Ana içeriğe atla

çatakoğlu & çatakoğlu

keman ve piyano
süeda ve gökçe çatakoğlu

aslında hiç sevmem ve çok ayıp bulurum aynı paylaşımda farklı sanatçılardan bahsetmeyi ama bu bloğun geleneği ve göreneği oldu artık, kardeşleri tek paylaşımla yazıyorum... onun da tek sebebi var; çatakoğlu & çatakoğlu diye başlık atabilmek... çok havalı oluyor... gerçekten tek sebep bu... bu paylaşım da çok havalı olacak çünkü ülkemizin ve dünyanın en üst seviyedeki kurumlarından ve okullarından bahsedeceğim sürekli piyanist süeda çatakoğlu ve keman sanatçımız gökçe çatakoğlu kardeşlerden bahsederken...

birlikte çekilmiş bir konser fotoğraflarını çok aradım, bulamadım... birlikte konserleri var ama şöyle tam istediğim gibi net bir fotoğraf çıkaramadım konser kayıtlarından... çok takıntılıyım ben, bir sürü şartı şurtu var paylaşımın başındaki fotoğrafın, öyle al bir tane yükle geç şeklinde olmuyor... o kadar dalmışım ki bu foto işine, uğraşırken çok önemli bilgilere de ulaştım... mesela az önce öğrendim ki; bugün süeda çatakoğlu eczacıbaşı'dan burs almaya hak kazanmış... eczacıbaşı açıkladı burs kazanan genç sanatçılarımızı, kimler var listede derken, karşıma çıktı süeda çatakoğlu... kutlarım kendisini... bu kadar da nasıl denk geldi hayret ettim...

önce kendilerinden bir brahms macar dansları no 1 paylaşayım... iki sene önce izmir yüksek teknoloji enstitüsün'de vermiş oldukları konserden...


artık aşırı klişeleşti ama bir çok paylaşımımda yazdığım ifadeyi yine yazacağım...  belki on yıldır tanıdığım, başarılı çalışmalarını sürekli takip ettiğim ama paylaşım yapmadığım genç sanatçılarımızdan gökçe ve süeda çatakoğlu kardeşler... farklı paylaşımlarda başarı haberleri mutlaka geçmiştir ama ayrı bir paylaşım yapamamıştım...

önce süeda çatakoğlu'nun, bir kaç yıl sonra da gökçe çatakoğlu'nun yolu bilkent üniversitesi'nden geçti... her ikisi de bilkentli... ilk piyano derslerini afak caferova'dan alan süeda çatakoğlu; bilkent müzik hazırlık ilkokulu'nda hande dalkılıç ile piyano çalıştı ve ikincilikle okulunu tamamladıktan sonra, hacettepe üniversitesi ankara devlet konservatuvarında sanem berkalp ile sürdürdü çalışmalarını...

daha önce hiç dinlemediğim harika bir liszt eseri gelsin süeda çatakoğlu'ndan... kendisine piyano ile eşlik eden de alexander vitlin... barenboim-said salonu tahminimce...

lise öğrenimini hacettepe üniversitesinde okul birincisi olarak tamamladıktan sonra, bilkent üniversitesi müzik ve sahne sanatları fakültesi piyano bölümünde lisans öğrenimine başlayan süeda çatakoğlu; gülnara aziz ile çalışmalarını sürdürdü... lise ve lisans öğrenimi süresince adını defalarca aldığı derecelerle ve konserleriyle duyurdu... 8. uluslararası pera piyano festivalinde ikinci olmayı ve 2015 yılında katıldığı, izmir'de düzenlenen adnan saygun piyano yarışmasında da verda erman özel ödülünü kazanmayı başardı... aynı yıl hacettepe ulusal piyano yarışmasında da ikinciliğe layık görüldü...

ben kendisini sadece izmir'de buca belediyesi kültür ve sanat merkezinde verdiği konserde canlı izleyebildim ancak bildiğim kadarıyla burdur müzik festivalinde ve kapadokya'da düzenlenen klasik keyifler festivalinde resitalleri oldu... tabii bunlar sadece benim takip edebildiklerim... bu konserler dışında bir çok konseri mutlaka olmuştur... bir çok üniversitede konserleri oldu... kayseri, sivas, bursa, ankara ve izmirde üniversitelere davet edildi ve konserler verdi... klasik keyifler festivalinde sadece konser vermedi tabii... birsen ulucan ve özgür ünaldı'nın ustalık sınıflarına katıldı ve oda müziği çalışmalarında bulundu... yine klasik keyifler derneğince düzenlenen martha gulyas masterclass çalışmalarına da katılmaya hak kazandı... çalışmalar yaptığı diğer isimler ise; alessandro tenaglias ve krassimir taskov...

gökçe çatakoğlu'da bilkent üniversitesi müzik hazırlık ilkolunda muhammedjan turdiev ile başladı kemana... prag’da düzenlenen 55. kocian keman yarışması’nda üçüncülüğe layık görülürken, belçika’da düzenlenen 7. uluslararası grumiaux genç yetenekler keman yarışması'nda birinci olmayı başardı... bu yarışma en önemli keman yarışmalarından biridir ve yanlış hatırlamıyorsam, ben kendisini bu yarışma ile tanımıştım... gökçe çatakoğlu da klasik keyifler oda müziği festivalinde ve sonrasında kuzey kıbrıs türk cumhuriyetinde düzenlenen müzik festivali kapsamında bellapais'de konserler verdi... tabii bir çok konseri vardır ama ben en belli başlılarını yazıyorum... ankara filarmoni orkestrası ile de sahne almıştı... hangi konseri idi hatırlamıyorum, koskoca vivaldi konçertosunu seslendirdiğinde çok büyük ihtimalle 10 yaşında değildi... gökçe çatakoğlu'nun bence en önemli başarılarından biri de 2016 yılında iş sanat'ın parlayan yıldızlar konser serisi kapsamında, milli reasürans'ta sahne almış olmasıdır...

alexander vinnitsky, igor tkatchouk, lyutsia ibragimova, cihat aşkın ve ildigo moog gibi çok önemli isimlerin ustalık sınıflarına katıldı ve çalışmalar yaptı...

fazıl say'ın nazım oratoryosunda büyük bir başarıyla seslendirdiği kız çocuğu eseri ile adını kitlelere duyurdu gökçe çatakoğlu... gerçekten büyük başarı ve çok daha önemlisi, çok büyük bir deneyim o yaşta o sahnede var olmak ve üstelik çok beğenilmek ama genç bir keman sanatçısının yıllar boyunca "fazıl say'ın kız çocuğunu söyleyen minik kız" olarak anılmasıve tanınması da güzel olmakla birlikte, biraz da sıkıcı bence... bakın, "bence" diyorum... ne bileyim, bana öyle geliyor... ben de kendisinin seslendirdiği o muhteşem eseri bu sayfada defalarca paylaştım çünkü o şarkının her versiyonuna hayranım ama yakın zamanda çoğunu sildim ve kısa bir süre önce yaptığım, genç viyolensel sanatçımız idil bursa hakkındaki paylaşımında bırakmıştım sadece...

aynı durumu flüt sanatçımız deniz ünel'de de yaşadım çünkü o da "livaneli'nin özgürlük şarkısını söyleyen minik kız" olarak tanındı ve internette nereye bakarsanız, o konudaki paylaşımlar çıkıyor... hatta bu genç sanatçılarımız bir çok yerde şarkıcı yada vokalist olarak bile geçiyor... bu başarılı ve güzel çalışmaların paylaşılması tabii ki çok doğal ve güzel ama internette arama yapıldığında ardı ardına o paylaşımların çıkması, bu genç sanatçıların diğer önemli çalışma ve başarılarının da tanınmasında ciddi bir engel oluyor... deniz ünel flüt, gökçe çatakoğlu da keman sanatçımız oluyorlar her şeyden önce...

eski videoları paylaşmayı tercih etmiyorum ama 7 yıl öncesinin videosunu, yani aşağıdaki muhteşemliği paylaşmadan duramam... 10 yaşındaki gökçe çatakoğlu'na grumiaux gibi bir yarışmada birinciliği getiren olağanüstü bir performans... bu nasıl bir müziğin içine akmaktır böyle... bruch 1 nolu konçerto, 1. bölüm... bazen videolar siliniyor, kanallar kapatılıyor, bu sebeple youtube videosu olarak paylaşmıyorum... garantiye almak istediğim bir performans çünkü... prokofiev 5 melodies'i de mutlaka izleyin...


bu kadar çalışma ve başarıdan bahsettim çatakoğlu kardeşler ile ilgili ama asıl yazılacaklar hala daha duruyor...

2016 yılı çok önemli... süeda da, gökçe de değerlerinin daha iyi bilineceği uzak diyarlara gittiler... bu lafı zaman zaman ederim, kast ettiğim hiç bir zaman halk olmadı çünkü en uzak insanların bile bu başarılı gençleri gururla sahiplendiklerini çok iyi biliyorum... süeda çatakoğlu, göreceli çok yeni sayılabilecek ama dünyanın en iyi müzik okullarından biri olarak kabul edilen barenboim-said tarafından burslu olarak lisans eğitimine kabul edilirken; gökçe çatakoğlu da londradaki ünlü yehudi menuhin okulunca yine burslu olarak kabul edildi ve keman çalışmalarına boris kucharsky ile devam ediyor... süeda çatakoğlu da arjantinli tanınmış pedagog nelson goerner ile sürdürdü çalışmalarını...

ben son yıllarda biraz uzak kaldım ve gelişmeleri iyi takip edemedim, okulundan mezun da olmuş olabilir gökçe çatakoğlu... bizler büyük gurur yaşadık ama aileleri 2016 yılını nasıl geçirdi bilemem:)... tahmin edebilirim ama...

bildiğim kadarıyla, yehudi menuhin şimdiye kadar ülkemizden sadece üç keman öğrencisine kapılarını açtı... berfin aksu mezun olduktan sonra elfida su turan öğrenime başlamıştı, sonrasında da gökçe çatakoğlu kabul edildi yehudi menuhin'e... ben nedense bu okuldan çok tırsıyorum:))... valla okulun müdürü telefon açıp, fırça atacakmış gibi geliyor her paylaşımda:)... "aman hatalı bir şey yazmayayım" ruh haline giriyorum yahu:)... sağa sola dangıl gungul laflar ederken, yehudi menuhin dendiği anda süt dökmüş kuzuya dönüyorum... çok mu şehir efsanesi dinledim bu okul hakkında bilmiyorum:)...

süeda çatakoğlu ise; geçen sene lisans öğrenimini başarıyla tamamladı ve anında amerika boston'da bulunan ünlülerin ünlü okulu berklee college of music tarafından yine burslu olarak kabul aldı... master çalışması mı yapıyor yoksa farklı bir program mı? şimdilik bilmiyorum ama caz ve müzikal tiyatro gibi bizde ve avrupada pek benzerinin bulunmadığını düşündüğüm bir diploma programında devam ediyor çalışmalarına... bu blogta ilk paylaştığım isimlerden biri olan eren başbuğ da bilkentteki klasik eğitimi sonrasında berkley'de film müziği ve yapımı gibi yine amerika dışında pek benzeri olmayan konularda çalışmıştı...

gökçe çatakoğlu da yine berklee college'den 5 haftalık bir burs kazandı bu sene... berklee aspire intensive summer programme olarak bilinen yaz programında 5 hafta boyunca caz'dan funk'a, hip hop'tan füzyona kadar çok farklı konularda yoğun bir eğitim aldı... berklee'den bir çalışma tahminimce... minor swing...


işin komiği şu; ben kendilerini instagramda bu sene takip etmeye başladım, ilginç ve farklı paylaşımlarını izledim ama şu mendebur javit (adını yazarsam, deseö sayfaya çörekleniyor... olur da iğneye karşı bir şeyler yazarım diye) beynimizi mi eritti ne oldu bilmiyorum, hiç nerede neler yapıyorlar? incelemeyi akıl edemedim... yahu biri barenboim-said'li, diğeri de yehudi menuhin'li (ciddi anlamda ciddi bir okul) ama vur patlasın çal oynasın tarzında bir amerikanlaşma sezmiş olmama rağmen; çok severek, ilgiyle izledim paylaşımlarını ve hiç de detaylı incelemedim:)... yaz aylarında stres atıyorlar herhalde dedim:)... olur da okurlarsa bozuk çalmasınlar, bende yalan yok, aynen öyle oldu...

bu blogtaki bir çok paylaşımda genç sanatçılarımızın günün birinde farklı kulvarlara da açılabileceklerini yazarak, bir bakıma kendi isteğimi ifade ettim sürekli... çünkü ülkemizde de, bildiğim kadarıyla avrupa'da da müzik eğitimi benim "adına inatla klasik müzik denmeye çalışılan müzik" olarak tanımladığım müzik üzerine kurulu... yahu müzik kalıplara sokulamaz öyle... olmaz... olmuyor da zaten... o müzik sadece ülkemizde de değil, dünyanın her yerinde sıkı sıkı sahiplenmiş ve parsellenmiş... neyse...

eren başbuğ'u tanıdığımda; farklı denizlere yelken açmıştı... ayşedeniz gökçin de... şimdi de görüyorum ki süeda çatakoğlu açmış... gökçe çatakoğlu için şimdilik bu konuyu es geçeyim:)... ben belli kalıpların dışına çıkan sanatçıları çok önemsiyorum...

süeda ve gökçe çatakoğlu da kendi enstrümanlarında dünya sahnelerinin sanatçıları zaten... o iş tamam... ve ben her ikisinin de gelecekte çok farklı çalışmalara imza atacaklarından kesinlikle eminim... her sanatçının dünya sanatına kendi imzasını atması gerektiğini düşünüyorum... süeda çatakoğlu da, gökçe çatakoğlu da henüz kendi yollarına çıkmış değiller... tabii süeda çatakoğlu biraz daha rahat bu konuda artık, yavaş yavaş kendi yoluna açılmaya başladı gibi ama asıl bir kaç yıl sonra tanımaya başlayacağız kendisini...

tiyatro ve müzikal sevgi ve yeteneklerinin çok yüksek olduğu çok iyi anlaşılıyor ve tüm eğitimlerinin üzerine bu alanlarda atacakları her adımın bize dönüşünün muhteşem olacağını düşünüyorum... benim bildiklerim dışında bir çok çalışmaları mutlaka vardır, öğrendikçe eklerim buraya ama şimdilik süeda çatakoğlu'nun harika bir çalışmasıyla tamamlayayım... çatakoğlu kardeşlerin gelecekteki çalışmalarını ayrı paylaşımlar olarak yaparım artık... kendilerinden sürekli bahsettireceklerinden de eminim... çocukluğumun cem karaca çalışması "beni siz delirttiniz"... yok valla ben delirtmedim, üstüme alınmıyorum... bu çalışmayı izleyince timur selçuğu hatırladım... ceviz ağacını da sakın kaçırmayın derim...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada