Ana içeriğe atla

genç müzisyene sahne tozu nasıl yutturulur?


bu paylaşımda 2 kelam edip, son zamanlarda dikkatimi çeken önemli konserleri paylaşacaktım derli toplu ama olmadı... her zamanki gibi uzadı gitti o 2 kelam... bu sebeple, konserleri aşağıdaki paylaşıma taşıdım... önce bu yazı okunacak sonuna kadar, sonra da o konserlere bakılacak... habi bakalım...

konserleri ile dikkat çeken genç müzisyenler

müzik yada müzikli bir eseri besteleyen ve/veya o eseri seslendiren kişiymiş müzisyen... yani sanırım böyle bir şey... müzisyenin ne olduğuna bile google'dan bakan birinin müzik bloğunu okuyorsunuz:))...

yalan yok, google'a sordum kimdir müzisyen? diye çünkü şimdiye kadar hiç aklıma gelmemişti böyle bir şey... lafı "müzisyen dediğin konser verir" e getireceğim için, bi bakayım dedim çünkü böyle şeyler yazınca, mutlaka birileri çıkıp, "biz de müzisyeniz ama konser vermiyoruz arkadaş" der... mesela; "beste yaparım, gerisine karışmam abi" yada "stüdyodan dışarı adımımı atmam arkadaş" diyenler de tabii ki müzisyen... hemen ilave edeyim; müziği, müzisyenliği ve sanatçılığı öğreten bütün öğretmenlerimiz de müzisyen ve bu öğretmenler gününde onları unutmayalım... onlar da konserler veriyorlar vakitleri yettiği ölçüde... daha çok vardır konser verme durumunda olmayan müzisyen... laf yemeyelim şimdi birilerinden yine... siz farkında değilsiniz ama ben durmadan laf yiyorum burada...

gerçi google da hiç yardımcı olmadı bu konuda çünkü çok geniş bir kesim bu müzisyen denen kesim... müziği öylesine hobi olarak yapıp, arkadaşlarına sahilde akdeniz akşamları ve telli telli (gına geldi artık bu ikisinden) çalandan tutun da (ki bence o da konser), "dünyanın gelmiş geçmiş en bi felaket ilk on" zırvalıklarından birinin ilk sırasında yer alanına kadar geniştir kapsam alanı müzisyenliğin... ufak bir fark var sadece, listeye giren kesime sanatçı da diyoruz... gerçi ben diğer gruba girene de sanatçı diyebiliyorum bazen hak ediyorsa ve işin ciddiyetine inanıyorsa... ikincisinden de bazen sanatçı çıkmayabiliyor... orasını kurcalamayalım şimdi...

bu yazının kapsam alanı sadece genç sanatçı kesimi... özellikle öğrenci kesimi çünkü müzisyen öğrenciler, kendilerini eğitime emanet etmiş durumdalar... onların menajerleri; başta öğretmenleri olmak üzere, eğitim aldıkları okullar ve aileleri... müzisyen; eğitimli olmayabilir ama eğitimli olursa makbuldür herhalde... sanırım makbuldür çünkü ben sanatın hiç bir dalının öğretilebileceğine pek inanmıyorum... bu da yazılacak şey mi şimdi yahu:)... bence sanat öğretilemez ve hiç kimse sanatçı yapılamaz eğitimle... sadece kolaylaştırıcı bir takım yollar ve yordamlar öğretilebilir... mesela müzikse konu; armoni, teknik, nota solfej, kompozisyon vs vs vs... artık ne öğretiliyorsa, onları iyi bilmek, müzisyenin işini kolaylaştırıyordur... eğitim önemli tabii... toparlayayım bari azcık:))... ama beni ilgilendirmiyor çünkü ben severek dinlediğim hiç bir müzisyenin diplomasına bakma ihtiyacı duymadım... ben dinlediğime bakarım sadece... eğitim kısmı sadece müzisyeni bağlar... benim değil, onun işini kolaylaştırıyor eğitim... ama ben kendisini eğitime emanet etmiş olanlar adına yazıyorum sadece...

bu kadar laf salatasını şunun için yaptım: müzisyen dediğin; ya eseri yazar, ya seslendirir ya da ikisini birden yapar ama bence müzisyen konser verir yada eseri konserde seslendirilir... bunu bilir, bunu söylerim... müzisyenliğin temelinde de, doğasında da konser vermek yatar çünkü kayıt denen şey göreceli olarak çok yeni bir icad... kayıt yokken, mecburdunuz konser vermeye ve konsere gitmeye... yok, bir zamanlar konser ayağınıza geliyordu, öyle önüne gelen müzik dinleyemezdi... asilseniz, müzisyenler toplanıp, size çalarlardı... kayıtla birlikte, konserler evinize geldi... kayıt öncesinde, müzik doğduğu yerde ölürdü...

