Ana içeriğe atla

çocuklar neden yarıştırılır?


bu yazıyı 3 ay önce yazdım ama paylaşıp paylaşmamaya karar veremediğim için öylece duruyordu kenarda... biraz ince eleyip sık dokunmadan paylaşılacak bir yazı değildi ve zaten şimdi bir çok yeri sildim attım... bu yazının, bu sayfada da sürekli bahsettiğim çocukları, gençleri, aileleri ve öğretmenleri üzmesini kesinlikle istemem çünkü onların başarılarıyla gururlanıyoruz ve her birini yürekten kutluyoruz... bir çoğunun yazacaklarıma katılacaklarından da neredeyse eminim... beni şimdiden en çok üzen şeyi de yazayım: eğer okurlarsa, derece almış olan o çok takdir ettiğim gençler bana çok bozulacaklar gibi geliyor ve üstelik özellikle onlar için yazıyorum aslında şu anda... kazandıkları dereceler, elde ettikleri başarılar bizim için çok büyük bir gurur kaynağı oluyor ama keşke bu gururun sebebi alınan dereceler değil de, sadece verilen konserler olsaydı, aldıkları birinciliklerle değil de sadece eserleriyle ve yorumlarıyla tanısaydık kendilerini... yarışmalardan derecelerle dönen genç sanatçılarımızı çok seviyorum ve elimden geldiğince paylaşıyorum... yarışmalar artacak, derece alan genç yetenekler de artacak ve ben yine gururla aynı şekilde paylaşacağım ama sadece konserlerini ve eserlerini paylaşmayı tercih ederdim...

aslında bütün yazacağım da yukarıdaki paragraf ama biraz da açmak gerekir belki konuyu... bakmayın benim bu blogta sürekli başarılı gençlerden, çocuklardan, yarışmalardan ve derecelerden bahsettiğime, özellikle çocukların yarışmalarda yarıştırılıyor olmalarına ciddi biçimde karşıyım... gençlerin yarışmalarına da karşıyım... zorunuz ne sizin kardeşim çocuk ve genç müzisyenlerle?... büyükler ne yaparlarsa yapsınlar, beni pek de ilgilendirmiyor diyeceğim ama o da çok ilgilendiriyor çünkü;

sanatın içinde yarışma gibi bir şey olmasına zaten karşıyım her şeyden önce...

sanatın ruhuna aykırı değil mi yarışmak?... en başta sanatçıların karşı çıkmaları, kabullenmemeleri gerekmiyor mu sanat alanında yapılan yarışmaları ve verilen ödülleri?... "manevi değeri olan ödülleri, onur ödüllerini vb ödülleri bunun dışında tutuyorum"...

yarışmak, sanatın ruhuna ne kadar aykırı ise, çocuk ruhuna da o kadar aykırı değil mi?... çocuklar yarışmazlar, yarıştırılırlar... çocukların yarışması "benim babam senin babanı döver" kadar masumken, o çocuğu bach ve vivaldi üzerinden yarıştırmak da nedir?...

yetenekli olsun yada olmasın, her çocuk mutlaka sanat ile uğraşmalı... her çocuk şiir yazmalı, resim yapmalı, dans etmeli... ama yarışmamalı... çocukları yarıştırmanın herhangi bir mantığı var mı?... çocukları "deha" "üstün yetenekli" "prodigy" "talent" vs vs vs şeklinde sınıflandırmak da neyin nesidir? bunun mantığını bilen var mı?... çocuk dünyanın gelmiş geçmiş olabilecek en üstün yetenekli dehası olabilir, bunu o çocuğun bilmesine gerek var mı?...

dahi bir çocuğun varlığı kime ne fayda sağlar?... evet, dünya için bir kazanımdır... zamansal ve mekansal olmayan büyük bir evrensel öneme sahiptir... peki belli bir kesimin o çocuğu sahiplenmesi de nedir?...

yarışmalara genelde hepimiz derece alan çocuğun gözünden bakarız... evet, muhteşem ötesi çocuklar var dünyada... ülkemizde de... hayran kalmamak mümkün değil... en zor eserleri 7 yaşındayken çalandan, 10 yaşında besteleri operaları olana kadar... peki üç çocuk derece alırken -ki bir tanesi diğer ikisinden de iyi!- yarışmaya katılan diğer çocukların gözünden de bakmak gerekmez mi?...

derece alamayan çocuğun gözünden ne nasıl görünüyordur az çok malum olabilir... derece alamayan çocuk çok üzülebilir... daha iyi olabilmek için daha çok çalışması gerektiğini düşünebilir... travma geçirebilir yada büyük bir olgunlukla karşılayabilir... kendisine büyük bir haksızlık yapıldığını da düşünebilir, iyi bir müzisyen olamayacağını da... bilemem, her şey olabilir... o yaşlardaki çocukları anlayabilme konusunda bilim yetersizken, bizler anlayıveririz, o apayrı bir sorun zaten ama ben şunu sormak istiyorum: "derece alan çocuğun gözünden nasıldır durum?"... bunun pek üzerinde durulmaz nedense... zannedilir ki her şey olağanüstü güzellikte ve pespembe onun için...

bu sayfada ben de dünyanın en büyük yarışmalarında derece alan olağanüstü çocukları bolca paylaştım... en son menuhin keman yarışmasında derece alan çocukları paylaştım zannedersem... her iki çocuk da sanki 50 yaşında kemancılar gibiydiler... haklarındaki yorumları da okudum uzman görüşünden, hemen hemen benim bahsettiğim noktada yorumlardı... 40 sene sahne tozu yutmuş 10 ve 11 yaşında çocuklardı... zaten o uzmanları da anlayabilmiş değilim, bizlerden farklı cümleler de kurmuyorlar...

peki bu çocuklar hayatlarının geri kalanında ne yapacaklar?... bunun cevabını bilen var mı?...

en makul ihtimalle, 25 yaşında gelmesi gereken noktaya 9 yaşındayken ulaşmış olan çocuk, 25 yaşına geldiğinde ne yapacak?... kendisine nasıl bir çıkış yolu bulacak?... sürekli kendisinden daha fazlası mı beklenecek?... ben bilmiyorum, bu soruların yanıtlarını child prodigy yarıştıranlar vermeliler... yarışmalardaki jüri üyeleri meslek hayatlarının zirvesine 15 yaşındayken gelmek isterler miydi?... peki bu yazıyı okuyanlar? ister miydiniz meslek hayatınızın zirvesine 17 yaşındayken ulaşmayı?... bu arada ben sanata meslek olarak da bakamıyorum ama o da apayrı zor bir konu...

toplum içinde çok ciddi travmalar yaşayan/yaşamakta olan (şu an bunu okuyan birinizin çocuğu ciddi travma yaşıyor olabilir mesela, bi ara ilgilenin çocuğunuzla), ama ailesi, öğretmenleri, hatta psikoloğu, rehber öğretmeni ve sınav koçu! tarafından bile anlaşılamayan o kadar çok çocuk varken ve o çocuklar hiç anlaşılamadan büyürlerken; bu yarışmaları düzenleyenler filan acaba bu sorduğum sorularının kaçına cevap verebilir durumdalar?...

ben hiç 8-10 yaşlarında tiyatro ustası child prodigy filan tanımıyorum... varsa bile belki bir yerlerde bir tane vardır, ukalalık da yapmayayım... mesela 10 yaşlarında olup da arthur miller'ı olağanüstü bir şekilde yorumlayabilen bir talent! var mı?... paganini, vivaldi, chopin yorumcuları var ama!... müzik konusunda yetenekli çocuklarla zorunuz nedir?...

çocuk kompozitör ve çocuk virtüöz var ama neden çocuk sinema dehası yok? yada mimari bir deha çıkmıyor çocukların içinden?... ben çala kalem, yüksek sesle düşünür gibi yazıyorum bunları... zırvalıyor da olabilirim ama en azından belki birileri verebilir bu soruların yanıtlarını...

çok hatalı şeyler de yazıyor olabilirim... ikna edici şekilde uyarın beni, hemen silerim...

şimdi biraz kurcaladım sağı solu, "henüz otuz yaşına gelmeden film çeken yönetmenler" diye bir şey buldum... ilginç değil mi?... üşenmeyin, bakın, karşınıza çıkacak... buster keaton, orson welles, kubrick, bertolucci vs vs... 30 yaş! sinema için çok geç değil mi? 11 yaşında virtüözden, 9 yaşında kompozitörden bahsederken... virtüözlük ve bestecilik sinema yönetmekten çok daha kolay ve basit bir şey mi?... film yönetmeni çocuklar yarışması neden yok?... üstelik bence 8 yaşında bir çocuk sinema filmi yönetse, çok da harika bir film olacağından eminim... kazık gibi insanlar, fantastik filmler çekeceğiz diye uğraşıyorlar ve bence öyle matah da olmuyor o filmler... neredeyse tamamı uyduruk... 10 yaşında bir çocuk o filmin üstesinden çok daha iyi gelmez mi?... fantastik hayat insanların değil, çocukların hayatıdır aslında... baktığı her yerde dolar işareti gören koca koca adamlar, çocukların hayatına burunlarını sokup duruyorlar...

bu yarışmalar ve ödüller... hatta eğitim... acaba çocukların içindeki fantastik yaşamı öldürüyor olabilir mi?... eğitimin öldürdüğü kesin zaten, neden yazdım ki onu!... çünkü çocukları özgür bırakan yarışma ve eğitim sistemi yok... ezbere vivaldi çalacaksın, chopin çalacaksın diyorlar... notaya bağlı tabii ve notaya bakmadan... çocuklar için uygun bir yol mu bu?... neden hayatı sahnelerde geçmiş sanatçılar önlerinde nota, yanlarında nota çeviricisi ile çıkıyorlar sahneye?... vardır benim akıl edemediğim teknik bir detayı...

belki de özgür kaldıkları için vivaldi, paganini yada mozart oldular öncekiler?... kim bilir... acaba bu sebeple mi yüzlerce yıl öncesinde kaldılar ve bir daha doğru düzgün müzik dehası çıkmadı?...

konu müzik olunca, yüzlerce yarışma düzenleniyor... başka hiç bir konuda çocuklar bu kadar çok yarıştırılmıyorlar... çok ilginç, konunun müzik olması da yetmiyor!... bildiğim yarışmaların neredeyse tamamına yakını keman ve piyano yarışmaları... ilginç değil mi?... diğer enstrümanlarda yarışma çok az... neden?...

çocuklar klasik müzik dışında yarıştırıldıklarında ortalık ayağa kalkıyor!... "ne olacak bu çocukların hali, yazık değil mi?" deniyor... bu hassasiyet neden klasik müzik yarışmalarında gösterilmiyor?... çocuk tv deki yarışmalarda çıkıp herhangi bir müzik türünde icraat yapınca "bu çocukların gelecekleriyle oynanıyor, bu yaşta çocuklara yazık değil mi? kişilikleri bozulacak vs vs vs" diyenler neden kemanla vivaldi çalarak yarışan çocuğun kişiliğini düşünmüyorlar?...

neler yazıyorum böyle... aforoz edileceğim:))... gerçi aforoz edilmek için benim yerim ve konumum uygun değil... yani bir hiçim sonuçta neyim aforoz edilecek::)))... hiç tv ye çıkıp da türkü söyleyen çocuk ile yarışmada vivaldi, paganini çalan çocuk kıyaslanır mı!... de mi?... işte sorun burada... ben çocukları gözeterek yazıyorum ama yanıtlar müzik türü üzerinden geliyor:)...

sanat, yarışmaların içine sıkıştırılacak kadar küçük ve basit mi?... yarışmalardan daha yapıcı ve etkili yollar yok mu?... sanatçılar utanmıyorlar mı hiç?...

bu yarışmalarda jüri neye bakıyor?... tekniği muhteşem, makine gibi hatasız çalan çocuk mu? yoksa hatalı da olsa duygularını katabilen çocuk mu? ikisi birden mi?... yoksa hiç biri mi?...

müzik okulları bütün dünyada bir yandan çocukları yarıştırırken, diğer yandan neden birbirleriyle de yarış halindeler?... en büyük dehayı biz yetiştirdik demek için mi?... belki de bu kadar büyük bir deha bizi tercih etti demek içindir... müzik okulları müzik dehası yetiştirme konusunda ne derece bir etkiye sahip?... yoksa iş okulla filan alakalı değil de, daha çok çocukla mı alakalı?...

müzik dehası yetiştiren okullarda verilen eğitim nasıl bir eğitim? benim bilmem oldukça güç ama tahmin edebiliyorum... o çocuklar çocukluklarını yaşayabiliyorlar mı?... çocuk eğitiminde finlandiya eğitim sistemi diye bas bas bağıranlar acaba müzik okullarındaki eğitim için ne düşünüyorlar?... dünyada waldorf okulları yükselen değer iken, müzik dehası yetiştiren bu fabrikalardaki eğitim sistemi neye benzemektedir?... yarışmalara hazırlanan çocuklar o süreçte nasıl yaşıyorlar?... çocuğun yarışma heyecanı yaşaması gerekli mi?... yada kaybetme üzüntüsü?... çok daha önemlisi, kazanma sevinci?...

bir çok sanatçının finlandiya eğitim sistemini yere göğe sığdıramadığına tanık oldum defalarca... tamam, sonuçta onlar da bilmeden övüyorlar, o ayrı konu ama sanat eğitimi konusunda pek eleştiriye tanık olamadım... yani muhteşem bir virtüöz, yorumcu vs yetişsin de, isterse manastırda yetişsin gibi bir hava seziyorum ben...  övüle övüle yere göğe sığdırılamayan o finlandiya eğitim sisteminde çocuklar örgü örerler, yemek yaparlar, patlıcan biber yetiştirirler, ahır temizlerler vs vs... peki şöyle bir öneri getirsem: konservatuvarlarda da böyle bir eğitim olsun?... hadi bakalım, kolay gelsin:)))...

çocuklar neden en zor eserleri en iyi şekilde çalmak zorunda olsunlar ki?... çocuklar neden en zor matematik ve fizik problemlerini çözmek zorunda değiller? bugünün minik picassolarından bahsedildiğini ben pek görmedim, duymadım ama bugünün minik mozartı kaynıyor ortalık!... neden?...

insanların başarılarına baktığımızda, o başarının büyük başarısızlıklar sonrasında geldiğini görüyoruz çoğu zaman... örneği çok fazla... defalarca tökezleme sonrasında geliyor büyük başarılar... peki 8 yaşında büyük başarılar alan çocuğun suçu ne?... neden tökezleyip düşme ve kendi başına ayağa kalkma şansı onlara tanınmıyor?... başarı çok mu önemli?... önemliyse neden önemli?... bir çocuğun başarısından size ne?... ve başarı ne?...

bu yazıda belki de tek "aferin bak doğru yazmış adam" denecek fikrimi de yazayım, eksik kalmasın: çocuklara da aslında matah ödüller vermiyorlar (büyük yarışmaları kastetmiyorum)... madem vereceksiniz, tam verin şu ödülleri... bildiğimiz maddi ödüller olsun eğer ille de olacaksa... sevinen de üzülen de tam yaşasın duygusunu... insanları kandırmayın "çocuğa büyük ödüller verilmez falan filan" gibi zırvalıklarla... iş ödülü vermeye gelince birden çok duyarlı oluveriyorsunuz... tören düzenleyip 2000 öyro, 5 bin dolar filan veriyorlar!... yahu ben öyle çocuklar tanıdım sizin yarışmalarınız sayesinde, valla en azından bi 100 bin avro yu fazlasıyla hak ediyorlar... yada vasatın üstünde enstrümanlar verin... konserlerde kullanabilecekleri enstrümanlar hediye edin ödül olarak... ciddiyim... madem yapıyorsunuz, doğru düzgün ödüller verin... 11 yaşında çocuk resmen jüriden daha iyi ama ödül 5 bin dolar!... iş mi bu?... child prodigy olmayı siz ne sanıyorsunuz?... yemin ederim dalga geçmiyorum bu sefer... o çocukları yarıştırıyorsunuz madem, hiç olmazsa oldukça iyi enstrümanlarla gönderin evlerine...

gönlümden geçen şudur: çocuklar müzikle uğraşsınlar... kompozitör de olsunlar, virtüöz de... dahi de olsunlar, vasat da... konserler versinler... sadece gençlik ve çocuk orkestralarında değil, devlet yada özel, tüm senfoni ve filarmoni orkestralarında kadrolu müzisyenlerle birlikte yan yana sürekli çalsınlar... sadece 23 nisanlarda yada 19 mayıslarda da değil... her sezon mutlaka solist olarak da programa makul oranda dahil edilsinler... tüm festivallerde onlara da yer verilsin... mesela istanbul festivalinin açılış yada kapanış konserini de verebilecek bir çok genç yeteneğimiz var... çok iyi genç bestecilerimiz var, eserleri programlara dahil edilebilir... öğrenciler; okullarda, üniversitelerde, şehrin halka açık belli mekanlarında sürekli konserler verebilirler... üstelik halkımız da melodikayla çalınan hasretinle yandı gönlüm dinlemekten kurtulur ve doğru düzgün müzik dinleme şansına kavuşur... çala kalem yazabildiklerim bunlar, sadece örnek... makine gibi çalsınlar yada çalamasınlar... kendilerini ifade etsinler müzikle... bu ifade edişleri muhteşem de olabilir, vasat da... ama yarıştırılmasınlar... bir kez daha yazayım: yarışma; sanatın da, çocuğun da ruhuna aykırıdır... rekabet doğanın temelidir, yaşama şansıdır... daha hızlı koşan yaşam şansı bulur doğada ama sanat gibi bir güzelliğin içinde yaşama şansı yakalamak için rekabete gerek var mıdır?...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada