Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

bilal karaman

bilal karaman bu blogda bir şeyler paylaşmamın asıl amacı yeni keşfettiklerimi paylaşmaktı, daha doğrusu henüz çoğu kişi tarafından tanınmamış olduğunu düşündüğüm müzisyenlerden bahsetmekti ama o kadar tembel, plansız, programsızım ki! kafamda bir yerlere not ediyorum paylaşmam gerekenleri ancak ben yazıp çizene kadar adamları bütün dünya tanıyor! yüzlerce konser veriyorlar, albümler çıkıyor ben ondan sonra yazıyorum... bilal karaman da öyle oldu... bir şekilde es kaza burayı okursa filan alınmasın, darılmasın:)... bu paylaşım sonrasında, hakkında yapmış olduğum paylaşımları okumak isterseniz, aşağıdalar... patika mikrotonal bilal karaman bilal karamanı ilk tanımam 2005 yada 2006 yılı filan idi... belki de 2004 tür... yanlış hatırlamıyorsam izmirde bir konser idi... caz festivali kapsamında izlemiştim, yeni yeni tanınmaya başlıyordu o yıllarda ama çok fazla dikkat çekici idi her yönüyle... yani çok çok iyi bir gitarcı olarak hafızama kazınmıştı... sonra bir süre ortadan kayboldu ya

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

657

zordur devlet memuru olmak ama keyiflidir de... kolay değil, koskoca devletin memurusunuz ve memur olmanın vazgeçilmez sembolü olan 657 rakamını taşırsınız üzerinizde... nereye giderseniz gidin, sizinledir bu üç rakam... herhalde bu sebeple olacak ki, bu grup da 657 rakamını atmak istememiş üzerinden ve çok da ilginç olmuş... bu sayfada çoğu zaman yeni tanıdığım yada müziğe yeni adım atmışları paylaşmaya çalışıyorum ama bu sefer durum farklı ve adım atmayı çok kısa sürede bırakmış olan, artık eskilerden olan bu grubu yazayım dedim... 2 kere adım attılar ama 3. adım gelmedi yada gelemedi bilmiyorum, dağıldılar... emre, çağatay, kemal, bora, cem ve fatih... adı üzerinde, hepsi devlet memuru ama tabii bildiğimiz devlet memurundan biraz farklılar, yani sabah ellerinde sefer tası ile daireye gidip, çalışıp, sinirlenip, sinirlendirip, akşam mesai bitimi sonrası eve dönen (benim gibi) memurlardan değiller... hani şimdi "devletin tiyatrocusu müzisyeni mi olurmuş" gibisinden tar

siya siyabend

siya siyabend ...yüzyılın burası insanların güç odakları karşısında kendilerini çaresiz ve kimsesiz buldukları bir yer oldu. her birimiz kendini düşüncelerinden başlayarak özgürleştirmek zorundadır. globalleşme yağmalarının enerji merkezli saldırıları karşısında birey sözde demokrasilerde köleleştirilmekte. müzik belkide bireyin son kalelerinden biri oldu. ne kadar yozlaştırılırsa yozlaştırılsın düşüncelerin ve hissediş biçimlerinin aktarılabildiği bir düş-sezgi biliciliği... özgür insanlara müzik üreten grup; siya siyabend... öyle tanımlamışlar kendilerini... sokaklar dahil, özgürleştikleri ve özgürleştirebildikleri her yerde çalarız diyorlar... müzikleri gibi, bilinçleri ve müziğe bakışları da mest etti beni... müziğe, daha doğrusu, geniş açıdan bakarsak, sanata bakış bence de aynen bu olmalıdır... tabii sanattan ödün vermeden, sanatı araç olarak kullanmaya kalkmadan... siya siyabend i hiç dinlememiştim onlar hakkında yazılanları okurken... sayfalarına gittim, yine dinlemede

rock ile biberi karıştıran NFK

siz hiç bir sarrafın bağırdığını duydunuz mu? kıymetli malı olanlar bağırmaz. domatesci, biberci bağırır da kuyumcu bağırmaz. eskici bağırır ama antikacı bağırmaz. insan bağırırken düşünemez. düşünemeyenler ise hep kavga içindedir. popçular, rockcular (folkçular!) boğazlarını patlatana kadar bağırıp duruyor. ama dede efendi'yi okuyanlar bağırmıyor. insanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur. necip fazıl kısakürek böyle demiş... sağda solda değişik versiyonları dolaşıyor... kiminde popçu rockçu kısmı yani boldlu kısım hiç yok, kiminde ise rockçu yerine folkçu geçiyor... uyuşabildiğim biri değil NFK güzel eserleri var tabii... düşünce adamı, kavga adamı ve dava insanı olarak biliniyor... davası peşinde koşan insanlardan zarar gelmez... davası ne olursa olsun, büyük saygı duyarım... gerçi necip fazılın çelişkilerle dolu davası ne kadarlık davadır ayrı konu... kendisine "bu ne çelişkidir üstad! eskiden neler anlatırdın, şimdi neler anlatıyor

sanat ve popüler kültür

Ülkemizde sanat nedir, zanaat nedir, sanatçı ve zanaatçı kimdir, yorumcu kimdir gibi soruların yanıtları sürekli tartışılmaktadır… Sadece ülkemizde değil, bugün bütün dünyada da tartışılmaktadır ve tartışılacaktır… çünkü tarih boyunca bütün insanlık tarafından sürekli tartışılmış ve henüz net tanımlamalar da getirilememiştir… bence getirilemeyecektir de… mümkün değildir çünkü… neden mümkün değildir? Çünkü sanat soyut bir kavramdır… her ne kadar somut eserler sanatsal faaliyetlerin son ürünleri olsa da sanat bence daha çok soyut bir kavramdır… bir yağlı boya tabloyu elinize alabilirsiniz ama o yağlı boya tablonun bende ki etkisini bilemezsiniz… kişilerin bireysel algılama farklılıklarına çok açıktır… Diğer yandan sanat o kadar geniş, ucu bucağı sınırları olmayan bir kavramdır ki ifade edilmesi neredeyse mümkün değildir… sadece ucundan kıyısından parça parça ifade edilmeye çalışılmıştır… Aslında hemen bu noktada şunu belirtmeliyim ki, sanatın ve sanatçının ille de tanımlanması ger

hameran

benim için "doğru düzgün insan" demek olan hameran, kalem oynatmak demek oluyor... yazmak... ama içi boş bir yazma işlemi değil... aynı zamanda kalem oynatan, yazan, yazıcı... biraz daha anlam katmaya çalışırsam, kızacak kendisi biliyorum bu yazma işlemini printer a kadar götürmemek gerekir günümüz gençliğinin daha iyi kavraması için... hameran ı anlayacak kesim anlar zaten... çok derin yazan, kalem oynatan ifadesini ben sözleriyle yol gösteren, savaşan şeklinde anlamak istiyorum... kısaca, özet bilgi verilebilecek bir müzisyen değil hameran... o yüzden sayfasına gidip, kendiniz anlayacaksınız... hameran hameran, hip hop, rap ve hardcore rap demektir... gizemlidir, kendisinden bahsetmez... paylaşmaya çalıştığım kişi hakkında biyografi isterseniz eğer; yok!... kendisine göre, çocuk işçi... aslan, tutsak yada ölü... dediğim gibi kendiniz keşfedeceksiniz... keşfederken sakın ama sakın hoşunuza gitmeyen 1-2 kelime sebebiyle vazgeçmeyin! en başta yazdım, doğru düzgün kalem o

ruhumun icabı

ruhumun icabı kimin ruhu? tabii ki mesut uğurel in ruhu... sadece mesut uğurel in demektense banafsheh sayyad ve mesut uğurel in ruhları icabı demek daha doğru olacak belki de çünkü sayyad ın dansı da beni en az mesut uğurel in bu parçası ve gitarı kadar etkiledi diyebilirim... böyle bir müziğe böyle bir dans ve böyle bir gitar tonu ve tarzı, hatta böyle bir gitar giderdi anca... her biri ayrı özel, gitar bile özel ki ona daha sonra geleceğim... belki anlaşılıyordur, neresinden başlayacağımı tam olarak kestiremediğim... her biri ayrı güzel ve tam olarak birini de anlatmayacağım, bir taşla 3-5 kuş olacak çünkü bir bütün olarak çok anlam ifade edebilen yapımlar nadiren çıkıyor... hemen yazmalıyım unutmadan, müzik rasim mutlu, deniz baysal ve mesut uğurel e ait! düzenleme ve gitar mesut uğurel... klip babil filmin ve yapım, yönetim ise hakan kızıltan ve buket öngen tarafından üstlenilmiş... ben bu isimlerin ve ismi geçmeyenlerin her birini kutluyorum çünkü çoğu zaman gitarı beğeni