Ana içeriğe atla

dünyanın en iyi gitar soloları

ritchie blackmore (deep purple)

en gıcık olduğum konuda da paylaşım yapayım istedim:)... en iyi gitar soloları... tüm zamanların en iyi gitar soloları hem de:)... baştan yazayım; yok öyle bir şey... ne demek yahu gelmiş geçmiş en iyi gitar solosu... ama ben de kendimce yazacağım bir şeyler... peki neden yapıyorsun madem yok öyle bir şey? demiş olmanız gerekiyor mantıken... valla bilmiyorum... kafama esti ve nostalji yapıyorum kendi kendime... ben de bir zamanlar bitmek bilmeyen gitar tartışmaları yapmış ve ritchie blackmore'un dünyanın en iyi gitarcısı olduğunu, üstüne adam tanımadığımı deliler gibi savunmuş, başka isim söyleyenleri evire çevire dövmek istemiş biriyim sonuçta... ve hala daha öyle düşünüyorum:)))... boşuna fotosunu koymadık en tepeye...

en tepeye yerleştirmek istediğim bir usta ve solosu da var ama ayrıca paylaştığım için, bu paylaşıma ilave etmedim... buyrun, önce o muhteşem soloyu bir dinleyin aşağıdaki paylaşımdan...

cemalım...

teknoloji ilerleyince, kalmadı pek öyle adam gibi gitar soloları... bence tabii... bu paylaşımdaki bir çok gitarcı gibi, erkin baba da 60 ve 70'lerden... şu cemalim türküsündeki ruh, o listelere giren kaç parçada var?...

tam bir zırvalık bu konular, o da bilinsin yani... olabilir mi yahu öyle bir şey... "en iyi" "tüm zamanların en bi iyileri" "gelmiş geçmiş en iyi" yada en iyi on, yirmi, yüz vs vs vs... hangi konuda olursa olsun, aşırı derecede saçma geliyor bana... her yerde bu tip listeler var, neredeyse tamamı da 3 aşağı 5 yukarı aynıdır bu listelerin... en iyi piyanist: horowitz, argerich, barenboim vs vs vs gider! o piyano konusunu da daha sonra yazacağım... o çok daha ciddi ve çetrefilli bir konu... horowitz'e laf edecek kadar da geri zekalı değilim ama yine de şöyle bir şey var...

her listede yer alan bir çok gitar solosunu nedense hiç sevememişimdir... sweet child o'mine mesela... parça başladığı anda atlatırım bir sonrakine, o derece... dinlemek nasip olmadı bu sebeple:)... yani tabii ki harika bir parçadır, muhteşem de bir solosu vardır mutlaka, bi lafım da yok ama sonuçta demek ki herkese göre değil bu listeler filan... bir başkasının katlanamadığına da ben hayranım muhtemelen... yani çok saçma bu iş özetle...

doğal olarak zaten neredeyse herkesin üzerinde tartışmasız birleştiği noktalar çok fazla oluyor bu tip "en iyi" zımbırtılarında... mesela comfortably numb gibi... ya da stairway to heaven, woodoo child (slight return), child in time vs vs vs gibi... eh yani bu durumda zaten listeye filan ne gerek var?... en iyi piyanist listesi gibi... 100 listeye bak, hepsi aynı...

bu listeler genelde onuncudan başlar ve en sonunda birinci ile muhteşem bir final yapar... hadi birinciyi ve onuncuyu anladık da, o 4. ve 5. ye nasıl karar veriyorsunuz? "bu, 4'den daha kötü ama 6'dan biraz daha iyi, o zaman 5. olsun" kısmı kafamı çok kurcalıyor:))...

bir de şu var; gitar solosu ne?... tamam, herkes anlıyor sonuçta ama neden bu listelerde hiç akustik yada klasik gitar solosu olmaz? onlarınki solo değil mi?... hatta elektro gitarla solo atmak, aynı soloyu klasik gitarla atmanın yanında çocuk oyuncağı gibi iken... gitar solosu dendiğinde, sadece rock müzik parçalarındaki elektro gitarın birden bire kafayı yemesi mi anlaşılmalı?... çok da aleladelik kazandı zaten bu durum... bu sebeple diyoruz ki: müzik progresif olmalıdır, yoksa çok yavanlaşıyor...

bir diğer önemli nokta da şu: mesela satriani, vai, malmsteen gibiler maaşallah 2 saat konser verseler, 2 saati zaten solo:)... for the love of god gibi parçaların kendileri muhteşem zaten, kalkıp da o parçanın gitar solosu denebilecek kısmını en iyi solo olarak kabul etmenin ne anlamı var ki?... yada eruption mesela bir parçanın içindeki bir solo değil ama çoğu listede birinci... gitar solosu dediğin, mesela ilk aklıma gelen hotel california oldu, onun gibi olur... yada ne bileyim, highway star vs vs...

öyle hayran olarak dinlediğim bir grup olmamakla birlikte, allmann brothers bence gitar solosu denen işin ustalarındandırlar... bu biraderlerin soloları bir başladı mı, bitmez... solonun suyunu çıkarmaktır yaptıkları... bir zamanların modasıydı, gitar solosundan baygınlık gelirdi, aşağıdaki de öyle bir örnek... aşağıdaki video tek başına bir gitar solosu listesi gibi:)... parçanın adı jessica ama konserlerde jessica filan kalmaz, bitmeyen solo vardır sadece:)... eski grup, bilmeyen varsa eğer, youtubeda inceleyin, yarım saatlik solo bile bulursunuz...


simurgu aramak gibi bir şeydir bu en iyiyi aramak... ve aslında en iyi gitar solosu "beğendiğin gitar solosudur" ama ille de bir çok gitar manyağının ortak olarak belirlediği sololardan oluşan uzun yada kısa listeler incelenir!... bunların içinde henüz hiç haberdar olunmayanlara hayret edilir! çünkü nasıl olur böyle bir şey! nasıl bilmem ben bunu yahu! düşüncesi ile utanç duyulur ama hemen bok atılır ve "lan yoktur bu, hatadır kesin yada kesin berbat bi şeydir, o yüzden duymamışımdır ben bunu" filan denir... gidilip youtube'a danışılır ve boy ölçüsü alınır... bu hep böyle olur nedense... o bir sürü zaten çok bilinen 19 parçanın yanında, o bir tane bilinmeyen mendebur her zaman çıkar:))... buckethead'i mesela ben öyle bir liste sayesinde tanımıştım... bu kim yahu, kesin saçma sapan biridir demiştim, gerçekten saçma sapan biri çıktı:)...

neyse, madem öyle santana'nın europa'sı gibi olağanüstü eserler de kabul görüyor, ben de öyle yapacağım... tabii öyle parisien walkways vb gibi çok bilindiğini düşündüklerimi es geçeceğim... ortalık o ünlülerle dolu zaten... gerçi gary moore'suz bir liste de ayıp olacak ama belki bi yolunu bulurum onu da eklemenin...

sallayın soloyu filan bir kenara...

sağlam gitarlı müzikler diyelim adına, keyfimin kahyası ve dayatmalı bir müzik bloğu sahibi olarak, sadece "dünyanın gelmiş geçmiş en iyi gitarcıları ve/veya soloları" listelerinde isimlerine pek rastlayamadığım gitarcıların bazılarına değineceğim...

terje rypdal

ilk aklıma gelen isim oldu terje rypdal ... çok eski paylaşım ama idare edin artık...

ornen de olağanüstü ama onu yukarıdaki paylaşımdan izleyebilirsiniz... burada ornen'in kardeşini paylaşayım...

once upon a time

bir çok dev isimden neredeyse hiç bahsedilmez o listelerde... john mclaughlin mesela... özellikle de mahavishnu orkestra çalışmaları... iyi solo çıkaramıyorlar mı?... yoksa caz mı? rock mı? bir yerlere mi konamıyorlar?... yoksa füzyona mı bi gıcıklık var?...

hiç biri değil!... tek sebep şu: bıkmadan usanmadan en iyi tartışması yapan güruh sadece rock'çular:)... geri kalanın öyle saçma sapan derdi yok pek... robert fripp dinleyenlerin yok öyle dertleri...

john mclaughlin mahavishnu orchestra 1974

 

kandırdım sizi zannedersem, gitardan çok keman oldu ama dünyada keman solosu denen bir şey de var...

her paylaştığımı, hayran kaldığım için paylaşmıyorum tabii... konu gitar solosu ama mesela şu solo neden girmez bu listelere?... bence listelerden düşmeyen bir çok solodan çok daha iyi... parçanın adı da iyi bu arada... rocky george yeterince ünlü mü değil?... listelere giren sololardan ne farkı var?... suicidal tendencies parçası how will I laugh tomorrow if I can’t even smile today...

benzeri yüzlerce örnek var... adınız van halen olmadığı sürece, bu listelere giremezsiniz... mark knopfler olunca da defalarca yer alırsınız o listelerde ama nedense şu hastası olduğum you and your friend giremez ama kalkar money for nothing girer...

blackmore paylaşmadan olmaz.. önce göreceli olarak yeni bir blackmore solosu... 1985 yılı perfect strangers konserlerinden... dinozor olduğum için, 85 oldukça yeni napalım, idare edin artık... tabii ki bu paylaşım yine benim gönlümün aynı efendisi ile bitecek, o da 1972 yılından ve blackmore'lu deep purple tabii ki...

deep purple - ritchie blackmore (1985)

aqualung, locomotive breath yada living in the past filan değil, bence oldukça underrated bir jethro tull parçası sıkıştırmak istedim... muhteşem olmayan catfish rising albümünden sıyrılan ve nedense pek de rağbet görmeyen ama bence muhteşem bir parça...

jethro tull - still loving you tonight

en güzel köfte, en sona bırakılır... bana 100 tane liste yap dense, tamamının da birincisi olacak bir deep purple parçası... tabii ki blackmore evlenip, kafayı yemeden çoook önce ve henüz delikanlıyken ortaya koyduğu harika solosu ile when a blind man cries... bu parçanın üstüne paylaşım yapılmaz, yani bitsin artık çünkü sonu yok bu işin... "vay beee" dediğiniz her solo, en iyi soldur diyerek ayrılayım huzurlarınızdan... unutmayın, parisienne walkways de dinlenecek... bir de şu: led zeppelin - since i've been loving you...

deep purple - when a blind man cries

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada