Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

aykırılaşmak adına aynılaşmak

bazıları farklıdır... yetkinlikleri ya da ilgi çekici yanları ile kendilerinden söz ettirirler... mesela zeki müren ... zeki müren, hem etkinliğini, hem de ilgi çekiciliğini bir arada yaşamıştır... hayatı ödünsüz yaşayabilen nadir insanlardan biri olarak hatırlanacaktır... zeki müren unutulmayacaktır çünkü sesi ve yorumu farklıdır... sesi ve yorumu farklı olan bir çok sanatçı olduğuna göre, en önemli unutulmama sebebi bence farklı olmasıdır... her açıdan farklı... özellikle dinlediğim bir sanatçı olmadı hiç zeki müren çünkü iyi bir sanat müziği yada klasik türk müziği dinleyicisi değilim... ama bana bir kaç türk sanatçı adı söyler misin denilirse eğer ---şimdiye kadar kimse sormadı bunu bana hiç--- ilk söyleyeceğim bir kaç isimden biridir... bence gerçek bir büyük sanatçıdır ve en çok beğendiğim yönü ise tarzını her şeyiyle bu millete kabul ettirebilmiş olmasıdır; kendisini çok sevdirerek, hem de onlarca yıl önce!... erkin koray erkin koray da farklıdır... yukarıdaki fotoğ

kral arthur ve yuvarlak masa şövalyeleri

arthur; koskoca bir kral... yuvarlak masası, şövalyeleri, toplantıları gibi laflar çalınıyor yıllardır kulağıma bizim arthur ile ilgili... son zamanlarda şövalyelere çok merak sardım... ilgimi çekiyor nedense... içimde bir şövalye filan yattığı yok... ne gezer benim içimde şövalye, benim içimde yatsa yatsa garfield yatar... geçmiş yaşantılarımdan birinde şövalye olmam da mümkün değil çünkü geyiktim ben... kral arthur ve yuvarlak masa şövalyeleri şu ünlü yuvarlak masa, kral arthura kayınpederi cameliard kralı leodogran tarafından hediye edilmiş... düğün hediyesidir gitsen baksan... koskoca kralın bir diğer krala verdiği hediyeye bakın... şimdi ne hediyeler gidip geliyor... yuvarlak masanın tek esprisi, eşitlik olması masada ... masanın ayakları da yok nedense... masada oturanların bir başı sonu yok... masaya baktığınızda, "hah işte kralın yeri burası" diyebileceğiniz yer de yok... günümüzde önemli masalar dikdörtgen ve uzundur hep ... bu yuvarlak masa olayı çok ön

pygmalion ve galatea

pygmalion ve galatea kıbrıslı heykeltıraş pygmalion... bir gün başlar bir heykel yapmaya... çok güzel bir heykel yapar... yaptığı kadın heykele "galatea" yani "uyuyan aşk" adını verir... galatea o kadar güzeldir ki, pygmalion kendi yaptığı bu heykele aşık olur... pygmalion, her gün afroditin tapınağına gidip dua etmektedir... afrodit, pygmalion un duasını kabul eder... pygmalion bir gün galateayı öperken, galatea canlanır ve hayatları boyunca çok büyük bir aşk yaşarlar... aslında bu kısacık mitolojik hikaye farklı bakış açılarına göre o kadar farklı açılardan yorumlanıyor ki!... bu hikayeden yola çıkılarak;  my fair lady  müzikali,  pygmalion  ve  pretty woman  filmleri filan yapılmış... yüzlerce yeşilçam filmi de cabası... hatta her ne kadar ben bir bağlantı kuramamış olsamda,  oidipus kompleksi ne kadar götüren bile var psikologlar arasında... tüm bu film, oyun ve müzikallerde sadece 'beğendiği kadını yaratma' üzerinde duruluyor! halbuki  bu bakış aç

hakan ali toker

hakan ali toker türkiyede eksikliği hissedilen çok önemli bir boşluğu dolduran muhteşem piyanist... :)... güleceğim geldi bu cümleyi kurunca!... türkiyede bu önemli boşluğu hisseden kişilerin sayısını merak ettim bi an:)... bu ülkede sanat konusunda, hele hele piyano konusunda hissedilen bir boşluk var mı acaba!... valla ilk defa şöyle afilli bir cümle ile başlayayım dedim, yüzüme gözüme bulaştırdım:)... yok öyle bir şey!... ama ben hissediyordum ve o sebeple hemen başladım yazmaya... sayıca az da olsak, eminim hissedenler de az değildir... hem de ciddi biçimde hissediyordum ve nihayet buldum: hakan ali toker ... hakanalitoker.com sayfasına gittiğinizde kendi sözcükleri ile de okuyacaksınız ama ben de vurgulayayım; eğlence adına sanatı unutan, unutmayı bırakın, alıp resmen çöpe atan bir toplumda yaşadığımız kesin... bunun tam tersi; bir de seçkin bir tabakamız da var ki, o tabaka da resmen sanat adına eğlenmeyi bir kenara atmış durumda!... halbuki bence sanatın her dalı önemli

ACPAD akustik gitar için kablosuz MIDI

elektronik orkestra elinizde sloganıyla görücüye çıktı ACPAD... dünyanın ilk kablosuz akustik gitar MIDI kontrol aparatı... aşağıda videosunda da göreceksiniz zaten, akustik gitarın gövdesine sağda görüldüğü gibi monte ediliyor -ki monte edilmesi de çok kolay- ve çalarken aynı zamanda müziğinizin alt yapısını bu kontroler ile sağlıyorsunuz... hem kablosuz olarak, hem de USB bağlantısı ile kullanabiliyorsunuz... kullanımı kolay gibi ama bence sıkı bir alışma süresi gerekecek gibi... Ableton Live tarafından üretilmiş sonsuz denebilecek sayıda ses ve efekte sahip... 2 adet looper ı bulunuyor... 2 mm kalınlığında ve gövdeye zarar vermeyecek şekilde kendisi yapışıyor ve kolayca da ayrılıyor... gitar çalımını herhangi bir şekilde engelleyen olumsuz bir yanı yok... http://acpad.com/ neyse; ben yarım yamalak anlatacağıma, siz videosunu izleyin, fazlasıyla yeter... tabii aşağıdaki sayfasından bilgi de alabilirsiniz... ben sadece yeni ve ilginç bulduğum için paylaşıyorum... benim

emre nurbeyler

emre nurbeyler henüz 15 yaşında genç bir delikanlı emre nurbeyler ... yine denk geliş karşıma çıktı, dinledim, izledim ve çok beğendim... çok beğenmenin ötesinde; çok dikkat çekici, fazlasıyla gelecek vaad eden, dünya sanatçısı olabilecek kapasitede geldi bana emre... böyle durumlarda hep şöyle denir: "geleceğin fazıl sayı, idil bireti vs vs vs"... ben de hiç bir zaman öyle söylemem, geleceğin emre nurbeyleri olacak ve adından çok söz ettirecek ... aslında bir süredir adından zaten fazlasıyla söz ettiriyormuş ama ben yeni keşfettim... 6 yaşında başlamış piyanoya, öncesini bilmiyorum... şu anda dokuz eylül üniversitesi devlet konservatuvarı piyano bölümü öğrencisi... kendi yoluna çoktan çıkmış aslında... kendi besteleri de var ve klasik piyano eserleri yanında, kendi eserlerini de seslendiriyor resitallerinde... içinde bulunduğumuz milenyumun ilk çocuklarından olan emre, 2012 yılından itibaren, katıldığı etkinlikleri paylaştığı bir blog yazmaya başlamış... şu anda

korhan futacı

korhan futacıyı üst üste dinleyince saatlerce, bir hayranlık oluştu, yazayım bir şeyler de paylaşayım dedim... ama pişman oldum:)... o kadar dallı budaklı ki çalışmaları, projeleri, grupları ve hatta müziği; neresinden başlayayım, kurucusu olduğu yada çalışmalarına katıldığı grupları ve projeleri nasıl yazayım bilemedim... birini yazsan, diğerine ayıp olacak; araştırıp da bulamadıklarım olacak yada ne bileyim ben, eminim bir şeyler olacak:)... sadece tek bir projesinde bile 15-20 müzisyen var... valla başladım artık yazmaya, geri dönüşü de yok, yazacağız artık hepsini... bulabildiklerimi, ulaşabildiklerimi diyeyim de, kalkıp da atladığım şeyler olursa, emeğe saygısızlık, müzisyene haksızlık olmasın... hiç hoşlanmadığım durumdur çünkü arada bir şeyleri yada birilerini es geçmek... kimse alınmasın, darılmasın, ben korhan futacıyı merkeze alıp da yazacağım bir çok grubumuzu... korhan futacı korhan futacı; saksafon çalıyor... mükemmel çalıyor, müziği de mükemmel... söylüyor, besteci