Ana içeriğe atla

libertango

benim dinlemeden uyumadıklarım vardır... şöyle bir düşününce çok fazlalar gibi geldi bi an ama dünya müzik tarihini ve bu süreçte ortaya konan eserleri hesaba katınca tabii çok da fazla değiller... her uyku öncesinde tamamını dinliyor da değilim tabii ama en azından bir kaçını dinlemeyince, yarım kalıyor uyku...

sadece biri iyi geceler demediği için kötü geçen geceler olur derler ya... onun gibi bir şey... bir süredir bir şeyler yazmıyorum, hadi bu dinlemeden uyuyamadıklarımdan birini yazmakla başlayayım dedim... libertango... neden bunu seçtim yazmak için bilmiyorum ama hiç bir zaman seçenekler arasında kalmadan, direk seçim yapan ve seçtiğinden de hiç pişman olmayan biri olarak seçtim libertangoyu...

bu parçanın bir sürü versiyonu var... işim gücüm parçaların farklı tarzlarını, yorumlarını toplamak olduğu için, bir sürü farklısı mevcut... içlerinde beni en çok etkileyen hangisi diye düşündüğümde, zaragozanın ara sokaklarından birinde bir sokak müzisyeninden dinlemiş olduğum halinin en iyisi olduğuna karar verdim an itibarıyle... çünkü basit, sade bir sokak müzisyeninden o anda çıkan çok basit ve sade ama bir o derece doğal ve içten hali idi... üstelik libertangoya hiç de uygun olmayan, gayet yumuşak bir müzik aletiyle çalıyordu: bildiğin tahta blok flüt... ama iyisinden tabii... o anlık durup dinlediğim o versiyonu burada paylaşmam mümkün olmadığına göre, önce bu muhteşem parçanın yaratıcısı muhteşem adam astor piazzolla nın olanlardan birini paylaşayım hemen... yine muhteşem adam yo yo ma ile birlikte olan versiyonu olsun bari... 2 si bir arada olsun...



tango ama sanki başka bir tango... yeni tango filan deniyor ama sonuçta tango işte... bandoneon ve tango zaten birbirini tamamlıyor... libertango her nedense astor piazzolla dinlemeye giriş olarak kabul ediliyor ama bence astor piazzolla dinleme adına zirve noktası... başlangıç değil, tepe... çıkışı zaten yok...

tango aşkın büyülü ve tutkulu dansı olarak kabul ediliyor ama bence sadece aşk değil tango... tango gerçek hayatın ta kendisi... tabii içinde tutkusu şusu busu da var ama aşk dansı filan değil kesinlikle... gerçek hayatın her şeyini barındırıyor... aşkta ayaklar yere pek basmaz ama tangoda ayaklar yere basar... tango hiç bir zaman tek düze değildir, iner, çıkar, çeker, iter, düşer, kalkar...

bir sürü tango var... oryantali, salonu, fini ve hatta çini... ama tango dediğin arjantin olanıdır... arjantin tango denilince de, figürlere bakıldığında, doğaçlama da var gibi duruyor biraz... arjantin tango yapanlar sanki birbirlerinin ne yapacağını bilmiyorlarmış gibi duruyorlar hep... ana tema belli tabii ama doğaçlama hareketler de bol gibi...

tango tutkunun dansı olarak geçiyor hep ama bana asıl flamenkoymuş gibi geliyor bu tutku... flamenkoda sürekli birbirini etkilemeye çalışmaya yönelik figürler oluyor ancak tangoda hiç de öyle bir durum yok... flamenkoda ayaklar yere vurulur dikkat çekmek için ama tangoda dikkat çekme filan yoktur... dikkat zaten çekilmiştir... sadece gerçek hayatın inişleri çıkışları, çöküşleri, kalkışları, kavgaları, çelişkileri ve dengeye gelişleri vardır tangoda... libertango yu dinlerken de gerçek hayatın kendisini görürsünüz yada duyarsınız...



anderson & roe piano duo nun yukarıdaki videosu benim en beğendiğim ve libertangoya en uygun bulduğum versiyonu...

beğendiğim libertango yorumları buldukça ekliyorum buraya... bu da keman-çello versiyonu... keman: katica illenyi, çello: aniko illenyi...



libertangoya cuk oturan bir diğer performans da aşağıda... oksana grishuk & evgeny platov çiftine yanlış hatırlamıyorsam 1997 yılında şampiyonluk getirmiş olan gösteri...



konu müzikten çıktı gibi ama müzik zaten her yerde var... hele hele buz dansını spor olarak değil de sanat olarak kabul eden benim gibi tipler için...

libertango tutkulu başlar ama özgürlükçüdür... parça sürekli değişir, serttir, yumuşaktır, birden değişimler vardır parçada başından sonuna kadar ve yeniden en başa döner... bu sebeple gerçek yaşamın her şeyini barındırıyormuş gibi gelir bana hep... bir çok tango parçasına terstir libertango... o anda kendinizi nasıl hissediyorsanız, ona hitap eder... ben uyumun içine serpiştirilmiş çelişkiler ve çelişkilere rağmen dengeye geliş ve uyum olarak algılıyorum...

libertad özgürlük demek ispanyolca... tangonun ise kelime olarak kökeni bilinmemektedir... afrika tamtamlarından çıkan sese dayanılarak bu adın verildiği söylenmekle birlikte, latince tangere kelimesinden türetildiği de söylenmektedir... tangere dokunmak anlamında olduğu için sanki biraz daha yakın gibi geldi bana... afrikadan köken almış olma ihtimali de aslında uzak bir ihtimal değil... 1800 lü yıllarda güney amerikaya, özellikle arjantine büyük bir göç yaşanmıştır ve yerini yurdunu bırakıp, göç eden bu alt sınıf; kendine ait olan, eskiden taşıdığı derin kültürü bu dans ile aktarmaya çalışmıştır... tıpkı caz gibi... blues gibi... ve ilk zamanlarda yapılan tangonun aşktan ve tutkudan çok, sosyal mesajlar içerdiği söyleniyor... belki de bu yapısı sebebiyle bana hep doğal ve gerçek hayattan gibi gelmiştir tango... dinlerken onu hissediyorum ama dansı izlerken işler değişiyor çünkü bugün bu dansı yapanlar işin daha çok o yönünü kullanıyorlar...

Libertango - Duo Carmesí , Nurlan Bağırov & Çiğdem Çilesiz



libertango üzerinden tangoya odaklandım ama konu yine libertango çünkü bu parçanın adında özgürlük var... tangoda yok... libertango bizim arabesk yaşam tarzının tam tersi gibi... libertangoda uyum da var, uyumsuzluk da... bağlılık da var, özgürlük ve saygı da var... ve tabii yoğun bir tutku da var...

sayfam müzik sayfası olmasaydı, tango hakkında öğrendiklerimi de yazardım ama saçma olacak... sadece şu kadarını yazayım; tango temelinde kesinlikle sadece aşk ve tutku barındırmıyor... günümüzde öyle algılanıyor... tango arjantindeki özellikle afrikalı göçmenlerin müziği ve dansı... tango gerçek insanların gerçek hayat öyküleri aslında... dediğim gibi, tango aslında caz... içinde her şeyi barındırıyor... tango salonların dansı değil... tango gerçek hayatın müziği ve dansı... tango buenos aires in genelevlerinden çıkan acılı ve gerçek bir yaşam öyküsü... tango, genelevlerde sıra bekleyen erkekler için beklerken sıkılmasınlar diye zorla yaptırılan bir dans aslında... libertango ise bu sebeple özgürlük getiren bir yaklaşımı ifade ediyor...


libertangoda ciddi bir sahiplenme, tutku ve bir o kadar da özgürleştirme ve saygı var... libertango gerçeklerin uyumu, çelişkisi ve dengesidir... al di meola yorumu da bunun en güzel kanıtıdır...


Yorumlar

  1. Bir de Ayşedeniz'i dinleyin...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim güzel öneriniz için... dinlemiştim ve paylaşmıştım daha önce, dilerseniz okuyabilirsiniz: http://www.muzikguncesi.com/2014/11/klasikten-progresife-aysedeniz.html

      Sil

Yorum Gönder

Ayın Çok Okunanları

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

son yıllarda eserleri ile adını sıkça duymaya başladığımız aslıhan keçebaşoğlu ile ilgili olarak öncelikle ufak bir hatırlatmada bulunmam gerekiyor, sonra bu kısmı silip atacağım okuluna başladığında... 

hem sibelius akademisine finlandiya dışından başvuran 25 aday içinden ön eleme ile seçilen 7 kişiden biri olmayı hem de o 7 kişi içinden sıyrılıp, okula kabul edilen 2 kişiden biri olmayı başardı aslıhan keçebaşoğlu... özetle bu önemli okulda yüksek lisans yapacak ancak 7 temmuz tarihine kadar acil olarak 2500 euro desteğe ihtiyacı var... sonrasında da oturma izni ve yaşamsal giderleri için de önemli bir desteğe ihtiyacı olacak doğal olarak... ilgilenenler için adresini vereyim hemen... 

aslihankecebasoglu yazacaksınız... sonrası bildiğin…

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

deniz neva ertürk

"gelecekte caza geçebilir" yada "bakarsınız, progresif müzik yapar" vb gibi bir takım kehanetlerde bulunamayacağım bir paylaşım olacak gibi görünüyor genç piyanist deniz neva ertürk hakkındaki bu paylaşım... sürekli takip edenler anlamıştır ne demek istediğimi ama ilk defa okuyan anlamayabilir; ben özellikle prog ve caz hastası olduğum için, burada gençlerin kafalarını çelip, klasik müzikten biraz saptırmaya çalışan bir tipim ama deniz neva ertürk'ü dinlerken, kendisine bu tip lafların pek işlemeyeceğini anlamış bulunuyorum... gelecek ne getirir tabii bilinmez, bakarsınız yeni bir ayşedeniz doğar ama deniz neva nedense bana tam bir klasik piyanist izlenimi verdi... yani klasik eserlere harfiyen bağlı, bilinen orijinal halleri ne ise bire bir çalma azmi içinde bir konser piyanisti sezdim... anlatamadım değil mi?... farkındayım:)... ama anlatmadan bırakmam merak etmeyin...

adına inatla klasik denen bu muhteşem müzik, diğer müzik türlerinin de anası olduğu için, …

duru aydın'dan bir sezonda 9 konser

hakkında en çok paylaşım yaptığım isimlerden biri piyanist duru aydın... önceki paylaşımları mutlaka okuyun... aşağıdaki paylaşımlar, direk kendisiyle ilgili olanlar ve bir çok farklı paylaşımda da duru'dan bahsettim sürekli... işin gerçeği, ben kendisini tanıdığım günden beri neredeyse her ay bir şekilde hakkında güzel haberler aldım desem yeridir... belki daha sık... şimdi fark ettim ki, ilk paylaşımın üzerinden sadece 1 yıl geçmiş neredeyse! ve ben bu kadar kısa süre içinde o kadar çok başarısından bahsetmişim ki! kendim de inanamadım!...

duru aydınduru aydın'dan güzel haberlerduru aydın'dan meriç soylu'ya

kendisini tanımam ve dikkatimi çekmesi yarışmalar sayesinde oldu ama bu paylaşımda en az bahsedeceğim konu, yarışma... ben yarışmaları sevmem, bilen bilir... benim kişisel sabit fikrime göre; müzisyen konser verir... albüm de yapar tabii dilerse ama müzisyen aslında konser verir arkadaş... duru aydın da bu sezon bol bol konser verdi ve ben bir noktaya kadar bahsett…

damla ece'den "su"...

genç piyanist damla ece karataş hakkında daha önce paylaşım yapmamıştım ama bir çok defalar başarılarından bahsetmiştim... geçen sene tifliste gerçekleştirilen wolfgang amadeus mozart uluslararası piyano yarışmasında ikinci olmuştu ve bu yarışmada aldığı derece sebebiyle katılmaya hak kazandığı almanya'da düzenlenen musical fireworks in baden-württemberg yarışmasında da birinci olmuştu...

genç müzisyenlerden son haberler

hakkında hiç paylaşım yapmamış olmakla birlikte, sürekli takip ettiğim bir yetenek damla ece karataş... yukarıdaki başarıları sonrasında, çev sanat seçmelerine girdi ve başarılı bulunarak çev sanat bursiyeri oldu geçtiğimiz haziran ayında...

ben sadece takip edebildiğim kadarıyla, önemli çalışmalarından bahsediyorum... yine geçtiğimiz haziran ayında, 18-22 haziran 2018 tarihlerinde düzenlenen uluslararası bilkent piyano festivali'nde piyano ve müzik dünyasının çok önemli isimleri ile genç yetenekler bir araya gelmişlerdi ve damla ece de katılımcı olarak kabul …

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

adil kerem ünal

bir felaket piyanist daha hızla sahnelerde boy göstermeye başladı... hemşehrim adil kerem ünal... hemşehrim olunca yada olmayınca ne değişiyor? onu da anlamış değilim ama olsun... 1 yılı aşkın bir süredir takip ediyorum kendisini, kısa sürede çizginin oldukça üstünde olduğunu gösterdi bizlere... öğretmeni maestro ibrahim yazıcı ile çalışma videolarını izliyordum bir süredir, zaten belli idi üstün gayreti ve hedeflediği başarı; en son olten filarmoni ile izledim, resmen sol şeridi boşaltın, ben geliyorum diyor... bu sayfada daha önce bahsettiğim piyanist abi ve ablalarının kulvarından gidiyor adil kerem ünal da...

9 yaşında bu aralar adil kerem ünal ve her şey kendisine alınan bir oyuncak org ile başlamış... bir başka rivayete göre ise; babaannesinin evindeki orgmuş her şeyin sebebi... çok da önemli değil ama ben babaanneyi merak ettim şimdi çok:))... yani her babaannenin evinde org bulunmaz da o yüzden... babaanneler genelde sütlaç, muhallebi yaparlardı eskiden... neyse artık... herh…

piyanist sena erünsal'dan başarı haberleri

mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi devlet konservatuvarı 8. sınıf öğrencisi olan sena erünsal; 4-9 haziran tarihlerinde, italya milano'da düzenlenen piano talents 2019 yarışmasında ikincilik ödülünü kazandı... 6-21 yaş arası genç yeteneklerin katıldığı ve 9 yıldır düzenlenen yarışma, casa verdi büyük salonda gerçekleştirildi...

bu haberi paylaşırken denk geliş karşıma çıktı, hemen o bilgiyi de buraya ekleyeyim... piyanist sena erünsal, mayıs ayında da uluslararası salzburg grand prize virtuoso yarışmasında da ikinciliği kazanmış... bu güzel haberi duymamıştım... internet üzerinden yapılan bir yarışma ve çok önemli çünkü bu yarışmada derece alan müzisyenler konser verme hakkı da kazanıyorlar... önümüzdeki sezon wiener saal salzburg'da konsere çıkacak sena erünsal...

mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi devlet konservatuvarı'nda, ünlü piyanistimiz iris şentürker ile çalışmalarını sürdüren sena'yı, öğretmenini ve tabii ki ailesini kutluyorum...

sena erünsal oldukç…

cansu naz eriş'ten bir sezonda 3 konçerto

sürekli yakından takip ettiğim ama bu sezon içindeki çalışmaları hakkında detaylı bilgi veremediğim genç piyanist cansu naz eriş hakkında sürekli güzel haberler geliyor... ben konserlere çok önem veriyorum, cansu naz da sürekli önemli konserlerde sahne alıyor ve çok da önemli eserler seslendiriyor...

kısa bir süre önce paylaşmıştım, burada yine belirtmem gerekiyor; cansu naz eriş, istanbul devlet senfoni orkestrası tarafından, sedat gürel-güzin gürel sanat ve bilim vakfı işbirliği ile 5 mayıs 2019 tarihinde düzenlenen ulusal genç yetenekler yarışmasında birincilik derecesini almıştı... o paylaşımı da okursanız sevinirim...

yarışmanın ödülü olarak; yarışmaya katıldığı eser olan prokofiev’in 1 numaralı re minör piyano konçertosunun tamamını 20 mayıs 2019 tarihinde, istanbul devlet senfoni orkestrası eşliğinde solist olarak seslendirecek cansu naz...

11 Aralık 2018 tarihinde istanbul üniversitesi devlet konservatuvarı senfoni orkestrası ile mendelssohn'un 2 numaralı piyano konçertosu

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…