Ana içeriğe atla

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)...

zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo...

karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, sen de onu kabul etmek durumundasındır zaten... bu sebeple ben mohsen namjoo diyorum... adam kendisi "adım mohsen namjoo" diyor ama bir takım sivri akıllılarımız aksini iddia edebiliyor!... neyse koskoca paragraf bu saçma sapan tartışmaya gitti...

www.mohsennamjoo.com

yukarıdaki resmi sayfasından gerekli her türlü bilgiye ulaşabilirsiniz...

mohsen namjoo
az önce iranlı klasik gitar ustası lily afshar ın videolarını izlerken, birlikte çaldıkları toronto konseri videosuyla karşılaştım ve o esnada tanış olduk mohsen namjoo ile... o videoyu burada paylaşacağım formatta bulamadığım için paylaşamıyorum...

son zamanlarda iranlı sanatçılar karşıma çok fazla çıkar oldular... yakın bir geçmişte ricci broomandan hakkında bir paylaşım yapmıştım... iranlı müzisyenlere ilgi duymamın önemli sebeplerinden biri de açık radyoda 15 günde bir yayınlanan fizan ekspresi programı oldu... şair ve yazar m. bülent kılıç tarafından hazırlanıp sunulan programda sadece farsi müzisyenlere yer veriliyor ve programı -çalan müzikler hakkında bilgi edinerek- takip ederseniz eğer, ne kadar derin bir kültürün yanı başımızda olduğunu keşfedersiniz...

mohsen namjoonun bu derece dikkatimi çekmesinin en önemli sebebi; sesi ve tarzı... sesini kullanışı çok özgün ve çok farklı bir ses tınısına sahip... ve tabii rock, caz ve blues a yakınlığı da benim için çok önemli... hatta ara ara progresif hislere bile kapılabiliyorsunuz dinlerken... ait olduğu kültürü de çok iyi kullanıyor... müzisyenliği yanında; şair, yazar, söz yazarı ve besteci... bu kadar şey bir arada olunca, çoğu zaman beraberinde "bilgelik" yada "felsefe" gibi kavramlar da beraberinde geliyor ve tabii siyaset de geliyor çoğu zaman ama şimdilik o yönlerini keşfetmiş değilim... sadece bir tahmin...

şöyle belli bir mesafeden bakınca, insan bu saydıklarımı da bekliyor... ben internette en çok dolanan tek bir resmine baktığım anda frank zappa kıvamında bir kişilik algıladım ama tam da bunu yazarken, new york times ın kendisini "iranın bob dylanı" olarak lanse ettiğini gördüm... bence sakıncası yok, zappa yada dylan kabulümdür:)...

namjoo temelde geleneksel iran çalgısı olan setar ustası... yani asıl uzmanlık alanı setar oluyor... aynı zamanda ud ve gitarda da usta... setar nedir derseniz, şu yukarıdaki konser fotoğrafında çalmakta olduğu enstrüman oluyor... bildiğim kadarıyla bağlamaya çok benzer, curadan büyük ve 4 telli... aslında "seh" 3 tür, "tar" ise tel... galiba orijinali 3 telli ama günümüzde benim gördüklerimin büyük kısmı 4 telli... gerçi bas gitarı da 4 telli bilirdik ama 6-7 tellileri moda oldu iyice...

yabancısı olmadığımız bir durum mohsen namjoo nun da başına geliyor... sen kalk shams (biz şems diyoruz) adlı parçada ayetler kullan!... 5 yıl hapis cezası alıyor gıyaben yapılan mahkemeden... anlayacağınız kendi ülkesinde yasaklı ve suçlu...

az önce söylemiştim değil mi?... fotoğrafa bakar bakmaz anlarım ben... yaramazlık yaptığı çok açık bu müzisyenin... sanatçının da yaramazı makbuldür tabii...

fazla laf salatası yapmadan şöyle sağlam bir videosunu paylaşayım...

Mohsen Namjoo - Ey Sareban
Şair: Rahim Moeini Kermanshahi



sözlerinin önemli kısmı şöyle...
İnancımın tamamı fani bir dünyaya dair
Aşkın kıvılcımları ki yaşamın kendisidir
Yarin hatırası aşkın bir katresinden daha güzeldir
Aşkın ateşi yaşamaktan daha güzeldir
Yarabbi gönüllerdeki muhabbeti her zaman sakla
Benim gönlümde sakladığın gibi
Leyla ile Mecnun efsane oldular
Bizim hikayemizse sonsuza ulaştı
Sen hâlâ kaçamak aşkımsın
Gözümden okunmaz ki derdim
Bilinmez gam içinde ne hallerdeyim
Allah biliyor ki senden sonra yaşamadım
Gönlümün çayırlığını gör ve git
Tufan gibi yık derdin dallarını
Gülüm ben, derip de git
Ki gül ağacıyım
Tufanın dibinde oturan
Vücudumun bütün dallarını
Tabiatın hışmıyla kır
aa! bildiğimiz bir şarkı çıktı:)... türkiyede en çok tanınan parçası oluyor ey sareban... özellikle bunu seçtim çünkü en otantik eserlerinden birisi... sadece setar eşliğinde çalıp söylemiş...

iran (fars) edebiyatı konusunda bilgi fakiriyim ancak çok fazla zengin ve derin bir kültürün edebiyatı olduğu açık... bildiğim kadarıyla uzun hikayeler konu edilir... aşk hikayeleri meşhurdur... bütün bildiğim de budur...

daha önce de belirttiğim gibi, benim mohsen namjoo hakkında bu sayfada paylaşım yapmamın sebepleri; sesi, tarzı ve ait olduğu kültürün zengin geleneksel renklerini caz, blues ve biraz da füzyon ile çok iyi yoğuruyor olması...

ben daha çok yeni tanıştım kendisiyle ama ülkemizde doğal olarak oldukça kalabalık sayılabilecek bir hayran kitlesine sahip... çok değişik müzik türlerine yakın farklı kişileri bir araya getirmeyi başarmış bir sanatçı... şu günlerde hayranları oldukça heyecanlı çünkü ocak 2015 sonunda istanbul ve ankarada konserleri varmış... hemen bu vesile ile haberdar olmayan hayranlarına konser duyurusunu da yapmış olayım... konseri bulup, bileti alıp gitmek size kalmış artık...

Mohsen Namjoo - Reza Khan




dedik ya azcık yaramaz... reza khan, humeyni öncesi dönemin şahı rıza pehlevi oluyor ve bu parçada namjoo onu ülkeye modernizmi getiren kişi olarak görüyor ve eleştiriyor... hatta afyon bağımlısı bir keş olduğunu söylüyor... haklıdır yada değildir, onu bilemem...

geleneksel kültürünün dışına çok kolaylıkla çıkabilen ve bunu da fazlaca hissetirmeden yapan bir sanatçı... ben bu yeteneğe çok önem veriyorum... şöyle açayım; gelenekseli, modern tarzda o kadar iyi yoğurup size yansıtıyor ki! gelenekseli modern kalıp içinde anlamadan hap gibi yutuyorsunuz... bizde de bunu ustalıkla yapabilen bir çok sanatçı var... mesela erkan oğur, derya türkan, zeki çağlar namlı, sinan cem eroğlu, bilal karaman gibi... burada tam olarak şunu kastediyorum; bazen bizim geleneksel müziğimizi mesela birileri çıkıp güyya caz yapıyor ya!... olmuyor işte... onlara da cazcı deniyor ama değiller... isim veremiyorum ki ayıp olacak... ama mesela bilal karaman adam gibi caz yapıyor yada telvin mesela... işte bu işi iyi yoğurma konusunda bence mohsen namjoo da çok iyi yapıyor...

genç sanatçı aslında mohsen namjoo... genç sayılır... 12 yaşında başlamış müziğe ve 18 yaşında tahran üniversitesinde devam etmiş... okullu yani anlayacağınız... film ve belgesel müzikleri de yapıyor... müzik ve tiyatro üzerine aldığı eğitimi yarım kalmış çünkü hem kendisi bu eğitimi yeterli bulmamış, hem de geleneksel iran müziğini farklı tarzlara uyarlaması hiç hoş karşılanmamış... bence eğitimi kendisi zaten bırakmış ama karşıtlarına bakarsanız, atılmış üniversiteden... bence çok da iyi olmuş...

2009 yılında avrupada dikkatleri çekmiş üzerine ve sonrasında olan olmuş, dünyaca tanınmış... galiba bir tek ben tanıyamamışım!!!... utandım gerçekten... hayranları öyle yorumlar yapmışlar ki!... okudukça yerin dibine girdim resmen bu kadar ünlü birini tanımadığım için...

Hasta Siempre Comandante Che Guevara



hasta siempre şarkısını yorumlamayan kalmamıştır dünyada ve yorumlayanların çoğu da benim gördüğüm kadarıyla orijinal haline sadık kalmışlar ancak mohsen namjoo biraz olsun kurcalamış:)...

ilk bir kaç albümüne ulaşmayı başardım ancak kayıtlarında ciddi sorun vardı... bu konuda edinebildiğim bilgi şöyle; ilk kayıtları tahranda uygun olmayan koşullarda gerçekleştirilmiş... belki de gizli kaydetmek zorunda kaldı, bilmiyorum... ben de o kötü kayıtlı eserlere bayıldım!...

şarkıları hüzünlüymüş... evet önemli bir kısmı o hissi veriyor ama işin gerçeği sözlerini anlamadan bir şey diyemeyeceğim... bazı parçaların ingilizce sözlerine baktım ancak farsi ve üstüne üstlük ağır geleneksel kültür hakim olduğu için, o sözlerin doğru anlamlarıyla ingilizceye çevrilmesi bence ustalık isteyen bir iş ve ingilizce gerçekten güven vermiyor bu konuda... çok arabesk kaçan sözlere rastladım ve ben her nedense o kadar basit sözlere sahip olmadıklarını düşünüyorum şarkılarının...

defalarca aynı konuya değiniyorum ama mohsen namjoo yu tek kelime ile değerlendir denirse bana, ben sadece "yorum" derim... sesini sınırları zorlayan bir şekilde kullanarak şarkılara getirdiği yorumdur bence mohsen namjoo...

aslında bir yandan da şüpheye düşmüyor değilim; acaba işin sırrı farsçada mı!... özellikle feryat ederek bağırmaya, yakarmaya, mahvolmaya, yanıp tutuşmaya çok uygun bir dil bu farsça...

çalışmalarını incelerken bir çok "cover" (şunun türkçesini bulamadım bir türlü) çalışmaya da rastladım... tabii hasta siempre de öyle... david bowie nin ünlü the man who sold the world adlı parçasını da morgh sheyda adı ile yeniden farsça yorumlamış... fena olmamış, değişik olmuş ama ben burada artık son olarak kendisine ait bir parçayı paylaşmak istiyorum... gerisi size kalmış... benim en çok dikkatimi çeken toranj... ama ilginçtir, ben bu klibi daha önce başka bir şarkısında da gördüm!... nasıl oluyor anlamadım:)...

Mohsen Namjoo - Toranj



dedi ben o turuncum ki sığmam dünyalara
dedim turunçtan da güzelsin, fakat ne gelir elden
dedi nerelisin sen, perişan görünürsün
dedim bir garibim ben, âşinâlık şehrinden
dedi ne arıyorsun; kaybetmişsin kendini
dedim kapının eşiğinde dilenmek isterim ben
dedi gönül çelmede nasıl bilirsin bizi
dedim bir gül harmanı bezminde gönül çelen
dedim zülfün kokusu dünyamı kaybettirdi
yol da gösterir sana dedi eger bilirsen
dedim dudağını sormanın arzusuna düşmüşüm
dedi kul köle ol sen; geliyor kul gözeten...

neden önemli mohsen namjoo?

az önce sesine, tarzına yaptığım vurgulamaları bir kez daha yapmayacağım...

neden önemli? dünyanın her yerinden bir çok insan neden hayran kendisine? yada ben neden gidip de özellikle mohsen namjoo yu paylaşıyorum?... sesini oldukça ilginç ve değişik şekillerde kullanabilen dünyada o kadar çok müzisyen var ki aslında...

neden? dersek; şundan: bu sanatçılar çok zengin bir kültürün çocukları... biz de sahiptik emsallerine ve hala daha sahibiz ama bir kaç yıl sonrasını bilemem... dünya bugün "tümden" çok ciddi bir yozlaşmaya kurban gitmiş durumda... "modern" adı altında saçma sapan, içi boş zırvalıklar sanat diye yutturuluyor... üstelik cebinizden tonla parayı da çalarak!... dünya kimin elinde oyuncak olmuş durumda?... bu sorunun yanıtı çok açık; kapitalizmin... kapitalizm içi boş ne varsa onu kullanarak, içi dolu olan dünyanın da içini boşaltıyor...

özetle; yoz kültür, durmadan derin kültürü yutuyor... dünyanın "dolu" zannedilen ışıltılı kısmı aslında bomboş iken; boş zannedilen kısmı "dopdolu"... işte bu sebeple çok önemli mohsen namjoo... ve eşdeğerleri...

madalyonun diğer yüzü; o derin olan kültür de kendisine sahip çıkamıyor!... yutulmaya çoktan hazır... hatta gönüllü... o derin kültürler kendi kıymetlerini bilmiyorlar, kendilerini aşağılıyorlar, kendileriyle savaş halindeler... farkında değiller; yasaklıyorlar, ülkeden atıyorlar, defol git diyorlar... ne oluyor? madalyonun yozlaşan diğer yüzü, o kültürü bir yandan yutarken, dibine kadar sıyırıp, paçavrasını çıkarıyor!... eh... helal olsun... ne diyeyim...

new york times a göre; iranın bob dylanı!!!... bana göre; dünyanın mohsen namjoosu...

son olarak şunu yazmazsam çatlarım çünkü bence önemli... "tahranlı" zor şartlarda kayıt yapan namjoo ile "kaliforniyalı" namjoo arasında ne yalan söyleyeyim, çok fark var!... bunu yazabilmek için çok inceledim ve ben "tahranlı mohsen namjoo" diyorum...

Mohsen Namjoo - Shirin Shirinam



Yorumlar

  1. Gerçekten çok güzel bir sese sahipmiş. Bu tip sanatçılardan daha çok bahsederseniz sevinirim.

    YanıtlaSil
  2. Maryam şarkısıyla tanıdım Mohsen Namjoo'yu muhteşem sesi var

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim, sesi gerçekten olağanüstü...

      Sil
  3. En güzel şarkılarından biri de dar mian jan (canımın içinde kalmış).Adamı tavsiye ederim çok iyi bir Kürt sanatçıdır.

    YanıtlaSil
  4. Adam Kur'an ayetlerinden müzik yapıyor, iyi sanatçı diyoruz!!!! İran'da ceza alıyor, biz sahip çıkmaya çalışıyoruz... Müslümanlardan özür dilesin pişmanlığını açıklasın...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben dini konularda hassas biriyimdir ve dalga geçilmesini, aşağılanmasını, alaya alınması yada yok farz edilmesini kabul edemem... eğer ayetleri kullanarak bu davranışlardan birini sergilemişse, haklısınız... ama kullandığı parçanın adı "şems"... bu parçada saçma sapan bir davranışa girişeceğini sanmam... kaldı ki eserlerinin sözlerini incelediğimizde oldukça ağır eserler olduğunu da görüyoruz... iranda ceza aldığı dönemde müzik de yasaktı ve sadece belli sınırlar içinde müziğe izin vardı... siz bunu yazınca biraz inceledim, googledan inceleyebilirsiniz, bizdeki bir çok ilahide de ayetler kullanılıyor... yani bizde de müziğin içinde ayetleri kullanan çok fazla ve insanlar videolar hazırlamışlar özellikle... ve Kur'an da bir çok farklı müziksel makam ile okunuyor... samimiyetle bir kez daha belirteyim, inceleyeceğim, eğer özür dilemesini gerektiren bir durum varsa, ben bu paylaşımı yayından kaldırırım...

      Sil
    2. https://bilalesen.blogspot.com/2015/03/muzik-parcalarinda-kuran-ayetlerinin.html

      Sil

Yorum Gönder

Ayın Çok Okunanları

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka...

içinde gürültü eksik olmayan bir evde dünyaya gelmiş cem esen de... yani anne de baba da müzisyen... komşuların sevmediği türden evler sanatçı evleri... "vayyy sen müziğe n…

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

son yıllarda eserleri ile adını sıkça duymaya başladığımız aslıhan keçebaşoğlu ile ilgili olarak öncelikle ufak bir hatırlatmada bulunmam gerekiyor, sonra bu kısmı silip atacağım okuluna başladığında... 

hem sibelius akademisine finlandiya dışından başvuran 25 aday içinden ön eleme ile seçilen 7 kişiden biri olmayı hem de o 7 kişi içinden sıyrılıp, okula kabul edilen 2 kişiden biri olmayı başardı aslıhan keçebaşoğlu... özetle bu önemli okulda yüksek lisans yapacak ancak 7 temmuz tarihine kadar acil olarak 2500 euro desteğe ihtiyacı var... sonrasında da oturma izni ve yaşamsal giderleri için de önemli bir desteğe ihtiyacı olacak doğal olarak... ilgilenenler için adresini vereyim hemen... 

aslihankecebasoglu yazacaksınız... sonrası bildiğin…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

idil ve ela'dan başarı haberi

yine bir gülden gökşen hoca klasiği... iki öğrenci, 2 birincilik... idil atlıer ve ela demirkaya; the muse müzik yarışmasına katılıp, birinci olmuşlardı ama ben ertelemiştim bu paylaşımı çünkü ödül olarak yunanistanda konser vereceklerdi haziran sonunda...

temmuz ayına girdik ya, "konser verilmiş mi? bi bakayım" dedim, verilmiş tabii... ben de paylaşayım artık dedim...

the muse, internet üzerinden video paylaşımına dayalı bir yarışma ve videonuzu yarışmaya göndererek katılım sağlıyorsunuz... değerlendirme sonucunda alınan puanlara göre dereceler veriliyor ve her kategorinin birincilerine konser verme imkanı sağlanıyor... bütün dünyaya açık bir yarışma ve neredeyse tüm enstrümanlara ek olarak vokal yanında, oda orkestrası, geleneksel enstrüman ve amatör kategorileri de mevcut...

ela ve idil, birinci oldukları için konser verme hakkı kazandılar ve 29 haziran günü saat 19:00 da atina'nın en büyük salonu olan megaron konser salonunda sahne aldılar... yapılan yorumlarda, büy…

tarık kaan, ilyun ve mina'dan başarı haberi

şu yukarıda gördüğünüz üç genç piyanistimiz; tarık kaan alkan, mina urgun ve ilyun bürkev, ispanya al hambra'da düzenlenen 9. uluslararası maria herrero piyano yarışmasına gittiler ve güzel derecelerle döndüler...

ilyun bürkev ve tarık kaan alkan, kendi kategorilerinde birinci olurlarken, mina urgun da kategorisinde üçüncü olmayı başardı... her üç genç yeteneğimiz de mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi'nde öğrenimlerine devam ediyorlar... mina urgun ise henüz yarı zamanlı olarak piyano eğitimi alıyor olmasına rağmen bu büyük başarıyı elde etti... her üç genç piyanistimizi, öğrenim gördükleri yüz aklarımızdan biri olan okullarını, öğretmenlerini ve ailelerini ayrı ayrı kutluyorum... mina'yı ise apayrı ve özel olarak kutluyorum...

üç gencimizi de maalesef daha önce paylaşma fırsatı bulamamıştım... tarık kaan alkan'ı önceki başarılarından dolayı tanıyorum ve bu sayfada defalarca hakkında güzel haberler verdim... bir paylaşımı buradan okuyabilirsiniz... kısaca da olsa…

can çakmur

çok dikkat çeken, çok başarılı bir genç piyanist can çakmur... hakkında bir şeyler yazmak için hep ileri bir zamana ertelediğim isimlerden biri kendisi ama fırsat buldukça ertelediğim bu gençleri de yazmaya çalışıyorum... can çakmur, bir çok genç yeteneğimize oranla daha fazla tanınma fırsatı yakalamış olan bir isim... tabii bu tanınırlığın sebebi, elde ettiği büyük başarılar sonuçta ve dolayısıyla medyada daha fazla yer aldı... türkiyede ilgili medyanın bile ilgisini çekebilmek için bir kaç deveye birkaç hendek atlatmanız gerekiyor... zaten ondan sonra da medyaya ihtiyacınız kalmıyor:)...

can çakmur hakkında detaylı bilgi alabilmeniz için öncelikle resmi sayfasının adresini paylaşayım... çok iyi hazırlanmış güzel bir sayfaya sahip can çakmur... fırsat buldukça araya sıkıştırıyorum, her genç yeteneğimizin mutlaka böyle bir sayfası olmalı diye düşünüyorum... umarım bir çokları gibi sayfasına kilidi vurup da facebook, instagram vb gibi pek işe yaramayan ortamlara geçmez...

www.cancakmur.…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

light in babylon

dinlediğimde hayran kaldığım, uzun süredir paylaşmak istediğim ancak bir türlü beceremediğim bir grup light in babylon... itiraf edeyim, ön plana çıkan 2 konu var light in babylonda, şarkı söyleyen kız ve müziğin rengi... düşündüm bir an "nedir müziğin rengi" diye! tabii yok öyle bir şey ama hadi tarzı diyelim; özetle yaptıkları müzik... kişi olarak ön plana çıkan ise bence vokalist kız, yani adını bin bir zahmetle öğrendiğim michal elia kamal... israilli oluyor kendisi ama iran orijinliymiş... hemen belirteyim, vokal ön plana çıkıyor derken kesinlikle gruptaki diğer müzisyenleri bir kenara atıyor değilim!... çok başarılılar ancak michal elia kamal şarkı söylerken apayrı bir dünyaya gidiyor sanki... sesi çok iyi ve çok severek şarkı söylediği apaçık belli... izlerken kendisinin söylediği parçayı resmen yaşadığını görüyorsunuz...

santur çalan ise türk... metehan çiftçi... michal elia kamal ve julian demarque (fransız, gitarist) gezgin müzisyenler olarak 2009 yılında istanbul…