Ana içeriğe atla

murat ömür tuncer

murat ömür tuncer
bir yandan keşfedip, tanımaya çalışıyorum murat ömür tuncer'i; diğer yandan başladım yazmaya bakalım hayırlısıyla nasıl bitecek... 10 saat uğraşıp, "bu ne yaaa!" diyerek silip attığım o kadar çok müzisyen var ki... çok keyif alıyorum ben bu durumdan... silip atmaktan değil, yanlış anlaşılmasın:)... zaten bu sebeple yazıyorum ve paylaşıyorum ya bu blogta... acaba ne çıkacak!... acaba müziği nasıl!... nasıl biri?... vs vs vs... valla daha ilk paragraftan ayıp edeceğim belki ama şu an denk geliş dinlemeye başladığım ilk eseri üzerinden ilk yorumumu yaparsam, "arızalı" bir durumla karşı karşıya olduğumu yazabilirim:)... bu iyi bir şey, paniğe gerek yok:)...

murat ömür tuncer aslında tanınan, hatta çok da ses getiren bir isimmiş... henüz tanıma şerefine nail olamamış olan benmişim... şöyle kabaca bir inceleme bile buna fazlasıyla yetti... daha sonra değinirim tabii ama şimdilik şunu söyleyeyim, elinden geldiğince radar gibi antenlerini açıp, sürekli keşif ve iz üstünde olan ben eğer daha yeni haberdar olmuşsam kendisinden, bu değerli sanatçılar nasıl tanınacaklar? işte bu çok ciddi bir sorun... az önce aslında tanınan, iyi bilinen biri dedim ya!... tanınıyor ama bu tanınıyor lafı geniş kitleler için maalesef söz konusu değil!... olmasın da zaten, o ayrı bir konu... bir popçu için geçerli olan tanınma kavramı ile kalbur üstü bir bestecinin tanınma kavramı arasında ne yazık ki dağlar kadar fark var... sadece ülkemizde değil, bütün dünyada... çünkü dejenere olan dünya ve insanlık... bu durum sadece bizim entel takımının bahsettiği gibi ülkesel değil...

dinlediğim ilk eserini paylaşayım önce... benim kendi çapımda deneysel diyebileceğim, oldukça değişik bir çalışma... ben deneysel deyip geçiyorum ama vardır mutlaka çok daha sanatsal bir açılımı... ben müziği çok dallı budaklı türlere, yapılara yada etiketlere ayıramıyorum... müzik işte yahu... dinleyene hitabeder yada etmez... budur benim kriterim... bizim bugün rönesans müziği dediğimiz eserler de kim bilir o dönemde ne kadar deneyseldiler... de mi?... benim müzikte dikkate alabileceğim ve dallandırıp budaklandırıp, etiketleyebileceğim tek kriter "akım" dediğimiz şeydir ama pek de gündemde olmayan bir konu... ilk olarak aşağıdaki eserini dinledim... ilk onu tıklamış olmamın sebebi de adının innocent civilians were killed olması... başka bir sebebi yok... piyanoyu aksel başaran çalmış... aksel başaran da çok başarılı bir genç yetenek... kendisini izlemiştim izmirde... innocent; suruç, ankara ve istanbuldaki bombalı saldırılarda yaşamını yitirmiş olan masum insanlar için yazılmış bir eser... bence çok başarılı bir çalışma çünkü dinlerken bana masumiyeti değil de yok oluşu hissettirdi... açıklamasını da okumamıştım... sanat budur işte... kayıtta piyanoda bazı müdahaleler yapılarak vurmalı etkisi oluşturulmuş... daha doğrusu anladığım kadarıyla tellere farklı malzemeler yerleştirilerek bu etki sağlanmış...



bu paylaşım oldukça uzun olacak, seziyorum:)... sezmeyip, emin olduğum konu ise; murat ömür tuncer önümüzdeki yıllarda çok üst seviyelere çıkacak... bestecilik paralelinde çok farklı çalışmalara ve projelere imza atacak... bu demek oluyor ki, ben de çok yazacağım:)... hiç sevmediğim sanatçı tipi:)... aynı anda 80 tane iş yaparlar, ummadığınız yerlerden çıkarlar... bir yanda albüm çıkarıp, turneden turneye koşarlarken, bir yandan da bakarsınız film müziği yapmışlar... sosyal sorumluluk projelerinde baş kahramandırlar aynı zamanda... bunları yazayım derken, bir rock konserinde de görebilirsiniz bu tip müzisyenleri:))... caza da kesinlikle bulaşacak... şimdiden buraya yazıyorum, göreceğiz:)... valla biraz kehanet gibi oldu ama göreceksiniz, bunların hepsini de yapacak... belki de fazlasını... benim açımdan sorun bu gerçekten... yaz yaz bitmiyor arkadaş bu tip hiperaktif sanatçılar:)...

film müziği demişken; murat ömür tuncer çok iyi film müziği yapacak potansiyele sahip bir isim gibi... bakalım, göreceğiz... belki de yapmıştır, birazdan çıkar karşıma... hiç şaşırmam:)... zaten paylaşıma fotoğraf bulayım şöyle afilli bir şey olsun derken bir de ne göreyim; bir fotoda elinde baton, orkestra yönetiyor, orkestra onun eserini çalıyor... bir diğerinde piyano başında, gözlerini bağlamış, öyle çalıyor... bir diğerinde arkasında "10 başarılı genç" yazan kürsüde konuşma yapıyor:)... kontrbas da gördüm sanki... ben elinde tv olan fotoyu seçtim...

yukarıda kehanet gibi oldu dediğim bazı işleri zaten yapmış murat ömür tuncer... ben yaşlı olduğum için, herkese genç ve yolun başındaymış gibi bakıyorum ama murat ömür tuncer, genç yaşına ve aslında gerçekten yolun başında olmasına rağmen, çok büyük işler başarmış olan bir isim... araya bir güzellik katalım... "bana bunlarla gelin işte" dedirtir ya bazı şeyler... onlardan biri...



genç klasikçiler festivalinden...çok güzel bir organizasyon idi yada oluşum diyelim... bildiğim kadarıyla, daha geçtiğimiz yıla kadar vardı ama şimdi kısaca bilgi vereyim, en azından bağlantısını vereyim diye baktım ama sayfa kapanmış... herhangi bir yeni haber yada bilgiye de ulaşamadım... iyi olan, güzel olan her şey bir şekilde ortada kalıverir... zaten bu ülkede herhangi bir şey en güzel çağında yarım kalmışsa, bilin ki o şey güzel bir şeydir...

eğitimine 7 yaşında mersinde başlamış, akdeniz üniversitesi devlet konservatuvarında devam etmiş... sonrasında bilkentli ve başkentli olmuş murat ömür tuncer... şimdi 24 yaşında olmalı... konservatuvar eğitimine devam ederken, bir yandan da kendisi bir şeyler yapmaya başlamış... mesela ben ilkokuldayken kendim bir şeyler yapmak istediğimde yapacak hiç bir şey bulamıyordum:)... o bulmuş, besteler yapmaya başlamış... eserleri yurt içinde ve dışında önemli orkestraların programlarına filan alınmış... türkiye dışında; italya, kanada, abd ve ürdün gibi ülkelerde festivallerde filan çalınmış eserleri... diyorum ben hep, bazı şeyler değil, her şey doğuştan gelir... genetikten anlarım biraz... bezelye filan... doğuştan gelmesi önemli mi? eh belki biraz! asıl önemli olan, çalışmak ve yapmaktır... yani konu asla "e canım çocukta allah vergisi yetenek var vs vs vs" değil... konu girişimci olabilmek, çalışmak, defalarca tökezleyip, başarılı olmak... defalarca tökezledi mi? bilmiyorum murat ömür tuncer ama çok çalışıp, başarılı olduğu kesin... eğer defalarca tökezlemediyse, yakında başlar tökezlemeye:)... kendi kendine tökezleyip, düşmezse, çelme takıp tökezleten zaten bolca çıkar:)... manyak mıyım neyim, yazdığım şeye bak:)... ama öyle, o bir gerçek...

ben neden bu kadar geç tanıma fırsatı buldum kendisini anlamadım... bir tanınma sorunu olabilir mi?... şundan zaten kesinlikle eminim; zaten derdi tanınmak değil, doğru düzgün çalışmalar yapıp, eserler vermektir, onu bir kenara koyalım... ama benim bütün derdim şu: ben çok geç farkına vardıysam, çoğu genç hiç farkına varamayabilir!... benim derdim bütün türkiye ve dünya tanısın değil... öyle bir dert olsa zaten bugün haydi eller havaya yapsan, yarın ünlüsün!... o çok kolay... ama o kesime bulaşmadan özellikle üniversite öğrencilerine, gençlere ulaşabilmenin bir yolu olmalı... mesela sosyal medya kullanımı yada internet sayfası gibi!... özetle; murat ömür tuncer, "ilgilisine" mutlaka bir şekilde ulaşmalı...

youtube kanalı mutlaka izlenip, takip edilmeli... ben yüklediği ilk videosunu paylaşmak istedim... çok keyifli bir performans çıktı!... çok güzel... locomotives...



dostluk konseri adı altında gerçekleştirilen festivalin de düzenleyicisi ve sanat yönetmeni aynı zamanda murat ömür tuncer... çok detaylı bilgiye ulaşamadım şimdilik bu festival hakkında ama 3. dostluk konseri festivalinde kendisinin eserleri tanıtılmış... ilk düzenlenişi 2012 yılında idi... umarım bu organizasyon kalıcı olur... 27 mayıs 2017 tarihinde gerçekleştirilen festivalde, önemli genç yetenekler seslendirmişler murat ömür tuncer e ait eserleri...

Invention (2014) solo keman için
Keman: Doğukan Keskin

Spider Attack (2014) solo flüt için
Flüt: Cem Önertürk

N.U.C.L.E.A.R (2015) piyanolu beşli için
Piyano: Doruk Görkem Tokur
I. Keman: Doğukan Keskin
II. Keman: Elif Ece Cansever
Viyola: Deniz Çağlarcan
Viyolonsel: Erkan Tonyalı

Innocent civilians were killed! (2016) hazırlanmış piyano ve teyp için
Piyano: Doruk Görkem Tokur

La Nausée (2017) keman ve piyano için
Keman: Doğukan Keskin
Piyano: Doruk Görkem Tokur

eserleri seslendiren isimlerin hepsi de adlarını sıkça duyuran, çok başarılı gençler... her birini yakından tanıma ve paylaşma fırsatım henüz olmadı ama isimlerini sıkça görüyorum başarı haberlerinde... eskisi gibi değiliz artık gerçekten... dünya ölçeğinde adından söz ettiren oldukça fazla sayıda genç müzisyene sahibiz... bu kesinlikle şişirme bir laf değil... sebebini ben henüz çözemedim ama temeli muhtemelen 15-20 sene öncesine dayanan ve meyvelerini yakın bir tarihten itibaren vermeye başlayan bir şey oldu ülkemizde:)... anca böyle ifade edebiliyorum çünkü gerçekten bir şey oldu ve bu konuda gençler resmen çağ atladılar müzik konusunda...

geçtiğimiz mayıs ayındaki bahsettiğim dostluk konseriyle ilgili videolar henüz yüklenmemiş, ben n.u.c.l.e.a.r adlı eserin 2015 yılı performansını paylaşayım... tabii isimler farklı bu videoda... piyanoyu hazal evruk çalmış... kemanlarda eda delikçi ve elif ece cansever var... barok bostancı viyola, sinem karasu da çello çalmış... bu eser, uluslararası antalya piyano festivalinin siparişi üzerine bestelenmiş ve ilk seslendirilişi festival kapsamında gerçekleştirilmiş...



Tadını, kokusunu, rengini yada sesini bilmediğimiz herhangi bir olguya bilinç altımızda rastlayabileceğimize inanıyorum. Bir süredir bilinç altımızın ürettiği bu hislerin aynı zamanda gerçek hayattaki karşılıklarıyla kesiştiği noktaları hayal edip, seslerle ifade etmeye çalışmaktayım. N.U.C.L.E.A.R ( nükleer ) bu fikri esas alarak yazdığım sürrealist bir anlayışa sahiptir. Eser birbirlerine uzak seslerin durağan yürüyüşleriyle başlar ve bu sesler ritmik ve melodik açıdan gittikçe sıkışarak birleşmeye başlar. Bu durum nükleer enerjinin oluşmasında “Füzyon” denilen atomik parçaların birleşmesini andırır. Ardından işitilen seslerin gittikçe kırıldığını duyarız. Bu da nükleer enerjinin oluşmasındaki ikinci adımı olan atom çekirdeğinin parçalandığı “Fisyon” evresi gibidir. Seslerin birbirlerine olan tepkimeleri, parçalanmış çekirdeğin daha kararlı bir hale geldiği “Yarılanma” evresini çağrıştırır. Nükleer enerjinin oluşmasından esinlenen bu üç evrenin ardından alarm sesleri ve patlama duyulur. Eser siren sesleriyle son bulur. Gezegenimiz üzerindeki doğal kaynakların azalmasıyla insanlar nükleer enerjiyi denediler. Fakat karşılığında alınan sonuç insana ve doğasına hep büyük felaketler getirmiştir. Peki bugün nükleer enerjiyi kullanmaya gerçekten hazır mıyız?
bir bestecinin, eserini bu şekilde tasvir edişine ben ilk defa tanık oluyorum... bu sebeple buraya alıntıladım... murat ömür tuncer bütün eserlerine bu tip açıklamalar da getiriyor... benim hoşuma gitti çok aslında ama dinleyen eğer kendi yorumu ile kıyaslarsa belki de büyük farklılıklar çıkacak ortaya... her dinleyici için pek de uygun olmayabilir... bilemedim şimdi:)... ben dinlediğim bir eserde yorumu yapmak isterim aslında hatta icabında onun yıkılmamasını bile isterim:)... şimdi bunları yazınca aklıma geldi, mesela dün yaptığım paylaşımda elfida su turan hakkındaki paylaşımda çok da ilgisiz olarak, haluk leventin elfida şarkısına da değinmiştim ne hikmetse... örneğin çoğu kişi için elfida şarkısı aşk şarkısıdır... sözlerin yazarı o parçanın aslında kanserden ölen küçük bir kız çocuğunu anlattığını açıklayınca bir çok dinleyen için işler sarpa sarmıştı:)... ama şunu bir kez daha ifade edeyim, benim hoşuma gitti açıklamaların tamamı...

2009 yılında ilyas mirzayev ile başlamış kompozisyon çalışmalarına murat ömür tuncer... beste çalışmaları aslında daha eski ama ağitimli besteciliği çok yeni sayılır... akdeniz üniversitesi devlet konservatuvarından sonra bilkent üniversiteli olmuş ve bestecilik eğitimini tolga yaylalar ile sürdürmüş... eserleri yurt içinde ve dışında bir çok festivalde seslendirilmiş ve büyük beğeni toplamış... bir çok üst düzey müzisyenin ustalık sınıflarına katılmış...

ben çok yeni tanıdım kendisini ama geçen sene dünyanın en büyük sivil toplum örgütlerinden biri olarak kabul edilen junior chamber international (genç liderler ve girişimciler derneği) tarafından düzenlenen the ten outstanding young persons of the world projesi kapsamında "kültürel başarı" alanında yılın en başarılı genci ödülüne layık görülmüş... yani dünyanın 10 kalburüstü gencinden birisi oluyor murat ömür tuncer...

ben kendim öğrenirken paylaşıyorum dedikçe kimse inanmıyor ve mizansen sanıyorlar ama gerçekten öyle... ben murat ömürü şimdi hatırladım nihayet:)... bir kaç sene önce kanada torontoda yaşayan bir diğer gururumuz soprano beste kalender için de ısmarlama beste yapmıştı... beste kalender, kendisinden bir beste istemişti ve murat ömür de nazım hikmetin nereden gelip nereye gidiyoruz şiirini bestelemişti... eserin prömiyeri de toronto kraliyet müzik okulunda gerçekleştirilecekti ve murat ömür tuncer de ilk çalınışta orkestrayı yönetecekti... haklı olarak destek arayışı içinde idi... konuyu biliyorum o yıllardan ama o bestecinin kim olduğunu unutmuşum... ilginç:)...

aşağıda bu muhteşemliğe tanık olabilirsiniz... iki sanatçımızın kanada torontodaki başarısı... üstelik 19 mayıs 2013 gibi çok anlamlı bir günde... mezzo soprano beste kalender ve murat ömür tuncerden op.13, mezzo soprano ve oda orkestrası için rapsodi... nereden gelip nereye gidiyoruz...


"Her ne kadar müzik insanlar arası bir ilişki olsa da, aslında her zaman yalnızsınızdır. Sizi her anlamda etkileyen değişkenlerle mücadele etmek zorundasınız. Psikolojiniz yıpranabiliyor ya da çıkmazlara girebiliyorsunuz. Ama işin en keyifli yanı, eğer kendi çözümlerinizi üretebiliyorsanız bu sizi kendi gerçekliğinize de yakınlaştırıyor. Mücadele etmeyi birinci elden öğreniyorsunuz. Dolayısıyla kendince bir kimlik çizebiliyorsunuz ki bu bestecilikte çok önemli bir nokta.
Elbette hayatlarımız her zaman istediğimiz yönde ilerleyemiyor. Benim de protesto ettiğim pek çok şey var ama yine de eğer başka bir bilinç olsaydım, yaşadıklarımı tecrübe etmek için her şeyimi verebilirdim. Çünkü yaşamımın sadece bana özel olduğu fikri, hayatımdan memnun olabilmem için yeterli bir faktör. Bunun yanında hayallerinizin hedeflerinize evrilmesini tetikleyen bir aileniz ve sevdikleriniz varsa, kendinizi daha güçlü hissediyorsunuz."
Tohumun Potansiyeli Ağaç Olmak: Başarılarıyla Bizi Gururlandıran Besteci Murat Ömür Tuncer

böyle diyor murat ömür tuncer... yukarıdaki yazıyı da okuyun derim...

aslında daha o kadar çok paylaşmak ve bahsetmek istediğim eseri var ki murat ömür tuncerin... biraz abartı olacak daha fazla paylaşırsam... no exit... spider attack... kız ağlar... invention... valla bütün çalışmaları çok özel, modern daha doğrusu çağdaş diyeyim ben modern lafını sevmem... yenilikçi... bence minimalist (bilmiyorum o kadar anlamam ben)... şimdi minimalist derim, değildir, sarsmayayım karizmayı:)... çok büyük gelecek vaadeden bir sanatçı murat ömür tuncer... besteci, piyanist, multienstrümantalist... önü çok açık, yeter ki kapatanlar çıkmasın... gölge edenler olmasa, uçacağız aslında...

sadece murat ömür tuncer değil, bu paylaşımda hatta bu sayfada bahsettiğim her genç isim, üstüne basa basa bir daha yazayım, "sadece genç isimler" bu ülkenin aydınlık yüzünü oluşturuyorlar... ben hepsini de kutluyorum... onlara destek olan, yol açanları da kutluyorum...

Yorumlar

  1. Sevilay Tuncer27 Eylül 2017 00:16

    Bu arkadaş gibi tüm genç müzisyenlerin bu tip tanıtımlara çok ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum ben. Bu sebeple sizin gibi popüler olmayana, sanatsal olana değer veren kişilerin bu çabalarını çok önemsiyorum. Sayfanızda sürekli gençleri tanıtıyor olmanız çok memnuniyet verici çünkü ben de onlardan birinin annnesiyim biliyorsunuz. Çekilen zorlukları, hayal kırıklıklarını ve fazlaını iyi ve yakından biliyorum. Belli bir kesim dışında, müziklerini takip eden genç bir kitlenin mutlaka var olduğundan eminim ve hatta çoğu zaman müzisyenler bu druma çok şaşırabiliyorlar ama ortada bir gerçek var, bu ülkede de onları anlayabilenler az değil. Ben sayenizde bu müziğe ulaşabilmiş olduğum için çok mutluyum ve size teşekkür ediyorum. Bu ülkede bu çalışmaları yapan sanatçıların da olması beni çok mutlu ediyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkürler katkınız için sevilay hanım...

      Sil
  2. Abii:) senin kehanetler tutuyor valla bak Eren Başbğ için bu çocukta iş var dedin, adam gitti DTylen konsere çıktı, adamların parçalarını aranje edip konserde orkestrayı yönetti:))).. Cordanın da kankası oldu:) Benim içinde yazsana bişiler:D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yazarım tabii... sen de eser sahibi ol, söz, ballandıra ballandıra anlatacağım:)...

      Sil
  3. Hocam bana ters biraz ama sanki dinledikçe ısındım be :D.. İlk defa böyle tuhaf şeylerin tamamını dinledim. Bak okurlar gelip bunu şimdi dertlenmesinler sorun bende. Bu adamlar işi doğru yaparlar ama çok aşırı sanat takılıyor abi bu adamlar.. Ama bak bir de yorum getireyim buraya, şimdi bu müziği alacaksın diyelim nuclear, bu kompozisyona giydireceksin melotronu dayayacaksın gitarı olur bak o zaman:)).

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. delicim; çoktan okudular bile ama sorunun senden kaynaklandığını zaten anlamışlardır:)... ben tercüme edeyim yazdıklarını, deli diyor ki: "bu müzisyenler prog rock yapsalar bayılırım" ... ben de senin yorumuna yorum getireyim, bir müzisyen böyle yapar, bir diğeri de başka türlü... bence hepsi de çok güzel... inan, zaten onu da fazlasıyla yaparlar zaten... kalite ve emek işin içinde olduktan sonra, her müzik güzeldir:)... sanatın içine ekonomik kavramları sokmak istemem ama bir bakış açısına göre, ortada bir üretim var ve her üretimin de bir tüketicisi var... gerçek evrensel sanatın türü ne olursa olsun tüketicisi oldukça sınırlı ama var... sanatın aşırısı mı var yahu muammer:)) bak bu lafın üzerine yaz babam yazarım ben şimdi, aklıma konu düşürdün:)... bir de mellotron yazmışsın ya bak valla onu da yazmam lazım, aklıma getirdin onu da...

      Sil
  4. Lan ben zaten senin yazmayı unuttuğun kısmı yazdım. Nasul olduda demedin bu adam progçu olacak diye hayret ettim de ondan. Kehanetin yarım kalmış:=)) Herkesi başka bi şey yapmaya sevdalısın ya ondan. Bu müzik çok fazla progres,if zaten ve kesinlikle bir kez daha yazayım, sanat ağır bassın diye üzerinde çok uğraşıyorlar. Bak ben beğenmedim demiyorum, çok beğendim bizler müziğe sevdalı aşık adamlarız. ama üzerinde çok uğraşıyorlar bence. Doğalın dıına çıkıyor gibi geliyor. Sahip oldukları bütün yeteneği ve bilgiyi ille de aktarmak için. Haklılar, adamlar biliyorlar bu işi ama nasıl anlatsam. Ben dinleyiciyim, iyi dinleyiciyiz, sen de benden daha iyi dinleyicisin. Benim ihtiyacımın çok üztünde bir karmaşıklık var. Sen minimal diyorsun dielim minimal ama kompleks. Contemporary müzisyenlerin hepsinde var bu. Edebiyattada böyle. Ağır olsun, çok sanatsal olsun vs vs. Diyorsun ki okuyorlar, eleştirmiyorum ama dinleyici için değil de sanki sadece anlayan için besteliyorlar.

