluyorum ve duydukça da gururla paylaşıyorum... bu ifadeler sizi çok sevdikleri ve sizinle gurur duydukları için kullanılıyor ama bence pek de doğru değil...

özetle; yazacaklarım size değil, size bu anlamları yükleyenlere... bu sebeple, siz çocukluğunuzu güzelce yaşayın ve biliyorsunuz; bol bol praktis praktis and praktis:)... o da sadece gerektiği kadar, fazlası değil... sanatçı bilgili ve kültürlü olma durumda olduğu için, bol bol kitap okuma, öğrenme... ve tabii ilk yazdığımı bir kez daha yazayım, en önemlisi o; çocukluğunuzu ve gençliğinizi de harcamayın, harcatmayın!...

bu laflara da kulaklarınızı tıkayın... dahi olmanıza filan gerek yok, hatta ille de çok iyi olmak zorunda değilsiniz... müzikle uğraşın, elinizden gelen en iyi müziği yapın, yeter... mesela çok severek dinlediğiniz her müzisyen müzik dehası mı? değiller... mesela barış manço müzik dehası mı?... değil... ama iyi bir müzisyen, iyi bir sanatçı... ve çok iyi bir insan...


lisa simpson... müziğe çok meraklı, caz hayranı, gitar ve saksafon çalıyor... 156 iq ya sahip, çok zeki, çok bilgili ve dünyanın önemli sorunları ve konuları ile yakından ilgilenen bir karakter... çok hassas... günümüz gençliğinin bir sembolü... ailesinden çok farklı hissediyor kendisini... ama ailesini çok seviyor ve ailesi de en büyük destekçisi... lisa müzik dehası değil... önemli olsaydı, müzik dehası olurdu lisa ama o çok daha fazlası...

"genelde zeka ile mutluluk ters orantılıdır. biri artınca diğeri azalır" demiştir...

"neden bunu bir gün bir psikiyatriste anlatacakmış gibi hissediyorum?" da demiştir...

burada çok ince bir konu var; dahi, deha vs olarak gördüğünüz çocukların ve gençlerin kendi iç dünyaları çok farklı çünkü duygusal zekaları yüksek... aynı zamanda sözel, görsel, işitsel, içsel vs vs vs zekaları da yüksek olabilir... genelde öyledir... mesela benim tanıdığım müzisyen çocukların neredeyse tamamı çok iyi resim yapıyor... edebi yönleri yada ifadeleri çok güçlü... bir kısmının matematiksel zekası da çok gelişmiş... ama dahilik değil bu... ve bu sebeple sizlerden çok farklılar... yada en azından daha farklılar... iyiler yada kötüler değil, farklılar... zıtlıkları görebilirler, sizin farkında olmadıklarınızın farkında olabilirler, çok hassas yada kırılgan olabilirler... çok uçlarda yaşayabilirler vs vs vs...

sizi anlayamayabilirler yada farklı anlayabilirler...

sizi üzmeyen, onları çok üzebilir... size doğal gelen, onları çok gerebilir...

size basit gelen de onlara ağır yük bindirebilir... mesela onlara çok basit gelen enstrüman çalma işi de size anormal zor ve uzak değil mi?... işte aynen öyle...

ama tam tersi; size çok basit gelen "dahilik" durumunun gerçekte ne olduğunun farkında olanlar da onlar!... üstelik onlar bu işin bir de eğitimini alıyorlar... yani siz "dahi müzisyen" dediğinizde, sizin dediğinizle, gerçekte olan çok farklı...

mesela ben küçük bir dahilik örneği koyayım buraya, bi okuyun: bach zekası... ki yine de tartışılabilir gerçekten dahilik olup olmadığı...

sizin aklınızın almayacağı bir şekilde piyano çalabilen bir çocuk için; "dünya birincisi" olmak yada "müzik dehası" olmak da oldukça zordur... hatta onlarda böyle bir şey yok ama siz kafasına sokuyorsunuz... onlar bunun ne kadar zor bir şey olduğunu bilirler, farkındadırlar ama siz kalkıp onlar için "geleceğin mozartı dahi müzisyen, dünya şampiyonu oldu" gibi akıl almaz bir şeyi manşet atıp geçersiniz... çoğu zaman, ailelerin de göğsü kabarır bu manşetleri görünce...

bu basit bir gazete manşetidir, siz keser saklarsınız... bir başkası okumayabilir bile... ama çocuk için apayrı bir anlama gelir... koskoca mozart!...

ben olsam, hemen o yazıyı kaldırtırım!...

yahu çocuğunuz eğitimine devam ediyor... profesyonel bir müzisyen değil... o konuda master yada doktora da yapmıyor... yolun başında ve öğreneceği çok şey olduğunu biliyor ve öğrenmeye de çok hevesli... yavaş yavaş öğrenecek... oyun oynayacak, arkadaşlarıyla gezecek, ilk aşkını yaşayacak vs vs...

durun bi yahu aceleniz ne... kolay mı bu işler... adım adım, sabırla bir şeyler öğrenip gelişmek bile keyiflidir... mutlu olma şeklidir yada hayat tarzıdır... yaşam amacıdır... onun o mutluluğunu elinden niye alıyorsunuz...

bu kadar kolaydı madem sizin durumunuz nasıl? muhteşem misiniz? mükemmel misiniz? dahi misiniz?...

siz, o çocuğun ailesi, yakını yada medya çalışanı olabilirsiniz... siz bilmezsiniz çünkü konu uzmanı filan değilsiniz... ben de konu uzmanı filan değilim ama akıl edebiliyorum... size doğru gelen her şey doğru olmayabilir... mesela o çocuğun öğretmeni asla öyle bir cümle kurmaz... ama anne babası kurabilir... medya zaten kurar geçer... medya için önemli olan tek konu, o haberin okunması ve yandaki reklamın tıklanmasıdır...

"geleceğin mozartı dahi müzisyen, minicik yaşında dünya şampiyonu oldu" gibi bir ifade neyin nesidir?... bana dünyada kaç deha var deseniz, taş çatlasın 10 derim... onun da kaçı müzisyendir bilinmez... deha nedir?...


medyatik bir laf... medyatik açıdan çok zekice denebilir ama geri kalan tüm açılardan bakıldığında yeterince zeka ve bilgi kokan bir laf değil...

evet; o çocuk çok yetenekli, çok da çalışıp emek harcamış ve uluslararası bir yarışmada derece alarak, emeğinin karşılığını almış... o cümlenin doğrusu budur... bence derece almak zorunda filan da değildir ama bu yarışmalar kendileri için motivasyon oluyor... fırsatlar elde ediyorlar, çevreleri genişliyor vs...

dünyada da, ülkemizde de bu başarılı çocukların sayısı oldukça fazla ve sayıları sürekli hızla artıyor... düzenlenen yarışmalar da çok fazla... o çocuklar, çoğu zaman çocukluklarının gerektirdiği bir çok şeyi belki daha sınırlı yaşayarak ve çok çalışarak o başarıya ulaşıyorlar... sadece müzikte değil, her konuda çocuklar aynı şekilde kendilerini sürekli geliştirerek, kendilerine sürekli belli hedefler koyarak, o hedeflere düşe kalka da olsa bir bir ulaşarak, sabırla ve emin adımlarla büyüyorlar... tabii ki öğretmenleriyle birlikte...

çocuklar sadece kendileri ile yarışıyorlar, hatta kendileriyle bile yarışmıyorlar çünkü hayat yarışmak değil... hayat, başarılı olmak da değil... hayat, sadece mutlu olmak... belki o bile değil... kişiden kişiye değişir... onlar için hayat; müzik yapabilmek, enstrüman çalabilmek, sanatla uğraşabilmek, kendini sanatla ifade edebilmek, sahnede olabilmek, alkış alabilmek...

ama ihtiyarlar anlamazlar böyle şeylerden... ihtiyarlar için hayat başarıdır... alınan derecedir... cv'dir... diplomadır, takdirdir, belgedir... madalyadır... ödüldür... medyatik olabilmektir... daha iyi maddi imkandır... daha güvenli gelecektir, hatta zirveye çıkmaktır, ünlü olmaktır vs vs vs...

herkes kendisinde eksik olanın özlemini çeker... kendisinde olmayanı büyütür gözünde...

"deha" ve "dahi" gibi ifadeler bu sebeple çok kullanılır...

peki; dünyada bu kadar çok dahi çocuk müzisyen olabilir mi?... mümkün değil, olamaz... olamaz çünkü bu ifadeler çok az sayıda insan için gerçekten kullanılabilirler ki; bir önemi, değeri, farkı olsun...

eğer dünyada bu kadar çok dahi müzisyen varsa, allah aşkına şuna bir cevap verin de, ben de merakımı gidereyim; "bu kadar bol olabiliyorsa dahi müzisyen, neden illa sadece mozart'ı örnek olarak gösteriyorsunuz?"... bunun cevabını çok merak ediyorum...

konunun dışında bu ama aklıma gelmişken sorayım dedim... ben hiç "günümüzün bach'ı" gibi bir laf okumadım, duymadım... yada "geleceğin shostakovich'i!"... varsa yoksa mozart!... mozartın müzik dehası olduğunu nerden biliyorsunuz? yada mozarttan başka bildiğiniz besteci mi yok ki?...

işin şu yukarıdaki kısmı, basit kısmı yada önemsiz diyeyim...

peki siz o minicik çocuğa; yeteneğini geliştirip, iyi bir sanatçı olmak için büyük fedakalıklarla sürekli çalışarak kendini geliştirmeye çalışan ve kendine yakın bulduğu, sevdiği sanatçılar gibi olabilmeyi hedefleyen bir çocuğa, neden dünyanın en büyük bestecilerinden biri gibi olduğunu, dahi olduğunu ve dünya birincisi olduğunu söylüyorsunuz?... bunu da çok merak ediyorum...

gerçekten deha da olabilir... mozartın on katı bir dahi de olabilir... neden olmasın... var zaten... mozart bir sembol... mozarttan daha iyi çocuklar bugün var... o çocukların bunu bilmelerine bile gerek yok... çünkü onlar kendi dünyalarını yaşıyorlar...

mozart gibiyse, müzik dehası ise, dünya şampiyonu ise; o çocuk neden eğitim alsın ki?... neden kendisini geliştirsin? hangi öğretmen ona bir şeyler öğretebilir?... düşünsenize! "mozartsınız!"... yahu ben mozart gibiysem, öğretmenin anlattıklarını bile dinlemem!... valla bi havalara girerim, kimseyi beğenmem... egom şişer... bunu mu istiyorsunuz?... bereket o çocuklarda kafa çalışıyor ve neyin ne olduğunu iyi biliyorlar... ama ya bilmiyorlarsa?...

10 yaşındaki bir çocuğun sırtına bu kadar ağır bir yükü neden yüklüyorsunuz?...

siz bu ifadeleri aslında öylesine söylüyorsunuz... yüceltiyorsunuz aklınız sıra... abartıyorsunuz... yada işi ticarete dökmüşsünüz... kendi yapamadıklarınızı, olamadıklarınızı, o çocukta görmek istiyorsunuz... ama bakın o çocuk deha olmamakla birlikte çok zeki!... zeki de olmayabilir, zeki olmak sanıldığı gibi matah bir şey de değil... ama bir gerçek var ki; sizin gibi değil o... farklı... çoğu zaman aşırı farklı... hatta belki de gerçekten müzik dehası... bilemem... bildiğim şu: o bir çocuk...

yada bırakın hepsini bir kenara, o ayrı bir kişi... mozart mozart deyip duracağınıza, önce onun hayatını bir okuyun bakalım...

dünyaya da büyük dahiler filan da lazım değiller... dünyaya insan lazım sadece... 2 dahi bilir dünya insanı... einstein ve mozart!... sonra bir de hawking çıktı... günümüzde de tesla... bunlar sevimli isimler... ne anlattıklarını bilmemize, anlamamıza da gerek yok!... hayran olalım, yeter...

maalesef en az onlar kadar büyük zekaya sahip başka insanlar da varlar ve dünya bugünkü içler acısı halini de o dahilere boçlu!...

özetle; zeka, deha şu bu öyle sanıldığı kadar matah şeyler değiller... matah olsalar da sayıları çok az...

çocuk; her şeyden önce çocuktur... hatta genç sınıfına girenler de öyledir... dünyaya müzik dehası olmak için gelmedi ki onlar... olurlarsa olurlar... siz istemeseniz de olurlar... medyada haber olmasalar da olurlar...

müzik dehası olacak olan, kendi kendine zaten olur... herhangi bir gayrete gerek yok...

çocuklar zeki, dahi, üstün yetenekli vs vs vs olmak zorunda değiller... her çocuğun yetenekleri vardır ve o yeteneğini geliştirebilir... o yetenek anlaşılsın, ortaya çıkarılsın, yeter...

çocuklar; sanatla ilgilenmek, sanatı öğrenmek, sanatı kullanmak, sanatsal faaliyetlerle uğraşmak ve ilgilenmek zorundadırlar... evet, bu olsa da olmasa da olur denebilecek bir konu değil... zorunlu... her çocuk resim yapmak zorundadır... ama iyi resim yapmak zorunda değildir...

sanat onların doğal hakkı ve ihtiyacıdır... onlara bu imkanlar sağlanmak zorundadır... ama çocuklar büyük müzisyenler olmak zorunda değillerdir... en iyi olmak zorunda değillerdir... aşırı çalışıp, çocukluklarını unutmak durumunda da değillerdir... deha olmak, dünya birincisi olmak zorunda hiç değillerdir...

zaten bırakın çocuğu, genci, yaşlıyı; müzisyenler de muhteşem, harika, deha, dahi, en birinci, en ödül sahibi yada en ünlü filan olmak zorunda değillerdir... bunlar klasik müzikçilerin uydurmalarıdır... zaten bu muhabbetlerin hepsi de onlarda var...

emek harcayarak iyi müzik yapsınlar, biz de dinleyelim, yeter...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.