Ana içeriğe atla

libertango - piazzolla

astor piazzolla

herkes gibi benim de dinlemeden uyumadıklarım var... sadece biri iyi geceler demediği için kötü geçen geceler olur derler ya! onun gibi bir şey... bir süredir bir şeyler yazmıyorum, hadi bu dinlemeyince uyuyamadıklarımdan biri olan libertango hakkında bir şeyler yazmakla başlayayım bari dedim... libertango gibi zaten dinleyicisi bol olan dinlediklerimi yazmıyorum pek ama son zamanlarda "libertango nedir?" "libertango tango mu?" "libertango dans mı?" gibi sorular sorup da, google hazretleri tarafından bu sayfaya getirilen kişiler çoğaldı.. işin tuhafı bu sayfada libertango yok!... google da yedi kafayı... ama olacak artık libertango, az kaldı...

libertango bir nedir? tango mudur? gibi beyin yakıcı soruları gören google, bu dahiyane soruların cevaplarını, bilse bilse bu salak herif bilir deyip, bana gönderiyor galiba:).. arkadaş; dinle geç libertangoyu.. nedir? diye neden sorma ihtiyacı hissedersin anlamadım... astor piazzolla'ya sorsan veremez cevabını:)...

ama ben vermek zorundayım çünkü buraya gelenlerin eli boş dönmemesi lazım... ben de gittim, "what is libertango?" diye sordum, ilk gelen cevap şu oldu: vahşi, seksi ve eğlenceli!... bence pek de öyle değil libertango... yani tango diye oluşan algı öyle olabilir çünkü geleneksel tango 1800'lü yılların sonlarında, buenos aires'in gecekondu mahallelerindeki barlarda dünyaya geldi ve çoğu zaman ilk örneklerinde fahişeler dans ettiler... bir çok latin amerika dans müziğinde olduğu gibi, kesik ritimler, ani iniş çıkışlar, kısa ve aniden kesilen melodiler arasına serpiştirilmiş uzun duygusal pasajlar ve ani değişimler, tangoda çok daha belirgindir... bu sebeple tutkunun müziği ve dansı olarak bilinir...

astor piazzola; uzun süre kendi geleceğini klasik müzikte görüyordu ve bandoneonu bile bir kenara bırakmıştı... 1973 yılında geçirdiği kalp krizi sonrasında italyaya yerleşmiş ve kendisinden radyo dinleyicisince çok sevilecek eserler yapmasını isteyen menajerini kırmayıp, 1974 yılında libertangoyu bestelemişti... bestelerken de devrim niteliğinde değişimlere girip, kendisini fazlaca özgür bırakmış anlaşılan...

libertango tango mudur? tabii tango sonuçta ama astor piazzolla tangodaki bu geleneksel unsurları alıp, caz unsurları ile birleştirmiş, dansı azaltıp, müziği ön plana çıkarmıştır... dans edebilirsiniz libertango ile de -tabii becerebilirseniz- ama tango gibi başlayıp, tango gibi biten eserin; cazcıya özgürce kullansın, dilediğini virtüözce doğaçlasın diye bırakılmış olan o "özgürlük" yani "libertad" kısımlarında kuyruğunuzu kıvırıp, bir kenara oturmanız ve sabırla beklemeniz gerekebilir... adı üstünde; libertango... özgürce caz yapılsın diye, bir cazcı tarafından bestelenmiş, geleneksel tango unsurları ile süslü bir eser... astor piazzolla da caz ve klasik müziği kendi müziğine dahil ederek tango dünyasında devrim yaratan isimdir... bu yeniliğe tango nuevo yani yeni tango adı verilmiştir...

tango dersi veren dans kursları var... hafta sonları özel barlarda tango geceleri düzenliyorlar... tangolar çalınıyor ve dans ediliyor... libertango da iyice popüler oldu ya!.. libertango ile de tango yapmaya kalkıyorlar... olmuyor tabii... ondan yazdım... yapmayın etmeyin...

dans edilemez mi peki?... ben edemem ama eden eder tabii pekala... sadece suya sabuna dokunmayan, kafasına göre takılıp varyete çekmeyen:) bir versiyonunu bulmanız lazım.. klasikçilerin seslendirdiği yorumlar olabilir... aşağıda da güzel bir örneğini vereyim dans tutkunlarına... tango danstır sonuçta.. ama libertango değil!...


bu parçanın bir sürü versiyonu var... işim gücüm dinlediğim eserlerin farklı tarzlarını, yorumlarını toplamak olduğu için, bir sürü farklısı mevcut elimin altında... içlerinde beni en çok etkileyen hangisi diye düşündüğümde, zaragozanın ara sokaklarından birinde bir sokak müzisyeninden dinlemiş olduğum halinin en iyisi olduğuna karar verdim an itibarıyle... çünkü basit, sade bir sokak müzisyeninden o anda çıkan çok basit ve sade ama bir o derece doğal ve içten hali idi... üstelik libertangoya hiç de uygun olmayan, gayet yumuşak bir müzik aletiyle çalıyordu: bildiğin tahta blok flüt... o anlık durup dinlediğim o versiyonu burada paylaşmam mümkün olmadığına göre, önce bu muhteşem parçanın yaratıcısı muhteşem adam astor piazzolla'nın olanlardan birini paylaşayım hemen... yine muhteşem adam yo yo ma ile birlikte olan versiyonu olsun bari... 2 si bir arada iyi gidiyor...


bu arada; yo yo ma haricinde, libertangoyu yorumlayan bir diğer kalbur üstü müzisyen ise grace jones'tur ama ben o sözlü yorumu pek tutmadım.. enerjimiz tutmadı, elektrik alamadık birbirimizden... dinlemek isterseniz eğer, tıklayın... i've seen that face before...

astor piazzola eseri paylaşıp da kendisini canlı paylaşmamak da olmaz tabii.. yukarıdakilerden biraz daha libertad takıldıkları canlı bir avrupa turnesi kaydı... 1977 yılından... astor piazzolla'ya tomás gubitsch, ricardo sanz, gustavo beytelmann, luis ceravolo, osvaldo caló, daniel piazzolla ve luis ferreyra eşlik etmişler... buram buram 70'ler kokuyor...


libertango her nedense astor piazzolla dinlemeye giriş olarak kabul ediliyor ama bence astor piazzolla dinleme adına zirve noktası... başlangıç değil, tepe... çıkışı zaten yok... çok popüler oldu ve suyu çıktı bence... ama sıkıntı yok, her yorum dinletiyor kendisini sonuçta...

tango aşkın büyülü ve tutkulu dansı olarak kabul ediliyor ama bence sadece aşk değil tango... tango gerçek hayatın ta kendisi... tabii içinde tutkusu şusu busu da var ama aşk dansı filan değil kesinlikle... gerçek hayatın her şeyini barındırıyor... aşkta ayaklar yere pek basmaz ama tangoda ayaklar yere basar... tango hiç bir zaman tek düze değildir, iner, çıkar, çeker, iter, düşer, kalkar...

bir sürü tango var... oryantali, salonu, fini ve hatta çini... ama tango dediğin arjantin olanıdır... arjantin tango denilince de, figürlere bakıldığında, doğaçlama da var gibi duruyor biraz... arjantin tango yapanlar sanki birbirlerinin ne yapacağını bilmiyorlarmış gibi duruyorlar hep... ana tema belli tabii ama doğaçlama hareketler de bol gibi... anlamam o konulardan...

tango tutkunun dansı olarak geçiyor hep ama bana asıl flamenkoymuş gibi geliyor bu tutkulu olan... flamenkoda sürekli birbirini etkilemeye çalışan figürler oluyor ancak tangoda hiç de öyle bir durum yok... flamenkoda ayaklar yere vurulur dikkat çekmek için ama tangoda dikkat çekme filan yoktur... dikkat zaten çekilmiştir... sadece gerçek hayatın inişleri çıkışları, çöküşleri, kalkışları, kavgaları, çelişkileri ve dengeye gelişleri vardır tangoda... libertangoyu dinlerken de gerçek hayatın kendisini görürsünüz yada duyarsınız...

