Ana içeriğe atla

aslıhan keçebaşoğlu

besteci, piyanist
aslıhan keçebaşoğlu
başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

son yıllarda eserleri ile adını sıkça duymaya başladığımız aslıhan keçebaşoğlu ile ilgili olarak öncelikle ufak bir hatırlatmada bulunmam gerekiyor, sonra bu kısmı silip atacağım okuluna başladığında... 

hem sibelius akademisine finlandiya dışından başvuran 25 aday içinden ön eleme ile seçilen 7 kişiden biri olmayı hem de o 7 kişi içinden sıyrılıp, okula kabul edilen 2 kişiden biri olmayı başardı aslıhan keçebaşoğlu... özetle bu önemli okulda yüksek lisans yapacak ancak 7 temmuz tarihine kadar acil olarak 2500 euro desteğe ihtiyacı var... sonrasında da oturma izni ve yaşamsal giderleri için de önemli bir desteğe ihtiyacı olacak doğal olarak... ilgilenenler için adresini vereyim hemen... 

aslihankecebasoglu yazacaksınız... sonrası bildiğiniz @ işareti sonrası da gmail.com... spam olmaması için böyle yazdım...

gençlere uzanan eller'in aslı'ya da ulaşacağından eminim çünkü oldukça başarılı ve gelecek başarılarından da emin olduğumuz bir besteci kendisi... başarılı gençleri keşfetmek ve desteklemek için bir çok sınav yapılıyor, organizasyonlar ve yarışmalar düzenleniyor... buyrun burada başarılısı hazır bekliyor sizi... cem yılmaz'ın o ünlü "alın bakın, hazır yapılmışı var burada" sözü aklıma geldi şimdi:)... 

buraya bunları yazarken, ben her seferinde zorlanıyorum çünkü isimler yazılıyor, paralar açıkça yazılıyor, mail adresleri vs vs... ama mecbur da kalıyoruz... bu paylaşımlarda bu kısımların hiç olmamasını tercih ederdim, sadece eserler ve başarılar yazılsın isterdim ama diğer yandan çok da normal bir durum bu...

yetenekli gençler sağda solda bunların yazılmasından çizilmesinden kesinlikle rahatsızlık duymasınlar çünkü onların başarısı direk bizim başarımızdır ve onlara her şekilde destek olmamız gerekiyor... farkında olması gerekenler pek fark edemiyorlar ama aslıhan keçebaşoğlu ve onun gibi gençlerin her biri aslında olağanüstü öneme sahipler... normalde olması gereken şudur: kendilerine destek olmak için yarışılmalıdır!...

benzeri kaçıncı paylaşımım artık hatırlamıyorum, her seferinde mutlaka yazdığım şeyleri şimdi de yazacağım... bakın yukarıda bile "okuluna başladığında sileceğim" yazdım çünkü okuluna başlayacak ve mezun olacak... sonrasında da adını çok duyacağız... tecrübeyle sabittir... yani özetle; bu iş olacak, bari başarılı ve heyecanlı bir genci üzmeden, kırmadan ve yormadan olsun bu iş... bu sayfada, kendisine ait bir enstrümanı olmadan, sağdan soldan temin edilen enstrümanlarla çok prestijli yarışmalardan birinciliklerle dönenleri de yazdım... o sıkıntıları yaşatmaya ne gerek var? bir işi güzel güzel halletmek varken... de mi?...

aslıhan keçebaşoğlu
çok fazla besteci yazamadım şimdiye kadar çünkü sınırlı sayıda mevcutlar şimdilik... bestecilerin paylaşımlarındaki fotoğraflar yukarıdakiler gibi oluyor... enstrümansız ve gerçekte olmayan bir şeylere bakarlarken... pardon, olmayan değil de, göremediğimiz... mesela yukarıdaki an, ilham beklerken olmalı... kendisine bol miktarda gelmiş zaten ilham, daha sonra örneklerini bulup paylaşırım... bu arada, bu ilham denen şeyi sadece hiç bir şey üretemeyenler söylüyorlar... ben gerçekten üreten hiç bir sanatçıdan böyle bir şey duymadım:))... yani yok öyle bir şey... ilham varsa eğer, bırakın gelmeyi, hiç gitmiyordur zaten:)... 

akdeniz üniversitesi devlet konservatuvarının piyano bölümünde liseyi tamamladıktan sonra, bilkent üniversitesi müzik ve sahne sanatları fakültesi kompozisyon bölümünde onur türkmen ile sürdürdü çalışmalarını ve eğitimini başarıyla tamamladı... asıl hocası onur türkmen olmakla birlikte; kendisine büyük emeği geçen diğer hocalarından da bahsetmeden olmaz... yiğit aydın ile armoni ve orkestrasyon, tolga yayalar ile polifoni, fugue ve post tonal teori (yazdığıma pişman olmaya başladım:))... aynen yazsan olmuyor, türkçeleştirsen olmuyor, ne biçim ders arkadaş bunlar... tonal ötesi:)))...)... neyse; konuya hakimmişim gibi davranayım, bir çok "uzman yazar!" öyle yapıyor, benim neyim eksik:)... maria nowotna ile kulak eğitimi (ne güzel bak bu ders) ve ışın metin ile de orkestra yönetimi ve score okuma:))... dersleri almış... score un da türkçe karşılığını bilmiyorum ama bestecinin, eseri seslendirecek müzisyene eser hakkında verdiği detaylı bilgi oluyor zannedersem... umarım gerçekten öyledir:)... hiç bir şey bilmeden yazmak da beste yapmak kadar zor, onu bilin, bu da ayrı bir sanat...

lise aşamasındayken piyano çalışmalarını ise yuriy sayutkin ile sürdürmüş bu arada... öğretmenler önemlidir... bilkent üniversitesini tam burslu olarak tamamlamış, o da çok önemli, atlamayalım...

ben önce eserlerini paylaşayım, bir yandan okurken, diğer yandan dinleyin...



yukarıdaki soundcloud profilinde tüm eserleri mevcut değil... bende sevimli yalanlar yok, yeni müziğe yavaş yavaş adapte olmaya çalışan biriyim ve gerçekten biraz efor sarf ederek dinliyorum denebilir:)... ama özellikle genç bestecilerimizin yeni müzik anlayışı ve ortaya koydukları eserler öyle ağız burun kıvrılacak çalışmalar değiller kesinlikle... bazen tanık oluyorum saçma sapan tartışmalara... ne yazık ki yeni müziğe karşı bir duruş var nedense... yeni müzik, benim için halihazırda subjektif bir kavram ve "bu eser yeni müziktir" yada "bu eser yeni müzik değildir" diyebilecek kapasitede değilim... hiç bir zaman diyemeyeceğimden de eminim çünkü benim için "müzik, müziktir" eskisi de olabilir, yenisi de... daha doğrusu müziğin eskisi yenisi olmaz... bence müziğin türü de olmaz, akımları olabilir ya neyse artık... bazılarını keyifle, bazılarını da saygıyla dinlediğimde; eğer "iyiymiş yahu" diyorsam, paylaşıyorum... beğenmiyorsam eğer, çamur atmaya kalkmıyorum... çamur atanlar var, bence biraz mantıklarından sıyrılmalılar diyeyim ve devam edeyim... şekil değiştiren gerçekler adlı paylaşımı da okuyabilirsiniz, konuyla pek de alakalı olmamakla birlikte ama aşağıda bağlantılarını verdiğim önceki isimleri mutlaka okuyun derim...

murat ömür tuncer... mert moralı... zeynep gedizlioğlu... bu isimlere şimdi de aslıhan keçebaşoğlu eklendi... daha bir çok başarılı bestecimiz de mevcut ve öncesi ile kıyasladığımızda, son dönemde ciddi biçimde kendilerini hissettirmeye başladılar... her biri ayrı ayrı çok başarılılar ve eserleri kesinlikle dünya ölçeğinde eserler... bestecilerimize programlarda daha fazla yer verilmesi şart bu arada... güzel örnekler yok değil ama yetersiz... orkestralarımızın ve müzisyenlerimizin yeni eserleri de rahatlıkla seslendirebileceklerinden eminim...

nk ensemble için yazdığı sonbahar adlı eser, lahza albümünde bir kaç ay önce yayımlandı ve bu albüm hakkındaki bilgiye de verdiğim bağlantıdan ulaşabilirsiniz...

ahmet haşim'in şiiri üzerine yazılan eser, istanbul teknik üniversitesinde düzenlenen müzik ve bilim sempozyumunun açılışında şef orhun orhon yönetiminde seslendirildi... aşağıdaki performansta; nihan devecioğlu vokal yaparken, miase bayramoğlu ney, nermin kaygusuzu kemençe, ali başeğmezler viola, gözde yaşar ise viyolonsel çalmışlar... gerek eser, gerekse seslendiriliş çok çok iyi...



moments for six distinct manners ve encounters gibi orkestra eserleri yanında, duet for viola and piano ve trio for flute, cello and piano gibi oda müziği eserleri de çok dikkat çekici gerçekten... ben özellikle flüt, viyolonsel ve piyano için yazdığı esere hayran kaldım... ilk önemli orkestra çalışması olan introspection ise bilkent senfoni orkestrası için yazılmıştı...

2010 yılında ankara'da düzenlenen ulusal chopin piyano yarışmasında üçüncü olan aslıhan keçebaşoğlu, katıldığı ilk uluslararası piyano yarışması olan ve 2012 yılında düzenlenen stockholm young musicians yarışmasında da onur ödülünün sahibi olmuştu... üniversite öncesi eğitiminde piyano eğitimi almış ve başarılar elde etmiş olmasına rağmen, daha sonra üniversitede kendine en uygun olan yöne yoğunlaşarak, kompozisyon eğitimi almış...

2014 yılı bestesi olan moments for six distinct manners ise bilgi üniversitesi 6. yeni müzik günlerinde alman grup garage tarafından seslendirildi... 2016 yılında davet edildiği türk ve alman besteciler konser serisi kapsamında aynı eser garage tarafından köln'de yeniden seslendirildi ve büyük övgüler aldı... duet for viola and piano ve trio for flute, cello and piano eserleri ise; süreyya operasında düzenlenen 8. ve 9. sesin yolculuğu festivallerinde seslendirildi... aynı festivalin onuncusunda ise encounters adlı eseri hezarfen ensemble tarafından seslendirildi... bu eser, hezarfen ensemble tarafından 2017 yılında bilkent kompozisyon akademisinin kapanışında da seslendirildi... bilkent senfoni orkestrası için bestelediği introspection ise; vladimir ponkin şefliğindeki orkestra tarafından 3 şubat 2018 tarihinde seslendirildi ve büyük beğeni topladı...

encounters - hezarfen ensemble... cem önertürk (flüt ve piccolo)... elif aksoy (klarinet)... amy salsgiver (vurmalı)... müge hendekli (piyano)... özcan ulucan (keman)... doğu kaptaner (keman)... ulrich mertin (viyola)... çağlayan çetin (viyolonsel)... şef orhun orhon...



amerikalı piyanist yael weis'in 32 bright clouds projesi kapsamında da kendisinden beste istenmiş ve bu eser yael weis'in bu proje kapsamındaki tüm konserlerinde seslendirilecekmiş... bildiğim kadarıyla eserler solo piyano için ve aslıhan keçebaşoğlu'nun eseri 2019 sonbaharında seslendirilmeye başlanacak...

toplam 32 ülkeden seçilmiş bestecilerin beethoven temalı eserlerinin seslendirilip, kaydedileceği bu proje yael weis yönetiminde devam ediyor ve beethoven'ın 250. yaş gününü de kapsayacak... projenin amacı ise; müziğin büyük gücünün birlik ve barış amacıyla kullanılması... başta abd olmak üzere, tüm dünyadaki mevcut sosyal ve politik konjonktüre beethoven'in ünlü missa solemnis eserindeki dona nobis pacem (bize barış getir) motifi ile değinme amacını güden bu projede şimdiye kadar gana, endonezya, iran, ürdün, filipinler, suriye ve venezuella'dan gelen besteler programa alındı... proje; 32 ülkenin bestecilerinden gelen 32 beethoven sonatı ile ilgili kısa piyano kompozisyonlarını bir araya getirmesi açısından önemli ve aslıhan keçebaşoğlu bu projede 28 numaralı sonat ile yerini alacak önümüzdeki sonbaharda...

andreas staiermikhail lindskymark andrè‚ riccardo piacentini ve michael ellison gibi önemli isimlerin masterclass çalışmalarına aktif olarak katılan aslıhan keçebaşoğlu; dikkat çeken çalışmalar yapan, üzerinde titizlikle çalışılmış eserlere sahip, çok başarılı bir genç besteci... hakkında bir çok bilgi dağınık halde duruyordu ve bir kısmının doğruluğundan da emin değildim ama bugün en yukarıda verdiğim güzel haberi okuyunca zaman kaybetmeden hakkında bildiklerimi paylaşmak istedim...

işin gerçeği, ben eserlerini şimdiye kadar dikkatlice hiç dinlememiştim... sadece nasıl işler yapıyor anlamak için kısaca bakmıştım... bugün usulüne uygun bir şekilde dinleme fırsatım oldu ve eserleri çok hoşuma gitti... teknik olarak ifade edebilmem mümkün değil ama bir dinleyici olarak bu eserlerin tamamında dikkatimi en çok çeken konu "titizlik" oldu... en ince ayrıntısına kadar titizlikle tasarlanmış eserler...

eserlerinde dikkatimi en çok çeken bir diğer konuyu anlatabilmem ise oldukça zor, bir türlü beceremedim ifade etmeyi... yarım saattir yazıp yazıp siliyorum, olmuyor... belki şöyle anlatabilirim; konu ne kadar ciddi olursa olsun, muziplik yapan enstrümanlar var... asıl önemli olan; sanki aslıhan keçebaşoğlu kendini değil de, çevresinde olup biteni anlatıyor... mesela sanki bir kafeye oturmuş, yada tren garında oturuyor ve çevresinde neşeli, kızgın, üzgün, korkak, sakin ve saldırgan karakterli farklı insanlar konu hakkında bir şeyler konuşuyorlar (hatta sanki konuları bile farklı) ve kendisi de bunları müziği ile anlatıyor... tam olmamakla birlikte, böyle bir şey... tabii eserleri oldukça subjektif ve sadece ben böyle algılamış da olabilirim...

şimdilik bu kadar diyeyim ve yeni başarı haberleri gelince devam etmek üzere, usta şeflerimizden orhun orhon'un, aslıhan keçebaşoğlu hakkındaki sözleriyle bitireyim...
çok çalışkan bir genç besteci... kendine has mistik çizgiler ve zamanın asılı kaldığı -bana göre melankolik- ortamlar yaratmakta çok usta... kristal kırılganlığında bir müziği var... yeni ve farklı bir şeyler dinlemek, deneyimlemek isteyenlere tavsiye ederim... bence gözlerinizi ve tüm ışıkları kapatın...

Yorumlar

Ayın Çok Okunanları

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

idil ve ela'dan başarı haberi

yine bir gülden gökşen hoca klasiği... iki öğrenci, 2 birincilik... idil atlıer ve ela demirkaya; the muse müzik yarışmasına katılıp, birinci olmuşlardı ama ben ertelemiştim bu paylaşımı çünkü ödül olarak yunanistanda konser vereceklerdi haziran sonunda...

temmuz ayına girdik ya, "konser verilmiş mi? bi bakayım" dedim, verilmiş tabii... ben de paylaşayım artık dedim...

the muse, internet üzerinden video paylaşımına dayalı bir yarışma ve videonuzu yarışmaya göndererek katılım sağlıyorsunuz... değerlendirme sonucunda alınan puanlara göre dereceler veriliyor ve her kategorinin birincilerine konser verme imkanı sağlanıyor... bütün dünyaya açık bir yarışma ve neredeyse tüm enstrümanlara ek olarak vokal yanında, oda orkestrası, geleneksel enstrüman ve amatör kategorileri de mevcut...

ela ve idil, birinci oldukları için konser verme hakkı kazandılar ve 29 haziran günü saat 19:00 da atina'nın en büyük salonu olan megaron konser salonunda sahne aldılar... yapılan yorumlarda, büy…

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka...

içinde gürültü eksik olmayan bir evde dünyaya gelmiş cem esen de... yani anne de baba da müzisyen... komşuların sevmediği türden evler sanatçı evleri... "vayyy sen müziğe n…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

can çakmur

çok dikkat çeken, çok başarılı bir genç piyanist can çakmur... hakkında bir şeyler yazmak için hep ileri bir zamana ertelediğim isimlerden biri kendisi ama fırsat buldukça ertelediğim bu gençleri de yazmaya çalışıyorum... can çakmur, bir çok genç yeteneğimize oranla daha fazla tanınma fırsatı yakalamış olan bir isim... tabii bu tanınırlığın sebebi, elde ettiği büyük başarılar sonuçta ve dolayısıyla medyada daha fazla yer aldı... türkiyede ilgili medyanın bile ilgisini çekebilmek için bir kaç deveye birkaç hendek atlatmanız gerekiyor... zaten ondan sonra da medyaya ihtiyacınız kalmıyor:)...

can çakmur hakkında detaylı bilgi alabilmeniz için öncelikle resmi sayfasının adresini paylaşayım... çok iyi hazırlanmış güzel bir sayfaya sahip can çakmur... fırsat buldukça araya sıkıştırıyorum, her genç yeteneğimizin mutlaka böyle bir sayfası olmalı diye düşünüyorum... umarım bir çokları gibi sayfasına kilidi vurup da facebook, instagram vb gibi pek işe yaramayan ortamlara geçmez...

www.cancakmur.…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

gelem gelem (djelem djelem)...

"öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti"

"gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum...

çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz

çingeneler

çingene müziği

tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği için marş olarak kabul edilmiş 197…

deniz neva ertürk

"gelecekte caza geçebilir" yada "bakarsınız, progresif müzik yapar" vb gibi bir takım kehanetlerde bulunamayacağım bir paylaşım olacak gibi görünüyor genç piyanist deniz neva ertürk hakkındaki bu paylaşım... sürekli takip edenler anlamıştır ne demek istediğimi ama ilk defa okuyan anlamayabilir; ben özellikle prog ve caz hastası olduğum için, burada gençlerin kafalarını çelip, klasik müzikten biraz saptırmaya çalışan bir tipim ama deniz neva ertürk'ü dinlerken, kendisine bu tip lafların pek işlemeyeceğini anlamış bulunuyorum... gelecek ne getirir tabii bilinmez, bakarsınız yeni bir ayşedeniz doğar ama deniz neva nedense bana tam bir klasik piyanist izlenimi verdi... yani klasik eserlere harfiyen bağlı, bilinen orijinal halleri ne ise bire bir çalma azmi içinde bir konser piyanisti sezdim... anlatamadım değil mi?... farkındayım:)... ama anlatmadan bırakmam merak etmeyin...

adına inatla klasik denen bu muhteşem müzik, diğer müzik türlerinin de anası olduğu için, …