Ana içeriğe atla

mert moralı'nın eserine birincilik ödülü

mert moralı
çalışmalarını siyaset, şiir ve benzeri farklı konularla ilişkilendiren genç bestecimiz mert moralı, karl marx'ın 200. doğum yıldönümü nedeniyle, doğum yeri trier'de düzenlenen wilde lieder-marx music etkinliği kapsamında; çalgı topluluğu, düet ve elektroakustik kategorilerinde gerçekleştirilen  yarışmaya gönderdiği bestesi die produktion des bewusstseins ile düet kategorisinde birinciliğe layık görüldü...2 eylül 2018 de düzenlenen ödül töreninde de ödülleri derece alan bestecilere verildi...

die produktion des bewusstseins, soprano ve trompet için bestelenmiş bir eser ve bilincin üretimi anlamına geliyor... geliyormuş daha doğrusu:)... aşağıdaki video yarışma için çekilmiş ve eseri hakkında kısaca bilgi veriyor mert moralı...



26 yaşında mert moralı... hemşehrim oluyor kendisi yani izmirli... öncesini bilmiyorum ama muhtemelen bilkentlidir, lisans eğitimini bilkent üniversitesi müzik ve sahne sanatları fakültesinde ve berlin hanns eisler müzik akademisinde tamamladıktan sonra, aynı akademide master eğitimine başlamış... eğitimi müzik teorisi ve kompozisyon üzerine ve şimdiye kadar turgut pöğün, tolga yayalar, juan eiras ve wolfgang heiniger kendisine kompozisyon dalında danışmanlık yapmışlar... sağdan soldan bilgi edinmeye çalıştığım için ifadelerim biraz tuhaf olabilir:)... siz okurken o tuhaflığı giderin... ne biçim blog yazarıyım anlamadım gitti... var mı yahu "ben tuhaf yazıyorum, siz düzgün okuyun" diye bir şey:)... neyse işte, bilkentte eğitimine devam ederken, ispanyadaki vigo konservatuarında ve ingilteredeki londra kraliyet müzik akademisinde erasmus değişim programı öğrencisi olarak çalışmalarda bulunmuş... bunun yanında; martin arnold, georgio battistelli, isabel mundry, marcel reuter, kurt rohde ve tolga yayalar gibi önemli bestecilerin masterclass derslerine katılmış... eserleri dünyanın bir çok ülkesinde ve ülkemizde önemli grup ve orkestralarca seslendiriliyor...

çok laf ettik galiba... sonsuzluğa bir taş atalım arada... malum, benim gibi yaşı geçmeye başlayana yutturmak kolay değil ama ben bu yeni müziği sevmeye başlıyorum galiba:)... piyano ve dört enstrüman için konçerto oluyor bu "sonsuzluğa bir taş at..." benim üç noktalarımla karışmasın diye tırnak içine aldım:)... çünkü o noktalar önemli... hezarfen ensemble tarafından seslendirilmiş şef orhun orhon yönetiminde... müge hendekli, piyano; cem önertürk, flüt, piccolo ve alto flüt; elif aksoy, klarinet ve bas klarinet; özcan ulucan, keman ve çağlayan çetin ise viyolonsel çalıyor...



sonsuzluğa bir taş at, kadıköydeki bir binada yazan grafitiymiş... bu duvar yazısı üzerine yazılmış bir kompozisyon... mert moralı'nın eserlerinde; bu tip yazılar, dil özellikleri, siyaset ve şiirler ön plana çıkıyor... eserin detaylı açıklamasında sonsuzluğa atılan bu taş ile ilgili 2 farklı anlamdan bahsediliyor ve oldukça da ilginç ancak ben eserlerin açıklamalarının yapılmasını seven biri değilim... eseri dinleyen alacağını alsa daha uygun bence... yani, "bu eser şunu anlatıyor" deyip de anlatmak, hakikaten doğru bir şey mi?...

sonsuz gece eseriyle bulgaristanda düzenlenen uluslararası genç virtüözler yarışmasında birinciliğe layık görülen mert moralı, sonsuzluğa bir taş at... eseriyle de eisler kompozitörleri forum ve performans ödülünü de kazandı...sonsuz gecenin canlı performansını bulamadım, bir diğer önemli eserinin canlı seslendirilişini paylaşayım... selenofobi...



yukarıda bahsettiğim son önemli ödülü getiren die produktion des bewusstseins adlı eserin çıkış noktası, marx ve engles'in ortak eseri olan alman ideolojisi kitabıymış... bu kitap, marksist felsefeye giriş bileti olmuş aynı zamanda... sömürülen sınıfların öfkesini derin ve çok katmanlı bir teoriye dönüştürme yeteneklerinden çok etkilenmiş... eserin kavramsallaşmasında çok dilli ve disiplinler arası bir kavram kullanarak, metnin yapısal güzelliğini ve entelektüel şiddetini estetik bir anlatımla sunmaya çalışmış...

mert moralı hakkında çok fazla güvenilir bilgiye ulaşamadım maalesef ancak kendisini az da olsa tanıyabilmek için bu bilgi şimdilik yeterlidir diye düşünüyorum... çok başarılı genç bestecilerimiz var ve çok farklı ve yeni bir anlayışla müziğe şekil veriyorlar... mert moralı da o genç sanatçılarımızdan biri ve çok başarılı çalışmalara imza atacağı da kesin... en büyük dileğim ise; ülkemizdeki senfoni orkestralarının genç bestecilerimize programlarında yer vermeleri... şu katı bakış açısının da kırılması lazım artık...

soundcloud sayfasındaki eserleri tüm eserleri midir bilmiyorum ama çoğu önemli çalışması aşağıda paylaştığım çalma listesinde mevcut... die produktion des bewusstseins henüz aşağıdaki listede de yok, canlı performans olarak da yok... yada ben bulamadım...

Yorumlar

Çok Okunanlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır... keyboardlar & piyanolar başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz...

benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...


şunun …

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

akdeniz üniversitesi devlet konservatuvarının piyano bölümünde liseyi tamamladıktan sonra, bilkent üniversitesi müzik ve sahne sanatları fakültesi kompozisyon bölümünde onur türkmen ile sürdürdü çalışmalarını ve eğitimini başarıyla tamamladı... asıl hocası onur türkmen olmakla birlikte; kendisine büyük emeği geçen diğer hocalarından da bahsetmeden olmaz... yiğit aydın ile armoni ve orkestrasyon, tolga yayalar ile polifoni, fugue ve post tonal teori (yazdığıma pişman olmaya başladım:))... aynen yazsan olmuyor, türkçeleştirsen olmuyor, ne biçim ders arkadaş bunlar... tonal ötesi:)))...)... neyse; konuya hakimmişim gibi davranayım, bir çok "uzman yazar!" öyle yapıyor, benim neyim eksik:)... maria nowotna ile kulak eğitimi (ne güz…

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka... aşağıdaki paylaşımları da bu yazıdan sonra yaptım, onları da araya ilave edeyim dedim... aşağıdakiler de okunacak...

cem esen'den cosmic variations

cem esen ve ayşe ece güneşş…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

ıraz yıldız

çok fazla paylaşıma aynı şekilde başladım, artık tat da vermiş olabilir ama ıraz yıldız da oldukça uzun bir süredir hakkında mutlaka yazmak istediğim çok önemli genç sanatçılardan biri... ve ben şimdiden bu klişeleşmeye başlayan girişe ek olarak, klişeleşmeye başlayan kapanış cümlemi de en baştan yazayım; yakın yada uzak gelecekte kesinlikle kalbur üstü bir cazcı olacak ıraz... hiç kimseye bu kadar emin olarak yazmamıştım bu öngörümü... bütün derdim, klasikçileri cazcı yapmak benim:)...

ıraz yıldızı ben fazıl say sayesinde tanıdım... fazıl sayın övgüyle bahsettiği genç bir piyanisti yakalarım da bırakır mıyım hiç... o zamandan beri aklımda ama şimdi o yazıyı bulamadım... bulunca eklerim mutlaka... izlediğim ilk videosunu hemen paylaşayım... bu kadar mı hissederek çalınır!... aslında çok daha yakın tarihli canlı kayıtları da var ama ben özellikle bu kaydı paylaşıyorum..

fazıl say - nazım balad 1



burada da bir çok kez elimden geldiğince paylaşmaya çalıştım, son yıllarda ülkemizde genç y…

samida

gürcü dilinde üç kız kardeş anlamına geliyor samida... yani yukarıdaki fotoğrafta gördüğümüz üç sanatçı; damla şahin, yudum şahin ve tamara şahin kardeş oluyorlar... ilk defa yüzleri göstermeyen bir fotoğraf seçtim burada, ilginç oldu ama fotoğraf güzel ne yapalım, aşağıda tekrar paylaşırım, tanış olursunuz artık... ben de az önce tanıştım kendileriyle ve hemen paylaşmaya başladım... bir yandan dinliyorum müziklerini, bir yandan da yazıyorum... ilk izlenimlerimi yazayım hemen: parçalar kısa:)... bir de şunu yazayım, yeni tanış oldum dedim ama bu kardeşlerden birini tanıyorum sanki...

ben genelde bu şekilde paylaşım yaptığım için, yazmaya başlayıp da sonradan paylaşımı iptal ettiğim de az olmadı ama samida şu anda oldukça iyi gidiyor... youtube tarafından bana önerildiği için izlediğim ilk videoları "budur işte!" dedirtmişti, şu anda evet kesinlikle budur işte diyorum... çok başarılılar... dinlemeye başladığınız anda eğitimli müzisyenleri dinlemekte olduğunuzu hemen anlıyors…

gökay özgür

uzun süredir ilgiyle takip ettiğim ve bir süredir de yazmak isteyip, bir türlü yazamadığım, diğer yandan hakkında az da paylaşım yapmadığım bir genç piyanist gökay özgür... bir kaç yıldır mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi istanbul devlet konservatuvarı'nda prof. dr. gülden gökşen ile piyano eğitimlerine devam eden öğrencilerin başarı haberlerini sıkça paylaşır oldum... mesela bir tanesine şöyle bir göz gezdirin derim çünkü oradaki fotoğrafa hayranım ben... boy boy, envayi çeşit piyanist göreceksiniz, işte o boy boy genç piyanistin en boylusu olarak sürekli dikkatimi çekerdi gökay özgür ama hakkında yeterli bilgim olmadığı için şimdiye kadar paylaşamamıştım...

fotoğrafta abi gibi duran gökay özgür, gülden gökşen'in diğer öğrencilerinin gerçekten abileridir... piyanoya 15 yaşında başlamış ve bu sebeple sanat otoritelerini şaşırtıyormuş çünkü 15 yaş çok geç bir yaşmış piyanoya başlamak için... "5 aylıktı, kürdilihicazkar makamında ağlar, mama kaşığını evfer usulünde v…