Ana içeriğe atla

agora gençlik senfoni orkestrası

agora gençlik senfoni orkestrası
çok önemli ve alışık olmadığımız bir oluşum hakkında, yani başlıktan da anlaşılacağı üzere, agora gençlik senfoni orkestrası hakkında yazacağım bu sefer... ilk defa bu kadar kalabalık bir orkestrayı paylaşıyorum, bakalım ne olacak... umarım her bir üyesinden tek tek bahsetmem gerekmiyordur...

bu paylaşımdan sonra, bir kaç ago paylaşımı daha yaptım, onları da buraya ilave edeyim, gidip okuyun...

ago'dan ses getiren konser

ago'dan mozart ve film müzikleri

burada paylaştığım müzisyenler yada gruplar; genelde hiç olmayacak anda bir şekilde karşıma çıkan, "dur bakalım nasılmış?" diyerek paylaştığım müzisyenler ve gruplardır... bu sefer farklı oldu... önce murat ömür tuncer'i tanıdım ve paylaştım... burada, mutlaka okuyun... aradan bir süre geçti, murat ömür tuncer "arkadaşlar, senfoni orkestrası kuruyoruz!" benzeri bir paylaşım yaptı!... bu derece kendinden emin ve net bir ifadeyi ben en son cumhuriyet kurulurken duymuştum... samimiyetle söylüyorum, içimden geçen ilk düşünce "turşu mu kuruyorsun arkadaş" olmuştu... çünkü alışık değiliz!... bakın, yukarıdaki ilk cümle... kulaklar alışık değil, beyin alışık değil...

dünyada vardır örnekleri, bilmiyorum... belki de yoktur, onu da bilmiyorum ama genel olarak bildiğim; mesela devlet senfoniler var... borusan var... tekfen var... cumhurbaşkanlığı var... doğuş çocuk, bilkent, bilkent gençlik vs vs vs... birinin arkasında devlet!... birinin cumhurbaşkanı... diğerlerinin arkasında holdingler, üniversiteler vs vs vs... dünyadaki bildiğim senfoni ve filarmoni orkestralarını da inceledim, hepsinin arkasında devlet, üniversite, vakıf, holding filan var...

agora gençlik senfoni orkestrasının arkasında kim var?...

bu sorunun iki cevabı var... birincisi; benim bildiğim kadarıyla, öncelikle murat ömür tuncer var... tanıdığım bir kaç isim daha göze çarpıyor ön planda olan... murat ömür tunceri ben fikir sahibi ve bu güzel oluşumun ateşleyicisi olarak görüyorum... büyük ihtimalle kendisinin vereceği cevap "hayır, bu orkestra hepimizin" olacaktır... sorunun ikinci cevabı da bu zaten... evet, bu oluşumda başı çeken, ateşleyen ve yapan murat ömür tuncer ama bu orkestranın sağlam adımlarla yol katedebilmesi sadece ona bağlı değil... bu orkestra, kendisini bu orkestraya ait hisseden herkesin... ben de kendimi bu orkestraya ait hissediyorum mesela... nasıl sahiplendim ama:)... hazır kurulmuş ve yol kat etmiş bir şeyi sahiplenmek zor değil:)...

özetle; benim bu orkestranın kurulacağını duyduğum günden bu güne kadar taş çatlasın 5 ay ya geçmiştir ya geçmemiştir, orkestra kuruldu, provalar yapıldı, bir tv programında biz de varız denildi ve 15 gün sonra da ilk konser verilecek... sahnede çalarlarken devasa görünen o orkestra bir kaç ay içinde kuruldu... murat ömür tuncer boşuna yılın en başarılı 10 gencinden biri seçilmedi uluslararası genç liderler ve girişimciler derneği tarafından... ilk konser demişken, aşağıda paylaşayım hemen... bu konsere ben maalesef katılamayacağım ama büyük bir yüzsüzlük yapıp, onları izmire davet ediyorum:)...

agora gençlik senfoni orkestrası
agora gençlik senfoni orkestrasının ilk konserinde genç piyanist doruk görkem tokur, murat ömür tuncer'in şefliğinde mozart'ın 23. piyano konçertosunun ilk iki bölümünü seslendirecek... ardından bir zamanlar amerika ve hayat güzeldir filmlerinden seçkiler yağız oral şefliğinde orkestraca seslendirilecek... konser, meksikalı besteci márquez'in danzon no.2 başlıklı eseriyle son bulacak...

şimdi ben hala daha şu agora gençlik senfoni orkestrasının arkasında kim var? sorusunda takılı kaldım... normaldir her başarılı erkeğin arkasında bir kadın arayan canlı türüyüz sonuçta... hiç bir şeyin kendi kendine ayakta duramayacağı telkini ile büyümüşüz:)... anlatmak istediğim şu: arkasında sağlam bir destek olmadan hiç bir şeyin ayakta duramayacağı gibi bir şey kazınmış kafamıza... burada takılı kalmamın sebebi bu sadece... demek ki ben aslında iyi tanıdığımı zannettiğim gençleri de pek tanımıyorum... koskoca orkestrayı kurdular geçtiler...

bu orkestranın arkasında devlet, üniversite, vakıf yada holding yok... bu orkestranın arkasında sadece bugün provalarını yapmakta olan gençler var... işte bu sebeple bizler de onların yanında olmalıyız diyorum... sadece konserlerinde karşılarında olacağız mecburen...

agora gençlik senfoni orkestrası hakkında bildiklerim bu kadar... bütün bildiğimi toplasanız taş çatlasın 8 cümle eder... gerisini ben sallıyorum... hadi tahmin diyelim de okuyan olursa, okuduğuna pişman olmasın... bu orkestra, bu ortamda, muhteşem denebilecek bir fikrin ürünü... kendisini cendereye sıkışmış gibi hisseden genç kesime uzatılan bir el... tahminimce gönüllü olan ve enstrümanını kapıp gelen her gence açık bir oluşum... tabii sonuçta okeye dördüncüyü aramıyorlar!... senfoni orkestrası olmanın getirdiği bir takım koşullar mutlaka vardır... düzenli ve meşakkatli provalar, uyum..... uzunca bir cümle kurabileceğimi zannettim ama prova ve uyum deyip kaldım:))... anlamadığın konuda yazmaya kalkmayacaksın işte kalırsın böyle:)... provalar ve uyum dışındaki şartları nasıl olsa söylerler... konservatuvar öğrencisi yada yeni mezunu olmanız yeterli anladığım kadarıyla... gönlü açık olana kapıları açık...

yeteneklerinin ve özverili çalışmalarının karşılığını alamayan, fazlasıyla hak ettikleri ilgiyi ve saygıyı göremeyen, çok üzülerek yazıyorum bunu; önemsenmeyen ve yeterince ilgilenilmeyen çok değerli pırıl pırıl gençler her zamanki gibi kendi çıkış yollarını buldular bu oluşumla... kadro vermez misiniz? konserlerine gitmez misiniz? konserleri pahalı mı bulursunuz? dansözlü çalgılı çengili şirket yemeklerine akıttığınız paranın 10 da birini bile sponsorluk için çok mu görürsünüz?... 80 milyon kişi olmanıza rağmen; gencecik bir yeteneği uluslararası yarışmalara ödünç enstrümanla mı gönderirsiniz?... sadece birinci olduğunda mı haber yaparsınız?... hiç önemli değil... onlar kendi çıkış yollarını bulurlar mutlaka... buldular zaten...

bu orkestra yolunu kendisi çizecek... öyle başladı, öyle devam etmeli... benim fikrimdir... okeye dördüncüyü bulamayan üç kişinin 4 yancısı mutlaka vardır bu ülkede... kim kaybederse kaybetsin, o dört yancı bedava çayını içer... ülkemize özgü yancı hastalığı bile tıp literatürüne girdi daha ne olsun... göğsünü masanın köşesine dayayan yancı hastalığı bile var... göğüs kafesi çöküklüğü... agora gençlik senfoni orkestrasının arkasında asla holding vs olmamalıdır... hiç bir zaman... kar amacı gütmeyen bir sivil toplum örgütü olmalıdır ille olacaksa... o bile olmamalıdır bana sorarsanız... gençler kendi yollarını çizdiler...



senfoni orkestrası ile filarmoni orkestrası arasındaki fark hep merak konusudur... aralarında teknik anlamda hiç bir fark yok... bildiğim kadarıyla, orkestra eğer bir kuruluşa bağlı ise filarmoni deniyor... daha doğrusu özellikle müziği önemseyen ve seven (gerçekten) vakıf vb gibi bir kuruluş, bir senfoni orkestrasını kurup destekliyorsa, filarmoni daha uygun oluyor... borusan ve tekfen gibi... bence bu orkestra senfoni değil, filarmoni adını taşımalı idi... arkasında tamamen gerçek ve saf bir müzik sevgisi yatıyor çünkü...

belki terbiyesizlik olacak, haddini aşmak olacak ama inancım ve inanmanın ötesinde, gördüğüm ve hatta emin olduğum şey şu: ülkemizde klasik müziğin -ki bu müziğe klasik denmesine de karşıyım- önündeki en büyük engel, klasik müzik camiasıdır... o camianın sınırlarını çizmek ve kim olduklarını tahmin etmek çok zor değil... istisnaları da az olmamakla birlikte; bu camia "yancı" özellikleri barındıran bir camia maalesef... genele vurursak; kendi gençlerine destek olmayan bir profesyonel camia görüyorum ben... ilgilerini biraz olsun çekebilmek için, uluslararası yarışmadan dereceyle dönmüş olmak gibi bir kriterleri var... şu konu kesinlikle yanlış anlaşılmasın: üstün yetenekli o çocukları ve gençleri tabii ki çok takdir ediyorum ve her birine ayrı ayrı hayranım ve çok büyük keyifle paylaşıyorum burada zaten... onlarla hiç bir alıp veremediğim yok kesinlikle... 10 yaşında olup da dereceler alıp gelen bir yetenekle ne sorunum olabilir... onlar gururumuz ve göz bebeğimiz... ama her genç çizginin üstünde olmak durumunda değil ki... herkesin gözü müzik dehalarında, dereceler üstüne dereceler alan çocukları ve gençleri tabii ki herkes sever ama dünyanın gerçekleri öyle değil... en az kendisi kadar yetenekli, çalışkan ve başarılı gençlerin elinden tutmak, onları haber yapmak ve gururlanmak yeterli olmuyor... önemli ama yeterli değil...

beni aşan konulara fazla dalmak ve birilerini üzmek istemiyorum ama adına klasik müzik denen müziğin, adına camia denen camiası maalesef pek iç açıcı değil... yada ben haddini aşan bir terbiyesizim... bu bloğu da zaman zaman haddimi aşmak için açtım zaten:))...

takip ediyorum sürekli... provalara aksatmadan ve tahminimce gerektiği kadar ciddi, olması gereken gibi de neşe içinde devam ediyorlar... 13 mart akşamı da çok güzel bir konserle merhaba diyecekler... agora gençlik senfoni orkestrasını ben halkın orkestrası olarak görüyorum... kendileriyle hemfikir miyiz? bilmiyorum... aynı zamanda bir okul olarak da görüyorum... yada gönlümden geçeni yazıyorum... en çok güvendiğim de; camia dışındaki müzik ve sanat düşkünü gençler... sanılanın aksine, o kadar büyük bir genç dinleyici kitlesi var ki... camia konsere gittiği için konsere gitmeyen... agoraya düşen, ne zaman alkışlanacağını bilemeyen o kesime ulaşmak... bu sayfada da zaman zaman bahsettiğim çok değerli genç solistleri de sahiplenen bir agora gençlik senfoni orkestrasının çok kısa bir süre sonra yurt dışı konserlere başlayacağından ben kesinlikle eminim...

bu gençler, 7 kişinin bir araya gelip de kooperatifleşemediği ihtiyarların ülkesinde, 4 ayda koskoca bir senfoni orkestrası kurdular... tekrar belirteyim, bu orkestra filarmoni orkestrası olmalı, bizler de sponsoru... fazlasıyla hak etmiyorlar mı?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.