Son Paylaşımlar

MooSee


sanal alemde “moosee” olarak da bilinir… dünyada bir çok moosee mevcuttur ama kendisi türk versiyonudur… “moosee türkiye” yani… moosee olarak tanıyanlarını toplasanız 10 u geçmez… seveni ise 3 ü geçmez… bu umrunda değildir çünkü sevdiği kişileri toplasanız, o da 3 ü geçmez…

bir grup insan kendisine “hocam” der ama kendisine her hocam denişinde etrafına bakınır ve “hoca filan mı var ki etrafta” der… "herkes kendi kendisinin hocasıdır" der durur…

eğitime de inanmaz… eğitime inanmadığını duyan bir grup insan kendisini aforoz edebilir ama yine de ısrarlıdır bu konuda… eğitim ayrıdır, öğretim ayrıdır diyecek olmayı düşünse de son anda susmayı tercih eder… inanırdı aslında ama artık inanmamaya başlamıştır… çünkü eğitimli insanların sürekli ezildiklerini görür hepeğitimsiz olmak passiflora içmiş olmak ile aynı şeydir kendisine göre… “eğitilmiş efendi adam kırmızı ışıkta durmuş beklerken, arkadaki eğitimsiz gelip eğitilmiş kişinin beynini dağıtabilir” düşüncesinden bir türlü kurtulamamıştır… böyle bir günahın vebalini kaldıramaz… ortada dağıtılacak bir beyin varsa eğer, o beyin eğitimsiz beyin olmalıdır diye düşünür…

bakmayın burada moosee filan diye anlatıldığına, zerre kadar bir bok değildir... moosee.tr denmesi, sanal alemde moosee olarak bilinir tanınır denmesi filan da latifedir, zırvalıktır, okuyanla dalga geçmenin dik alasıdır... zaten buraya girip okuyanları toplasak 3-5 tir, onlar da şimdi terketmişlerdir burayı:)... kıyamam! sizi o gugıl hazretleri mi tuttu da getirdi buraya:)... yahu valla bir şey yok burada...

yahu es kaza biraz bir şeyler tıngırdatıp, üstüne üstlük, kalkıp da bunları bir de utanmadan cümle alemle paylaşan bir gerzeğin yaşam alanına getirmiş sizi google yandex filan, hala daha okuyorsanız ve kalkıp da aşağıdaki şeyleri dinliyorsanız pes yani:)... hehe bizim millet böyle deyince inadına dinler de o yüzden şeyttiriyorum:)... yoksa aşağıdaki parçalar gerçekten eşi benzeri bulunmayan, müthiş nadide eserler:)...

işte bu nadide eserlerini paylaştığı yerler de aşağıdalar...

"karanfil" ve "devenin tatili" adlı parçaların hakları saklıdır...



neyse; ciddi konulara dönelim bari... napayım, buraya kadar okuyan varsa (hakikaten varsa, tanımak isterim, kulu kölesi bile olurum) ayıp olmasın bari...

şu moosee denen herif, hayvanları çok sever… insanlardan nefret eder denilebilir… denilebilir denmesinin sebebi bazı insanları seviyor olmasıdır… daha doğrusu tek tek birey olarak insanları sever tabii… ama sürüleri sevmez… çocukları da severçocuklar büyüyünce insan oluyorlar kendisine göreen çok sevdiği hayvan eşşektir… nüfus cüzdanında bile eşşek resmi olduğu rivayet edilir ama yanlış rivayettir… klavyesinin tuşlarının da nal gibi olduğu söylenir, o da yanlıştır…

ağustos böceği olmak istemişti ama kabul etmediler… ille insan olacaksın dediler… kıçına tekmeyi yapıştırıp dünyaya attılar… çok tembeldir çok… hiç bir şey yapmaz… ne yapıyorsun? diye sorulduğunda “hiiiç” der geçer… kendisi için “ohooooo” olan, bir başkası için “hiç”; kendisi için “hiç” olanın da başkası için “ohooo” olduğunu düşünür… bu sebeple “hiiiiç” demek daha doğrudur… diyelim ki size soruyorlar: “kimsin?”… siz de diyorsunuz ki “ben istanbulda falancataş semtinin pişmanca sokağında yaşayan bilmemnezadelerin torunu ikszadeyim” … yani bence bu “hiiiiç” tir… yani 15-17 (hakikaten kaç ki? o köyde mutlu mesut yaşayanlar?) milyon kişiden biri…

küçükken, picasso ya annesi öğüt verirmiş hep ve dermiş ki: “asker olacaksan mareşal, din adamı olacaksan papa olacaksın” … ama sadece picasso olmuş… yani milyarlaca dünyalı için sonuçta kocaman bir “hiç”… göreceli olarak, sadece bir kaç için "ooooooo!" sonuçta yani... alt tarafı ressam lan herif...

komutan sorar: meslek?
picasso: ressamım komtanım..
komutan: oooooooo! çok iyi, şu duvar boyanacak!...

özetle, tıpkı 6-8 milyar dünyalı (tahminlerin arasında 2 milyar var!) gibi kendisi de bir hiçtir… ve tıpkı onlar gibi hiç bir şey yapmamaktadır aslında… sadece bunu telaffuz edebilmektedir açık yüreklilikle… yani kendisini kandırmakla meşgul olmayanlardandır moosee!… [o öyle sansın bırakın, avutsun kendisini garip]... şizofren değildi bu herif ama bu yazı bitene kadar kesin olacak :D

bir önceki yaşantısında büyük işler yaptığını ve şimdi dinlenmek için geldiğini düşünür… çoğu kişi gibi önceki yaşantısında prens yada firavun filan değildi… noel babanın en cefakar geyiklerinden biri idi eski yaşantısında… bu sebeple moosee dir…

[hala mı okuyosunuz?... yok ben valla endişelenmeye başladım sizin için]

beceriksizdir… bir türlü beceremez… noel baba da çok çekmiştir kendisinden…

iyi insan sayılır [ne büyük hakaret!]daha doğrusu hafiften eğitimli bir aptal denebilir… iyi kalpli insanların salak yerine konduğu bir ülkede yaşamaktadır... iyi insanların ne kendilerine, ne de başkalarına zerre kadar faydaları dokunmadığını düşünür...

hippy dir… ama bitli değildir… sıpayken bitlenmiştir 2 kere... [kafayı kazıyıp, gaz döktüler!... gaz ordan geliyor]...

bu hipiler, çok ileri gittiler vakti zamanında!... yok barışmış, yok sevişmiş!... terbiyesiz herifler... az kalsın kalkıp dünyayı değiştireceklerdi!... yok öyle yağma!... kaç yıl sürdü o dünyayı bozmak? haberiniz var mı sizin?... kolay mı lan bi sürü bomba icat et, bi sürü insanı öldür, uçaklar, denizaltılar, envayi çeşit gazlar filan... yedirirler mi lan 3-5 zibidiye? bitli hipi dediler geçtiler... hipinin biti oradan gelir... sonra da dalga geçtiler tabii: "ay sizi bu çamurda sevişen bitliler mi kurtaracak! ehe ehe ehe:)"

hippy olmak için ille de bitlenmenin şart olmadığını düşünür moosee… nasıl aborijin olmak için avustralyada yaşayıp, ağaca tünemek gerekmiyorsa, çingene olmak için de gırnata çalmak zorunlu değildir der… uzaylı olmak için mars ta mı yaşamak lazımdır da der… dünya uzaydan apayrı bir şey mi?... gerçi dünyalılar öyle düşünüyorlar ya neyse artık... gerzek olmak için dünyada yaşıyor olmak yeterli aslında... carlos santananın “ben bir hippiyim ama sadece beynim hippi, dış görünüşüm değil” demiş olması istanbul konseri öncesi, moosee yi çok sevindirmiştir…

hipi olmak için bitli olmak şart olsa, bitler en baba hipiler olurlardı… [ne salakça bi mantık!]... olsun, salağa akıllı laf edilmez:)...

bitleri de sever ama karafatmadan pis tırsar… karafatma tarafından kovalanıp ısırılmışlığı bile vardır… karafatmaların dünyayı yok etmek için andromedalılar tarafından gönderildiklerini düşünür… dünyada hayvanların, çocukların, bitkilerin ve karafatmaların yaşadığını düşünür… bir hayvan olamaz karafatma der…

onu der bunu der ama dinleyeni de yoktur pek…

sürekli haklı çıkmaktan bıkmıştır… haklı çıkmama durumunda sevinecektir… sevinmişliği de az değildir… ancak herkesin aynı düşüncede olması sıkıcıdır... hayatı boyunca 1 kere bile haklı çıkmamış insanların da kendilerini sürekli haklı görüyor olmaları can sıkıcıdır...

sözlerden çok sesleri ve renkleri sever… sözler silinir ama sesler ve renkler kalır… her rengi sever… ama her sesi sevmez… her insanın ayrı bir renk olduğu konusunda inatçı olmasına rağmen çok az renkli insan görmüştür…

şişkodur ama pek dert etmez… sadece ayakkabılarını bağlarken sorun yaşar… bu yüzden bağlarını hiç çözmez, olur biter… fazla mal göz çıkarmaz der hep… zaten 4 gözdür bu sebeple… kel, göbekli ve itici bir tiptir...

dünyadaki tek ayaklı solucan formudur moosee...

inatçıdır nedense… yap denileni yapmaz… yapma denileni de yapmaz… dedik ya tembeldir diye…

çok küçükken dümbelek ve tahta kaşık çalmıştır… sonra mandolin… tabii her türk evladı gibi… yine her türk evladı gibi zorla flüt de çaldırılmıştır kendisine… eğitim icabı yani… yani her türk evladı aslında çok eğitimlidir… süt içtim dilim yandı adlı türkümsü şeyi çalarken ayağıyla tempo tutup yere vurmadığı için müzikten sıfır çekmiştir… buna hala içerlemektedir… akıl edebilse ayağını da yere vururdu göstermelik de olsa… zorla flüt çaldırıldığı gibi zorla takla da attırılmaya çalışılmıştır… beden eğitimi dersinden nefret etmiştir bu yüzden… şişkoluğu bu sebepledir belki de… çarşamba günlerini hala sevmemektedir çünkü beden eğitimi dersleri nedense hep çarşamba günlerine denk gelmiştir… üniversitede bile beden eğitimi dersi almıştır!!!… mezun olduğu yıl o ders kaldırılmıştır…

hiç bir işe yaramayan müzik hayatının henüz bir ceninken başladığını düşünür… gönül yazar gibi 1.5 yaşına kadar sabredememiştir… ağlarken bile makamlı ve usullü ağladığı söylenir…

her şeye rağmen nefret etmemiştir müzikten nedense… hayret… sonra gitar çalmayı öğrenmeye başlamıştır… 9 yaşında… hala öğrenmeye çalışmaktadır… sonra da org denen şeyi çalmaya başlamıştır…

org denen şeyin aslında org olmadığını bir türlü anlatamamıştır kimseye… orgun alelade bir eve sığmayacağını söylediğinde hep kendisine aval aval bakılmıştır… bu yüzden türkiyede bir kaç milyon adet şato var zannetmektedir hala daha… o kadar eğitimli bir ülkede yaşıyoruz ki! 3 milyon orgumuz var…

[aha! işte sonra anlatmıştır orgu... burada o da işte... bulunduğun sayfaya blog deyip geçme de oku bi işe yara bari...]

kafasına eseni çalar… kaydeder… sonra siler… ne hikmetse bazılarını silmemiştir… silmediklerini internete oraya buraya koyup insanlara zorla dinletir… bazen bir şeyler çalar, kaydeder, ama “acaba bu zaten birilerinin parçasımıydı ki!” der… meğer bu herkesin sorunuymuş! o yüzden artık dert etmez fazla…

atmasyonu sever… sallar geçer yani… müzik doğaçlamadır onun için… doğaçlamayı da beceremez ama ille de doğaçlar… [yahu, önüne nota koysan çalamaz ki zaten, ne yapacak başka? sonra da adı doğaçlama oluyor!... pes yani...] atmasyon dediğinde “ooolum ona improvizasyon denir, atmasyon denmez” diyenleri ısırası gelir… hatta birini ısırmıştır…

gitarda hangi nota nerdedir, hangi akorun adı nedir bilmez… öğretmeyi başaracak adamın da alnını karışlama konusunda iddialıdır… bir ara dert etmiştir bunu ama eric clapton ın bunu dert etmediğini öğrenince yüreğine su serpilmiştir… blues çalanların çoğunun hiç bir şeyden çakmadığını anlayınca da tamamen bırakmıştır dert etmeyi…

şimdilerde piyano çalacağım diye debelenmektedir… ama mümkün de gözükmemektedir pek… sağ el fena değildir ama sol el sahibine çekmiştir… kafasına koduğunu mutlaka yapan biri olsa mutlaka becerir belki ama bir türlü kafasına komayı becerememiştir…

5 tl lik bilgisayar mikrofonu ile yaptığı zırıltılı kayıtları -ki bir çoğunda kapı sesleri filan bile vardır- zorla birilerine dinleteceğim diye uğraşır… dinleyen de az değildir yani! buna da hayret eder… müziklerini yüklediği sayfalara fotoğrafını koymadığı için bir çok kişi tarafından inatla dinlenmektedir…

aslında kendisi için çalar ama başkalarının da dinlemesinde bir sakınca görmez [eh, kendi düşen ağlamaz... napayım]… kendi sağlığını düşünmeyeni neden o düşünsün ki… uğraşıp didinip yaptığı çok iyi kayıtlar da vardır (nadiren), yerin dibine de batırmayalım şimdi kendisini ama onları pek sevmez nedense… yada çalınmasınlar diye korkar... ortalık hırsız besteci kaynıyor... çoğu da tv listelerinde 1 numara popçu olarak sevilerek izleniyorlar...

üzerinde uğraşılan her şey mutlaka bozulur ve değerini kaybeder çünkü kendisine göre…

kendisine göre çok fazla uğraşılmadan kendi kendine olan şeyler değerlidir…

içi anarşisttir ama dışı mülayimdir… “kendine anarşist” denebilir… hiyerarşik bir görünüm sergiler… bu sebeple dışardan bakılınca hıyara benzetilir… bu topraklarda yetiştiği için böyledir… anaşist kişiliği törpülene törpülene eğitilmiştir ilkokuldan itibaren… yani aslında çok iyi eğitimlidir… zaten ağaç yaşken eğilir de mi ama?… bu sebeple gocunmamaktadır… kuyruğunu kısmış ve oturmuştur… boynu kıldan incedir… zavallıdır… garibandır… diğerleri gibi anarşist takılacağım diye uğraşıp kafayı yemez… açık açık ben bir hıyarım diyebilir çekinmeden

yahu ne anarşisti be!... herif facebookta anarşist, gerçek dünyada ise şeker mi şeker bi şey!... moosee öyle bi şey olacağına, baştan kısmış kuyruğunu, oturmuştur...

sıkı metalcidir… ama yaşından dolayı artık metalci olmaması gerektiğini düşünür… metalci selamı yapıp kafa sallamaz ama metalcidir sonuçta… dinozordur… dinozorları sever… prog rock, blues ve caz hayranıdır da aynı zamanda… yaşına daha uygun kaçmaktadır… ama kendindeyken mutlaka rock dinler… kafasında kulaklık varsa rock dinliyor demektir… kulaklık yoksa ne dinlediği duyuluyordur zaten

gürültü yapıp insanları rahatsız etmekten çekinir… ama insanlar gürültü yapıp kendisini rahatsız etmeden duramazlar… insanlıklarına verir geçer… mülayimdir… [tam anlaşılmıyor; özetle, bi defolun artık]...

müziği çok seviyor olmasına rağmen konservatuvara gitmeyi hiç düşünmemiştir… daha doğrusu, o kadar eğitimlidir ki, aldığı bu eğitim sebebiyle “konservatuvar” denen şeyin ne olduğunu 19 yaşında anca öğrenebilmiştir… ayağını yere vurmadı diye “0″ veren müzik öğretmeni kendisine konservatuvar denen şeyin aslında bir konserve fabrikası olmadığını öğretseydi, belki giderdi [amma içerlemiş be!]… gerçi konservatuvara gitseydi mesleği müzik olacaktı… zorla mandolin ve flüt çaldırılması müziği sevmemesine sebep olamadı ama, müzik mesleği olsa kesinlikle sevmezdi müziği filan… bunu biliyor…

gitmeye kalksa kesinlikle kazanamazdı zaten konservatuvarı… kazansa bu sefer okuyamazdı… notalara filan alışamamıştır bir türlü… “ne o öyle! içi boş yada dolu bir yuvarlak, ucunda tek yada bir kaç kuyruk! bir de 5-6 adedini bir araya getirip yukarıdan bağlayıp 5 tane çizginin orasına burasına yerleştirince müzik mi olacak yaw” der durur… koskoca müzik nasıl olur da bir kaç notaya hapsedilebilir anlamış değildir… gemilerin denizde, uçakların havada durmasına bir türlü akıl erdiremediği gibi, müziğin notalarla yapılabileceğine de bir türlü akıl erdirememektedir… ama bach ve paganini bile bu işi notalarla yaptılarsa vardır bir bildikleri demekte ve bu konuda çok da fazla kafa yormamaktadır

amatörlüğü çok seviyor… amatörlerin profesyonellerden çok daha iyi olduğunu düşünüyor… işin içine para girince püsürükten şeylerin müzik diye kakalandığını farkettiği günden beri amatörlüğü sevmiştir…


yapmaya çalıştığı şey deneyseldir… yani experimental denenden… deneysel müzik yapmak çok avantajlıdır… çünkü ne yapsanız gider… kakalaması daha kolaydır… baktınız müzik boktan oldu “e deniyoruz abi, deneye deneye bulacağız” deme şansınız her zaman vardır… deneysel takılan adama da zaten kızılamaz… en fazla “eh, denemiş ama olmamış” derler…

8 yorum:

  1. Deneysel takılıyoz abi :D haha gzl yazı teşekkürler

    YanıtlaSil
  2. Kayıtlarınızın bazıları oldukça kötü ama yazınızda da açıklamışsınız sebebini.. Parçaların çoğu çok güzel! Gerçekten Karanfiller, Intro to Entrance, yulunga doğaçlaması ve Vuelo harika parçalar. Başka sayfalarınızdada dinlemiştim çok beğenmiştiö. PC ile yaptığınız parçalar da çok dikkat çekici sizden kısa loop lar istesek? Öyle bir çalışmanız var mı? Özelden de bağlatıya geçebiliriz.

    YanıtlaSil
  3. Aliye Maliye3 Ocak 2015 02:11

    Aahhaaaahaaa :) Harikasın dostum. Müziklerin süper, yazı süper. Sevdim seni Çocuk :)

    YanıtlaSil
  4. "deneysel müzik yapmak çok avantajlıdır… çünkü ne yapsanız gider… kakalaması daha kolaydır… baktınız müzik boktan oldu “e deniyoruz abi, deneye deneye bulacağız” deme şansınız her zaman vardır… deneysel takılan adama da zaten kızılamaz… en fazla “eh, denemiş ama olmamış” derler…"
    HARİKASIN:)))

    Sayfayı Ziyaret Edin http://www.muzikguncesi.com/p/blog-page_15.html#ixzz4f0HS1Imp
    Under Creative Commons License: Attribution Non-Commercial No Derivatives

    YanıtlaSil
  5. Bayıldım ben bu yazıya yaaa:=) devam etseydi ya keşke. Deniyoruz abi bulucazzz :)))))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim ^_^ zaten ekleye ekleye böyle bir şey oldu... yine eklerim devam eder :)

      Sil

Haftanın Videosu

önceki videolar için playlist oklarıyla ilerleyiniz...

facebook takipçisi olun