Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

eve gelen konser

aslında ben eski plak satanları tanıtacaktım ama olmamıştı... onu da bir dahaki sefere yazarız artık... önce dünyanın en hızlı halini yaşayan nesil demiştim, şimdi de o yazının devamı niteliğinde biraz nostalji yapayım dedim hazır "eski plak" demişken...

apayrı bir zevktir bu eski plakları arayıp, bulmak... hatta bulamamak daha büyük bir zevktir çünkü aramaya devam ederek daha fazla heyecan yaşarsınız... diyelim ki, electric light orchestranın bir lp (33 devirlik long play oluyor bu, yani büyük plak; bir de 45 devirlik ufak plak var) sini arıyorsunuz... ilk girdiğiniz dükkanda kalktınız buldunuz!... olmadı işte bu... 8-9 dükkan dolanıp da bulursanız keyif verir bu iş... 8-9 eski plakçıyı dolaşacaksınız, onlarla sohbet edeceksiniz, çayınızı da içeceksiniz ve bulamadığınız plağı aramak için yine yola çıkacaksınız... bu zevklidir çünkü o esnada aradığınız plağı bulamadınız ama aramadığınız çok güzel plaklar buldunuz ve aldınız!... böyledir bu iş...

yada 2 sene önce piyasaya çık…

dünyanın en hızlı halini yaşayan nesil...

eski bir pikap reklamı... daha doğrusu müzik dolabı denenlerden... yeni olsa, reklama girer diye koyamazdım bu fotoğrafı ama ben zaten sıcak aile ortamı yada aile saadeti anlamında bu fotoğrafla başladım yazmaya... özledim gerçekten o yılları... gerçi ben de hatırlamıyorum o yılları ama içimde var nedense... nostaljik olarak benim için ciddi anlama sahip olan çok nadir konulardır plaklar, kasetler, kasetçalarlar, makaralı teypler ve müzik dolapları... hatta artık bu listeye çok yakın tarihte ortadan kaybolmaya başlayan şu meşhur "müzik seti" denen şeyi bile eklemekte yarar var... az kaldı; bu listeye çok yakın bir gelecekte "cd" lerimizi de ekleyeceğiz... inşallah kaset gibi gümlemeyip, sessiz sedasız kendini kurtaran şu plaklar yeniden  alabilirler cd lerin yerini de, plak keyfine döneriz... bakmayın döneriz dediğime, plak keyfini doya doya yaşamış biri de değilim... kasetçalar yaşadık biz nesil olarak daha çok... çocukluğumuzda vardı pikaplar, müzik dolapları, m…

je crois entendre encore

sebebini bilmiyorum, anlayabildiğim kadarıyla koca dünyada pek bilen de çıkmamış ama georges bizetin bu muhteşem operası yani "les pêcheurs de perles" hiç bir zaman hak ettiği değeri görememiştir... gerçekten uzun süre elimden geldiğince sebebini bulmaya çalıştım ama bulamadım... bir çok opera üstadı bile bunu merak eden yazılar yazmış... ilginç...

gerçekten çok ilginç çünkü opera tarihinde hep geri planda kalmış, pek üstünde durulmamış, diğer bir çok opera ve sahne eseriyle kıyaslandığında, göreceli olarak çok az sahnelenmiş bir opera olmasına rağmen; öyle bir tenor aryasına sahip ki! dillere destan... ne mi bu aryanın adı? "je crois entendre encore" tabii ki...

neredeyse her gün farklı tenorlardan dinlemeden duramadığım muhteşem ötesi bir arya... gördüğüm kadarıyla, sadece ülkemizde de değil, dünyada bir çok kişi bu aryayı david gilmour sayesinde öğrenmiş... opera sevdalıları hariç tabii... ben de ilk kendisinden dinlemiştim çünkü az önce belirttiğim gibi, bizet…

d.e.f orkestra

yakup dağhan baydur, fuat güner ve erdal kızılçay bir araya geliyorlar ve d.e.f orkestrayı kuruyorlar... sonra istanbulda konser veriyorlar... daha da sonrasında liverpool beatles festivalinde çıkıyorlar sahneye ve harika bir beatles konseri veriyorlar... tabii beatles parçalarını alaturka çalarak... doğal olarak çok da ilgi görüyor çünkü alışılmışın dışında bir beatles yorumu oluyor... daha ne olsun? ingilizlerin ve dünyanın neredeyse taptığı beatles, üstelik alaturka...

1999 yılında oluyor bu konser ve gerçekten çok beğeni topluyor... yani ben abartarak yazmıyorum, çok dikkat çekiyor ve kraliçe 2. elizabeth in danışmanları tarafından 2002 yılında düzenlenen kraliçenin jübile konserine de davet ediliyorlar... burada önemli olan konu şu, bizzat kraliçe hayran kalıyor... bazı kaynaklara göre ise ingiliz yayın kuruluşu bbc davet ediyor bu çok önemli konsere d.e.f orkestrayı...

kimin davet ettiği de o kadar önemli değil; bu dünyanın en büyük konser organizasyonuna davet edilmiş olmaları …

no land

bu sayfada bir çok yerde "müzik müziktir; yeri, yurdu, dini, dili, cinsiyeti falan filan yoktur vs vs vs" gibi şeyleri yeri geldikçe hep aralara bir yerlere sıkıştırmışımdır... tam da böyle bir grup buldum bu sefer... varlık sebebi bile bu olan üstelik... adı bile no land...

bir benzeri grup ise light in babylon idi...

pek de tercih etmediğim bir şeydir insanların, özellikle de sanatçıların hangi ülkelerden olduklarını belirtmek ama hep de mecburen belirtmek zorunda kalmışımdır... nedense "amerikalı" yada "ingiliz" olunca başına eklenmez ülkesi ama diğer ülkelerden olunca eklenir!... hiç de anlam veremediğim şeylerden biridir bu ama işte ben de neredeyse her paylaşımda bunu belirtmek zorunda hissediyorum... alışkanlık mı olmuş nedir... ama gerçekten ilginç değil mi? ingiliz cat stevens denmez ama mesela italyan tenor pavarotti denir!... neyse geyiğe sarmadan fazla, no land a geçelim...

geçelim dedim ama pek de detaylı bilgi yok!... bu sebeple aşağıdaki v…

gençler ustalara karşı

sürekli takip ettiğim guitarworld.com sayfasında; 2014 yılında en çok izlenen, beğenilen ve paylaşılan videoları derleyip toplamışlar... modadır zaten bir yıl bitip de diğeri başlayınca, bir süre böyle olur... hepsini daha önce izlemiştim ama bir tanesi kaçmış nasılsa... en ilgincini, en güzelini kaçırmışım hem de... li-sa x...

li-sa x, şu anda 8 yaşında minik bir japon... fotoda görüldüğü gibi, gitardan da küçük henüz... lisa hakkında büyük ihtimalle daha sonra kapsamlı bir paylaşımda bulunurum...

burada yazacaklarımda onun da katkısı çok büyük ama konu lisa değil sadece... başlığı gençler olarak attım ama görülebileceği üzere; konu çocukların dünya devleri karşısındaki inanılmaz başarıları!... gerçekten inanılmaz...

li-sa x paul gilbert ın "scarified" adlı parçasını çalıp, youtube a ekliyor aşağıdaki videoyu... tarih 20 aralık 2013...



video o kadar büyük bir beğeni kazanıyor ki, li-sa x in bu videosu kısa sürede tüm dünyayı defalarca dolaşıyor... paul gilbert da 8 yaşında…

ilham perileri

biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta...

men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle...

bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler... esin perileri...

müze kelim…

Cycle in me : Hayatımı Kaydıran Şarkılar

sarp keskiner, arkadaşı piyanist selen gülün den liste istemiş, o da hazırlayıp, göndermiş... 10 adet "selen gülün beğenisi"... hal böyle olunca, hazır referansları kuvvetli bir liste varken, yeniden bloglamakta fayda var diye düşündüm... bazı parçaları bilmiyorum, dinleyelim bakalım:)...

bu arada; sarp keskinerin resmi sayfasının bulunmayışı bence ciddi bir sorun!...

aşağıdaki linki tıklayarak, 10 selen gülün beğenisini inceleyebilirsiniz...

Cycle in me : Hayatımı Kaydıran Şarkılar: Sevgili arkadaşım Sarp Keskiner benden geçen sene böyle 10 parçalık bir liste istemişti. Ben de üşenmeyip yazmıştım. Kocaman tuhaf bir list...

marek pasieczny

dinlerken zaten çok üst düzey bir gitar virtüözü marek pasieczny ama "bence" asıl izlerken insanı büyüleyen bir müzisyen... çalarken verdiği havayı izlemek apayrı bir zevk... yani bence kulaklığı takıp da dinlemek yerine, ekrandan konserlerini izlemek gerekiyor...

polonyalı bir gitarcı olan marek pasieczny hakkında türkçe kaynağın yetersiz olduğunu gördüm ve olur da haberdar olmayan vardır düşüncesiyle kısaca paylaşmak istedim...

ben genelde yeni haberdar olduğum müzisyenleri yazıyorum, tanıdıklarımı ise nasıl olsa tanınıyor diyerek es geçiyorum... galiba hata yapıyorum... sonuçta türkiyede fan sayfaları bile olan çok tanınmış mohsen manjoo yu da ben tanıyordum...

genç olmasına rağmen adını altın harflerle gitar tarihine yazdırmış, bol ödüllü, bol eğitimli, hiper salonlarda konserler veren çok parlak bir klasik gitar virtüözü oluyor marek pasieczny... aşağıda verdiğim resmi sitesinden ve facebook sayfasından gerekli her türlü bilgiyi alabilirsiniz ama ben çok kısaca özetleye…

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)...

zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo...

karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, sen de …