Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

gitar akademisi

http://www.gitarakademisi.com/

dünyada bir çok örneği var sanal ortamda gitar öğretimi veren sayfaların ama ülkemizde türkçe kaliteli ve detaylı eğitim veren benim bildiğim bir sayfa yok idi... bilal karamanın değişik seviyelerde gitar dersleri verdiği sayfanı tanıtımı aşağıdaki kısa video da mevcut...



Sanal Gitar Akademisi Tanıtım from Gitar Akademisi on Vimeo.

sanal gitar akademisinde öncelikle gerçek seviyenizi samimi olarak belirlemeniz gerekiyor... bence düşündüğünüzden daha alt seviyelere göz atmakta yarar var... çok önemli bir açığı türkçe kapatıyor olması açısından çok iyi bir gelişme bu sayfanın varlığı...

üye olarak, gitara dair başlangıç seviyesinden ileri seviyelere kadar birçok video, yazılı döküman, nota, transkripsiyon, röportaj ve faydalı bilgiye ulaşabilirsiniz... sayfada 3 farklı seviye için video lu dersler yanında  yerli ve yabancı standart caz gitaristleri, ders notları, dokümanlar, faydalı bilgiler, notalar, tablar ve hoşça vakit geçirilecek bir sanal kafe yanında…

bilal karaman

bu blogda bir şeyler paylaşmamın asıl amacı yeni keşfettiklerimi paylaşmaktı, daha doğrusu henüz çoğu kişi tarafından tanınmamış olduğunu düşündüğüm müzisyenlerden bahsetmekti ama o kadar tembel, plansız, programsızım ki! kafamda bir yerlere not ediyorum paylaşmam gerekenleri ancak ben yazıp çizene kadar adamları bütün dünya tanıyor! yüzlerce konser veriyorlar, albümler çıkıyor ben ondan sonra yazıyorum... bilal karaman da öyle oldu... bir şekilde es kaza burayı okursa filan alınmasın, darılmasın:)... bilal karamanı ilk tanımam 2005 yada 2006 yılı filan idi... belki de 2004 tür... yanlış hatırlamıyorsam izmirde bir konser idi... caz festivali kapsamında izlemiştim, yeni yeni tanınmaya başlıyordu o yıllarda ama çok fazla dikkat çekici idi her yönüyle... yani çok çok iyi bir gitarcı olarak hafızama kazınmıştı... sonra bir süre ortadan kayboldu yada ben kaybettim ve geçen sene bir tv programında yeniden yakaladım... çıkacak olan albümü hakkında bilgi veriyordu ve o albüm geçen sene piya…

mehmet özkanoğlu

bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyici yorumlayabilen b…

657

zordur devlet memuru olmak ama keyiflidir de... kolay değil, koskoca devletin memurusunuz ve memur olmanın vazgeçilmez sembolü olan 657 rakamını taşırsınız üzerinizde... nereye giderseniz gidin, sizinledir bu üç rakam... herhalde bu sebeple olacak ki, bu grup da 657 rakamını atmak istememiş üzerinden ve çok da ilginç olmuş...

bu sayfada çoğu zaman yeni tanıdığım yada müziğe yeni adım atmışları paylaşmaya çalışıyorum ama bu sefer durum farklı ve adım atmayı çok kısa sürede bırakmış olan, artık eskilerden olan bu grubu yazayım dedim... 2 kere adım attılar ama 3. adım gelmedi yada gelemedi bilmiyorum, dağıldılar...

emre, çağatay, kemal, bora, cem ve fatih... adı üzerinde, hepsi devlet memuru ama tabii bildiğimiz devlet memurundan biraz farklılar, yani sabah ellerinde sefer tası ile daireye gidip, çalışıp, sinirlenip, sinirlendirip, akşam mesai bitimi sonrası eve dönen (benim gibi) memurlardan değiller... hani şimdi "devletin tiyatrocusu müzisyeni mi olurmuş" gibisinden tartışı…

siya siyabend

...yüzyılın burası insanların güç odakları karşısında kendilerini çaresiz ve kimsesiz buldukları bir yer oldu. her birimiz kendini düşüncelerinden başlayarak özgürleştirmek zorundadır. globalleşme yağmalarının enerji merkezli saldırıları karşısında birey sözde demokrasilerde köleleştirilmekte. müzik belkide bireyin son kalelerinden biri oldu. ne kadar yozlaştırılırsa yozlaştırılsın düşüncelerin ve hissediş biçimlerinin aktarılabildiği bir düş-sezgi biliciliği... özgür insanlara müzik üreten grup; siya siyabend... öyle tanımlamışlar kendilerini... sokaklar dahil, özgürleştikleri ve özgürleştirebildikleri her yerde çalarız diyorlar...

aynen yukarıdaki alıntıyı söylüyorlar sayfalarında... müzikleri gibi, bilinçleri ve müziğe bakışları da mest etti beni... müziğe, daha doğrusu, geniş açıdan bakarsak, sanata bakış bence de aynen bu olmalıdır... tabii sanattan ödün vermeden, sanatı araç olarak kullanmaya kalkmadan... siya siyabend i hiç dinlememiştim onlar hakkında yazılanları okurken... sa…

rock ile biberi karıştıran NFK

siz hiç bir sarrafın bağırdığını duydunuz mu?
kıymetli malı olanlar bağırmaz.
domatesci, biberci bağırır da kuyumcu bağırmaz.
eskici bağırır ama antikacı bağırmaz.
insan bağırırken düşünemez.
düşünemeyenler ise hep kavga içindedir.
popçular, rockcular (folkçular!) boğazlarını patlatana kadar bağırıp duruyor.
ama dede efendi'yi okuyanlar bağırmıyor.
insanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur.


necip fazıl kısakürek böyle demiş... sağda solda değişik versiyonları dolaşıyor... kiminde popçu rockçu kısmı yani boldlu kısım hiç yok, kiminde ise rockçu yerine folkçu geçiyor... uyuşabildiğim biri değil NFK güzel eserleri var tabii... düşünce adamı, kavga adamı ve dava insanı olarak biliniyor... davası peşinde koşan insanlardan zarar gelmez... davası ne olursa olsun, büyük saygı duyarım... gerçi necip fazılın çelişkilerle dolu davası ne kadarlık davadır ayrı konu... kendisine "bu ne çelişkidir üstad! eskiden neler anlatırdın, şimdi neler anlatıyorsun!" di…

müzik söyleşileri

zaman zaman ilgimi çeken müzik sitelerini paylaşmaya çalışıyorum... nedense, çok uzun bir süredir, vakit buldukça girdiğim, çok şey öğrendiğim bir siteyi burada paylaşmamışım!... ayıp olmuş gerçekten...

bahsettiğim sayfa, "müzikçilerin zamanını müzikseverler adına insafsızca çalan bir gazetecinin vicdan azabının ürünü" imiş... sayfa sahibi öyle diyor...

Büyük emek verilerek yapılan kapsamlı röportajlar çoğu zaman dergi, gazete sayfalarında ilanlar, fotoğraflar arasında sıkışır kalır. Yer darlığı nedeniyle makaslanır, kuşa çevrilir. Mesaj kirliliği arasında kaybolur, hedef kitlesine tam ulaşmaz. Sanatçının ayırdığı süre, gazetecinin çabasının karşılığı sosyal hafızada anlık bir kıvılcım gibi çakar ve söner. Unutulur gider. Oysa söylenenlerin bir kısmı uzun zaman geçerliliğini koruyacak bilgilerdir. Bir müzik türünü, sanatçıyı, enstrümanı keşfetmek isteyen meraklı müzik dostları için define gibidir.

demiş sayfa editörü... aynen, ifade edildiği şekilde düşünürüm ben de hep... s…

sanat ve popüler kültür

Ülkemizde sanat nedir, zanaat nedir, sanatçı ve zanaatçı kimdir, yorumcu kimdir gibi soruların yanıtları sürekli tartışılmaktadır… Sadece ülkemizde değil, bugün bütün dünyada da tartışılmaktadır ve tartışılacaktır… çünkü tarih boyunca bütün insanlık tarafından sürekli tartışılmış ve henüz net tanımlamalar da getirilememiştir… bence getirilemeyecektir de… mümkün değildir çünkü… neden mümkün değildir?

Çünkü sanat soyut bir kavramdır… her ne kadar somut eserler sanatsal faaliyetlerin son ürünleri olsa da sanat bence daha çok soyut bir kavramdır… bir yağlı boya tabloyu elinize alabilirsiniz ama o yağlı boya tablonun bende ki etkisini bilemezsiniz… kişilerin bireysel algılama farklılıklarına çok açıktır… Diğer yandan sanat o kadar geniş, ucu bucağı sınırları olmayan bir kavramdır ki ifade edilmesi neredeyse mümkün değildir… sadece ucundan kıyısından parça parça ifade edilmeye çalışılmıştır…

Aslında hemen bu noktada şunu belirtmeliyim ki, sanatın ve sanatçının ille de tanımlanması gerekli …

hameran

benim için "doğru düzgün insan" demek olan hameran, kalem oynatmak demek oluyor... yazmak... ama içi boş bir yazma işlemi değil... aynı zamanda kalem oynatan, yazan, yazıcı... biraz daha anlam katmaya çalışırsam, kızacak kendisi biliyorum bu yazma işlemini printer a kadar götürmemek gerekir günümüz gençliğinin daha iyi kavraması için... hameran ı anlayacak kesim anlar zaten... çok derin yazan, kalem oynatan ifadesini ben sözleriyle yol gösteren, savaşan şeklinde anlamak istiyorum... kısaca, özet bilgi verilebilecek bir müzisyen değil hameran... o yüzden sayfasına gidip, kendiniz anlayacaksınız...

hameran

hameran, hip hop, rap ve hardcore rap demektir... gizemlidir, kendisinden bahsetmez... paylaşmaya çalıştığım kişi hakkında biyografi isterseniz eğer; yok!... kendisine göre, çocuk işçi... aslan, tutsak yada ölü... dediğim gibi kendiniz keşfedeceksiniz... keşfederken sakın ama sakın hoşunuza gitmeyen 1-2 kelime sebebiyle vazgeçmeyin! en başta yazdım, doğru düzgün kalem oynata…

ruhumun icabı

kimin ruhu? tabii ki mesut uğurel in ruhu... sadece mesut uğurel in demektense banafsheh sayyad ve mesut uğurel in ruhları icabı demek daha doğru olacak belki de çünkü sayyad ın dansı da beni en az mesut uğurel in bu parçası ve gitarı kadar etkiledi diyebilirim... böyle bir müziğe böyle bir dans ve böyle bir gitar tonu ve tarzı, hatta böyle bir gitar giderdi anca... her biri ayrı özel, gitar bile özel ki ona daha sonra geleceğim... belki anlaşılıyordur, neresinden başlayacağımı tam olarak kestiremediğim... her biri ayrı güzel ve tam olarak birini de anlatmayacağım, bir taşla 3-5 kuş olacak çünkü bir bütün olarak çok anlam ifade edebilen yapımlar nadiren çıkıyor...

hemen yazmalıyım unutmadan, müzik rasim mutlu, deniz baysal ve mesut uğurel e ait! düzenleme ve gitar mesut uğurel... klip babil filmin ve yapım, yönetim ise hakan kızıltan ve buket öngen tarafından üstlenilmiş... ben bu isimlerin ve ismi geçmeyenlerin her birini kutluyorum çünkü çoğu zaman gitarı beğenirim, müziği beğenmem…