    YanıtlaSil
  5. Ömür beyi daha önce tanımıyordum, bu paylaşımla farkıa vardım diyeyim. Çok güzel noktalara değinmişsiniz zafer bey. Sizin facebook yorumlarınızı da okudum. Camaidan bahsedilmiş, ben o camia denen topluluğun içinde kahrolarak yaşadım ömrüm boyunca. Sanatçı değilim, belirteyim. Sorarım size, neden bu paylaşımı yapan sizsiniz? Neden o camia denen insan yığınından birileri bu gençleri paylaşıp da tanıtmaz? Paylaşmak da bir yere kadar, camianın ömür bey gibi sanatçıların hemen yanıbaşında durup da onları yükseltmesi gerekmez mi? Benim kızım da bu yollardan geçiyor, çok küçük o daha. Maddi olarak çok zorlanıyorum ama varımı yoğumu ona feda edip bitsemde onu yaşatacağım ve benim göremediğim sahneleri o görecek. Manevi kısmından bahsetmiyorum bile. O minicik meleği taa bilmem nerelere biletini alıpta göndermek kolay mı. Okul masrafları için ben utandım ama kendisi yardım kampanyası başlattı. Bnim ağırıma gitti çok ama onun gitti mi bilmiyorum. Elimizden tutan o kadar çok insan çıktı ki. Hiç biri camiadan değildi. Daha da utandım. Maddi destek yapmak zorunda değil hiç kimse ama manevi destek? Başarılı çocuğu alıp konserde birlikte çalmak destek değil afedersiniz. İzin vermiyorum öyle bir şeye. Bu yorumu sizin başka bir yazınıza yapacaktım ama burada oldu. Siz yazmışsınız, zaten çok başarılı gençlere konser imkanı sunmak destek midir diye. Çok güzel bir yazınız var, polemik yaratmamak için belirtmiyorum, benim kızım zaten çok başarılı, konser verme sorunu zaten yok, ihtiyacı da yok. Neye ihtiyacı var biliyormuzunuz? adından övgüyle bahsedilmeye ihtiyacı var, anlatılmaya, bahsedilmeye var ihtiyacı. Tarışmada derece aldığında sevinilsin, bahsedilsin istiyor. Özellikle camiadan övgüler alsın istiyor. Çok küöük daha zafer bey o yaşta bunu istiyor o çok mutlu oluyor. Başka bir şey istemiyor. Bunu yapan neden sizsiniz? Sizden önce bunu yapması gerekenler yokmu sizce? Ben adımı farklı yazdım buraya tanınmamak için, siz beni tahmin edersiniz. Kızım sizin yazınızı okuyunca öyle bir mutluluk yaşamıştı ki. Çok önemli zafer bey onlar için. Peluş pandasıyla oynayan bir çocuk için çok önemli. Yanlış anlamayın sakın, ama bu övgüleri bir ustasından alsaydı ya! almadı hiç. Tökezlemek demişsiniz. Benim kızımın sanatsal açıdan tökezlemesi mümkün değil. Ama aslında tökezleten o kadar çok şey var ki. Camiadan çok büyük bir isim çocuklarımız arasında öyle bir ayrım yaptı ki. Çocuk onlar zafer bey. Dediğim gibi, sahnedeyken belki farklı görünüyorlar ama çocuk, bildiğiniz kırılgan yada önemsenmeyi seven çocuk. Neyse ki o isme en güzel cavabı defalarca verdi. Şimdi ben asla izin vermiyorum camia denen şeyin kızıma bulaşmasına. Şuradaki yorumları okudum, inanın dalga geçerler bu yorumlarla ama aslında ne kadar da güzel gözlerle bakan dinleyicilersiniz. seviyorum sizi, camidan olmayanları.

    YanıtlaSil
  6. Özür dilerim Zafer bay yukarıdaki yorumum için belki zor durumda kalacaksınız.. Ben aslında Ömür Murat bey için yazacaktım. Genç bestecilerimiz var, çok değiller. Murat kardeşim çok farklı çalışmalara sahip, burada bahsetmediğiniz eserleride var. Çok beğendim. Gerçekten gelecek vaad edeni buluyorsunuz. Bu gençler çok güzel işler çıkarıyorlar ama hak ettikleri ilgiyi hiç görmüyorlar. Avrupada Aemrikada olsa sponsorluk için peşlerinde koşarlar.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Ayın Çok Okunanları

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

son yıllarda eserleri ile adını sıkça duymaya başladığımız aslıhan keçebaşoğlu ile ilgili olarak öncelikle ufak bir hatırlatmada bulunmam gerekiyor, sonra bu kısmı silip atacağım okuluna başladığında... 

hem sibelius akademisine finlandiya dışından başvuran 25 aday içinden ön eleme ile seçilen 7 kişiden biri olmayı hem de o 7 kişi içinden sıyrılıp, okula kabul edilen 2 kişiden biri olmayı başardı aslıhan keçebaşoğlu... özetle bu önemli okulda yüksek lisans yapacak ancak 7 temmuz tarihine kadar acil olarak 2500 euro desteğe ihtiyacı var... sonrasında da oturma izni ve yaşamsal giderleri için de önemli bir desteğe ihtiyacı olacak doğal olarak... ilgilenenler için adresini vereyim hemen... 

aslihankecebasoglu yazacaksınız... sonrası bildiğin…

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

idil ve ela'dan başarı haberi

yine bir gülden gökşen hoca klasiği... iki öğrenci, 2 birincilik... idil atlıer ve ela demirkaya; the muse müzik yarışmasına katılıp, birinci olmuşlardı ama ben ertelemiştim bu paylaşımı çünkü ödül olarak yunanistanda konser vereceklerdi haziran sonunda...

temmuz ayına girdik ya, "konser verilmiş mi? bi bakayım" dedim, verilmiş tabii... ben de paylaşayım artık dedim...

the muse, internet üzerinden video paylaşımına dayalı bir yarışma ve videonuzu yarışmaya göndererek katılım sağlıyorsunuz... değerlendirme sonucunda alınan puanlara göre dereceler veriliyor ve her kategorinin birincilerine konser verme imkanı sağlanıyor... bütün dünyaya açık bir yarışma ve neredeyse tüm enstrümanlara ek olarak vokal yanında, oda orkestrası, geleneksel enstrüman ve amatör kategorileri de mevcut...

ela ve idil, birinci oldukları için konser verme hakkı kazandılar ve 29 haziran günü saat 19:00 da atina'nın en büyük salonu olan megaron konser salonunda sahne aldılar... yapılan yorumlarda, büy…

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka...

içinde gürültü eksik olmayan bir evde dünyaya gelmiş cem esen de... yani anne de baba da müzisyen... komşuların sevmediği türden evler sanatçı evleri... "vayyy sen müziğe n…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

can çakmur

çok dikkat çeken, çok başarılı bir genç piyanist can çakmur... hakkında bir şeyler yazmak için hep ileri bir zamana ertelediğim isimlerden biri kendisi ama fırsat buldukça ertelediğim bu gençleri de yazmaya çalışıyorum... can çakmur, bir çok genç yeteneğimize oranla daha fazla tanınma fırsatı yakalamış olan bir isim... tabii bu tanınırlığın sebebi, elde ettiği büyük başarılar sonuçta ve dolayısıyla medyada daha fazla yer aldı... türkiyede ilgili medyanın bile ilgisini çekebilmek için bir kaç deveye birkaç hendek atlatmanız gerekiyor... zaten ondan sonra da medyaya ihtiyacınız kalmıyor:)...

can çakmur hakkında detaylı bilgi alabilmeniz için öncelikle resmi sayfasının adresini paylaşayım... çok iyi hazırlanmış güzel bir sayfaya sahip can çakmur... fırsat buldukça araya sıkıştırıyorum, her genç yeteneğimizin mutlaka böyle bir sayfası olmalı diye düşünüyorum... umarım bir çokları gibi sayfasına kilidi vurup da facebook, instagram vb gibi pek işe yaramayan ortamlara geçmez...

www.cancakmur.…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

gelem gelem (djelem djelem)...

"öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti"

"gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum...

çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz

çingeneler

çingene müziği

tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği için marş olarak kabul edilmiş 197…

deniz neva ertürk

"gelecekte caza geçebilir" yada "bakarsınız, progresif müzik yapar" vb gibi bir takım kehanetlerde bulunamayacağım bir paylaşım olacak gibi görünüyor genç piyanist deniz neva ertürk hakkındaki bu paylaşım... sürekli takip edenler anlamıştır ne demek istediğimi ama ilk defa okuyan anlamayabilir; ben özellikle prog ve caz hastası olduğum için, burada gençlerin kafalarını çelip, klasik müzikten biraz saptırmaya çalışan bir tipim ama deniz neva ertürk'ü dinlerken, kendisine bu tip lafların pek işlemeyeceğini anlamış bulunuyorum... gelecek ne getirir tabii bilinmez, bakarsınız yeni bir ayşedeniz doğar ama deniz neva nedense bana tam bir klasik piyanist izlenimi verdi... yani klasik eserlere harfiyen bağlı, bilinen orijinal halleri ne ise bire bir çalma azmi içinde bir konser piyanisti sezdim... anlatamadım değil mi?... farkındayım:)... ama anlatmadan bırakmam merak etmeyin...

adına inatla klasik denen bu muhteşem müzik, diğer müzik türlerinin de anası olduğu için, …