Ana içeriğe atla

agora gençlik senfoni'den ses getiren konser

agora gençlik senfoni orkestrası
üç yıldır agora gençlik senfoni orkestrasını yakından takip etmeye çalışıyorum ve haklarında daha önce de paylaşımlar yapmıştım... önce o paylaşımlara en azından şöyle bir göz gezdirip de "ne yapıyormuş bu gençler" gibi bir merak uyandırırsanız kendinizde, çok sevinirim... genelde gençlerin neler yaptıkları pek merak edilmez, çoğu zaman gözden kaçırılır ve sadece akıl verilmeye çalışılır ya gençlere! ondan öyle dedim...

agora senfoniden mozart ve film müzikleri

agora gençlik senfoni orkestrası

agora gençlik senfoni paylaşımlarını yaparken hep bi korku yaşıyorum çünkü çok fazla kollektif lafı geçiyor... galiba 2017 yılı idi, murat ömür tuncer "arkadaşlar, senfoni orkestrası kuruyoruz vs vs" şeklinde bir paylaşım yapmıştı, ben de hiç unutmuyorum, "turşu mu kuruyorsun arkadaş, ağır ol" demiştim... içimden tabii... alışık değiliz öyle birlikte işe girişmelere filan... neyse, 3 ay sonra ilk konserlerini vermişlerdi... ben ihtiyarım ya! sadece 7 kişinin kooperatif kuramamasına, kursalar bile, 3 ay içinde kavga edip, dağılmalarına alışığım sadece... yok benim kafada öyle kollektif şeyler... bekledim, "nasıl olsa dağılırlar, genç bunlar, ne anlayacaklar orkestradan, konserden filan" dedim ama daha da ileri gittiler... hala daha konser veriyorlar!... en son 5 gün önce, 8 ocak 2020 tarihinde çankaya belediyesi nazım hikmet kültür merkezi piraye salonunda verdikleri harika bir konserle açtılar 2020 yılını...

agora gençlik senfoni orkestrası
agora gençlik senfoni orkestrası
agora gençlik senfoninin her konserine ben çok önem veriyorum çünkü en başından beri büyük başarılara imza atacaklarından hiç şüphe duymadığım agora gençlik senfoni'nin genç sanatçıları, bu işin altından sürekli daha fazla ilerleyerek ve büyüyerek başarıyla kalkıyorlar... güncel tartışmalar ve yaşananlar tüm gerçekliğiyle ortada ama diğer yanda da genç sanatçıların karşılaştığı sorunlara kollektif bir şekilde çözüm getirmeyi misyon edinen bir bağımsız gençlik senfoni orkestrası var... bütün zorluklara rağmen, sahnede olan ve her konseri sonrasında daha geniş bir kitle tarafından tanınıp, takdir ve beğeni alan...

bu konserde yıllar önce hakkında paylaşım yaptığım çok genç bir orkestra şefimiz de konuk şef olarak orkestrayı yönetti... maestra nisan ak... kendisi çalışmalarını amerika'da sürdürüyor... solist de çok önemli bir isimdi... büyük başarılarıyla ve özellikle besteleri ile dikkat çeken ve şu anda ingiltere kraliyet müzik koleji’nde çalışmalarını sürdüren genç piyanist ilayda deniz oğuz...

bu konserin organizasyonu; orkestranın kurucu şefliğini yapan şef yağız oral ve yine orkestranın kurucularından olan, şefliğini de yapan ve şu anda müzik direktörlüğünü üstlenen murat ömür tuncer tarafından yapıldı ve konser öncesinde şef nisan ak ve piyanist ilayda deniz oğuz ile sıcak bir sohbet gerçekleştirdiler...



yukarıdaki videoda da görülebileceği üzere, bu konsere kemal kılıçdaroğlu ve çankaya belediye başkanı alper taşdelen gibi isimler de katılarak destek verdiler... bu tip destekler gerçekten büyük önem taşıyor... gençler için de çok büyük bir motivasyondur diye düşünüyorum... yukarıda bahsettiğim kısa sohbet öncesinde de agora gençlik senfoni orkestrası hakkında yapılan belgesel niteliğinde bir gösterim yapıldı ve bu giriş sonrasında sahneyi şef nisan ak yönetimdeki ago eşliğinde piyanist ilayda deniz oğuz devraldı... mozart'ın 23 numaralı piyano konçertosunu seslendiren ilayda deniz oğuz, bu konçertonun kadansını da kendisi yazmış... bis olarak da senden bana yar olmaz türküsünü doğaçlama olarak seslendiren ilayda deniz oğuz sahneden ayrıldıktan sonra şef nisan ak yönetimdeki ago son olarak mozart'ın 29 nolu senfonisini seslendirdi ve konser tamamlandı... henüz bu konsere ait videolar edit edilip paylaşılmadı, paylaşıldığında ben de buraya mutlaka eklerim...

harika bir mozart gecesi yaşatan bu konser için yukarıda "neden bu kadar önemli" demiştim... evet gerçekten çok önemli çünkü amerikadan, ingiltereden bizi başarıyla temsil eden çok önemli genç sanatçılarımız bu konser sayesinde ago ile bir araya geldiler... bir araya gelip, kollektif bir şekilde bir çok sorunu başarıyla aşıp, çok başarılı ve güzel konserlere imza atan agora gençlik senfoni, bünyesindeki genç sanatçılara bu konserde en gençlerden birini daha ekledi... genç kemancımız elif eroğlu... bu açıdan da çok önemli...

keman
elif eroğlu
orkestranın yaş ortalamasını bilmiyorum, muhtemelen 18 civarıdır diye düşünüyorum ama elif henüz 12 yaşında ve çok iyi uyum sağladı orkestraya... genç keman sanatçımız elif eroğlu, bu sayfada hakkında en çok başarı haberi yazdığım isimlerden biri... yukarıda verdiğim bağlantıyı mutlaka okuyun derim... geçtiğimiz aralık ayı başında da başkent oda orkestrası ile sahneye çıkmıştı elif eroğlu... 2019 yılında bildiğim kadarıyla 2 orkestra deneyimi oldu, 2020 yılına da hızlı başladı... çok doğru bir yolda adım adım ilerliyor elif...

25 kasım 2019 tarihinde birbiriyle bağlantılı iki paylaşım yapmıştım, şimdi detayına fazla girmeden, onlara bi göz gezdirin diyeyim... bağlantıları aşağıda... okuyun ve bu konserler neden çok önemli? bir düşünün... ben, ago'nun tüm genç müzisyenleri için ve özellikle elif eroğlu için, bu konserlerin hem çok eğlenceli hem de çok öğretici olduğunu düşünüyorum... her ne şekilde olursa olsun, verilen her konser çok önemli bir tecrübeyi de getirir beraberinde... zaten bu sebeple ben bu tip orkestralara ve etkinliklere her zaman için okul gözüyle de bakmışımdır...

genç müzisyene sahne tozu nasıl yutturulur?

konserleriyle dikkat çeken genç müzisyenler

müzikle yaşayan gençlik derneği (müzgender) üyesi olan agora senfoni orkestrasının en büyük motivasyon kaynağı ise seyirci... bazı kişilerce pek de önemsenmeyen, saygı gösterilmeyen, istekleri göz ardı edilen seyirci... ne kadar tuhaf değil mi?... aslında olan biten her şey o seyirci için ama seyirci zurnanın son deliği çoğu zaman... agora gençleri için ise tam tersi... onlar için seyirci gerçekten çok önemli ve şimdiye kadar üç sezon boyunca verdikleri tüm konserleri tamamen dolu salonlara verdiler... salon doldurma ve alkış alma uzmanı ago gençleri...

agora gençlik senfoni orkestrasının arkasındaki tek güç kendileri... kendi idealleri doğrultusunda, bağımsız bir şekilde sanat yapıyorlar... bu sebeple ülkemizin "arkası en güçlü" orkestrası ago... arkaları gerçekten güçlü çünkü inisiyatif kendilerinde ama agora gençlerine düşen en önemli görev, rehavete kapılmamak... oldukça iyi bir rüzgar yakaladıklarına inanıyorum ben ama yaşanabilecek en büyük sıkıntı da kendi rüzgarlarına kapılmaları... müzik çok nankör derler, çok da doğru... üstelik bu koskoca bir orkestra ise daha da nankördür müzik... agora gençleri daha da fazla çalışmak ve çabalamak zorundalar artık çünkü yavaş yavaş kendilerinden beklenen daha da artacak... benim arttı bile... özetle; kötü haber midir? iyi mi? bilmiyorum ama muhtemelen daha çok çalışmaları ve varsa, eksiklerini gidermeleri gerekecek... dedik ya, inisiyatif kendilerinde:)...

hiç bir beklentileri yok kendileri için ama sanat adına beklentileri tabii var... o beklentiler de aslında hiç beklenti olacak şeyler değil ama sonuçta durum bu... ne mi beklentileri? konser vermek için planlanmış konser salonlarında vermek istiyorlar konserlerini... beklentileri bu kadar...

aslında beklentileri bu kadar olamaz ama bu gençler çok kibar, efendi müzisyenler... içlerine attıkları mutlaka vardır... işte önemli olan, o içlerine attıklarını basit bir empati ile görebilmek... ben şimdi buraya bir kez daha uzun uzun yazıp, bu paylaşımı da bozmayayım:)... sayfanın sol üstündeki arama kutusuna agora yazın, gelir bir şeyler... biraz empati yeterli... enstrüman çalıp, konser veren gençlerin ne beklentileri olabilir ki?... sadece 5 bin kişilik bir konser salonu istiyorlar:)))...

agora gençliğe en başından bugüne kadar bir şekilde destek olanlar yok mu? tabii ki var... en başta benim bildiğim iki isim ago'nun bir araya gelmesinde ve motive olmasında çok etkili oldu... yukarıda da isimlerini yazmıştım, yine yazayım; murat ömür tuncer ve yağız oral... bu iki isim ago gençleri için önemli... gülsin onay, erol erdinç, orhun orhon, ozan tunca gibi çok önemli isimlerle çalıştaylar yaptı ago... bu da kendilerine büyük bir destek... ayşegül sarıca, elvin hoxha ganiev, aksel başaran, nevzat kalender, doruk görkem tokur, elif canbazoğlu ve duo blanc et noire gibi bir çok önemli ismi de solist olarak ağırlayan agora gençlik senfoni orkestrası; agora piyanolu quartet ve agora yaylı quartet olmak üzere iki de oda orkestrası çıkardı bünyesinden ve piyanolu quartet, daha kurulur kurulmaz eğirdir oda müziği yarışmasından üçüncülükle dönmüştü... bir de son aylarda agora tahta nefesli topluluğu konserler vermeye başladı, onu da ilave edeyim...

agora gençlerini ve özellikle onlara bir şekilde yada belki her şekilde destek olanları ve önderlik ve abilik ablalık yapanları çok takdir ediyorum... genç sanatçılar bir araya gelip, kendi yollarını çizmişler ve her sezon başarılı konserlere imza atıyorlar... tahminimce çok büyük sıkıntılarla da boğuşuyorlar ama sonuçta her seferinde bir öncekinden daha büyük bir başarıya imza atıyorlar... özetle; gidişatları oldukça iyi... gölge etme, başka ihsan istemem kafasında olduklarını düşünüyorum... manevi destek, maddi destekten çok daha fazla motive edicidir... konser salonu sorunları sürekli oldu ama konser salonu vasfı taşımayan salonlarda da büyük beğeni topladılar sonuçta!... yani kötü koşullarda iyi sonuç çıkartmaktır önemli olan... onlar ellerinden geleni yapıyorlar ve hem kendilerinin, hem de izleyicilerinin fazlasıyla hoşnut olduklarını düşünüyorum...

çok fazla deşmeyeceğim bu paylaşımda ama ben agora gençlik senfoni orkestrasına hak ettiği desteği bir türlü veremeyen ama vermesi gerektiğini düşündüğüm bir kesim görüyorum... özellikle alkışlamaktan kaçınan, sanki bu gençler ve başarılı çalışmaları yokmuş gibi davranan, inatla buna devam eden malum bir kitle var... bundan kesin ve net biçimde emin olmasam yazmam... sadece şunun bilinmesini istiyorum; biri bir yere bakıyorsa, ilgilendiği bir şey vardır muhtemelen... ama biri bir yere asla ve inatla bakmıyorsa, ilgilendiği veya korktuğu bir şey kesinlikle vardır... freudmuydu bunu söyleyen? galiba... ben biraz ilavelerde bulundum ama söz freud sözü... ago çok başarılı ve kendi ivmesiyle yol alıyor kimseye pek de ihtiyaç duymadan... özellikle o malum kitleye ihtiyaç duymadan... kısa bir süre içinde, agora gençlik senfoni orkestrası reyting kazandıran bir konuma gelecek kesinlikle... ago'yu şimdi diline yada kalemine almaktan inatla sakınan devekuşları, bir gün mutlaka ama mutlaka bu gençlere boyun eğecekler mecburen... bir sonraki konserde yada en geç önümüzdeki sezon...

bu konsere ait videolar henüz paylaşılmadı, bir önceki konserlerinden indiana jones suite paylaşıp, bitireyim...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada