Ana içeriğe atla

aslıhan keçebaşoğlu

besteci, piyanist
aslıhan keçebaşoğlu
başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

akdeniz üniversitesi devlet konservatuvarının piyano bölümünde liseyi tamamladıktan sonra, bilkent üniversitesi müzik ve sahne sanatları fakültesi kompozisyon bölümünde onur türkmen ile sürdürdü çalışmalarını ve eğitimini başarıyla tamamladı... asıl hocası onur türkmen olmakla birlikte; kendisine büyük emeği geçen diğer hocalarından da bahsetmeden olmaz... yiğit aydın ile armoni ve orkestrasyon, tolga yayalar ile polifoni, fugue ve post tonal teori (yazdığıma pişman olmaya başladım:))... aynen yazsan olmuyor, türkçeleştirsen olmuyor, ne biçim ders arkadaş bunlar... tonal ötesi:)))...)... neyse; konuya hakimmişim gibi davranayım, bir çok "uzman yazar!" öyle yapıyor, benim neyim eksik:)... maria nowotna ile kulak eğitimi (ne güzel bak bu ders) ve ışın metin ile de orkestra yönetimi ve score okuma:))... dersleri almış... score un da türkçe karşılığını bilmiyorum ama bestecinin, eseri seslendirecek müzisyene eser hakkında verdiği detaylı bilgi oluyor zannedersem... umarım gerçekten öyledir:)... hiç bir şey bilmeden yazmak da beste yapmak kadar zor, onu bilin, bu da ayrı bir sanat...

lise aşamasındayken piyano çalışmalarını ise yuriy sayutkin ile sürdürmüş bu arada... öğretmenler önemlidir... bilkent üniversitesini tam burslu olarak tamamlamış, o da çok önemli, atlamayalım...

aslıhan keçebaşoğlu

çok fazla besteci yazamadım şimdiye kadar çünkü sınırlı sayıda mevcutlar şimdilik... bestecilerin paylaşımlarındaki fotoğraflar yukarıdakiler gibi oluyor... enstrümansız ve gerçekte olmayan bir şeylere bakarlarken... pardon, olmayan değil de, göremediğimiz... mesela yukarıdaki an, ilham beklerken olmalı... kendisine bol miktarda gelmiş zaten ilham, daha sonra örneklerini bulup paylaşırım... bu arada, bu ilham denen şeyi sadece hiç bir şey üretemeyenler söylüyorlar... ben gerçekten üreten hiç bir sanatçıdan böyle bir şey duymadım:))... yani yok öyle bir şey... ilham varsa eğer, bırakın gelmeyi, hiç gitmiyordur zaten:)...

ben önce eserlerini paylaşayım, bir yandan okurken, diğer yandan dinleyin...



yukarıdaki soundcloud profilinde tüm eserleri mevcut değil...

bende sevimli yalanlar yok, yeni müziğe yavaş yavaş adapte olmaya çalışan biriyim ve gerçekten biraz efor sarf ederek dinliyorum denebilir:)... ama özellikle genç bestecilerimizin yeni müzik anlayışı ve ortaya koydukları eserler öyle ağız burun kıvrılacak çalışmalar değiller kesinlikle... bazen tanık oluyorum saçma sapan tartışmalara... ne yazık ki yeni müziğe karşı bir duruş var nedense... yeni müzik, benim için halihazırda subjektif bir kavram ve "bu eser yeni müziktir" yada "bu eser yeni müzik değildir" diyebilecek kapasitede değilim... hiç bir zaman diyemeyeceğimden de eminim çünkü benim için "müzik, müziktir" eskisi de olabilir, yenisi de... daha doğrusu müziğin eskisi yenisi olmaz... bence müziğin türü de olmaz, akımları olabilir ya neyse artık... bazılarını keyifle, bazılarını da saygıyla dinlediğimde; eğer "iyiymiş yahu" diyorsam, paylaşıyorum... beğenmiyorsam eğer, çamur atmaya kalkmıyorum... çamur atanlar var, bence biraz mantıklarından sıyrılmalılar diyeyim ve devam edeyim... şekil değiştiren gerçekler adlı paylaşımı da okuyabilirsiniz, konuyla pek de alakalı olmamakla birlikte ama aşağıda bağlantılarını verdiğim önceki isimleri mutlaka okuyun derim...

murat ömür tuncer... mert moralı... zeynep gedizlioğlu... bu isimlere şimdi de aslıhan keçebaşoğlu eklendi... daha bir çok başarılı bestecimiz de mevcut ve öncesi ile kıyasladığımızda, son dönemde ciddi biçimde kendilerini hissettirmeye başladılar... her biri ayrı ayrı çok başarılılar ve eserleri kesinlikle dünya ölçeğinde eserler... bestecilerimize programlarda daha fazla yer verilmesi şart bu arada... güzel örnekler yok değil ama yetersiz... orkestralarımızın ve müzisyenlerimizin yeni eserleri de rahatlıkla seslendirebileceklerinden eminim...

nk ensemble için yazdığı sonbahar adlı eser, lahza albümünde bir kaç ay önce yayımlandı ve bu albüm hakkındaki bilgiye de verdiğim bağlantıdan ulaşabilirsiniz...

ahmet haşim'in şiiri üzerine yazılan eser, istanbul teknik üniversitesinde düzenlenen müzik ve bilim sempozyumunun açılışında şef orhun orhon yönetiminde seslendirildi... aşağıdaki performansta; nihan devecioğlu vokal yaparken, miase bayramoğlu ney, nermin kaygusuzu kemençe, ali başeğmezler viola, gözde yaşar ise viyolonsel çalmışlar... gerek eser, gerekse seslendiriliş çok çok iyi... demiştim ve aşağıda da videosunu paylaşmıştım ama video kaldırılmış... onun yerine başka bir video paylaşacağım ama yukarıdaki paragraf en azından bilgi olarak kalsın...

ekleme/31 ağustos 2019... yeni yayınlanan bir videosunu paylaşacağım, 2016 yılında bilkent üniversitesinde verilen bir konserden... genç besteciler ve yorumcular etkinliğinden... cem önertürk (flüt), gökhan bağcı (viyolonsel) ve aslıhan keçebaşoğlu (piyano)... çok güzel bir eser ve seslendirme...

bu video kaldırılmış maalesef... kendisinin ileride paylaşmayı uygun göreceği videolarını youtube kanalından takip edebilirsiniz...

moments for six distinct manners ve encounters gibi orkestra eserleri yanında, duet for viola and piano ve trio for flute, cello and piano gibi oda müziği eserleri de çok dikkat çekici gerçekten... ben özellikle flüt, viyolonsel ve piyano için yazdığı esere hayran kaldım... ilk önemli orkestra çalışması olan introspection ise bilkent senfoni orkestrası için yazılmıştı...

2010 yılında ankara'da düzenlenen ulusal chopin piyano yarışmasında üçüncü olan aslıhan keçebaşoğlu, katıldığı ilk uluslararası piyano yarışması olan ve 2012 yılında düzenlenen stockholm young musicians yarışmasında da onur ödülünün sahibi olmuştu... üniversite öncesi eğitiminde piyano eğitimi almış ve başarılar elde etmiş olmasına rağmen, daha sonra üniversitede kendine en uygun olan yöne yoğunlaşarak, kompozisyon eğitimi almış...

2014 yılı bestesi olan moments for six distinct manners ise bilgi üniversitesi 6. yeni müzik günlerinde alman grup garage tarafından seslendirildi... 2016 yılında davet edildiği türk ve alman besteciler konser serisi kapsamında aynı eser garage tarafından köln'de yeniden seslendirildi ve büyük övgüler aldı... duet for viola and piano ve trio for flute, cello and piano eserleri ise; süreyya operasında düzenlenen 8. ve 9. sesin yolculuğu festivallerinde seslendirildi... aynı festivalin onuncusunda ise encounters adlı eseri hezarfen ensemble tarafından seslendirildi... bu eser, hezarfen ensemble tarafından 2017 yılında bilkent kompozisyon akademisinin kapanışında da seslendirildi... bilkent senfoni orkestrası için bestelediği introspection ise; vladimir ponkin şefliğindeki orkestra tarafından 3 şubat 2018 tarihinde seslendirildi ve büyük beğeni topladı... bu seslendirişi, en sona ekledim...

encounters - hezarfen ensemble... cem önertürk (flüt ve piccolo)... elif aksoy (klarinet)... amy salsgiver (vurmalı)... müge hendekli (piyano)... özcan ulucan (keman)... doğu kaptaner (keman)... ulrich mertin (viyola)... çağlayan çetin (viyolonsel)... şef orhun orhon...



amerikalı piyanist yael weis'in 32 bright clouds projesi kapsamında da kendisinden beste istenmiş ve bu eser yael weis'in bu proje kapsamındaki tüm konserlerinde seslendirilecekmiş... bildiğim kadarıyla eserler solo piyano için ve aslıhan keçebaşoğlu'nun eseri 2019 sonbaharında seslendirilmeye başlanacak...

toplam 32 ülkeden seçilmiş bestecilerin beethoven temalı eserlerinin seslendirilip, kaydedileceği bu proje yael weis yönetiminde devam ediyor ve beethoven'ın 250. yaş gününü de kapsayacak... projenin amacı ise; müziğin büyük gücünün birlik ve barış amacıyla kullanılması... başta abd olmak üzere, tüm dünyadaki mevcut sosyal ve politik konjonktüre beethoven'in ünlü missa solemnis eserindeki dona nobis pacem (bize barış getir) motifi ile değinme amacını güden bu projede şimdiye kadar gana, endonezya, iran, ürdün, filipinler, suriye ve venezuella'dan gelen besteler programa alındı... proje; 32 ülkenin bestecilerinden gelen 32 beethoven sonatı ile ilgili kısa piyano kompozisyonlarını bir araya getirmesi açısından önemli ve aslıhan keçebaşoğlu bu projede 28 numaralı sonat ile yerini alacak önümüzdeki sonbaharda...

ekleme/ aslıhan keçebaşoğlu'nun "ninni" isimli çalışması, piyanist yael weiss tarafından şimdiye kadar amerika'da bir çok eyalette verilen konserlerde seslendirildi... aşağıda 16 aralık 2020 tarihinde, sabah 9'dan akşam 9'a kadar toplam 12 saat süren a marathon event in celebration of beethoven’s 250th anniversary etkinliğinin tamamını paylaşıyorum... aslıhan keçebaşoğlu ile yapılan canlı görüşmeyi ne eseri ninni'yi 03:00:50 den itibaren izleyebilirsiniz...



andreas staier, mikhail lindsky, mark andrèriccardo piacentini ve michael ellison gibi önemli isimlerin masterclass çalışmalarına aktif olarak katılan aslıhan keçebaşoğlu; dikkat çeken çalışmalar yapan, üzerinde titizlikle çalışılmış eserlere sahip, çok başarılı bir genç besteci... hakkında bir çok bilgi dağınık halde duruyordu ve bir kısmının doğruluğundan da emin değildim ama bugün en yukarıda verdiğim güzel haberi okuyunca zaman kaybetmeden hakkında bildiklerimi paylaşmak istedim...

işin gerçeği, ben eserlerini şimdiye kadar dikkatlice hiç dinlememiştim... sadece nasıl işler yapıyor anlamak için kısaca bakmıştım... bugün usulüne uygun bir şekilde dinleme fırsatım oldu ve eserleri çok hoşuma gitti... teknik olarak ifade edebilmem mümkün değil ama bir dinleyici olarak bu eserlerin tamamında dikkatimi en çok çeken konu "titizlik" oldu... en ince ayrıntısına kadar titizlikle tasarlanmış eserler...

eserlerinde dikkatimi en çok çeken bir diğer konuyu anlatabilmem ise oldukça zor, bir türlü beceremedim ifade etmeyi... yarım saattir yazıp yazıp siliyorum, olmuyor... belki şöyle anlatabilirim; konu ne kadar ciddi olursa olsun, muziplik yapan enstrümanlar var... asıl önemli olan; sanki aslıhan keçebaşoğlu kendini değil de, çevresinde olup biteni anlatıyor... mesela sanki bir kafeye oturmuş, yada tren garında oturuyor ve çevresinde neşeli, kızgın, üzgün, korkak, sakin ve saldırgan karakterli farklı insanlar konu hakkında bir şeyler konuşuyorlar (hatta sanki konuları bile farklı) ve kendisi de bunları müziği ile anlatıyor... tam olmamakla birlikte, böyle bir şey... tabii eserleri oldukça subjektif ve sadece ben böyle algılamış da olabilirim...

şimdilik bu kadar diyeyim ve yeni başarı haberleri gelince devam etmek üzere, usta şeflerimizden orhun orhon'un, aslıhan keçebaşoğlu hakkındaki sözleriyle bitireyim...

çok çalışkan bir genç besteci... kendine has mistik çizgiler ve zamanın asılı kaldığı -bana göre melankolik- ortamlar yaratmakta çok usta... kristal kırılganlığında bir müziği var... yeni ve farklı bir şeyler dinlemek, deneyimlemek isteyenlere tavsiye ederim... bence gözlerinizi ve tüm ışıkları kapatın...
tam da ışıkları kapatıp da dinlenecek bir eseriyle bitireyim... ufak bi ışığı açık tutun ne olur ne olmaz, kaybolursunuz bu eserde... introspection... 2018 yılında, şef vladimir ponkin yönetiminde, bilkent senfoni orkestrası seslendirmiş...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada