Ana içeriğe atla

can çakmur

can çakmur
çok dikkat çeken, çok başarılı bir genç piyanist can çakmur... hakkında bir şeyler yazmak için hep ileri bir zamana ertelediğim isimlerden biri kendisi ama fırsat buldukça ertelediğim bu gençleri de yazmaya çalışıyorum... can çakmur, bir çok genç yeteneğimize oranla daha fazla tanınma fırsatı yakalamış olan bir isim... tabii bu tanınırlığın sebebi, elde ettiği büyük başarılar sonuçta ve dolayısıyla medyada daha fazla yer aldı... türkiyede ilgili medyanın bile ilgisini çekebilmek için bir kaç deveye birkaç hendek atlatmanız gerekiyor... zaten ondan sonra da medyaya ihtiyacınız kalmıyor:)...

can çakmur hakkında detaylı bilgi alabilmeniz için öncelikle resmi sayfasının adresini paylaşayım... çok iyi hazırlanmış güzel bir sayfaya sahip can çakmur... fırsat buldukça araya sıkıştırıyorum, her genç yeteneğimizin mutlaka böyle bir sayfası olmalı diye düşünüyorum... umarım bir çokları gibi sayfasına kilidi vurup da facebook, instagram vb gibi pek işe yaramayan ortamlara geçmez...

www.cancakmur.com

ekleme/25 kasım 2018

normalde eklemeleri sona yapardım ama bazen çok önemli konuları başlara ekliyorum... bu paylaşımı yaparken yarışma henüz yapılmamıştı, o yüzden bahsetmemiştim... can çakmur; japonya'da 3 yılda bir düzenlenen dünyanın en önemli piyano yarışmalarından biri olan 10. uluslararası hamamatsu yarışmasında da birinci oldu... aynı zamanda oda müziği birincilik ödülünün ve mayor of sapporo ödülünün de sahibi oldu... ülkemizden bu yarışmaya daha önce katılan oldu mu? bilmiyorum ama bu yarışmada birincilik kazanan ilk piyanistimiz oldu can...  böylesine önemli ve üst düzey bir yarışmada finalistler arasına girmek bile büyük bir başarıdır... yarışmada 400 başvurudan 95 i kabul edilmişti ve 88 yarışmacı katılmıştı... en son 6 yarışmacı finale kalmıştı...

can çakmur hamamatsu piyano yarışması ödül töreninde
sürekli ileri bir tarihe ertelemiş olmama rağmen, can çakmur belki de en uzun süredir takip etmekte olduğum bir isim... kendisini ilk izlediğimde, bana yorumculuğundan önce zekasını düşündürten bir genç yetenek olmuştu... yani "bu çocukta aşırı bir zeka var, müziği bırakıp da başka alanlara kaymasa bari" demiştim o zamanlar... meğer zaten öyle bir durum da varmış, daha sonra öğrendim ve sonra yazarım... şimdi ise daha farklı düşünüyorum ve "müziği asla bırakmasın ama dilediği her alana da el atsın" diyorum... sadece can çakmur için değil, tüm yetenekli genç sanatçılar için... bu gençlerin hiç biri sadece müzikle uğraşmamalı kesinlikle... bir çok yerde onları görmek istiyorum... siyasette, bilimde, yazın alanında, diğer sanat dallarında vs vs vs... bu konuda çok ciddiyim ve galiba ayrı bir yazıyla bunu açmam gerekecek... tekrar belirteyim; sadece can çakmur için değil, en azından tanıdığım tüm yetenekli genç sanatçılar için yazıyorum bunu...

güleceğim geldi şimdi:)... birden idrak gücüm arttı, benim her yerde görmek istediğim bu gençlerin çok büyük bölümü ülkede bile değil:))... çoktan kaçırdık hepsini... burada olanlar da bir kaç sene içinde gidecekler yurt dışına eğitime... ne pahasına olursa olsun, burada kalacağım diyenler ise gerçekten çok ciddi bir efor harcamak zorunda kalıyorlar...

neyse, dönelim piyanist can çakmur'a... 20 yaşını geçmiş olması lazım... geçen sene iskoçya uluslararası piyano yarışmasında birinciliği yine kaptırmayan can çakmur, çok fazla uluslararası dereceye sahip... bu arada, unutmadan yazayım hemen, bu yarışma dünyanın en önemli yarışmalarından biri konumunda ve işte bu ve benzeri yarışmalarda birincilik alan müzisyenlere dünya birincisi demek gerekiyor... iskoç kraliyet orkestrası eşliğinde yorumladığı beethoven'ın dördüncü piyano konçertosu ile hem birinciliği hem de frederic lamond altın madalyasını kazandı ve çok büyük övgüler aldı bu önemli yarışma sonrasında... tüm yarışma performanslarını izlemenizi öneririm...

önce kara toprak diyeyim çünkü hastalıktır bende, fazıl say'ın bu eserini çalanı yakaladım mı paylaşmadan bırakmam... bu arada "geleceğin fazıl say'ı" ifadesini çok okudum hakkında, bu tip benzetmelere oldum olası sinir olurum... fazıl say ayrı, can çakmur ayrı değerlerdir... her başarılı genci, ille de birilerine benzetme hastalığı nedendir anlamış değilim... sırf bu sebeple mozarttan soğumuş biriyim herkese bugünün mozart'ı dendiği için...



çizginin çok üstündeki piyanistliği yanında, oldukça iyi bir yazar ve konuşmacı can çakmur... klasik müzik dergisi andante'de yayınlanan yazıları da çok dikkat çekici... can çakmur, henüz çocuk sayılabilecek yaşlardaki kültürü ve yazım üslubu ile de dikkatimi çok çekmişti... aşağıdaki kısa alıntıyı hiç unutmadım, şimdi de arayıp buldum o yazıyı... bulana kadar canım çıktı ama meğer sayfasında tüm yazıları varmış:))... zeka gerçekten tesadüfen gitmiyor birilerine... bana uğramadığı kesin:)... can çakmur'un yazılarından ben çok fazla şey öğrendim...
Bach'ın kendini zanaatçi olarak tanımlamasının onun zihninde çok basit bir açıklaması vardı: O sadece var olan malzemeyi düzenliyor ve hazırlıyordu, aynı bir bakır ustasının metalden çanaklar ve tencereler yapması gibi... Yaratmak söz konusu olduğunda ise, büyük bir alçakgönüllükle yazdığı her parçanın altına "Zafer Sadece Tanrı'ya Aittir" yazıyordu. Birkaç on yıl sonra ise Goethe, "Yarat Ey Sanatçı!" diyecek ve Prometheus'unda "Gökyüzünde siz Tanrılardan daha zavallı bir varlık bilmiyorum!" diye yazacaktı...
leyla bekensir ve ayşe kaptan ile başlamış piyanoya... odtü koleji öğrencisi idi... yani konservatuvarlı değildi... sonrasında 6 yıl boyunca emre şen ile çalışmış... ilk öğretmenler çok önemlidir... virtüözite diploması ile 4 yıl sınıf atlayarak mezun olduğu paristeki cantorum müzik okulundan sonra, bir çok farklı okulda önemli isimlerle çalışma fırsatı bulmuş... detaylara girmiyorum çünkü hakkındaki gerekli bilgiler zaten sayfasında vardır... baktım, varmış:)... bazen olmuyor gerçekten!... eğer mezun olmadıysa yada başka okula geçmediyse, eğitimine almanya weimar'da franz liszt müzik okulunda devam ediyor... franz liszt okulunun sınavlarında da jürinin en yüksek puanı vererek okula kabul ettiği öğrenci oldu... başvuran aday sayısı ise 1700 idi... bu tip okullara girmeyi düşünen gençler zaten belli bir çizginin üstündedirler ve o 1700 kişiden daha yüksek puan alabilmiş bir yetenekten bahsediyoruz... bunun yanında, mendelsshon akademisi ve pienale akademi gibi önemli okullarca da kabul edilmişti...

güher ve süher pekinellerin yönettiği dünya sahnelerinde genç müzisyenler projesinin de bir parçası olan can çakmur, 2010 yılında belçikada düzenlenen 10. les rencontres internationales des jeunes pianistes (uluslararası genç piyanistler) yarışmasında finale kalmıştı... ilk uluslararası yrışmasıydı, çok tedirginmiş çıkarken doğal olarak ve finale kalmış olması da büyük bir başarı...

2012 yılında 22. roma uluslararası piyano yarışmasında mutlak birincilik ödülünün sahibi oldu...

2013 yılında, mersinde düzenlenen kamuran gündemir yarışmasında ikinci oldu...

2014 yılında pianale junior akademi yarışmasında gösterdiği performans nedeniyle akademi için burs ve avrupa gençlik müzik yarışmaları ödülünü kazandı... aynı yıl weimar'da düzenlenen 4. franz liszt genç piyanistler yarışmasında da üçüncülük ödülünü ve bartók özel ödülünü kazanınca, o yıl donizetti klasik müzik ödüllerinde yılın genç müzisyeni ödülüne de layık görüldü...

2016 yılında ise 10. balys dvarionas yarışmasında ilk üç arasında yer aldı, dereceler açıklanmadı ve laurente ödülünün de sahibi oldu...

italyada düzenlenen notti romana al teatro di marcello festivaline düzenli olarak davet edilmekte olan can çakmur, yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda önemli konsere solist olarak katıldı, thomas sondergard, gürer aykal, ender sakpınar, sacha goetzel, burak tüzün, alfonso scarano, ibrahim yazıcı, joan pages valls ve modestas barkauskas gibi önemli şeflerle çalıştı... ben bir çok detaya girmiyorum, çok daha fazlası var ama weimar müzik okulunun kendisi gibi özel seçilmiş öğrencileriyle birlikte schoenberg'in pierrot lunaire ve steve reich'ın 18 müzisyen için müzik gibi nadir seslendirilen eserlerini seslendirme fırsatı buldu, bunun özellikle belirtilmesinde yarar var...

son olarak da, ekim 2018'de yani henüz 1 ay önce alman akademik değişim programı (daad) ödülü de kendisine verildi...



can çakmur'u ben kişisel olarak tanımıyorum tabii ama hakkında çok güzel ve önemli şeyler duyuyorum sürekli... büyük övgüler alan bir genç yetenek... "can çakmur'u artık yazmalıyım" dedirten şey de bu övgüler oldu çünkü biraz daha beklersem dünya sanatçısı olup, bu bloğun konsepti dışına çıkıverecek:)... hatta oldu yada eli kulağında diyebilirim...

fazıl say, can çakmur hakkında çok güzel bir paylaşım yapmıştı iskoçyada birinci olduğu yarışma sonrasında... can çakmur'u çok başarılı buldukları için kendisine burs vermişler ancak can yukarıda bahsettiğim bursları da almaya hak kazandığı için "ben başka bir yerden burs almaya hak kazandım, iki bursum olmasın, siz onu ihtiyacı olan bir başka genç arkadaşa verirseniz çok daha iyi olur" demiş... helal olsun... ben şimdi neden bu genci her yerde görmek isteyeyim ki?...

can çakmur henüz 18 yaşındayken, 43. istanbul müzik festivalinin açılış konserinde şef sascha goetzel yönetimindeki borusan filarmoni orkestrası eşliğinde shostakovich’in 2 numaralı piyano konçertosunu seslendirmişti... bir çok kez farklı paylaşımlarda dile getirdiğim gibi, işte bu gibi başarıları yarışmalarda alınan derecelerden çok daha fazla önemsiyorum... istanbul müzik festivali oldukça önemli festivallerden birisi ve çok genç bir piyanistimizin ilk açılış konserinde sahneye çıkabilmesi olağanüstü bir başarı... yanlış hatırlamıyorsam, o sene kapanış konserini yine borusan filarmoni eşliğinde yuja wang vermişti... o süreçte, çok iyi hatırlıyorum, özellikle konservatuvar öğrencisi olmamasına rağmen böyle bir açılış konserinde yer alıyor olması nedeniyle çok fazla övgü almıştı... işte bu nokta çok önemli, bir yandan çok güzel çünkü can o kadar başarılı bir isim ki, tuhaf sesler yükselemedi malum yerlerden... diğer yandan, eğer başarısını ispat edemeyen bir genç yetenek olsaydı, ortalık ayağa kalkardı... ikisi de aynı kapıya çıkıyor, neden iki kere yazdım anlamadım:)...

aşağıdaki videoda, iskoç piyano yarışmasındaki performanslarını izleyebilirsiniz...



şimdi aradım ama bulamadım, bir yerlerde kendi ağzından okumuştum, 4-5 yaşlarındayken aslında gitara çok meraklıymış ancak parmakları henüz yetersiz olduğu için piyanoya yönlendirilmiş ve emre şen'e ait chopin müzik okulunda başlamış piyanoya... sonrasında gitar da çalmıştır ve çalıyordur zaten mutlaka ama yurt dışında oldukça önemli bir piyaniste elektronik posta ile ulaşmış ve şimdi adını hatırlayamadığım o piyanist, can çakmur'u kendi ustalık sınıfı derslerine davet etmiş... o ortamda tanıştığı kişilerin ve öğrendiklerinin etkisiyle piyanoda karar kılmış... benim açımdan pek de fark etmiyor, can çakmur gitarcı olsaydı, buradaki piyano kelimeleri yerine gitar kelimeleri geçecekti ve aynı başarılar yine olacaktı ama dünya klasik müziği açısından baktığımda, piyanonun yeri tabii ki tartışılmaz... nedense... bu arada, ben şimdi piyano-gitar polemiği yaratıp, bir umut can çakmuru gelecekte gitar devi olarak da görür müyüz? acaba gibi cümleler kurmayı planlıyordum ama yine aklıma gelen bir şeyi yazayım, kendisini ileride fizikçi olarak da görme durumumuz var:))... can çakmur, müziğe yönelmemiş olsaydı, galiba fizik yada biyoloji alanında bir bilim adamı olarak çıkacaktı karşımıza... yine çıkabilir, bir röportajında biyoloji konusunda da eğitim almak istediğini söylemişti... şu an ikinci dal olarak biyoloji eğitimi de alıyor mu? bilmiyorum...

can çakmur'u gelecekte farklı alanlarda da görebiliriz ama bereket kesin olan bir şey var; o artık bir dünya piyanisti olma yolunda... bu yolda kendi gayretlerine ek olarak, yerli yabancı tüm öğretmenlerinin, şu anda devam ettiği weimar liszt müzik okulunun ve özellikle de dünya sahnelerinde genç müzisyenler projesinin kendisine sağladığı bursun katkısı çok büyük... ülkemizde yetenekli genç sanatçılara destek olan bir çok oluşum var ve katkıları gerçekten çok büyük... mesela can çakmur, güher süher pekinellerin proje kapsamında tüpraş desteğiyle sağladığı bir yamaha kuyruklu piyano ile sürdürüyor çalışmalarını...

futbol oynayan, kayak yapmaya meraklı, fen bilimlerinde de çalışmayı arzulayan, kitap okumayı asla bırakmayan, şiir sevdalısı, şiir etkinliklerinde doğaçlama piyano çalan, diğer dillerden türkçeye şiir çeviren, konserlere program notları hazırlayan ve açıklamalı konserler veren çok yönlü ve çok başarılı bir sanatçı can çakmur...
"...söyleyecek bir sözün var, bunu merak edenler toplanmış seni dinliyor... önemli olan sözünü aktarmak... hata yapmak insani bir durum…"
can çakmur'un yukarıdaki sözünü bir kenara not etmişim... burada yazdığım her şeyi zaten not etmişim ama neyi nereden aldığımı bilmiyorum şu anda... can'ın bu sözünü bir kenarda tutmamın sebebi, hakkında paylaşım yaptığımda (yani şimdi) yazmak değildi... apayrı bir yere yazmışım çünkü kendisinin bir çok ifadesi benim çok ilgimi çekmişti... çizginin çok çok üstündeki, o sayısı 3-5 i geçmeyen usta müzisyenlerden beklediğim de tam olarak bu alıntıda yatıyor... canlı performanslarında azımsanmayacak kadar hata yapan o dev sanatçılara bayılıyorum... mesela petrucciani... konserleri esnasında kemikleri kırılmasına rağmen müthiş olan petrucciani hatalı çalınca homurdanıp gülüp geçiyorsa, hata güzeldir... pırıl pırıl, tertemiz, eksiksiz ve hatasız çalan müzisyenleri ve kendisini anlatamayanları, sadece besteciyi anlatanları pek sevemedim şimdiye kadar... aynı sebeple yarışmaları da sevemedim çünkü özellikle minicik çocuklardan sağlam ve hatasız bir teknik beklenmesi bana ters geliyor... yorumcu da olsa, müzisyen çaldığı eserde kendisini yansıtmalıdır, besteciyi değil ve bir kez daha altını çizeyim, bence mutlaka hata da yapmalıdır... en muhteşem görünen düzenlerde bile büyük hatalar var çünkü... mesela kainat... yada insan...

önceki videoları, okuyanlar için paylaşmıştım... ilk video gibi, son videoyu da kendim için paylaşıp bitireyim... arada girip dinlemem kolay oluyor... geçen seneki iskoçya yarışmasından... bela bartok out of doors... harika... biliyorum, çoğu kişi videoları atlaya zıplaya izliyor ama aşağıdaki videonun hiç olmazsa son bölümünü yani 13:20 den sonrasını mutlak izleyin derim... jürinin tepkilerini de...

Yorumlar

Çok Okunanlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır... keyboardlar & piyanolar başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz...

benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...


şunun …

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

akdeniz üniversitesi devlet konservatuvarının piyano bölümünde liseyi tamamladıktan sonra, bilkent üniversitesi müzik ve sahne sanatları fakültesi kompozisyon bölümünde onur türkmen ile sürdürdü çalışmalarını ve eğitimini başarıyla tamamladı... asıl hocası onur türkmen olmakla birlikte; kendisine büyük emeği geçen diğer hocalarından da bahsetmeden olmaz... yiğit aydın ile armoni ve orkestrasyon, tolga yayalar ile polifoni, fugue ve post tonal teori (yazdığıma pişman olmaya başladım:))... aynen yazsan olmuyor, türkçeleştirsen olmuyor, ne biçim ders arkadaş bunlar... tonal ötesi:)))...)... neyse; konuya hakimmişim gibi davranayım, bir çok "uzman yazar!" öyle yapıyor, benim neyim eksik:)... maria nowotna ile kulak eğitimi (ne güz…

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka... aşağıdaki paylaşımları da bu yazıdan sonra yaptım, onları da araya ilave edeyim dedim... aşağıdakiler de okunacak...

cem esen'den cosmic variations

cem esen ve ayşe ece güneşş…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

ıraz yıldız

çok fazla paylaşıma aynı şekilde başladım, artık tat da vermiş olabilir ama ıraz yıldız da oldukça uzun bir süredir hakkında mutlaka yazmak istediğim çok önemli genç sanatçılardan biri... ve ben şimdiden bu klişeleşmeye başlayan girişe ek olarak, klişeleşmeye başlayan kapanış cümlemi de en baştan yazayım; yakın yada uzak gelecekte kesinlikle kalbur üstü bir cazcı olacak ıraz... hiç kimseye bu kadar emin olarak yazmamıştım bu öngörümü... bütün derdim, klasikçileri cazcı yapmak benim:)...

ıraz yıldızı ben fazıl say sayesinde tanıdım... fazıl sayın övgüyle bahsettiği genç bir piyanisti yakalarım da bırakır mıyım hiç... o zamandan beri aklımda ama şimdi o yazıyı bulamadım... bulunca eklerim mutlaka... izlediğim ilk videosunu hemen paylaşayım... bu kadar mı hissederek çalınır!... aslında çok daha yakın tarihli canlı kayıtları da var ama ben özellikle bu kaydı paylaşıyorum..

fazıl say - nazım balad 1



burada da bir çok kez elimden geldiğince paylaşmaya çalıştım, son yıllarda ülkemizde genç y…

samida

gürcü dilinde üç kız kardeş anlamına geliyor samida... yani yukarıdaki fotoğrafta gördüğümüz üç sanatçı; damla şahin, yudum şahin ve tamara şahin kardeş oluyorlar... ilk defa yüzleri göstermeyen bir fotoğraf seçtim burada, ilginç oldu ama fotoğraf güzel ne yapalım, aşağıda tekrar paylaşırım, tanış olursunuz artık... ben de az önce tanıştım kendileriyle ve hemen paylaşmaya başladım... bir yandan dinliyorum müziklerini, bir yandan da yazıyorum... ilk izlenimlerimi yazayım hemen: parçalar kısa:)... bir de şunu yazayım, yeni tanış oldum dedim ama bu kardeşlerden birini tanıyorum sanki...

ben genelde bu şekilde paylaşım yaptığım için, yazmaya başlayıp da sonradan paylaşımı iptal ettiğim de az olmadı ama samida şu anda oldukça iyi gidiyor... youtube tarafından bana önerildiği için izlediğim ilk videoları "budur işte!" dedirtmişti, şu anda evet kesinlikle budur işte diyorum... çok başarılılar... dinlemeye başladığınız anda eğitimli müzisyenleri dinlemekte olduğunuzu hemen anlıyors…

gökay özgür

uzun süredir ilgiyle takip ettiğim ve bir süredir de yazmak isteyip, bir türlü yazamadığım, diğer yandan hakkında az da paylaşım yapmadığım bir genç piyanist gökay özgür... bir kaç yıldır mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi istanbul devlet konservatuvarı'nda prof. dr. gülden gökşen ile piyano eğitimlerine devam eden öğrencilerin başarı haberlerini sıkça paylaşır oldum... mesela bir tanesine şöyle bir göz gezdirin derim çünkü oradaki fotoğrafa hayranım ben... boy boy, envayi çeşit piyanist göreceksiniz, işte o boy boy genç piyanistin en boylusu olarak sürekli dikkatimi çekerdi gökay özgür ama hakkında yeterli bilgim olmadığı için şimdiye kadar paylaşamamıştım...

fotoğrafta abi gibi duran gökay özgür, gülden gökşen'in diğer öğrencilerinin gerçekten abileridir... piyanoya 15 yaşında başlamış ve bu sebeple sanat otoritelerini şaşırtıyormuş çünkü 15 yaş çok geç bir yaşmış piyanoya başlamak için... "5 aylıktı, kürdilihicazkar makamında ağlar, mama kaşığını evfer usulünde v…