Ana içeriğe atla

müzikte mantık

müzikte mantık olur mu? olmaz mı? olmalı mı?... var mı yok mu? hiç bilmiyorum ama tahminimce çok aşırı mantıklıdan, aşırı mantıksıza kadar müzik vardır... bende her zamanki gibi fikir var ama bilgi yok yine... bakmayın müzik hastası ve müzik bloğu sahibi olduğuma... zerre kadar anlamam müzikten... mantıktan da...

mantık, paradigma vs filan zırvalamıştım daha önce, okuyun isterseniz...

yukarıdaki yazıda iyice mantıksız şeyler yazmıştım, burası müzik bloğu olduğu için ille müziği de bulaştırmam gerekiyor ya! işte şimdi daha da saçma sapan şeyler yazacağım...

tabii aslında müziğin mantığı yada müzikte mantık aramak saçma, asıl olan müzisyenin mantıklı yada mantıksız olması ama sonuçta o durum müziğe öyle bir yansıyor ki, mesela ısmarlama müziği anında anlıyorsunuz... yada yarışma için hazırlanan müziği... mesela eurovision müziği... mantık müziği çünkü... bilinen en mantıklı müzikler örovizyon müzikleridir... o derece mantıklıdırlar ki, müzik başladığı anda anlarsınız... bence apayrı bir tür olmalı eurovision müziği...

bir de reklam müzikleri var... cıngıl mı diyorlar, jingle mı ne diyorlar... oradaki mantık da tam tersi!... nedense reklam müzikleri oldukça güzel oluyorlar... isim vermeyeyim, bakıyorsun, bir müzisyen reklam müzikleri yapmış, hepsi birbirinden güzel... aynı müzisyen albüm çıkarıyor, resmen berbat!... nasıl olabilir böyle bir şey?... olur... oluyor, çünkü mantık öyle emrediyor... ilginç...

reklam ve tanıtım müziklerinin güzel olmasının sebebi mantık!... çünkü firma vs sahibi, müzisyene geliyor, fena sayılmayacak bir para veriyor ve diyor ki "iyi müzik yap, akılda kalıcı olsun, melodik olsun, algı yaratsın, firmayı/ürünü/konuyu sevdirsin vs vs vs"... bu mantık işte... aynı müzisyen, albüm çıkaracak, artık nasıl bir yolu varsa? onu bilmiyorum, şirketle, prodüktörle yada her kimse işte, ona gidiyor... müzisyene diyorlar ki bu sefer "piyasada tutacak müzik yap"... bakın, bu da mantık işte... al başına derdi...

o salak mantık, insanı nerelere götürüyor...

mantığın müzikte en çok işlediği alan ise piyasa müziğidir... müzik endüstrisinin mantığına cuk oturacak müzikler yapmalısınız... o müziği yapanların da işleri çok zor... düşünsenize; çok çaba sarf edip, yapılabilecek en berbat müziği yapmak zorundasınız... hiç gülmeyin, gerçekten öyle... günlerce uğraşıyorsunuz diyelim piyasa sevsin diye elinizden geldiğince uyduruk bir müzik yapıyorsunuz ama patron "olmamış, piyasa dinlemez bunu" diyor!... yahu daha da berbatını yapmanız mümkün değil ama patron beğenmiyor:))...

piyasa müziğine laf ettiğimiz anda zaten dünyadaki müzik varlığının mantıken % 99.9'undan kurtulmuş oluyoruz... ortalık ağzına kadar mantıklı müzik kaynıyor... bu sebeple, benim ille de müzikte mantığı yazma zırvalığım kolaya girdi... resmen müzik denen şeyin neredeyse tamamı, üzerinde konuşulmaya değer şeyler değil... maalesef öyle...

"zerre kadar anlamam müzikten" dedim ya!... yukarıda demiştim... bu ne kadar mantıksız ve saçma sapan bir laf yahu farkında mısınız?... muhtemelen değilsiniz... müzikten anlamak nedir?... mesela "makine mühendisliğinden anlamak" denince ayakları ciddi biçimde yere basıyor... başlangıçtan şu ana kadar üst üste yığılmış bir sürü "bilgi" düşünüyorum mesela ben... sonuçta matematik ağırlıklı, fizik ağırlıklı ve diğer bir çok bilim dalı ile alakalı bir iş... bir makineyi en ekonomik, en ergonomik ve en verimli şekilde projelendirip, çalıştırma işi... hesap kitap sonucunda bir kaç şekilde o makine yapılabilir... biri daha ekonomiktir, diğeri daha ergonomik falan filan... sonuçta aklın ve mantığın yolu en fazla bir kaçtır...

peki müzik?... yanlış anlaşılmasın, müziği de ben ağır bir bilim dalı olarak kabul ediyorum kesinlikle... sonuçta ağır müzik teorisine sahip bir müzisyen olmak, iddia ediyorum ki, herhangi bir mühendis olmaktan kat kat zordur... olağanüstü zordur... orkestra şefi olmak, solist olmak yada iyi bir orkestranın yüz küsur parçasından biri olmak, besteci olmak, aranjör olmak vs vs vs... dünyanın en zor işidir... ve zaten benim bir türlü anlam veremediğim de tam olarak budur... yani ben müziğin bu kadar teorisinin olmasını anlayamıyorum... daha doğrusu, müziğin çok zor bir şey olmasını anlayamıyorum... yahu müzik teorisi denen şey, benim anlayabildiğim kadarıyla, atom fiziği teorisinden kat kat karışık ve zor... bu kadar zor olması saçma değil mi arkadaş bunun?... ben inşaat mühendisliğinde ağır bir teori beklerim ama mimarlıkta beklemem mesela...

yada ben cahilin tekiyim, o da olabilir... salak da olabilirim...

sanatın çok ağır teorilerinin, üsluplarının, yolunun yordamının olması neden gerekli?... çok eski zamanlarda muhteşem müzikler yapmış olan insanlar mesela; bugün okullarda okutulan müzik bilgisine hakim miydiler? yoksa bugün okullarda öğretilen müzik ilmi onların ortaya koydukları sanat üzerine mi inşa edildi?...

gördüğüm ve bildiğim kadarıyla müziğin de makine mühendisliğinden pek farkı kalmadı artık... müziğin içinde de artık çok fazla mühendis var... müziğin de mantığını oturtmuş birileri... müzik teorisi doğmuş!... ne demek arkadaş müzik teorisi!...

müzik teorisi; "bir eserin evrensel dile dönüştürülmesi" olduğu sürece hiç bir sorun yok... o kadar da mantıksız, cahil yada aptal değilim... "mevcut" bir müzik eserinin dünyanın her yerinde çalınabilmesini sağlayan müzik teorisi, günümüzde sanki amacının dışına çıktı iyice... eğitim olarak veriliyor... mevcut eseri icra etmeye yönelik bir eğitim... çok güzel, diyeceğim yok...

müziğin teorisi mutlaka bir şekilde müzisyeni mantığa davet ediyordur... müzisyen o mantığın açtığı yolda ilerliyordur... gerçekten hiç bilmiyorum ama mutlaka kuralları, olurları, olmazları vardır... konservatuvar hocası mesela öğrencinin kompozisyon ödevini hatalı bulup, basıyordur sıfırı!... o öğretmen bunu neye göre yapıyor olabilir?... hemen söyleyeyim: mantık:)... buradaki mantık aslında bilgi... müzik bilgisi... o müzik bilgisi nereden kaynak alıyor? başlangıçtan günümüze kadar yapılmış olan müziklerden!... işte bu paradigmadır... yüzlerce hatta binlerce yıl içinde bir müzik yolu oluşmuştur, ki bu patikadır ve o patikadan gidilmek zorundadır!... mıdır?...

özetle; sürekli öncekilere bir şeyler ilave etme, öncesini temel alma vb vb vb... ne derseniz deyin... bilim de böyledir... sadece bir kaç bilim insanı bu paradigmaların dışına çıkmayı denemiştir... mesela tesla, einstein, rudolf steiner yada hawking vb... sanatta da o paradigmaların dışına çıkanlar az değil... müzikte de az değil ama müzik diğer bir çok sanat dalından çok farklı artık... artık bir sektör... müzisyen mantıksız davranıp da farklı yollara kolay kolay sapamıyor... mantıksız müzisyene hayat çok zor artık... (buraya not düşeyim; bereket şu teknoloji de apayrı büyük bir sektör oldu ve mantıksız müzisyenler yavaş yavaş patron işkencesinden ve zevksiz piyasadan bağımsız bir şekilde, mantıksız dinleyiciye ulaşabiliyorlar)... (bir diğer düşeceğim not da şu: benim fikrim var ama bilgim yok, şuna sanatçılar karar vermeliler bence: sanat meslek olmalı mı?)... bu konularda da saçma sapan fikirlerimi yazacağım ilk fırsatta...
bir gün bir ineğin çiftliğine dönmesi için bakir bir ormanın içinden geçmesi gerekmiş... mantıklı düşünme yetisi olmayan bir hayvan olduğundan kıvrıla kıvrıla ilerleyen, önce yokuş yukarı sonra yokuş aşağı devam eden, zorlu bir rota izlemiş… ertesi gün bir koyun sürüsü gelmiş aynı yere... sürünün lideri patikanın zaten açılmış olduğunu görünce oraya dalmış hemen ve tüm sürü de onu izlemiş… ardından insanlar da bu patikayı kullanmaya başlamışlar... bir sağa bir sola dönerek, ağaç dalları ve çalılardan kaçınmak için eğilip bükülerek ve bir yandan da söylenip küfürler ederek bu patikadan gidip gelmişler... ama hiç kimse daha iyi bir alternatif yaratmak için bir şey yapmamış... böylesine yoğun kullanılması sonucunda patika zamanla küçük bir yola dönüşmüş... isteseler öte tarafa sadece yarım saatte geçebileceklerinden habersiz, insanlar ve ağır yük taşıyan zavallı hayvanlar, bir ineğin açtığı bu yolu takip ederek ormanın öte yanına üç saatte geçmeye mecbur kalmışlar...
patika
maalesef; bilimde, sanatta ve edebiyatta yukarıdaki gibi patikalar oluştu... bu patikalardan yürümeyenler, kendi yolunu bulanlar yok mu? var tabii... hikayede; bu yolu mantıksız bir şekilde geçen ilk inek, eli öpülesi inektir... bir akım doğmuştur sayesinde... peki, sonrasında hep o açılmış yolu izleyenler?... bu yazıda bütün anlatmak istediğim de budur aslında... sanatta, konumuz müzik; müzikte o patikalara bağımlılığı bana anlatmanız neredeyse mümkün değil... müziğin ille de bir yolu yordamı nasıl olabilir?... bir sanatçının, bir müzisyenin yada bir bestecinin izlemesi gereken bir yol olabilir mi?... müziğin gitmesi gereken bir yol nasıl olabilir? benim mantığım bu mantığı bir türlü algılayamıyor işte...

hayatınızda daha önce hiç dinlemediğiniz bir eseri dinlerken, bir anda o müzik kesilse, o müziğin devamını az çok tahmin edebiliyorsanız, o müziğin bir mantığı vardır işte... patikadan geçiyordur o... burada müziğin iyi, kötü, güzel, hoş, mükemmel yada berbat vs olup olmaması önemli değil...

mantıklı müzik örneği (bence) yada o zamanlar belki de mantıksızdı, bilmiyorum... shostakovich vals no 2 çok mantıklı çünkü reklam müziği aynı zamanda:)... reklamcılar felaket iyi yaparlar işlerini... en doğrusunu bulmuşlar... beynin çok kolay kabul edebildiği bir eser... üst üste 80 kere dinle, dinlenir... muhteşem ötesi bir eser... ama mantık ürünü... kötü demiyorum, mantık ürünü...



anlatabildim umarım... yada derdimi nasıl anlatırım diye düşünürken, aklıma şu örnek geldi... internette bile var, arayın bulun... "doğaçlama nasıl yapılır?" mesela... yada "cazda doğaçlama teknikleri!" vs vs vs... böyle saçma sapan bir şey olabilir mi?... doğaçlamanın teorisi, tekniği bilmem nesi varsa eğer, ona doğaçlama demek ne kadar doğrudur? ve o doğaçlama ne kadar doğaçlamadır?... düşünsenize; doğaçlama teknikleri dersi alan 10 öğrenci var diyelim 10 öğrenci olması bile mantık emri:))... vazgeçtim, 13 öğrenci var... 9 öğrenci üstün başarıyla geçiyor sınavı... 4 öğrenci ise başarılı olamayıp sınıfta kalıyor... işte o 9 öğrencinin yapacağı doğaçlama doğaçlama olamaz... sınıfta kalan 4 öğrencinin doğaçlaması makbuldür bence... ne kadar salağım ben yahu:))...

yukarıda çok mantıklı hareket eden bizim shostakovich efendi, ne olduysa olmuş, mantık dışı hareketler sergilemiş:)... o da aşağıda... progresif ve agresif takılmış burada:)... bu eser de muhteşem ve mantıksızlığı harika... öyle uç bir örnek de değil ve gayet mantık sınırları içinde aslında... bu eserin çok daha içten ve samimi olduğundan eminim... yaylı dörtlüsü için no:8 c minor op. 110...



cahilim, kabul ediyorum, fikir sahibiyim ama bilgim yok, onu da kabul ediyorum... sadece düşündüğümü yazıyorum... müziğin yaratıcılarına da hiç bir lafım yok, zaten olamaz ama şuna olabilir: bir müzisyenin belli teorilere, tekniklere, yola yordama, makama, moda ve en önemlisi amaca uymasını anlayamıyorum... yapılan müzik bir yerlere uyuyor olabilir, onu anlarım tabii... neyse...

cahilliğimi ortalığa dökmek de şimdi çok mantıksız gelmeye başladı birden:)... zorum ne ki benim:)... savunma mekanizmam çok geç çalıştı... işin bilenine denk geleceğim, boyumun ölçüsünü verecek kesin... en mantıklısı artık susmak... daha da mantıklısı hiç yazmamaktı ya neyse artık... oldu bir kere:)...

cahilce ve deli cesaretiyle yazılmış bu yazı ne kadar anlaşılır oldu? mantıklı mı mantıksız mı? doğru mu yoksa yanlış mı? bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey var; mantıklı insanlar şu bilime, sanata ve edebiyata hiç bulaşmamalılar... sadece ev ve otomobil sahibi olmalılar, eser sahibi değil...

Yorumlar

Çok Okunanlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır... keyboardlar & piyanolar başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz...

benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...


şunun …

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

akdeniz üniversitesi devlet konservatuvarının piyano bölümünde liseyi tamamladıktan sonra, bilkent üniversitesi müzik ve sahne sanatları fakültesi kompozisyon bölümünde onur türkmen ile sürdürdü çalışmalarını ve eğitimini başarıyla tamamladı... asıl hocası onur türkmen olmakla birlikte; kendisine büyük emeği geçen diğer hocalarından da bahsetmeden olmaz... yiğit aydın ile armoni ve orkestrasyon, tolga yayalar ile polifoni, fugue ve post tonal teori (yazdığıma pişman olmaya başladım:))... aynen yazsan olmuyor, türkçeleştirsen olmuyor, ne biçim ders arkadaş bunlar... tonal ötesi:)))...)... neyse; konuya hakimmişim gibi davranayım, bir çok "uzman yazar!" öyle yapıyor, benim neyim eksik:)... maria nowotna ile kulak eğitimi (ne güz…

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka... aşağıdaki paylaşımları da bu yazıdan sonra yaptım, onları da araya ilave edeyim dedim... aşağıdakiler de okunacak...

cem esen'den cosmic variations

cem esen ve ayşe ece güneşş…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

ıraz yıldız

çok fazla paylaşıma aynı şekilde başladım, artık tat da vermiş olabilir ama ıraz yıldız da oldukça uzun bir süredir hakkında mutlaka yazmak istediğim çok önemli genç sanatçılardan biri... ve ben şimdiden bu klişeleşmeye başlayan girişe ek olarak, klişeleşmeye başlayan kapanış cümlemi de en baştan yazayım; yakın yada uzak gelecekte kesinlikle kalbur üstü bir cazcı olacak ıraz... hiç kimseye bu kadar emin olarak yazmamıştım bu öngörümü... bütün derdim, klasikçileri cazcı yapmak benim:)...

ıraz yıldızı ben fazıl say sayesinde tanıdım... fazıl sayın övgüyle bahsettiği genç bir piyanisti yakalarım da bırakır mıyım hiç... o zamandan beri aklımda ama şimdi o yazıyı bulamadım... bulunca eklerim mutlaka... izlediğim ilk videosunu hemen paylaşayım... bu kadar mı hissederek çalınır!... aslında çok daha yakın tarihli canlı kayıtları da var ama ben özellikle bu kaydı paylaşıyorum..

fazıl say - nazım balad 1



burada da bir çok kez elimden geldiğince paylaşmaya çalıştım, son yıllarda ülkemizde genç y…

samida

gürcü dilinde üç kız kardeş anlamına geliyor samida... yani yukarıdaki fotoğrafta gördüğümüz üç sanatçı; damla şahin, yudum şahin ve tamara şahin kardeş oluyorlar... ilk defa yüzleri göstermeyen bir fotoğraf seçtim burada, ilginç oldu ama fotoğraf güzel ne yapalım, aşağıda tekrar paylaşırım, tanış olursunuz artık... ben de az önce tanıştım kendileriyle ve hemen paylaşmaya başladım... bir yandan dinliyorum müziklerini, bir yandan da yazıyorum... ilk izlenimlerimi yazayım hemen: parçalar kısa:)... bir de şunu yazayım, yeni tanış oldum dedim ama bu kardeşlerden birini tanıyorum sanki...

ben genelde bu şekilde paylaşım yaptığım için, yazmaya başlayıp da sonradan paylaşımı iptal ettiğim de az olmadı ama samida şu anda oldukça iyi gidiyor... youtube tarafından bana önerildiği için izlediğim ilk videoları "budur işte!" dedirtmişti, şu anda evet kesinlikle budur işte diyorum... çok başarılılar... dinlemeye başladığınız anda eğitimli müzisyenleri dinlemekte olduğunuzu hemen anlıyors…

gökay özgür

uzun süredir ilgiyle takip ettiğim ve bir süredir de yazmak isteyip, bir türlü yazamadığım, diğer yandan hakkında az da paylaşım yapmadığım bir genç piyanist gökay özgür... bir kaç yıldır mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi istanbul devlet konservatuvarı'nda prof. dr. gülden gökşen ile piyano eğitimlerine devam eden öğrencilerin başarı haberlerini sıkça paylaşır oldum... mesela bir tanesine şöyle bir göz gezdirin derim çünkü oradaki fotoğrafa hayranım ben... boy boy, envayi çeşit piyanist göreceksiniz, işte o boy boy genç piyanistin en boylusu olarak sürekli dikkatimi çekerdi gökay özgür ama hakkında yeterli bilgim olmadığı için şimdiye kadar paylaşamamıştım...

fotoğrafta abi gibi duran gökay özgür, gülden gökşen'in diğer öğrencilerinin gerçekten abileridir... piyanoya 15 yaşında başlamış ve bu sebeple sanat otoritelerini şaşırtıyormuş çünkü 15 yaş çok geç bir yaşmış piyanoya başlamak için... "5 aylıktı, kürdilihicazkar makamında ağlar, mama kaşığını evfer usulünde v…