anderson & roe piano duo'nun aşağıdaki videosu benim en beğendiğim yorumlardan biri...


libertango tutkulu başlar ama özgürlükçüdür... parça sürekli değişir, serttir, yumuşaktır, birden değişimler vardır parçada başından sonuna kadar ve yeniden en başa döner... bu sebeple gerçek yaşamın her şeyini barındırıyormuş gibi gelir bana hep... bir çok tango parçasına terstir libertango... o anda kendinizi nasıl hissediyorsanız, ona hitap eder... ben uyumun içine serpiştirilmiş çelişkiler ve çelişkilere rağmen dengeye geliş ve uyum olarak algılıyorum...

libertad özgürlük demek ispanyolca... tangonun ise kelime olarak kökeni bilinmemektedir... afrika tamtamlarından çıkan sese dayanılarak bu adın verildiği söylenmekle birlikte, latince tangere kelimesinden türetildiği de söylenmektedir... tangere dokunmak anlamında olduğu için sanki biraz daha yakın gibi geldi bana... afrikadan köken almış olma ihtimali de aslında uzak bir ihtimal değil... 1800'lü yıllarda afrikadan güney amerikaya, özellikle arjantine büyük bir göç yaşanmıştır ve yerini yurdunu bırakıp, göç eden bu alt sınıf; kendine ait olan, eskiden taşıdığı derin kültürü bu dans ile aktarmaya çalışmıştır... tıpkı caz gibi... blues gibi... ve ilk zamanlarda yapılan tangonun aşktan ve tutkudan çok, sosyal mesajlar içerdiği söyleniyor... belki de bu yapısı sebebiyle bana hep doğal ve gerçek hayattan gibi gelmiştir tango... dinlerken onu hissediyorum ama dansı izlerken işler değişiyor çünkü bugün bu dansı yapanlar işin daha çok o yönünü kullanıyorlar...

farklı bir versiyon sıkıştırayım araya.. libertango versiyonları kaç bin tanedir? bilmiyorum, çoğu üç aşağı 5 yukarı birbirine benzer.. çoğu sanatçı "hadi ben de yorumlayayım bi tane" demiş her halde... ben farklı bulduklarımı burada paylaşmayı tercih ediyorum... swingle singers versiyonu a cappella olduğu için onu da paylaşmak istedim...


sayfam müzik sayfası olmasaydı, tango hakkında öğrendiklerimi de yazardım ama saçma olacak... sadece şu kadarını yazayım; tango temelinde kesinlikle sadece aşk ve tutku barındırmıyor... günümüzde öyle algılanıyor... tango arjantindeki özellikle afrikalı göçmenlerin müziği ve dansı... tango gerçek insanların gerçek hayat öyküleri aslında... içinde her şeyi barındırıyor... tango salonların dansı değil... tango gerçek hayatın müziği ve dansı... tango buenos aires in genelevlerinden çıkan acılı ve gerçek bir yaşam öyküsü... tango, genelevlerde sıra bekleyen erkekler için beklerken sıkılmasınlar diye zorla yaptırılan bir dans aslında... libertango ise bu sebeple özgürlük getiren bir yaklaşımı ifade ediyor...

libertangoda ciddi bir sahiplenme, tutku ve bir o kadar da özgürleştirme ve saygı var... libertango gerçeklerin uyumu, çelişkisi ve dengesidir... al di meola yorumu da bunun en güzel kanıtıdır...

Yorumlar

  1. Bir de Ayşedeniz'i dinleyin...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim güzel öneriniz için... dinlemiştim ve paylaşmıştım daha önce, dilerseniz okuyabilirsiniz: http://www.muzikguncesi.com/2014/11/klasikten-progresife-aysedeniz.html

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada