Ana içeriğe atla

cem esen

piyanist, besteci
cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... cem esen kısmını sildim ama siz yine de o bağlantıya gidip; sağa sola da bir göz gezdirin... bu yazıyı okuduktan sonra tabii...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka... aşağıdaki paylaşımları da bu yazıdan sonra yaptım, onları da araya ilave edeyim dedim... aşağıdakiler de okunacak...

cem esen'den cosmic variations

cem esen ve ayşe ece güneşşen'den trajik liedler

elegie op:2

flutopia

portemento

ekleme/aralık 2020... artık önemli eklemeleri yazının başlarına yapıyorum... her sene olduğu gibi, bu sene de yıl bitmeden, çalışmaları ile en göze çarpan muhteşem gençleri açıklanıyor... junior chamber international (jci) tarafından 1983 yılından beri düzenlenen ten outstanding young persons of the world'ün türkiye ayağı olan toyp-türkiye, 2020 nin en muhteşem 10 gencinden biri olarak seçti cem eseni... kültürel başarı alanında bu ödülü fazlasıyla hak eden bir sanatçımız kendisi...

2020 yılında liedlere devam etti cem esen... 2019 yılının trajik liedlerine, alp utku ile çıkardığı akşam güneşi liedleri op.12 de eklendi... bir de tekli çıkardı cem esen, flute sonata no:1 op. 14... bu sonatı da cem önertürk seslendirdi... kültür alanında en başarılı genç seçilmedi boşuna...

içinde gürültü eksik olmayan bir evde dünyaya gelmiş cem esen de... yani anne de baba da müzisyen... komşuların sevmediği türden evler sanatçı evleri... "vayyy sen müziğe nasıl gürültü dersin!" diye kızın bana diye böyle yazdım:)... oluyor öyle tepkiler zaman zaman ve çok hoşuma gidiyor:)... gürültünün de aslında müzik olduğunu söyleme fırsatı doğuyor, daha da önemlisi; dünyanın bence % 97 sinin (atmıyorum, kabaca hesapladım, inanmıyorsanız, siz de hesaplayın) bugün dinlemekte olduğu gürültünün de müzik olarak kabul edildiğini söyleyebiliyorum... işte o kesim için de duygu ve murat esen'in evinden yayılan piyano ve flüt sesleri gürültü oluyor... diyecek bir şey yok, maalesef günümüz dünyasının hakimi o yüzde 97...

bu blogta; olağanüstü, deha yada fevkaladenin fevkinde ve benzeri gibi ifadeleri bilinçli olarak kullanmıyorum çünkü her başarılı ve gönüllere hitabeden müzisyen, olağanüstü bir deha olmak durumunda değil... tercih ettiğim en uç tanımlama "çizginin oldukça üstünde" gibi oluyor en fazla, cem esen de benim için çizginin oldukça üstünde bir piyanist idi... bir kaç yıldır oldukça başarılı bir besteci de oldu aynı zamanda...

hayran kaldığım bir eserini yukarıda bağlantısını verdiğim yazıda paylaşmıştım, free variations op.7'yi orada zaten dinlediniz?... şimdi hemen bence muhteşem olan bir diğer eserini paylaşayım... söz konusu eser ise, muhteşem derim çünkü gerçekten olağanüstü... élégie op. 2... videonun başında op. 9 olarak geçmesi kafamı karıştırdı ama doğrusu 2... bir yandan dinleyin, bir yandan aşağıyı okuyun... keman, yuichiro fukuda...



cem esen'in bir kaç yıl önceki ilk çalışmalarından biri élégie ve ne zamandı tam hatırlamıyorum şimdi, facebook sayfasından paylaştı bu eseri... ben yazısını okumadan dinlemeye başladım yorumladığı bir eser düşüncesiyle... bana o kadar çok hitap eden bir eser ki, şartlanmış olarak "yahu kimindi bu parça?" diye resmen beynimi yakmıştım:)... abartmıyorum, çok fazla uğraştım internette eleji op 2 yada 9 bulacağım diye... dinlemediğim rachmaninoff, faure, massenet, vb besteci kalmamıştı:))... hatta thedorakis, karaindrou vs...:)... böyle hoş bir anısı da var bu eserin... sayfasında kompozisyonları içinde de bulunmuyor elegie nedense... sayfası demişken, hakkında her türlü bilgiye ulaşabileceğiniz resmi web sayfasını vereyim hemen... resmi web sayfasına sahip nadir sanatçılarımızdan biri kendisi ve umarım bu sayfa sürekli açık ve aktif kalır...

cem esen

tabii bu arada şuna da açıklık getirmeliyim; cem esen'den böyle bir eser beklemiyor olmamdan kaynaklanan bir durum değil yukarıda anlattığım... çok daha fazlasını yapar, yapıyor zaten ve yapacak da... aşağıda bahsedeceğim bir çok yeni eseri muhtemelen teknik anlamda çok daha ön plandalar... kedisini bana her an dinlettirebilecek yapıda bir çalışma ve yanımdan ayırmadığım minik mp3 player'ın baş köşesinde yerini aldı çoktan ve 2016 yılından beri benimle birlikte... "dinlediklerim" etiketini de ekledim bu sebeple bu paylaşıma... bu arada; besteci için yapılan paylaşımda bahsettiğim şeye bakın! mp3 player!... ::)))... artık affına sığınıyorum kendisinin:))... günümüzde utanma, arlanma, sıkılma da kalmadı nasıl olsa, arada kaynar gider:))...

hemen bir cem esen paylaşımı yapmak gerekiyor lafı değiştirmek için... prokofiev'in 3 numaralı sonatı... 2014 yılı performansı ama harika... bazen eski performansların paylaşılması sıkıntı olabiliyor ve "yepyenisi dururken, neden bilmem kaç yıl öncesini paylaşıyorsun arkadaş!?" deniyor ama bence bu paylaşılmalı...



6 yaşında başlamış piyanoya... ilk öğretmeni ise can çoker... çukurova devlet konservatuvarındaki bu eğitim sonrasında, mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi devlet konservatuvarına geçmiş ve 2016 yılına kadar metin ülkü ile devam etmiş eğitimine... çev sanat bursiyeri olan cem esen, 2016 yılından beri hannover music hochschule'de roland kruger ile çalışmalarını sürdürüyor... benim bildiğim kadarıyla, güher ve süher pekinel kardeşlerin tüpraş desteğindeki dünya sahnelerinde genç müzisyenler projesi kapsamında destekleniyordu cem esen ama şimdi kontrol ettim, çev sanat tarafından da destekleniyor...

eğitim hayatı boyunca; peter florian, emre şen, stefan kovacevich, prof. andrej dutkievich, diana anderson, alan weiss, johann schmith, jun kanno, gülsin onay, fazıl say, andrea luccessini ve ludmil angelov gibi önemli isimlerle çalışan cem esen, bir çok büyük orkestramız ile de sahne aldı...

her detaya girmiyorum, sadece önemli bulduklarımı yazıyorum... mesela 2012 yılında istanbul festivalinde gülsin onay ile birlikte konser vermesi çok önemli... paganini varyasyonları çalmışlardı... üstelik çok da genç idi... bunun yanında; yine 2012 yılında 13. uluslararası antalya piyano festivaline davet edildi... geçtiğimiz yıl da sofya müzik festivalinin davetlisi idi... 2017 yılında da şef gürer aykal'ın talebi üzerine bestelediği piyano sonatıantalya piyano festivalinde seslendirdi...



bugüne kadar elde etmiş olduğu bir çok derece de var... 5. pera piyano yarışması ikincilik ödülü, başkent üniversitesi ulusal chopin piyano yarışması ikincilik ödülü, 6. pera piyano yarışmasında üçüncülük ve en iyi chopin yorumu ödülü, polonya’nın jelenia gora şehrinde düzenlenen uluslararası chopin piyano yarışmasında finalist, gümüşlük 1. ahmet adnan saygun piyano yarışması birincilik ödülü, kazakistan astana’da düzenlenen 7. delfhi oyunları piyano yarışmasında bronz madalya ödülü, ispanya maria herrero piyano yarışması üçüncülük ödülü, estonya’nın narva şehrinde düzenlenen chopin piyano yarışması finalistliği ve en orijinal yorum ödülü, hollanda'nın enschede şehrinde düzenlenen uluslararası young musician piyano yarışmasında en iyi çağdaş eser yorumu ödülü, istanbul vedat kosal piyano yarışması ikincilik ödülü ve malta piyano yarışması üçüncülük ve jüri özel ödülü benim ulaşabildiklerim...


besteci
cem esen çalışmaları
yurt içi ve yurt dışında bir çok başarılı konsere de imza atan cem esen'in ben özellikle besteciliği üzerinde önemle duruyorum... zaten çizgi üstü çok başarılı bir piyanistimiz ancak bence bestecilik yönü çok daha önemli... kendisini tanıyıp, takip etmeye çalıştığım ilk yıllarda ben bu yönünü bilmiyordum ama 9 yaşında başlamış bestelerine yani 2008 yılında... 3-5 yıl önce bile dikkatli bir şekilde takip edebilmek bugünkü kadar kolay olmuyordu... mevcut bir-iki kaynak, kimi ballandıra ballandıra anlatırsa, onu biliyorduk!... hala öyle ama bugün bire bir takip şansımız oldukça iyi sayılır... mesela ben cem esen'nin bestecilik çalışmalarına hız verdiği son bir yıl içerisinde, tüm çalışmalarını olabilecek en taze halleriyle hemen dinleme fırsatı yakaladım...

ilk piyano sonatını hocası metin ülkü'ye ithaf eden cem esen, geçtiğimiz yıl bestelediği ikinci sonatını ise can çakmur'a adadı... can çakmur'un hamamatsu birinciliğinin hemen sonrasında bunu duyurması bana oldukça anlamlı geldi... başarılı bir piyanistin, bir diğer başarılı piyaniste bu anlamlı davranışı sergilemesi, bugün resmen birbirini yemekte olan ihtiyar camia!! mıza karşı çok güzel bir duruş oldu aslında... bu tamamen benim görüşüm ve  muhtemelen cem esen böyle bir şeyi aklından da geçirmedi benim algıladığım haliyle ama benim ilk düşündüğüm bu olmuştu okuyunca ve çok hoşuma gitmişti... hamamatsu başarısının hemen sonrasında kendisini bu jest ile kutlamış olmasını, ihtiyarlara gençlerden bir yol ve yordam gösterme olarak algıladım ben... bir daha belirteyim, bu sözler sadece beni bağlar...

dört bölümden oluşan iki numaralı piyano sonatı da çok güzel... üzerinde çok çalışılmış titizlikle gibi ama keyfinden de hiç bir taviz verilmemiş... çok beğendiğim bir diğer eseri oldu bu çünkü duygu tekniğe yenilmemiş... sürekli bir yerlere götürüyor dinleyeni...



önceki çalışmalarını bilmiyorum, daha doğrusu cem esen'in hangi çalışmalarını bizlere sunduğunu bilmiyorum... mutlaka fazlası vardır ama bildiğim ilk iki eseri piyano ve yaylılar için yazdığı scarlet ve elegie... fantasie polonaise sonrasında 7 adet kısa impromptu paylaştı zaman zaman... bu eserler de aslında tam benlik çünkü bence müzik zaten o anda hissedilenden ibarettir ve dinlerken de birbirinden farklı cem esen'leri tanıyabiliyorsunuz... 5 ve 7 numaralı impromptu'lara bayıldım... bunları paylaşmıyorum ama youtube kanalından mutlaka dinleyin ve benim beğendiklerimi beğenin diye yazıyorum:))... dayatmalı blog ya burası, o sebeple... aşağıda kendisine ait eserleri paylaştığı kanalı ve bazı eski performanslarını ayrı ayrı veriyorum, takipte kalın mutlaka...

youtube/cem esen (kendi eserleri)

youtube (bazı eski yorumları)

bu blogta daha önce de bazı bestecilerden bahsettim... önemli bir kısmı "yeni müzik" olarak tabir edilen akım bestecileri... cem esen ise o akım içinde değil... benim için müziğin eskisi, yenisi yada şöylesi ve böylesi hiç bir zaman olmadı... genre olarak ifade edilen müziğin türünün olması bile saçma... insanda da, müzikte de saçma... tamam, yapı olarak çok farklı yeni müzik ama ben ayırmayı saçma buluyorum... benim için öyle ve bence müzik müziktir, o kadar... yeni müziği de -biraz zor kabullenerek- keyifle dinledim... eskiye aşina olmaktan kaynaklanan bir durum bu sadece...

bunları neden vurguluyorum? son zamanlarda itişip, kakışmalara ve ince laflara tanık oluyorum:))... yahu arkadaş, herkes işini yapsın, isteyen eskisini, isteyen yenisini yapsın, dinleyici de kendisine hitap edeni dinlesin... ben emek sarf edilen ve kaliteden ödün vermeyen -çok az zaten:)...- her müziği dinliyorum mesela... en eskisinden, en yenisine kadar; tamamını da programlarda görmek isterim... ama köşe başını tutanlar hepsine de aynı şansı vermeliler tabii... işte olay burada kopuyor zaten... müzikteki ırkçılık da had safhada... köşe tutuculara kendinizi beğendirmek zorundasınız resmen... halbuki, sanatçı kendisini dinleyiciye, hatta belki de önce kendisine beğendirmek durumundadır...

eskiyi, yeniyi vs yi bırakın artık... programlarda hepsine de yer verin... öncelikle bestecilerimize bol bol yer verin... en çok saygun'a yer verin... cem esen çalışmalarına da yer verin, aslıhan keçebaşoğlu'na da... gençlere yer verin... eserlerini repertuvarınıza alın... genç bestecilere de genç solistlere de bol bol yer verin... konservatuvar öğrencilerini de serpiştirin senfoni orkestralarına her konserde...

cem esen'den özür diliyorum bunları hakkındaki paylaşımda yazdığım için ama ben her paylaşıma bunları sıkıştırıyorum fırsat çıktıkça... sonra da, olur da okurlar diye özür de diliyorum:))... özür dileyince iş bitiyor:)...

şu an son çalışmasını dinliyorum, çok keyif verici, dinlendirici bir eser... nocturne... kontromantizmi de bekleyeceğiz artık dinlerken...



cem esen; hem çizginin oldukça üstünde bir -yorumcu- konser piyanisti, hem de çizgi üstü bir besteci... besteciliği için benim şimdiden olağanüstü yorumlar yapmam doğru olmaz çünkü basit bir dinleyiciyim sonuçta ama ben tüm eserlerini çok beğendim ve belki de kendisi benim kadar memnun değildir eserlerinden... yaratıcı yönünü yorumculuğuna da çok kararında aktarabiliyor... yorumlamada tadını kaçırıp, eseri resmen katleden bir solist değil... esere bağlı ama yorumlarında cem esen'i de ciddi biçimde hissediyorsunuz...

üst seviye bir konser piyanisti cem esen... ben kaçırmış olabilirim ama işin gerçeği son 2-3 yıldır cem eseni de senfoni orkestralarımızın eşliğinde solist olarak daha çok görmeyi isterdim... yakın geçmişte sadece çukurova devlet senfoni ile sahne aldı diye hatırlıyorum... üstelik sadece son bir yıl içinde bile bir çok resitali oldu türkiye'de, özellikle üniversitelerde... belki de kendi tercihidir, bilemem... aklıma gelmişken yazıverdim geçtim ama sadece cem esen de değil, bazı hak ettiğini düşündüğüm isimleri göremiyorum büyük orkestralarımızla... bu gençler, bu işin üstesinden rahatlıkla gelebilecek kapasitedeler artık...

yukarıda eski-yeni filan karıştırdım ya anlar anlamaz... şunu da ilave etme gereği duydum; cem esen çok yenilikçi bir kişiliğe sahip ve klasik çizgi içinde kalmakla birlikte, eserlerinde bu yenilikçiliği de ciddi biçimde hissettiriyor... ben gerçekten teknik anlamda bilerek, anlayarak yazmıyorum bunları, sadece dinlerken hissettiklerim... özellikle impromptularda daha fazla hissettim bu araya serpiştirilmiş yaklaşımları... çok belli belirsiz serpiştirmeler... özetle; cem esen'den gelecekte farklı çizgide çalışmalar da göreceğiz gibi geliyor bana... eklektik çalışmalar demek doğru olur mu? bilmiyorum... bende bıraktığı izlenim; cem esen yeni yollara açılmaya hazırlanıyor... sadece his...

aslında çok da az yazdım cem esen hakkında... çok detaya girmedim... bu aralar okulunu bitirmiş de olabilir, bilmiyorum ama henüz öğrenci olmasına rağmen, kat ettiği yol hiç de az değil... sadece bir kaç yıl sonrasının dünya piyanisti kendisi... ve geleceğin adından çok söz ettirecek bir bestecisi... belki de hepsinden önemlisi; söylediği ve söyleyeceği çok fazla şey var... fikri var, söylemi var...

yukarıda bitti paylaşım... söylemesem anlamazdınız:)... ama son video için bir türlü karar veremedim... önce piyano ve çello için yazılmış romance'ı paylaştım, sonra mozart'ın piyano konçertosuna yazdığı kadansı paylaştım... bir kaç kere böyle değiştirdim ve sonunda çok beğendiğim kadansta karar kıldım... umarım değişmez yine çünkü video değiştikçe, bu yazı da değişiyor:))... evet, kesinlikle kadans diyorum... ben kendim girip, rahatça izleyebilmek için paylaşıyorum bu videoları da o yüzden... yoksa, dilediğinizi gidip kanalından zaten izlersiniz...

mozart piyano konçertosu k 466 1. bölüm... harika... hem besteciliğini hem de piyanistliğini fazlasıyla konuşturmuş cem esen...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.