Ana içeriğe atla

ilham perileri

ilham perileri (müzler)
biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta...

men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle...

bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler... esin perileri...

müze kelimesi de bu perilere istinaden türetilmiştir... atinada müzler için yapılmış olduğu bilinen ama gerçeği hiç bulunamayan mouseion tapınağının adına atfen iskenderiyede II. ptolemaios philadelphos tarafından mö 285-246 yılları arasında kurulmuş olan kütüphane ve sanat koleksiyonuna verilen addır müze... daha doğrusu museum dur... sonraki yıllarda bu kütüphane ve koleksiyona benzeyen tüm oluşumlara müze adı verilmeye başlanmış, bilindiği üzere bol bol çeşitlenmiştir günümüze kadar...

müzler, yani ilham perileri dokuz kız oluyor... yakın akraba derecelerini bile bir türlü kavrayamamış olan benim gibi tipleri akıl tutulmasına uğratan tanrıların tanrısı zeus un kızları oluyorlar... zeus, bellek tanrıçası mnemosyne ile tam dokuz gece geçiriyor ve her gece için bir müz doğuyor... mnemosyne ise toprak ana gaia ile gökyüzü tanrısı uranüsün kızıdır... aynı zamanda ahirette akan bir nehir olan mnemosyne, reenkarne olan varlıklara geçmiş yaşamlarını hatırlatmakla görevlidir...

bazı kaynaklara göre bu perilerin sayısı 3 ancak daha güvenilir kaynaklara göre, örneğin hemşehrimiz homeros a göre 9... daha sonra yanlış anlamadıysam 1 tane daha peri katılıyor bu 9 kız kardeşe ve oluyor 10 ilham perisi... mitolojide 9 peri çok net geçiyor ve bu dokuz kız kardeş çok önemli konuları bize aktarıyorlar:

euterpe (müzik), erato (lirik aşk şiirleri), kalliope (destan-epik şiir), kleio (tarih), melpomene (trajedi), polymnia (kutsal şiirler), terpsikhore (dans), thalia (komedi) ve urania (astronomi)...

apollon ve müzler
periler sanat tanrısı apollonun korosunda şarkı söyleyip, tanrıların huzurunda dans etmekten başka bir şey yapmamışlardır... yukarıdaki resim, ünlü altın liri ve dokuz perisiyle apollonu tasvir etmektedir... perilerin pek de hikayeleri yok aslında... yani anlayacağınız benim korkuyla başladığım bu yazı an itibarıyle sonlanmış bulunuyor:)...

daha önce de belirttiğim gibi, bazı eski kaynaklara göre, sadece üç peri mevcut!... bunlardan birincisi melete... practice olarak da geçiyor... melete; düşün, meditasyon ve uygulama perisi oluyor... kızkardeşleri olan mneme; hafıza ve bellek perisi... aoide ise; müzik ve şarkı perisi... bunlar da zeus ile mnemosyne nin kızları oluyor... zeus 9 gece mi geçirmiş yoksa 3 gece mi karışık durum biraz... dokuz gece geçirip, sadece 3 peri olduysa, zeus karizmayı sarsmış olur... yakışmaz... bu sebeple dokuz peri akla daha yatkın gibi duruyor...

bu aşamada durum biraz karışıyor ve bu karışık durum benim çok hoşuma gitti çünkü anlayabildiğim kadarıyla, düşün, hafıza ve müzik olan bu ana üç perinin her birinin üçüz yada üçleme olabileceği de bildiriliyor... her bir üçleme; sahne, ilham ve doğaçlamayı da beraberinde getiriyor... sanat, süsleme ve dans olarak ifade eden de var bu arada ama ben birincisini daha çok beğendim: sahne, ilham ve doğaçlama... ağır ingilizce kullanılan bir yerden okudum, bu kadar anlayabildim... ama emin olduğum konular; her bir perinin birer üçlemeye sahip olmaları ve bu üçlemelerden birinin sahne yada dans, diğerinin ise doğaçlama olması... gerisini siz araştırın...

bunun yanında, bazı tarihçiler ise 3 peri ile 9 perinin tamamen ayrı jenerasyon olduklarını söylüyorlar... 3 ana peri gaia ve uranüsün kızları... dokuz peri ise zeus ve mnemosyne nin kızları... bu arada mnemosyne zaten gaia ve uranusun kızı değil miydi?...

bu arada, harmonia dan bahsetmeden geçmek olmaz... kabul gören bir rivayete göre ise; ilham perileri aynı zamanda harmonia nın da kızları oluyorlar... harmonia, uyum, denge ve anlaşma tanrıçası ve kaos yani uyumsuzluk tanrıçası eris in zıttı olarak çalışıyor... eris, fitne fesat yada çekişme anlaşmazlık konularında bir dahi... çağırılmadığı bir düğünde ortaya bir elma atıyor ve bu elmayı kapışmaya çalışan tanrılar yüzünden truva savaşının çıktığı söyleniyor:)... sen koskoca tanrı ol, düğünde elma peşinde kendini parçalarken git bi de savaş çıkar:)... harmonia ve eris birlikte dünyanın kaotik ve bir o kadar da dengeli olan yapısını oluşturuyorlar... harmonia hem afrodit ve ares in, hem de zeus ve elektranın kızı olarak biliniyor... dördü birden yaptılar herhalde...

harmonia çok önemli... tabii zıttı olan eris de... harmonia, kadmosun eşi... düğünlerine apollonun perileriyle birlikte geldiği ve harmonianın da etkisiyle ahenk içinde müthiş bir gösteri sergiledikleri rivayet ediliyor... apollonun öyle her önüne gelenin düğününe gitmediği de malum...

harmoni, sanatta, özellikle resim ve müzikte uyumu simgeleyen bir kavram... estetik açıdan çok büyük öneme sahip... türk müziğinde ise, harmoni yerine adalet kavramı kullanılmaktadır... adalet, uyuma ek olarak, notalar arasındaki dengeyi de temsil etmektedir... batı müziğinde ise, farklı tonların ahenk içinde duyulması anlamındadır... müziğin temelidir, konservatuvar öğrencilerinin matematik dersi olarak bilinmektedir... aynı zamanda, mızıka yada harmonika olarak bilinen müzik aletinin de adı oluyor...

kalliope ve tableti
kalliope her zaman elinde bir tablet ile tasvir edilmiştir...

yanda resmi görülmektedir... sanki ilginç de mi?... resmi görünce bismillah demeden duramadım:)... bugünlerde de çok popüler bu tabletler...

klionun elinde ise sürekli rulo halinde kullanılan papirus bulunmaktadır...

eratonun elinde chitara (gitarın atası), euterpenin elinde ise, aulos adı verilen antik bir flüt bulunur... terpsikhore ise lir çalar...

melpomene trajik maskelidir... şu tiyatroyu temsilen sürekli kullanılan 2 masktan üzgün olanı oluyor... thalia da ise gülen maske vardır...

polymnia başörtülüdür... urania ise dünya ve kumpas ile tasvir edilmiştir...

kaosa karşılık uyum...

pisagor, italyanın kroton şehrini ziyaret ettiği sırada, şehrin merkezine ilham perileri için bir tapınak yapılmasını önermiştir... tabii bunu neden önerdiği konusu önemli çünkü pisagor kroton halkını pek tutmamış... uyumsuz ve cahil bulmuş ve pisagora göre toplumun düzelmesi için ilham perileri müzlerin gönüllerinin hoş tutulması önemliymiş... bunu ben ekledim, neden önersin ki zaten... toplum işe yaramaz, cahil, fitne fesatçı ve bi boka yaramaz ise -ki eris yapıyor bunu- bu durumu düzeltmek için, tam zıttı olan harmonia nın ortama gelmesi gerekmektedir...

paragraf açayım ayrıca çünkü bu durum çok önemli... toplum yoldan çıktıysa eğer, o toplumu sadece ilham perilerinin lütfu kurtarabilir! şimdi anlaşıldı işte bu perilerin o çok önemli görevleri... toplumu düzeltebilecek şeyler demek ki şunlar oluyor: sanat, edebiyat, bilim!...

hiç bir ilham perisinin ekonomik bir değeri yada gücü olmadığına göre, demek ki asıl zenginlik sanat, bilim ve edebiyat oluyor... para filan değil...

benjamin franklin ve voltaire versaiiles (versay) sarayında...
fransa devrimi öncesinde faaliyet gösteren en önemli mason locasının adının la loge des neuf sœurs yani dokuz kız kardeş olması da ilginç... en önemli üyelerinin voltaire, danton ve benjamin franklin olması daha da ilginç...

fransız devrimi öncesinde, devrim altyapısını oluşturmayı hedefleyen mason locası çok bilinçli olarak bu dokuz kız kardeşi seçmiştir kendisine sembol olarak... bir kez daha hatırlayalım; sanat, edebiyat, tarih, astronomi... aydınlanmanın altın anahtarları... eski 3 kız kardeşi de eklersek -ki onların açılımları bu 9 kardeş oluyor- bellek, düşünsel kavramlar, pratik... harmoniyi de eklersek; uyum ve birlikte hareket...

burdurda bulunan kremna antik kenti civarındaki köylerde bir zamanlar antika üzerinden para kazanmak moda olmuş! 1960 lı yıllarda köylüler kremna kalıntılarını didik didik etmişler, kazmışlar ve hatta kazıda kolaylık olsun diye, kazdıkları yerleri işaretlemişler... 9 tane heykel çıkarmışlar!... bu 9 heykelin hangi perilere ait olduklarını anlamışsınızdır... amerikalılara satmışlar... bugün bu kardeşin heykeli amerikada j paul getty müzesinde sergileniyormuş...

kaçırılan onlarca heykeli geri istiyoruz...


Kremna’da daha sonra 1970 yılında bilimsel arkeolojik kazı yapacak Prof. Dr. Jale İnan (1914-2001) o günleri şöyle aktarıyordu; Köylüler krizma yöntemiyle ve işbirliği ile çalışıp antik kenti hallaç pamuğu gibi atmışlardı. Arazinin bir yerinde üst üste konulmuş üç taş gördüğünüzde, orayı bir başkasının kazamayacağı, orasının parsellenmiş olduğu anlamına geldiğini anlardınız. Taşları koyan ben burayı kapattım diyordu ve herkes bu kurala saygı duymak zorundaydı. Daha sonra ben kazı yapmaya başladığımda Hoca Hanım bu köşeyi boşuna kazmayın. Biz daha önce kazmıştık diyorlardı. Kazı dönemi bitip ayrılmak üzereyken arkeolojinin ne olduğunu bilmeyen köylülerden biri, hiçbir heykel ya da başka bir eser bulamadığımızı görünce, yanıma gelip Ah hoca’nım bu yıl gerçekten zarar ettiniz demişti. Buluntuları herhalde benim satacağıma inanıyorlardı”
TÜRKİYE J. PAUL GETTY MÜZESİNDEN TARİHİ ESERLERİNİ GERİ İSTİYOR
kremna antik kenti kazı çalışmaları... her türk bir arkeologdur...
1700 lerin fransası ile 1960 ların türkiyesi arasındaki fark hiç kapanmadı... sürekli açıldı üstelik... pisagordan bahsetmeyeceğim bile... utanmamanın da bir sınırı var...

şimdi... ne yalan söyleyeyim, bu mitoloji ilginç bir şey... ben kesinlikle tüm bu mitolojik olaylara inanıyorum... dünya mitolojisine inanıyorum... olayların sembolik anlatımları olarak kabul ediyorum ve fazlasını da bilmiyorum... zaten bilmem de önemli değil, önemli olan hikayelerden çıkarılacak dersler... masal da olabilirler...

sonuçta bizim şu ilham perilerimiz fransa devrimine altyapı hazırlamışlar mı? evet...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da