Ana içeriğe atla

müzikte mantık

müzikte mantık olur mu? olmaz mı? olmalı mı?... var mı yok mu? hiç bilmiyorum ama tahminimce çok aşırı mantıklıdan, aşırı mantıksıza kadar müzik vardır... bende her zamanki gibi fikir var ama bilgi yok yine... bakmayın müzik hastası ve müzik bloğu sahibi olduğuma... zerre kadar anlamam müzikten... mantıktan da...

mantık, paradigma vs filan zırvalamıştım daha önce, okuyun isterseniz...

yukarıdaki yazıda iyice mantıksız şeyler yazmıştım, burası müzik bloğu olduğu için ille müziği de bulaştırmam gerekiyor ya! işte şimdi daha da saçma sapan şeyler yazacağım...

tabii aslında müziğin mantığı yada müzikte mantık aramak saçma, asıl olan müzisyenin mantıklı yada mantıksız olması ama sonuçta o durum müziğe öyle bir yansıyor ki, mesela ısmarlama müziği anında anlıyorsunuz... yada yarışma için hazırlanan müziği... mesela eurovision müziği... mantık müziği çünkü... bilinen en mantıklı müzikler örovizyon müzikleridir... o derece mantıklıdırlar ki, müzik başladığı anda anlarsınız... bence apayrı bir tür olmalı eurovision müziği...

bir de reklam müzikleri var... cıngıl mı diyorlar, jingle mı ne diyorlar... oradaki mantık da tam tersi!... nedense reklam müzikleri oldukça güzel oluyorlar... isim vermeyeyim, bakıyorsun, bir müzisyen reklam müzikleri yapmış, hepsi birbirinden güzel... aynı müzisyen albüm çıkarıyor, resmen berbat!... nasıl olabilir böyle bir şey?... olur... oluyor, çünkü mantık öyle emrediyor... ilginç...

reklam ve tanıtım müziklerinin güzel olmasının sebebi mantık!... çünkü firma vs sahibi, müzisyene geliyor, fena sayılmayacak bir para veriyor ve diyor ki "iyi müzik yap, akılda kalıcı olsun, melodik olsun, algı yaratsın, firmayı/ürünü/konuyu sevdirsin vs vs vs"... bu mantık işte... aynı müzisyen, albüm çıkaracak, artık nasıl bir yolu varsa? onu bilmiyorum, şirketle, prodüktörle yada her kimse işte, ona gidiyor... müzisyene diyorlar ki bu sefer "piyasada tutacak müzik yap"... bakın, bu da mantık işte... al başına derdi...

o salak mantık, insanı nerelere götürüyor...

mantığın müzikte en çok işlediği alan ise piyasa müziğidir... müzik endüstrisinin mantığına cuk oturacak müzikler yapmalısınız... o müziği yapanların da işleri çok zor... düşünsenize; çok çaba sarf edip, yapılabilecek en berbat müziği yapmak zorundasınız... hiç gülmeyin, gerçekten öyle... günlerce uğraşıyorsunuz diyelim piyasa sevsin diye elinizden geldiğince uyduruk bir müzik yapıyorsunuz ama patron "olmamış, piyasa dinlemez bunu" diyor!... yahu daha da berbatını yapmanız mümkün değil ama patron beğenmiyor:))...

piyasa müziğine laf ettiğimiz anda zaten dünyadaki müzik varlığının mantıken % 99.9'undan kurtulmuş oluyoruz... ortalık ağzına kadar mantıklı müzik kaynıyor... bu sebeple, benim ille de müzikte mantığı yazma zırvalığım kolaya girdi... resmen müzik denen şeyin neredeyse tamamı, üzerinde konuşulmaya değer şeyler değil... maalesef öyle...

"zerre kadar anlamam müzikten" dedim ya!... yukarıda demiştim... bu ne kadar mantıksız ve saçma sapan bir laf yahu farkında mısınız?... muhtemelen değilsiniz... müzikten anlamak nedir?... mesela "makine mühendisliğinden anlamak" denince ayakları ciddi biçimde yere basıyor... başlangıçtan şu ana kadar üst üste yığılmış bir sürü "bilgi" düşünüyorum mesela ben... sonuçta matematik ağırlıklı, fizik ağırlıklı ve diğer bir çok bilim dalı ile alakalı bir iş... bir makineyi en ekonomik, en ergonomik ve en verimli şekilde projelendirip, çalıştırma işi... hesap kitap sonucunda bir kaç şekilde o makine yapılabilir... biri daha ekonomiktir, diğeri daha ergonomik falan filan... sonuçta aklın ve mantığın yolu en fazla bir kaçtır...

peki müzik?... yanlış anlaşılmasın, müziği de ben ağır bir bilim dalı olarak kabul ediyorum kesinlikle... sonuçta ağır müzik teorisine sahip bir müzisyen olmak, iddia ediyorum ki, herhangi bir mühendis olmaktan kat kat zordur... olağanüstü zordur... orkestra şefi olmak, solist olmak yada iyi bir orkestranın yüz küsur parçasından biri olmak, besteci olmak, aranjör olmak vs vs vs... dünyanın en zor işidir... ve zaten benim bir türlü anlam veremediğim de tam olarak budur... yani ben müziğin bu kadar teorisinin olmasını anlayamıyorum... daha doğrusu, müziğin çok zor bir şey olmasını anlayamıyorum... yahu müzik teorisi denen şey, benim anlayabildiğim kadarıyla, atom fiziği teorisinden kat kat karışık ve zor... bu kadar zor olması saçma değil mi arkadaş bunun?... ben inşaat mühendisliğinde ağır bir teori beklerim ama mimarlıkta beklemem mesela...

yada ben cahilin tekiyim, o da olabilir... salak da olabilirim...

sanatın çok ağır teorilerinin, üsluplarının, yolunun yordamının olması neden gerekli?... çok eski zamanlarda muhteşem müzikler yapmış olan insanlar mesela; bugün okullarda okutulan müzik bilgisine hakim miydiler? yoksa bugün okullarda öğretilen müzik ilmi onların ortaya koydukları sanat üzerine mi inşa edildi?...

gördüğüm ve bildiğim kadarıyla müziğin de makine mühendisliğinden pek farkı kalmadı artık... müziğin içinde de artık çok fazla mühendis var... müziğin de mantığını oturtmuş birileri... müzik teorisi doğmuş!... ne demek arkadaş müzik teorisi!...

müzik teorisi; "bir eserin evrensel dile dönüştürülmesi" olduğu sürece hiç bir sorun yok... o kadar da mantıksız, cahil yada aptal değilim... "mevcut" bir müzik eserinin dünyanın her yerinde çalınabilmesini sağlayan müzik teorisi, günümüzde sanki amacının dışına çıktı iyice... eğitim olarak veriliyor... mevcut eseri icra etmeye yönelik bir eğitim... çok güzel, diyeceğim yok...

müziğin teorisi mutlaka bir şekilde müzisyeni mantığa davet ediyordur... müzisyen o mantığın açtığı yolda ilerliyordur... gerçekten hiç bilmiyorum ama mutlaka kuralları, olurları, olmazları vardır... konservatuvar hocası mesela öğrencinin kompozisyon ödevini hatalı bulup, basıyordur sıfırı!... o öğretmen bunu neye göre yapıyor olabilir?... hemen söyleyeyim: mantık:)... buradaki mantık aslında bilgi... müzik bilgisi... o müzik bilgisi nereden kaynak alıyor? başlangıçtan günümüze kadar yapılmış olan müziklerden!... işte bu paradigmadır... yüzlerce hatta binlerce yıl içinde bir müzik yolu oluşmuştur, ki bu patikadır ve o patikadan gidilmek zorundadır!... mıdır?...

özetle; sürekli öncekilere bir şeyler ilave etme, öncesini temel alma vb vb vb... ne derseniz deyin... bilim de böyledir... sadece bir kaç bilim insanı bu paradigmaların dışına çıkmayı denemiştir... mesela tesla, einstein, rudolf steiner yada hawking vb... sanatta da o paradigmaların dışına çıkanlar az değil... müzikte de az değil ama müzik diğer bir çok sanat dalından çok farklı artık... artık bir sektör... müzisyen mantıksız davranıp da farklı yollara kolay kolay sapamıyor... mantıksız müzisyene hayat çok zor artık... (buraya not düşeyim; bereket şu teknoloji de apayrı büyük bir sektör oldu ve mantıksız müzisyenler yavaş yavaş patron işkencesinden ve zevksiz piyasadan bağımsız bir şekilde, mantıksız dinleyiciye ulaşabiliyorlar)... (bir diğer düşeceğim not da şu: benim fikrim var ama bilgim yok, şuna sanatçılar karar vermeliler bence: sanat meslek olmalı mı?)... bu konularda da saçma sapan fikirlerimi yazacağım ilk fırsatta...
bir gün bir ineğin çiftliğine dönmesi için bakir bir ormanın içinden geçmesi gerekmiş... mantıklı düşünme yetisi olmayan bir hayvan olduğundan kıvrıla kıvrıla ilerleyen, önce yokuş yukarı sonra yokuş aşağı devam eden, zorlu bir rota izlemiş… ertesi gün bir koyun sürüsü gelmiş aynı yere... sürünün lideri patikanın zaten açılmış olduğunu görünce oraya dalmış hemen ve tüm sürü de onu izlemiş… ardından insanlar da bu patikayı kullanmaya başlamışlar... bir sağa bir sola dönerek, ağaç dalları ve çalılardan kaçınmak için eğilip bükülerek ve bir yandan da söylenip küfürler ederek bu patikadan gidip gelmişler... ama hiç kimse daha iyi bir alternatif yaratmak için bir şey yapmamış... böylesine yoğun kullanılması sonucunda patika zamanla küçük bir yola dönüşmüş... isteseler öte tarafa sadece yarım saatte geçebileceklerinden habersiz, insanlar ve ağır yük taşıyan zavallı hayvanlar, bir ineğin açtığı bu yolu takip ederek ormanın öte yanına üç saatte geçmeye mecbur kalmışlar...
patika
maalesef; bilimde, sanatta ve edebiyatta yukarıdaki gibi patikalar oluştu... bu patikalardan yürümeyenler, kendi yolunu bulanlar yok mu? var tabii... hikayede; bu yolu mantıksız bir şekilde geçen ilk inek, eli öpülesi inektir... bir akım doğmuştur sayesinde... peki, sonrasında hep o açılmış yolu izleyenler?... bu yazıda bütün anlatmak istediğim de budur aslında... sanatta, konumuz müzik; müzikte o patikalara bağımlılığı bana anlatmanız neredeyse mümkün değil... müziğin ille de bir yolu yordamı nasıl olabilir?... bir sanatçının, bir müzisyenin yada bir bestecinin izlemesi gereken bir yol olabilir mi?... müziğin gitmesi gereken bir yol nasıl olabilir? benim mantığım bu mantığı bir türlü algılayamıyor işte...

hayatınızda daha önce hiç dinlemediğiniz bir eseri dinlerken, bir anda o müzik kesilse, o müziğin devamını az çok tahmin edebiliyorsanız, o müziğin bir mantığı vardır işte... patikadan geçiyordur o... burada müziğin iyi, kötü, güzel, hoş, mükemmel yada berbat vs olup olmaması önemli değil...

mantıklı müzik örneği (bence) yada o zamanlar belki de mantıksızdı, bilmiyorum... shostakovich vals no 2 çok mantıklı çünkü reklam müziği aynı zamanda:)... reklamcılar felaket iyi yaparlar işlerini... en doğrusunu bulmuşlar... beynin çok kolay kabul edebildiği bir eser... üst üste 80 kere dinle, dinlenir... muhteşem ötesi bir eser... ama mantık ürünü... kötü demiyorum, mantık ürünü...



anlatabildim umarım... yada derdimi nasıl anlatırım diye düşünürken, aklıma şu örnek geldi... internette bile var, arayın bulun... "doğaçlama nasıl yapılır?" mesela... yada "cazda doğaçlama teknikleri!" vs vs vs... böyle saçma sapan bir şey olabilir mi?... doğaçlamanın teorisi, tekniği bilmem nesi varsa eğer, ona doğaçlama demek ne kadar doğrudur? ve o doğaçlama ne kadar doğaçlamadır?... düşünsenize; doğaçlama teknikleri dersi alan 10 öğrenci var diyelim 10 öğrenci olması bile mantık emri:))... vazgeçtim, 13 öğrenci var... 9 öğrenci üstün başarıyla geçiyor sınavı... 4 öğrenci ise başarılı olamayıp sınıfta kalıyor... işte o 9 öğrencinin yapacağı doğaçlama doğaçlama olamaz... sınıfta kalan 4 öğrencinin doğaçlaması makbuldür bence... ne kadar salağım ben yahu:))...

yukarıda çok mantıklı hareket eden bizim shostakovich efendi, ne olduysa olmuş, mantık dışı hareketler sergilemiş:)... o da aşağıda... progresif ve agresif takılmış burada:)... bu eser de muhteşem ve mantıksızlığı harika... öyle uç bir örnek de değil ve gayet mantık sınırları içinde aslında... bu eserin çok daha içten ve samimi olduğundan eminim... yaylı dörtlüsü için no:8 c minor op. 110...



cahilim, kabul ediyorum, fikir sahibiyim ama bilgim yok, onu da kabul ediyorum... sadece düşündüğümü yazıyorum... müziğin yaratıcılarına da hiç bir lafım yok, zaten olamaz ama şuna olabilir: bir müzisyenin belli teorilere, tekniklere, yola yordama, makama, moda ve en önemlisi amaca uymasını anlayamıyorum... yapılan müzik bir yerlere uyuyor olabilir, onu anlarım tabii... neyse...

cahilliğimi ortalığa dökmek de şimdi çok mantıksız gelmeye başladı birden:)... zorum ne ki benim:)... savunma mekanizmam çok geç çalıştı... işin bilenine denk geleceğim, boyumun ölçüsünü verecek kesin... en mantıklısı artık susmak... daha da mantıklısı hiç yazmamaktı ya neyse artık... oldu bir kere:)...

cahilce ve deli cesaretiyle yazılmış bu yazı ne kadar anlaşılır oldu? mantıklı mı mantıksız mı? doğru mu yoksa yanlış mı? bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey var; mantıklı insanlar şu bilime, sanata ve edebiyata hiç bulaşmamalılar... sadece ev ve otomobil sahibi olmalılar, eser sahibi değil...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da