Ana içeriğe atla

doug wimbish

bass
doug wimbish
sadece bir basçı değil, bir ses sistemi doug wimbish... ben demiyorum, kendisi diyor... gerçekten de öyle... aynı zamanda inanılmaz bir kariyere de sahip... bunu da kendisi diyor... ego sağlam anlayacağınız... ama haksız da değil... kariyeri boyunca birlikte çalıştığı isimleri yazmayı deneyeceğim birazdan... resmen bildiğiniz tanıdığınız herkesle çalışmış:)... bildiğim üçünü beşini yazayım da, belki okuma motivasyonu sağlar:)... satriani, jeff beck, madonna, depeche mode vs... aman en unutulmaması gerekeni yazmamışım, mick jagger... ve çok daha fazlası...

tam adı ile douglas arthur wimbish, önemli stüdyoların deyim yerindeyse kadrolu basçısı... bunun yanında; galiba şu benim tahammül edemediğim, özellikle şahin ve doğanlardan dışarı taşan ve büyük bir ihanetle "bas" olarak nitelenen o saçma sapan power bass gibi sesleri de hazırlayıp, durmadan piyasaya yayan adamlardan biri kendisi... tamam, canlı performanslarına hayranız ama o tuhaf bas olmayan ama bas denen şeyleri yapıp da neden kafamızı allak bullak ediyorsunuz arkadaş... hemen söyleyeyim; ekmek parası... gerçekten öyle... bütün dünyanın sorunu bu, bizim değil sadece... kendi müziğinle para kazanman çok zor...

ülkemizde pek de tanınmıyormuş, şaşırdım... gerçekten çok şaşırdım, ben herkesin bildiği isimdir diye düşünüyordum... tabii ilgilisi biliyor, o ayrı ama şimdi ne var ne yok diye bir bakayım dedim, türkçe bilgi neredeyse hiç yok... aslında benim de bilgim yoktu... ben dinlerim sadece, o kadar... kimi saat kaçta tuvalete gittiğini bilir, bende o yok... hatta ben sıkı bir doug wimbish dinleyicisi filan da değilim... benim için eserler ve performanslar önemli sanki... ne bileyim, öyle bir şey işte... mesela, doug wimbish, benim için aşağıdaki performanstır ve çok da sağlam bir solo bas gitar örneğidir... sesi biraz az, sonuna kadar açın...


en basit hali ile "müzik" diyeyim, bence olağanüstü... işin elektronik kısmı biraz benim gibileri bozuyor ama sonuçta doug wimbish elektronik ve dijital bir isim... yani bu adamın işi o... en önemlisi de; elektronik yada dijital olsun, nasıl kullandığına bağlı bir iş... bence doug wimbish bu işi de iyi yapıyor... rahatsız edici değil...

hakkında uzun uzun detaylı bilgi vermeyeceğim, detayını isteyen, kendisi bulur nasıl olsa... ama doug wimbish'i kısaca şöyle özetleyeyim: "bas gitarın jimi hendrix'i" olarak tanınıyor... canlı performanslarını izlediğinizde gerçekten aklınıza geliyor bu jimi benzerliği... yukarıda ülkemizde nedense pek bilinmiyor dedim, doğru ama şu çok ilginç, türkiyede kendisini dinlememiş olan da çok azdır... çalıştığı bazı önemli isimleri yazdım yukarıda, onlara herb albert, carly simon, billy idol, george clinton, james brown, tarja turunen, ronnie wood, freddie jackson, michael bolton, cheb khaled, hariharan, peter wolf, seal, rolling stones ve annie lennox gibi isimleri ve bir çok hip hop sanatçısını da ekleyin... 80'leri olduğu gibi ekleyin bu arada:)... abarttım tabii ama neredeyse öyle... çok fazla ünlü sanatçı ve grubun hem konserlerinde canlı olarak, hem de albüm kayıtlarında var kendisi...

tabii albümlerde minik minik yazar bu isimler, ama okumayız... bir zamanların kasetlerinde de bazen yazardı... müzisyen önemli değildir... mecburen yazılır geçilir... ülkemizde de bu durum çok yaşanır... falancanın albümünde sadece o falanca önemlidir... geri kalan yazmaz hiç bir yerde... ayıptır, günahtır...

aslında living colour, tackhead, jungle funk, strange parcels, özellikle living colour kendi grubudur ancak yaptığı işlerin önemli kısmı başka sanatçı ve gruplar içindir... benim için önemli olan kısmı ise; solo performansları ve gösterileridir... namm festivalinin değişmez elemanlarındandır...

tabii bu kadar şeyi yazdık, en önemlisini yazmamak olmaz; üst düzey bir basçıdır... çok yenilikçidir ve bu enstrümana katkısı oldukça fazladır...

müzik teorisi okumuş yada okumaya karar vermiş, çok da önemli değil çünkü kendi yolunu ayırmış daha işin başında... ailede müzisyen dolu, neredeyse bütün yakın akrabalar müziğin içinde... 12 yaşında ailesinin aldığı gitarla başlamış, müzik mağazalarında çalışarak işi ilerletmiş, arada bir çok şey yapmış, isim yapmaya başlamış ve bir gün jeff beck konseri için acilen iyi bir basçı lazım olunca, gerisi kendi kendine gelmiş... tabii ben böyle kolayca kendi kendine gelmiş deyip geçiyorum, bir de kendisine sormak lazım:))... unutmayın, olan bir şeyi yazıvermek kolaydır ama o olan şeyi bir de yapana sormak gerekir:)... tarihçiler mesela yazıverirler 3 satır... japon kamikazeler perl harbour'da gemilere daldılar, abd hiroşimaya ve nagazakiye atom bombası attı... enola gay'in pilotu şunları hissetti vs vs vs... belgeseller... hiç kafasına bomba yemeyenler bunları yazarlar tabii de mi...

yani ben yukarıdaki son cümle ile bütün biyografisini yazmış oldum:)... neyse... siz en iyisi, aşağıdaki resmi sayfasına bi göz atın ilginizi çekiyorsa... bu arada, hem biyografisi hem de diskografisi bu sayfada çok eksik kalmış... muhtemelen sayfayı kaderine terk etmiş... facebook sayfasını bulup, hakkında kısmını okuyun dilerseniz...

doug wimbish

en önemli müzik yapımcıları ile, en önemli stüdyolarda, en önemli sanatçı ve gruplarla en önemli salon ve festivallerde çalmış bir isim... ne güzel özetliyorum değil mi:)... ama "kimler emek harcamış acaba" diye düşünüp de albümlerin kapak yazılarına hiç bakmadığımız için tanımıyoruz doug ve benzerlerini...

ses ve kayıt uzmanı doug wimbish... analog ağırlıklı olmak üzere, dijital teknolojiyi de başından sonuna kadar çok iyi bilen ve kullanan bir isim... meraklıydım bir zamanlar ama iş çok büyüyünce içinden çıkamadım, yine de bir bakın, çıkın isterseniz... çoğu zaman küçümseriz ama aşağıdaki düzenekle ve bas gitarla sahneye çıkıp da canlı performans sergilemek de inanın bana çoooook zor bir iştir... loop işini en iyi başaranlardandır doug wimbish... rock, hip hop, funk, metal, reggie, r&b, etnik, world ve deneysel çizgide üretici ve icracı oluyor kendisi... çok tanıdık bazı sesler ona aittir...

bildiğim kadarıyla grammy sahibi living colour ile sürekli çalışıyor... dünya çapında bilinen bir isim olmamakla birlikte, dünya çapında bilinen isimlerce sürekli aranan bir kişi... bence böylesi çok daha iyi bir müzisyen için... mesela aynı anda bir çok ismin turnesi için peşinde koşulan bir müzisyen olmanın neresi kötüdür... bruce springsteen ve seal gibi iki ismin aynı anda gerçekleşen turneleri için kıran kırana peşinde koştuklarını düşünsenize... böyle de bir şehir efsanesi dolanır ortalıkta... doğruysa tabii...

bu paylaşımı ben neden yaptım?...

doug wimbish'i tanıtmak için değil... ben burada genç müzisyenlerimizi tanıtan biriyim ama arada bazen bu tip paylaşımlar da yapıyorum çünkü bu isimlerin hayatı genç müzisyenlere çok iyi bir yol gösterici aslında... dünyada neler var? neler oluyor? müzik adına neler yapıyorlar? para kazanmak için neler yapıyorlar? vs vs vs... bunlar önemli...

eğitimini tamamlayıp tamamlamadığı bile belli değil!... kendisi başta olmak üzere, hiç kimsenin aklına gelen bir durum bile değil eğitim kısmı!... bunu eğitim gereksiz filan demek için yazmıyorum, eğitim her şey değil demek için yazıyorum... tıpkı yetenek gibi... turnelere, konserlere, albüm kayıtlarına çağırmak akıllarına geliyor ama muhtemelen diplomasını soran yok... ortaya konan iş ve referanslar önemli...

yaptığı işi beğenmeyebiliriz ama işini çok iyi yapıyor...

müziğe başladığı yıllar ve etkilendiği isimler miles davis ve jimi hendrix gibi isimler... ama 40-50 yıl sonra bugün kendisinin yaptıkları çok farklı...

bazen dedelerimizle yada anne babamızla dalga geçeriz değil mi? yeni teknolojiye bulaşamadıkları için... cep telefonunun ekranını bile kaydıramazlar... yada parmakları bir yere değer ve birilerini ararlar... kimimizin dedesi, kimimizin de babası yaşında ama bakın neler yapıyor doug!... 1956 doğumlu ama aşağıda canlı performanslarında kullandığı sistemi paylaşayım da, görün bakalım o dalga geçtiğiniz nesil neleri neleri başarıyor... bugün, 60-70 yaş civarı dinozor müzisyenlerin neredeyse tamamının önünde, benzeri sahne üstü sistemleri görürsünüz... inanın bugünün uyduruk cep telleri ile o yaptığınız saçma sapan işler, teknolojiyi takip etmek filan olmuyor!... sırf bunu yazabilmek için yaptım bu paylaşımı:)))...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır... keyboardlar & piyanolar başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz...

benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...


şunun …

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

akdeniz üniversitesi devlet konservatuvarının piyano bölümünde liseyi tamamladıktan sonra, bilkent üniversitesi müzik ve sahne sanatları fakültesi kompozisyon bölümünde onur türkmen ile sürdürdü çalışmalarını ve eğitimini başarıyla tamamladı... asıl hocası onur türkmen olmakla birlikte; kendisine büyük emeği geçen diğer hocalarından da bahsetmeden olmaz... yiğit aydın ile armoni ve orkestrasyon, tolga yayalar ile polifoni, fugue ve post tonal teori (yazdığıma pişman olmaya başladım:))... aynen yazsan olmuyor, türkçeleştirsen olmuyor, ne biçim ders arkadaş bunlar... tonal ötesi:)))...)... neyse; konuya hakimmişim gibi davranayım, bir çok "uzman yazar!" öyle yapıyor, benim neyim eksik:)... maria nowotna ile kulak eğitimi (ne güz…

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka... aşağıdaki paylaşımları da bu yazıdan sonra yaptım, onları da araya ilave edeyim dedim... aşağıdakiler de okunacak...

cem esen'den cosmic variations

cem esen ve ayşe ece güneşş…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

ıraz yıldız

çok fazla paylaşıma aynı şekilde başladım, artık tat da vermiş olabilir ama ıraz yıldız da oldukça uzun bir süredir hakkında mutlaka yazmak istediğim çok önemli genç sanatçılardan biri... ve ben şimdiden bu klişeleşmeye başlayan girişe ek olarak, klişeleşmeye başlayan kapanış cümlemi de en baştan yazayım; yakın yada uzak gelecekte kesinlikle kalbur üstü bir cazcı olacak ıraz... hiç kimseye bu kadar emin olarak yazmamıştım bu öngörümü... bütün derdim, klasikçileri cazcı yapmak benim:)...

ıraz yıldızı ben fazıl say sayesinde tanıdım... fazıl sayın övgüyle bahsettiği genç bir piyanisti yakalarım da bırakır mıyım hiç... o zamandan beri aklımda ama şimdi o yazıyı bulamadım... bulunca eklerim mutlaka... izlediğim ilk videosunu hemen paylaşayım... bu kadar mı hissederek çalınır!... aslında çok daha yakın tarihli canlı kayıtları da var ama ben özellikle bu kaydı paylaşıyorum..

fazıl say - nazım balad 1



burada da bir çok kez elimden geldiğince paylaşmaya çalıştım, son yıllarda ülkemizde genç y…

samida

gürcü dilinde üç kız kardeş anlamına geliyor samida... yani yukarıdaki fotoğrafta gördüğümüz üç sanatçı; damla şahin, yudum şahin ve tamara şahin kardeş oluyorlar... ilk defa yüzleri göstermeyen bir fotoğraf seçtim burada, ilginç oldu ama fotoğraf güzel ne yapalım, aşağıda tekrar paylaşırım, tanış olursunuz artık... ben de az önce tanıştım kendileriyle ve hemen paylaşmaya başladım... bir yandan dinliyorum müziklerini, bir yandan da yazıyorum... ilk izlenimlerimi yazayım hemen: parçalar kısa:)... bir de şunu yazayım, yeni tanış oldum dedim ama bu kardeşlerden birini tanıyorum sanki...

ben genelde bu şekilde paylaşım yaptığım için, yazmaya başlayıp da sonradan paylaşımı iptal ettiğim de az olmadı ama samida şu anda oldukça iyi gidiyor... youtube tarafından bana önerildiği için izlediğim ilk videoları "budur işte!" dedirtmişti, şu anda evet kesinlikle budur işte diyorum... çok başarılılar... dinlemeye başladığınız anda eğitimli müzisyenleri dinlemekte olduğunuzu hemen anlıyors…

gökay özgür

uzun süredir ilgiyle takip ettiğim ve bir süredir de yazmak isteyip, bir türlü yazamadığım, diğer yandan hakkında az da paylaşım yapmadığım bir genç piyanist gökay özgür... bir kaç yıldır mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi istanbul devlet konservatuvarı'nda prof. dr. gülden gökşen ile piyano eğitimlerine devam eden öğrencilerin başarı haberlerini sıkça paylaşır oldum... mesela bir tanesine şöyle bir göz gezdirin derim çünkü oradaki fotoğrafa hayranım ben... boy boy, envayi çeşit piyanist göreceksiniz, işte o boy boy genç piyanistin en boylusu olarak sürekli dikkatimi çekerdi gökay özgür ama hakkında yeterli bilgim olmadığı için şimdiye kadar paylaşamamıştım...

fotoğrafta abi gibi duran gökay özgür, gülden gökşen'in diğer öğrencilerinin gerçekten abileridir... piyanoya 15 yaşında başlamış ve bu sebeple sanat otoritelerini şaşırtıyormuş çünkü 15 yaş çok geç bir yaşmış piyanoya başlamak için... "5 aylıktı, kürdilihicazkar makamında ağlar, mama kaşığını evfer usulünde v…