şimdi tercih sizin... konserler ya devam edecekler, yada tarihe gömülecekler... olmaz öyle şey demeyin sakın!... olabilemez dediğiniz kaç şey tarihe gömüldü bile çoktan... içiniz fena oldu değil mi bi an!... neyse, konserleri ayakta tutmak, konser vereceklere konser vermeyi öğretmekten de geçiyor...

çok uzattım, özetle; müzisyen ya eseri yazar, ya seslendirir ya da ikisini birden yapar ama bence müzisyen konser verir arkadaş... bunu bilir, bunu söylerim...

konser mekanı; sokak da olabilir, dünyanın en ihtişamlı salonu da olabilir... dinleyici 3 kişi de olabilir, 300 bin kişi de... yer müsaitse, 3 milyon da olur... bence müzik; canlı konserdir... solisti, eşlikçisi, şefi, bestecisi, şusu busu... tabii tonmaysteri, ışıkçısı ve daha ne varsa...

bu kadar laf salatasını şunun için yaptım:

konser vermek üzere yetiştirilen öğrenciler diploma aldıklarında, kaç konsere çıkmış oluyorlar?...

diplomalı bir müzisyen, diploması eline verildiği anda ne kadar sahne tozu yutmuş oluyor?...

bir bestecinin 100 eseri varsa, kaçı kaç kere seslendirilmiş oluyor?...

seyirci gözünü dikmiş izlerken, özellikle o yurdum dinleyicisi!... özellikle hiç bir şeyi beğenemeyen o malum kitle önünde sahnede kaç kere konser havası yaşıyor bir öğrenci?...

ben bilmiyorum, bilenler kendilerince bi hesaplasınlar... mesela öğrencileriniz kaç kere "gerçek" bir konserde çaldı?... kimseyi kırmadan, şöyle sorayım; parasını verip, kapı gibi biletini alıp konsere gelen 300-1000 kişi civarı dinleyicisi olan bir konserden bahsediyorum...

yada öğrencinizin eserini böyle bir salonda kaç kişi dinledi?...

direk öğrencilere sorayım bir de... biletini alıp da konsere gelen/ön sıradan koltuğu mecburen ayrılan, her şeyi çok bilen, kendini dünyanın en bi felaket müzik otoriteleri listesinin zirvesinde zanneden o kasıntı tipler size homur homur bakarken, kaç kere sahnede eser seslendirdiniz?... valla o kitle karşısında yehudi menuhin bile arşesini düşürür korkudan:))))... ben aralarında otururken korkuyorum, saygıda kusur etmiyorum, kafamı çevirip bakmıyorum bile:))... bereket camia dışındanım yoksa o arşe şimdi bana......... :))...

neyse... sanırım bir video paylaşsam iyi olacak... alexandra dovgan (Александра Довгань) konser videosu olsun... hayranıyım kendisinin çünkü horowitz'den daha iyi... bu yazıda çok fazla kaşındım:)... ünlü şef vladimir spivakov yönetimindeki virtuosos of moscow devlet oda orkestrası eşliğinde 2018 yılında verilmiş bir konser... orkestranın sezon programında yer alan, bildiğiniz biletli ve herhangi bir farklılığı, özelliği olmayan, programlı sezon konserlerinden biri... yani çocuklara yönelik herhangi bir özelliği filan yok 23 nisan vs gibi... bu arada, alexandra dovgan bence olağanüstü bir piyanist, takibi bırakmayın... ama 10 yaşında bir çocuk sonuçta... o da ayısıyla filan oynuyor... aşağıdaki videoda kendisine sahne tozu yutturuluyor... bu sadece bir örnek, kendisine öncesinde de bol bol yutturuldu o toz...



bu sayfadaki bir çok paylaşımda, sürekli bu konuya değinmiştim... vakti gelince hava atıp, ben söylemiştim demek için böyle yazıyorum:))... genç müzisyenlerimize sezon programlarında mutlaka yer verilmesi çok önemli... daha doğrusu, genç sanatçılarımıza... bloğun tam konusu değilmiş gibi gözükse de, dansçılarımız var mesela... genç derken, ben çocukları da dahil ediyorum... isterse 2 yaşında olsun...

bu konuda tabii ki şimdiye kadar güzel örnekler olmadı değil... son yıllarda çok büyük adımlar da atıldı... umarım bu gelişme büyür ve yaygınlaşır... güzel örneklerin de tabii ki hakkını verip, alkışlamak ve desteklemek gerekiyor çünkü bütün bunları düşünmekle kalmayıp, pratiğe aktaranlar onlar... onun için de en tepede bağlantısını verdiğim paylaşımı incelemeniz gerekiyor...

bu tip paylaşımlarda, her zaman karşıma çıkan ilk örneği paylaşıyorum... karşıma da aşağıdaki çıkıverdi... allah'ın işi... antalya piyano festivali... kepez belediyesi çocuk ve gençlik senfoni orkestrası konseri... ülkemizden güzel bir sahne tozu yutturma örneği... minik piyanistimiz hakkında kısaca yazmayı, hatta sadece adını bile olsa yazmayı çok isterdim ama apayrı bir büyük sorun ile yine karşılaştım... video sadece paylaşılmış!... cinlerim daha da tepeme çıktı çünkü bu sorunu sürekli yaşıyorum... çok mu zor yahu bu muhteşem piyanistin adını yazmak!?... hiç bir açıklama yok... kim olduğunun hiç bir önemi yok mu?... önemli olan sadece festivali bir şekilde bitirmek mi?... sağ salim bitirdik, videoyu da koyduk, iş bitti mi?... inanmıyorsanız, tıklayın sağ alttaki youtube butonunu, görün... neyse, ben 3700 küsur yarışma fotosu paylaşıp, dereceye giren 3 kişinin adını yazmayı akıl edemeyenleri de gördüm... yazdım kendilerine cevap da vermediler... iyi niyetli insanları rencide etmemek için de paylaşmadım... bu ne zırvalıktır?... koskoca antalya piyano festivalisin sen!... zaten onun da bir tek adı kaldı...



bu konudaki düşüncem şudur: naçizane filan da değil, böyle olmak zorunda... dinleyiciyim arkadaş ben, veli nimetim ben)... böyle olmasını istiyorum... burası da blog, salla sallayabildiğince:)...

bütün orkestralarımız... devlet olsun, olmasın... ister filarmoni olsun ister senfoni... isterse oda orkestrası yada koro vs... opera ve bale de dahil... bütün orkestralarımız, öncelikle yaşlarına bakılmaksızın genç müzisyenleri ve öğrencileri her konserde kaçar tane alabiliyorlarsa almalılar ve konserlerde birlikte çalmalılar... dansçılar da dahil... her sezonda mutlaka genç solistleri de ağırlamalılar ve mutlaka bestecilerimizin eserlerini de seslendirmeliler... bu da torpilsiz filan olmalı... ne kadar olağan bahsetmişim değil mi torpilden!... biri "ayıp değil mi? torpil filan yazmışsın" dedi de fark ettim... yoooo ayıp filan değil, o konuda kafamı kurcalayan örnekler biliyorum, yazıp geçmişim ve silmeye de hiç niyetim yok... o örnekleri de asla yazmam çünkü çocukların ne suçu var arkadaş! onların haberleri bile yok... onlar torpilin ne olduğunu anlamazlar bile... koca koca insanlar bir takım kayırma ve kayırttımalar yapıyorlarsa, bu onları bağlamaz... zaten bu sebeple hiç kimse bildiğini yazamıyor ve söyleyemiyor...

bunu ayrıca yazayım; bu destek 23 nisan ve 19 mayıs konserleri de olmamalı... sadece gençleri sahneye çıkaran konserler de olmamalı... arkadaş, birinci ilkedir; çocuğa sofrada ayrı tabak verilmez... ben çocukken gıcık olurdum... herkese büyük porselen tabak, bana minik plastik tabak... olmaz... bu geçiştirmektir... 23 nisan ve 19 mayıs özel programlarını ve sadece gençlere yönelik konserleri de tabii yapacaksınız, o ayrı... alexandra dovgan'ın yukarıdaki konserini özellikle seçtim... sezon içindeki herhangi bir konser o...

bu yazdıklarıma biz staj diyoruz... konservatuvarlarda staj var mı?... yoksa, neden yok?...

bu işler, ağlayıp sızlanarak olmuyor... ağla ağla nereye kadar... yahu arkadaş, bütün mesleklerde usta-çırak ilişkisi vardır... tıp fakültesi öğrencisi, prof ile ameliyata girer... 1 yıl hasta bakar... stajyer, mühendis ile proje yapar... çırak ustasıyla otomobil tamir eder... bütün orkestraların bütün konserlerinde, araya 3-5 çocuk, 8-10 da genç serpiştirilse, bazı haftalar sahneye minik solist çıkarılsa, çok da değil, 3-5 hafta da genç bestecilere yer verilse ve en önemlisi, gençler ve çocuklar "kendi istekleriyle" konserlere seyirci olarak çekilebilse fena mı olur?...

icabında 15 yaşında çocuğun lastiğini değiştirdiği otomobile canınızı emanet ediyorsunuz, diş hekimliği fakültelerinde öğrenciler dişinizi çekiyor... ama orkestradaki minik kornocu mu problem?... yahu sizin kadar iyi çalamasın... siz vaktinde motive edin, kesinlikle çalar, ben eminim ama diyelim ki çalamıyor... ne olacak?... dünya mı yıkılacak?...

anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum; şu yukarıda yazdıklarım öyle matah şeyler yada kimsenin akıl edemeyeceği dahiyane fikirler de değiller... aslında 100 kişiye sorsanız, 100 ü de aynı şeyleri sayar döker... hatta sayan döken de çok zaten... çok ama aslında hemen yapılabilecek şeyler nedense bir türlü yapılamıyorlar ve olamıyorlar... sorun orada... aslında bugün karar verilip, 1 hafta sonra planlanabilecek bir şey; hadi 1 ay diyelim... hatta sabırlıyız biz çok, 1 yıl diyelim... bakıyorsunuz yıllar boyunca sürüklenip kalıyor... yapılsa bile 8 sene alıyor oluvermesi... yaşlanıyoruz arkadaş, şu olması çok da zor olmayan işlere bi zahmet hızlıca girişiverin... yapın geçin yahu, ömür törpüsüsünüz gerçekten... zaten yapanları ve bu konuda sorumluluğu olmayanları tabii ki bunun dışında tutuyorum...

olması gerekenler, yapılması gerekenler, durmadan telaffuz ediliyorlar ama bir türlü arzu edilen şekilde yapılamıyorlar... yapılamamalarının sebebi de gayet açık... yapılmak istenmiyor... sebep bu kadar açık ve net... geri zekalımıyız biz, biliyoruz sebepleri... ama yapmak istiyormuş gibi sevimli görünmek zorundalar... genç müzisyenlere seyirci önünde fırsat yaratmayı istiyor gözükmek ve öneriyormuş gibi yapmak çok uygarcadır, çok havalıdır, çok sevimlidir!... her şey söylenebilir ama söylenenleri yapmak için gerçekten istemek gerekmektedir... sıkıntı burada işte...

yok mu gerçekten isteyen ve yapan? var tabii olmaz mı... çok var hem de... ama olumlu girişimler organize olamazlar kolay kolay... olumsuzluklar her zaman organizedir...

organize örnek yok mu? o da var... mesela bildiklerimi paylaşmıştım, bağlantıdan okuyabilirsiniz... gençlere uzanan eller... benim bilmediklerim de vardır mutlaka... öğrendikçe ilave ediyorum... çok önem ve değer verdiğim çalışmalar bu gençlere uzanan eller... zaten önem vermeseydim, oturup uzun uzun yazmazdım...

ama benim üzerinde önemle durduğum konu tam olarak o büyük çaplı çalışmalar değiller... onlar gerçekten büyük işler ve o büyük işleri çıkaranların önünde saygıyla eğiliyorum... teşekkür de ediyorum...

ben burslardan, desteklerden bahsetmiyorum... doğal olarak ve mecburen, burslar ve destekler çeşitli elemeler sonrasında veriliyorlar... o apayrı bir konu... ne yapacaklar başka? doğal olarak öyle olacak... benim direk konu edindiğim kesim; özellikle konservatuvarlarda okuyan yada farklı imkanlarla bu işin eğitimini alan ve en kısa ve düz anlatımıyla müziği meslek edinecek olan kesimin tamamı... meslek lafı bana tuhaf geliyor sanat konusunda ama ne yapayım, öyle sonuçta...

büyük destekler, burslar, paralar, organizasyonlar vs vs vs istemiyor ki herkes... daha ufak, daha basit yüreklendirmeler, elden tutmalar, gayrete getirmeler, hafif iteklemeler vs vs vs... yüzme öğretmenin en kolay yolu çocuğu alıp denize atmak değil midir?... yapmayın sakın, bilerek yazmadım:)))...

müzik eğitimi alan herhangi bir öğrenci için yazıyorum... yetenek sınavını geçip, kendisini eğitime emanet eden tüm öğrenciler ve yeni mezunlar için yazıyorum...

nasıl yaparsınız, nasıl altından kalkarsınız bilemem ama bu yapılmak zorunda... burası müzik sayfası olduğu için konu genç müzisyenler... her alanda bu böyle... şu gençlere güvenin ve resmen canlarını okuyun konserlerde... nasıl olsa canlarına okuyorsunuz, bari çok sevdikleri bir şeyi yaparken olsun...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada