Ana içeriğe atla

agora senfoni'den mozart ve film müzikleri

agora gençlik senfoni orkestrası
bir sene kadar önce "bir hayalimiz var" diyerek bir araya gelmişlerdi, belki en fazla 7-8 ay orkestra olarak çalışabildiler ama sanki çok daha uzun bir süre birlikte çalıyorlarmışçasına uyum içindeler ve görünen o ki, büyük bir başarıyla hayallerini gerçekleştiriyorlar... hepsini takip edememiş olabilirim ama geçtiğimiz sezon iki yada üç önemli konseri oldu agora gençlik senfoni orkestrasının (ago)... ilk konserini 13 mart 2018 günü verdi ago... konserde; doruk görkem tokur, mozartın 23. piyano konçertosunu seslendirmişti... ayrıca yağız oral şefliğinde once upon a time america, la vita e bella ve danzon no 2 eserlerini de çalmıştı ago... ben birden konuya daldım ama önce haklarında daha önce yapmış olduğum paylaşımı okursanız sevinirim... hadi bi zahmet...

ülkemizin ilk kolektif senfoni orkestrası olan agora gençlik senfoni orkestrası, geçen sezonu az zamanda büyük işler yaparak, başarıyla kapatmıştı... bu sezonu da kaldığı yerden devam ederek, büyük bir başarıyla açtı... 30 ekim 2018 tarihinde meb şura konser salonunda verdikleri mozart ve film müzikleri sezon açılış konseriyle yeni sezona merhaba dediler...

ankara'nın en büyük konser salonlarından biri olan 1200 kişilik salonu tamamen doldurmayı başaran agora gençlik senfoni orkestrasının bu sezon açılış konserinde; 1997 doğumlu elvin hoxha ganiyev, şef murat ömür tuncer yönetiminde mozart'ın 4 numaralı keman konçertosunu seslendirdi... konserin diğer bölümlerinde ise; yine şef murat ömür tuncer yönetiminde yüzüklerin efendisi (howard shore), şef yağız oral yönetiminde de batman (hans zimmer) ve karayip korsanları (hans zimmer) film müzikleri agora senfoni orkestrasınca başarıyla seslendirildi... konserde cemal reşit rey’in 1971 yılında bestelediği ve istanbul filarmoni derneğinin girişimiyle 1986 yılında ilk seslendirilişi gerçekleştirilen on bölümlük türkiye senfonik şiiri’nin son bölümü de seslendirildi cumhuriyetimizin 95. yılına ithafen...

konserin programı bence oldukça iyi seçilmiş çünkü özellikle genç kesimin konserlere çekilmesi açısından bu programların hazırlanması çok büyük önem taşıyor... ben ülkemizde konser ve sezon programlarının pek de isabetli hazırlanmadıklarını düşünüyorum ancak son yıllarda özellikle yeni nesil genç şefler bu konuda dikkat çekmeye başladılar ve sezon konser programları eskiye göre çok daha isabetli... bu bence tabii... havalı bir klasik müzik snobu olmadığım için benden bu tip laflar çıkabiliyor... ama şu da bir gerçek ki; agora senfoni, bu konseriyle 1200 kişilik salonu tamamen doldurabilmeyi başaran nadir orkestralardan biri olmayı da başarmış durumda...

şef yağız oral yönetiminde agora gençlik senfoni orkestrası
agora gençlik senfoni orkestrasının kurucu şefliğini sürdürmekte olan yağız oral, 2011 yılında caz gitar çalışmalarıyla başladı müziğe ve aynı yıl ankara üniversitesi alegria oda korosu ve kültür bakanlığı çok sesli korolarında da çok sesli müzik üzerine çalışmalar yaptı, türkiyede ve yurt dışında konserler verdi, ödüllerle döndü... başkent üniversitesi devlet konservatuvarı kompozisyon ve müzik teorisi bölümünde eğitim alan yağız oral, argun defne ve orhun orhon gibi önemli isimlerle kompozisyon çalışmalarına devam etti... bestecilik çalışmalarında film müziklerine yönelen oral, kısa ve uzun metrajlı film projelerini yürüttü ve cannes film festivalinde "the official selection" kategorisinde değerlendirildi ve kısa film ödülü aldı... geçtiğimiz temmuz ayı içinde avusturyaya gitti ve viyana müzik ve sahne sanatları üniversitesi öğrencileri ile bir workshop düzenleyerek eserlerini seslendirdi...

elvin hoxha ganiyev, benim mutlaka hakkında yazmak istediğim ama bir türlü yazamadığım çok önemli bir isim... neden yazmadın arkadaş? derim ben olsam şimdi... şundan yazmadım: "ben yazana kadar, benim bu gariban bloğun konsepti dışına çıktı elvin hoxha:)"... onun gibi daha bir çok isim var, ben yazamadan dünya sanatçısı oluveren... yani ben artık daha minikleri yazıyorum:)... bende yalan yok... 5-6 sene öncesine kadar, başarılı genç sanatçı sayımız bugünkü kadar fazla değildi... bir şekilde yeteneği ile kendi farkını ortaya koymayı başarabilen sanatçı, 20 yaşında da olsa kendisinden bahsediyordum... elvin hoxha ganiyev de kısa sürede çok büyük adımlarla dünya sanatçısı oluverdi henüz öğrenci olmasına rağmen... ara ara zırva, saçma sapan yorumlar ve yazılar görüyorum... hangi ülkenin kemancısıymış!... ben yazdım işte az önce nerenin kemancısı olduğunu... sanatçılar dünyaya aittirler... hatta evrene... mekanları ve zamanları olmaz...

şef murat ömür tuncer yönetiminde agora gençlik senfoni orkestrası ve elvin hoxha-ganiyev
ben hiç bir sanatçıyı ailesi ile özdeşleştirip tanıtmayı seven biri değilim ama sadece dedesi azerbaycan devlet sanatçısı server ganiyev adını anmamak ayıp kaçar... bilkent üniversitesi müzik ve sahne sanatları fakültesi yaylı sazlar ana sanat dalı başkanlığı da yapmış olan ünlü keman sanatçısı ve orkestra şefi server ganiyev'in büyük emeği de söz konusu ve yakın bir zamana kadar da dedesinin kemanı ile çıkıyordu sahnelere elvin... gürer aykal, zubin mehta, maxim vengerov, fazıl say, yuri bashmet, vladimir fedoyesev, placido domingo, zakhar bron ve vladimir spivakov gibi usta sanatçılarla birlikte konserler veren, papalık nişanı dahil olmak üzere bir çok önemli ödülün de sahibi ganiyev, bugün artık geleceğin en parlak keman sanatçılarından biri olarak kabul edilmiş durumda... çok güzel bir sebeple neden yazamadığımı açıklamaya çalıştım ama gerçekten hoxha-ganiyev ve şimdilik benim bildiğim en az 10-12 üstün başarılı genç sanatçımızı da ilk fırsatta detaylı olarak paylaşmak istediğimi de belirteyim...

bu arada, aklıma gelmişken araya bir şey sıkıştırayım; sanatçının adı elvin hoxha-ganiyev... bu "hoca" da nereden çıktı? sağda solda adını hoca-ganiyev yazıyorlar! arkadaş, nerede görülmüş bir insanın adının değiştirildiği!... tamam çaykovski ve şostakoviç yazıyorsunuz anlıyorum ama joshua bell'e de joshua çan, zil yada çıngırak demiyorsunuzdur umarım... neyse... neyse dedim ama aklıma şimdi de muhsin namcu geldi:) yahu adamın adı mohsen namjoo... hakikaten neyse çünkü ben şimdi böyle bir başladım mı zırvalamaya, yazıyı berbat ederim...

şef murat ömür tuncer yönetiminde agora gençlik senfoni orkestrası ve mezzo soprano elif canbazoğlu
italyadaki giuseppe tartini müzik okulundan yüksek şeref öğrencisi olarak mezun olan ve halen kültür ve turizm bakanlığı devlet çoksesli korosu sanatçısı olarak çalışmalarını sürdüren 1992 doğumlu mezzo soprano elif canbazoğlu ise müziğe flüt ile başlamış ve sonra operaya yönelmiş... hacettepe üniversitesi ankara devlet konservatuvarında öğrenci iken şebnem algın ve bora ateşyakan ile çalışmış... henüz öğrenciyken strauss'un die fledermaus operetinde prens orlofsky rolünü üstlenmesiyle dikkatleri üzerine çekmeyi başarmış... bir çok ustalık sınıfına katılıp başarılı olan elif canbazoğlu, yurt içinde ve yurt dışında bir çok önemli konser vermiş... elif canbazoğlu da çok büyük başarılara imza atmış önemli bir isim ama ben bu paylaşımda bir çok detaydan bahsetmiyorum...

mümkün olsa da tüm orkestra elemanlarını tanıtabilsem ama baş kemancı korcan köstük'ü kısaca tanıtmadan geçmeyeyim... bakmayın benim havalı havalı yazdığıma, hiç anlamam bu işlerden, sadece dinler ve izlerim:)... bu büyük orkestralarda başkemancı çok önemli... onu da şurdan anlıyorum; solist gelince onun da elini sıkıp selamlıyor... keman önemliymiş demek ki... şimdi kendisinden bahsetmezsem olmaz... diğer enstrüman şefleri kimlerse alınmasınlar... 1995 doğumlu korcan köstük...  keman çalışmalarına 2007 yılında dokuz eylül üniversitesi devlet konservatuvarında irde kocaoğlu ile başlamış... lise eğitimini ise ışılay saygın güzel sanatlar lisesi'nde ömer mumcu ile tamamlamış... lisan eğitimini ankara üniversitesi devlet konservatuvarında arif möhsünoğlu ile tamamlayan korcan köstük, çalışmalarına anadolu üniversitesi devlet konservatuvarı yüksek lisans programında, ezgi gönlüm yalçın ile devam ediyor... agora senfoni yanında, bu orkestra içinden çıkan her iki oda müziği orkestrasında da görev alıyor...

korcan köstük
bu sezonun açılış konserinin hazırlıkları, geçen sezonun sonunda başlamış... diğer senfoni orkestraları da gelecek sezona önceden hazırlık yapıyorlar mı? bilmiyorum... mutlaka yapılıyordur herhalde... program ağustos ayında açıklandı ve biletler satışa çıktı... bence bilet fiyatı oldukça düşüktü ama gençlerin para gibi bir dertleri yok... bence önümüzdeki sezondan itibaren para da kazanmaya başlasalar iyi olur... daha doğrusu kötü yada itici olmaz... ben her zaman bu görüşte oldum... daha önce dergiler için de aynısını yazdım, tuhaf bulanlar oldu... arkadaş nesi tuhaf bunun?... nedense konu sanat, müzik filan olunca milletin pintiliği tutuyor... harika bir konser izliyorsun, vereceksin paranı ki, devamı gelsin... ama bu konuyu orkestra kendisi bilir tabii...

gençler sadece 8 hafta boyunca, haftada 3 saat prova yaparak çıkmışlar sahneye... çok yeni bir orkestra olan agora senfoni için düşününce bana az gibi geldi ama ortalama bir senfoni orkestrası acaba bu kadar çalışıyor mu? onu da bilmiyorum... provalar paralelinde prof. dr. ozan tunca da genç sanatçılara seminer vermiş... konserde izleyiciler arasında en dikkat çeken isimler;  yüksel erimtan ve eşi nurdan hanım, özden toker inönü; narmina ganiyeva, hayreddin hoxha, emre şen, reyyan başaran, kamerhan turan, gülnur kurt, meral leblebicioğlu, elif önal, elena postinova, suna çevik ve gölge şekeranber gibi önemli sanatçı ve eğitimciler oldu... konseri dinlemeye gelen önemli isimlerin bu başarıyı hayranlıkla karşılamış olmaları çok önemli...

aşağıdaki oynatma listesinden agora orkestranın tüm videolarını izleyebilirsiniz... sol üstteki butonu tıklarsanız tüm videolara ulaşabilirsiniz... tabii youtube sayfalarını ziyaret edip abone olmanızı da öneririm...



bence en önemli olan konu da şu; orkestrada görev alan genç sanatçılar, bu konserin görünmeyen kısmında da büyük efor sarf etmişler... anladığım ve duyduğum kadarıyla; sosyal medya, afiş, internet vb gibi tüm çalışmaları kendi içlerinde organize olarak kendileri yapmışlar... bir çok kişi ağız burun kıvırabilir ama bence tüm bu çalışmalar bir bütündür ve bu orkestranın gerçekten sadece orkestra olmadığını, aynı zamanda gerçek bir akademik oluşum olduğunu gösterir... çok önemli...

sezon açılış konserinin düzenlenmesinde; deniz erdal, elif gür, doruk ilhan, yağmur zeybekoğlu, görkem çatak, ata sivritepe, gürcan yazırlıoğlu, deniz yakar, yaşar köroğlu ve korcan köstük görev almışlar... sanat yönetmenleri de çok tanıdık bir isim: blanc et noir'dan selin şekeranber... posterleri ekin levent hazırlamış, fotoğraflar ise ava lerya tarafından çekilmiş... umarım unuttuğum bir isim yoktur çünkü ben bu detaylara çok önem veriyorum...

konser esnasında, seslendirilen film müzikleri ile ilgili görüntülerin, sahne arkasında dev ekranda eş zamanlı olarak yansıtılmış olması da oldukça iyi düşünülmüş bir ayrıntı...

mezzo soprano elif canbazoğlu
agora gençlik senfoni orkestrası

yukarıda daha çok konseri anlattık ama biraz da orkestradan bahsedelim... evet, yukarıda da yazdığım gibi, bu paylaşımda bir çok detaya girmiyorum sanatçılarımızın bireysel çalışmaları hakkında çünkü bu paylaşım agora gençlik senfoni orkestrası paylaşımı... bu orkestra çok önemli bir oluşum çünkü ankara, başkent, bilkent, gazi ve hacettepe üniversitelerinde yüksek sanat eğitimi almış olan ve bu kurumlarda öğrenciliği devam eden genç müzisyenlerin bir araya gelmesiyle kurulan, kolektif bir bilinçle hareket etmeyi tercih eden bir gençlik senfoni orkestrası agora... ben çok önemsiyorum ve çok büyük bir başarıyla yollarına devam ederek, bu önemsenmeyi fazlasıyla hak ediyorlar... takip edebildiğim kadarıyla, gülsin onay, ozan tunca, orhun orhon ve ibrahim yazıcı gibi önemli sanatçılar tarafından da çok önemseniyorlar... muhtemelen benim şu anda bilmediğim bir çok önemli isim de kendilerine destek oluyordur... ago sadece bir araya gelip, konserler vermeyi amaçlayan bir oluşum değil... çalıştaylar düzenliyorlar ve kendilerini sürekli geliştiriyorlar... aslında tam anlamıyla bir okul olma yolundalar... akademik çerçevede kendi geleceklerini bu okulda şekillendiriyorlar... bir süre sonra agora senfoni orkestrasının çekici bir kariyer ortamı olacağını düşünüyorum... yani cv ye agora senfonide de görev aldı yazınca prestijli olacak... doğuş çocuk gibi mesela...

agora gençlik senfoni orkestrası
bu orkestranın en çok hoşuma giden yönü, hiç bir kurum ve kuruluşa bağlı olmaması ve genç olmaları... burada "genç" sadece yaşı ifade etmiyor... daha doğrusu, yaşla da pek ilgisi yok... 104 yaşındaki muazzez ilmiye çığ oldukça genç mesela... bu gençler, kendi kendilerini demokratik bir ortamda yönetiyorlar... finansal destekleri de yok ama destek olanları az değil... benim gördüğüm kadarıyla, özellikle murat ömür tuncer bu oluşumda ateşleyici ve yönlendirici konumunda olan en önemli isim... tabii yağız oral'ı da unutmamak lazım ama ben dışarıdan daha çok murat ömür tuncer'i görüyorum... bu yazının başlarında hakkında yapmış olduğum paylaşımın bağlantısını da vermiştim, eminim okumuşsunuzdur, orada da detaylı bahsetmiştim, 2016 yılında dünyada sanat ve kültür alanında yılın en başarılı genci seçilmişti murat ömür tuncer... kesinlikle çok başarılı ve etkili bir isim... ago gibi oluşumlarda murat ömür tuncer gibi etkin isimler, sadece o oluşumdaki varlıklarıyla bile önemli bir itici güç ve birleştirici rol oynarlar... çok doğru isimlerle yol alıyor ago...

kendi içinden, bir kaç ay önce eğirdir oda müziği festivalinden dereceyle dönen agora piyanolu quartet ve agora yaylı quartet olmak üzere iki ayrı oda müziği grubu da çıkarmış olan ago, tam anlamıyla gerçek bir senfoni orkestrası... farklı üniversitelerden bir çok gencin bir araya gelip de kendi amaçları doğrultusunda çalışıp, bir kaç ay içinde ilk konser için sahne alabilmek, başarılı konserler verip, 1 sene dolmadan bu sezon açılış konserinde en büyük salonlardan birini tıka basa doldurup, alkış almak öyle zannedildiği gibi kolay ve basit bir iş değil... bu gençler aslında bir devlet senfoni orkestrası olmamalarına rağmen, solist elvin hoxha-ganiyev'in ifadesiyle tam bir profesyonel senfoni orkestrası gibi eşlik etmeyi başardılar... ben profesyonel lafını pek sevmem çünkü bence profesyonellik asla "iyi olmak" anlamına gelmez ama sonuçta dünyanın bir çok önemli orkestrası eşliğinde solist olarak sahne almış olan ganiyev, bu orkestranın ne kadar iyi olduğunu, ne kadar uyum içinde çaldığını anlatmak için bu ifadeyi seçmiş... özetle; öğrenci olabilirler, tecrübesiz yeni mezunlar olabilirler ama çok kısıtlı olanaklarla, çok çalışarak, çok çalışmanın ötesinde, ruhlarını katıp gönülle çalışarak bu aşamalara geldiler... benim açımdan bakınca, gerçekten büyük bir alkışı fazlasıyla hak ediyorlar...

özellikle halihazırda öğrenciliği devam eden yada yeni mezun gençlerin, en az profesyonel olarak tabir edilen senfoni orkestraları kadar başarılı konserler veriyor olmaları bence takdir edilmeyi ve ayakta alkışlanmayı fazlasıyla gerektiren bir durum... zaten tahminimce camia! olarak tabir edilen kesim de büyük bir gururla takip ediyordur agora gençlik senfoni orkestrasını... bir çok meslekte, yeni neslin büyük başarıları "ihtiyarları" korkutur ama yine tahminimce sanat camiamız o iğrenç durumdan ve basitlikten oldukça uzaktır çünkü "sanatçı" yada "sanat sever", herhangi bir meslek odasının mensubu gibi değildir... yada o kadar ihtiyar olmamalıdır... sanatın hiç bir alanı, ruhu ölü ihtiyarları içinde zaten barındırmaz...

bu orkestra bir hayalim var sloganıyla açtı yelkenleri ve görüldüğü üzere yavaş yavaş yelkenler fora demeye hazırlanıyor... yani daha yelkenler fora demediler... bu harika gençlerin yelkenlerini şişirecek rüzgara gerçekten ihtiyaçları büyük... benim konu hakkındaki yorumlarım, bu orkestrayı bağlamaz yani ben fikirlerimi yazıyorum sadece... bence önerilere hiç de ihtiyaçları yok... özellikle ihtiyarların önerilerine... her biri zaten fazlasıyla her şeyi düşünebilecek, akıl edebilecek yeterlikteler... neyi nasıl yapacaklarını herkesten çok daha iyi bilirler... çünkü onlar geleceği yaşıyorlar, geçmişi değil... ben sadece öneri olarak değil de, gönlümden geçeni yazayım; bu toplum artık sokaklarında da kaliteli müziği duymalı... diğer müzik türlerinde ben pek sorun görmüyorum çünkü o müzik türlerinin ihtiyarlamış bir camiası yok... her şey kendi doğallığında akıp gidiyor iyi yada kötü, su kendi yolunu buluyor bir şekilde... agora senfoni gibi diğer gençlik senfoni orkestraları da artık adına klasik denen müziği, her yanı baskı dolu o karanlık kasvetli salonlardan kurtarmalılar... gençler, kendilerini ifade edebildikleri bu müziği, sokaklarla ve her yaştan diğer gençlerle paylaşabilmeliler... bu ülke pırıl pırıl gençlerle dolu ve o gençler artık ihtiyarların "vay cahil! alkışlanmayacak yerde alkışladı" ters bakışları altında ezilmekten gerçekten çok sıkıldılar... o burnu büyük ters bakışları atarken, bil ki sen olmaman gereken yerdesin aslında... ben, kibar, nazik bir salon beyefendisi olmadığım için, adına klasik denerek ihtiyar, hantal ve durağan bir kimlik kazandırılmaya ve tekele alınmaya çalışılan bu evrensel müzik yanında, rock ile büyüyüp, serpilmiş biri olduğum için belki de, rahatlıkla kabaca yazabiliyorum... bazen benim için "aaa terbiyesiz, ne diyor bu herif!" diyorlar, biliyorum... ama ihtiyar! şu müziğin ensesine yapışıp, kara bulut gibi gençlerin tepesine çökmekten vazgeç ve mümkünse klasik müziğini evinin salonunda kendine ters türs bakarak dinle... hiç bir müzik, kimsenin tapulu arsası değil...

bu paylaşımda özellikle video paylaşmadım çünkü konserin profesyonel bir ses kaydı ve 5 kamerayla görüntü kaydı yalçın tuğsavul tarafından alınmış... orkestra tüm kayıtları ilerleyen haftalarda internet ortamında paylaşarak, konsere gelemeyenlerin ilgisine sunmayı planlıyor... bu kayıtlar, orkestranın kısa sürede ulaştığı seviyeyi görmek için de oldukça önemli ve yayınlandıklarında burada hemen paylaşacağım... şimdilik bu kadar...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va