Ana içeriğe atla

flutopia

cem önertürk ve cem esen

cem önertürk ve cem esen

kısa bir süre önce çıkan harika bir albüm flutopia... cem esen eserleri, cem önertürk flütü ve yine cem esen piyanosu... 2021 yılı yeni yıl hediyesi flutopia ve çok titiz bir çalışmanın ürünü olduğu her eserde ayrı ayrı kendini açıkça belli ediyor... şu anda bir yandan dinliyorum, bir yandan da karalıyorum bir şeyler...

bu albümü başından sonuna ikinci dinleyişim... ilk dinleyişimde başka bir iş yaparken dinlemiştim ama şimdi özellikle ciddi ciddi dinliyorum ve hayran kaldım... başka bir işe yoğunlaşmışken ya da kitap, dergi okurken de çok iyi eşlik ediyor, önce onu belirteyim...  besteci piyanist cem esen ile zaten bir uyumum var benim, eserlerinin önemli bölümünü çok severek, tamamını da çok takdir ederek dinlemişimdir her zaman... daha önce de şimdiye kadar çıkarmış olduğu iki lied albümünden biri olan trajik liedler albümünü paylaşmıştım, alp utku ile birlikte çıkarttıkları akşam güneşi liedlerini ise paylaşamadım... bana hayatımda dinlemediğim liedleri bile gerçekten ilgiyle dinletebilmişti cem esen... ve tabii ki olağanüstü sesi ile ayşe ece güneşşen...

gelelim flutopia albümüne... hem çok severek hem de çok takdir ederek dinledim tüm eserleri... cem esen ve cem önertürk harika bir albüm koymuşlar ortaya... 1 numaralı flüt sonatını ayrıca tekli olarak da çıkarmışlardı, bu albümde de yer alıyor... spotify ve itunes üzerinden yayında diğer albümlerle birlikte... aşağıda spotify üzerinden paylaştım, mutlaka dinleyin...

flute sonata no.2, op.18, ı. allegretto
flute sonata no.2, op.18, ıı. intermezzo
flute sonata no.2, op.18, ııı. andante
flute sonata no.2, op.18, ıv. final
the blue fairy preludes, op.21, ı.allegro
the blue fairy preludes, op.21, ıı.energico
the blue fairy preludes, op.21, ııı. andante "the fisherman"
the blue fairy preludes, op.21, ıv. presto
the blue fairy preludes, op.21, v. melancholic
flute sonata no.1, op.14


ilhan baran öğrencisi olma şerefine nail olmuş isimlerden cem önertürk de... bilkent'li ve bilkent üniversitesi müzik ve sahne sanatları fakültesi'nde öğretmenlik de yapıyor ve aynı zamanda uludağ üniversitesi devlet konservatuvarı kadrosunda eğer son zamanlarda bir değişiklik olmadıysa... kendisi şu anda doçent ama ben sanatçıların ünvanlarını yazmıyorum kesinlikle... "sanatçı" dan daha büyük ünvan mı olur... yamaha ve daad yani alman akademik değişim servisi burslarını kazanmış ve bilkentte lisans eğitimini tamamladıktan sonra; hochschule für musik und theater hannover ve hochschule für musik und theater münchen tarafından lisans üstü çalışmalar için kabul edilmiş... yurt içi ve yurt dışında bir çok önemli orkestra ve şefle çalışmış bir sanatçı olan cem önertük; özellikle bilkent senfoni, tekfen filarmoni, hezarfen ensemble ve ankara nefesli beşlisi gibi orkestra ve topluluklarla yaptığı çalışmalarla yakından tanıdığımız çizgi üstü bir isim...

prelüdlerde cem önertürk flütü resmen konuşturmuş... yani bu konuşturmuş lafı mecazi anlamıyla değil, mecazi anlamıyla zaten konuşturmuş ama flüt gerçekten sizinle konuşuyor ve hayallerini anlatıyor... 4. bölüm çok iyi ama zaten ben bir şeye takılı kaldıysam, ya kısacıktır yada bitmek bilmez... tam "offf harika" dediğim anda bitti:)... 5. bölüm de en takılı kaldıklarımdan... melankolik... prelüdler dönüp dönüp dinlediğim eserler oldu... 2 numaralı sonat da öyle... 2. ve 4. bölümlere bittim... ikinci bölüm de "şimdi yarım kalır kesin" derken, yarım kaldı:)... andanteler her zaman iyidir gibi ayakları yere pek basmayan tuhaf bir saplantım var benim zaten... ilmi bir açıklaması var mıdır? bilmem...

daha önce single olarak da yayınlanan flüt sonatı no 1 de çok iyi bir çalışma... nedense hiç bahsetmemişim, şimdi ekleme yapıyorum... 11 dakikalık bu eser de insanı alıp götürüyor ve kapanış eseri olmayı da gerçekten hak ediyor... eskiden kasetlerde çok uygulanan bir şeydi bu b yüzünün ilk parçası ile kapanış parçası her zaman daha ön plandadır... cd yada kaset olsaydı bu albüm, energico b yüzünün ilk parçası olurdu şeklinde gereksiz ve saçma sapan bir yorum da yapayım:)...

benim müzik dinleme tarzım mı diyeyim, bilemedim... müziği değerlendirme tarzım demek daha doğru... evet, gerçekten 2. ve final bölümleri çok dikkat çekici geldi, defalarca hayran kalarak dinledim ama sürekli dinlemekte olduğum playliste yukarıda hiç bahsetmediğim tek bölüm olan giriş bölümünü aldım bu sonattan:)... prelüdlerden ise 4 ve 5...

şimdi zannediyorsunuz ki ben albümü uzun uzun anlatacağım... arkadaş, ben bilmem ne sanat kültür dergisinin eleştirmeni yada konu uzmanı bir mzüik otoritesi değilim ki... bakın daha müzik bile yazamıyorum:)... nesini anlatacağım:)... çok beğendim bu çalışmayı... bu yani... benim yazabileceğim bu... blog sahibi bir dinleyiciyim ben sadece...

bu blog olmasaydı; "helal olsun yahu her iki cem'e de, emek ve ruh dolu, kaliteli bir albüm çıkarmışlar" deyip kendi kendime, işime gücüme bakacaktım... halbuki işi de gücü de bu olanlar var... var de mi?...

ülkemizde klasik müziğin bir türlü hak ettiği konuma gelememiş olması sebebiyle, sürekli derin acılar içinde kıvranmakta olan önemli mevkilerdeki ilgili ve sorumlular; eminim ki bu titizlikle hazırlanmış, usta ellerden çıkmış albümü dinlediklerinde, biraz olsun ferahlamışlardır... çok iyi işler yapılıyor aslında bu ülkede... yeterli değildir, çok daha fazlası olmalıdır vs vs vs... bilemem onu ama büyük emeklerle ve istekle ortaya konan bu çalışmaların kıymetini bilmek, hakkını verip değerlendirmek lazım ki öncelikle; fazlası da gelsin... de mi?...

bu albümdeki eserlerin canlı seslendirmeleri yok şimdilik doğal olarak... ilk seslendirmeler yapılıp, kaydedilip, paylaşıldığında buraya eklemek üzere şimdilik ayrılayım huzurlarınızdan...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada