Ana içeriğe atla

salieri vs mozart

herhangi bir duygunun yada durumun bir şekilde yorumlanıp aktarılması sürecidir sanat... bu süreç sonunda ortaya konulan ürün de sanat eseri oluyor tabii... tüm bunları yapan da sanatçı... sanatçının yetenekleri ve hayal gücü giriyor burada devreye... yani ortada herhangi bir "şey" var, sanatçı da o şeyi yetenekleri ve hayal gücü ile ince ince işleyip, yorumluyor... en temel ve basit hali ile sanat; yorumlamaktır, yaratmak değildir... yaratıcı olmak da yaratmak değildir, mevcut olandan yeni yorumları başarıyla türetebilmektir yaratıcı olmak... yaratıcı olmak, yetenektir aslında... yaratı diyorlar, o da aslında eserdir...

konu "yaratmak allaha mahsustur" da değil... konu, insanın küçüklüğü!... insan küçük ve evrensel ölçülerde göreceli yeteneksiz ve aptal olduğu için yaptığı sanatı ve bilimi de abartmamak gerekir... insan halimizle biz en fazla çevremizi biraz algılayabiliriz, o kadar... algıladığımız o "biraz" ile yapabildiğimiz bilim ve sanat da olduğu kadar olur... konu o... insan kim? yaratmak kim?... kötü sanatçılar kopya ederler, iyi sanatçılar ise en fazla yorumlayıp, tasvir ederler çünkü insan sanat yaparken doğal olarak bildiğini ve gördüğünü anlayıp, yorumlamakta ve hayal gücünün izin verdiği ölçüde o bildiğini yeniden tasarlayıp, eser olarak ortaya koymaktadır... mağara insanı da gördüğünü çizmiştir duvarlara... insan en fazla çiçek resmi yapabilir... çiçek yaratamaz..

konu tam olarak bu değil ama sanatın arkasında yatan gerçeklerin subjektifliğinin çok iyi anlaşılması lazım... bir bakışa göre yaratmak, bana göre yorumlamak, duygu, hayal gücü ve yetenek... tüm bunların hayata geçmesi için ise ilham!... sanat budur işte...

tabii çok daha objektif olan -yada daha somut bir biçimde bilinen diyelim- yetenek ve çalışmak da sanatın en önemli unsurları arasında... yani "hayal gücüm harika, ilham da tam vaktinde geldi, sanatçı oldum!"... öyle olmuyor işte... ne demiş pablo picasso? "ilham denen kavramın varlığı kesin, önemli olan insanı çalışırken yakalaması!" böyle demiş usta... yabana atmamak lazım... 

ilham denen şey her ne ise; görüleni, duyulanı ve hissedileni hayal gücü çerçevesinde değiştirip yorumlamaya neden olmaktadır...

özetle; sanatçı bir şeyleri aktarmak için çok çalışırken, tam da vaktinde ilham geliyor, hayal gücü o şeyleri yorumluyor, eğiyor, büküyor ve bu süreç sonunda -adına yaratmak deyin yada yorumlamak- ortaya bir aktarım ürünü yani eser çıkıyor...

peki ya o hayal gücünün derinliği yada özellikle o ilham denen şey tanrısal ise!... işler değişiyor değil mi?...

[yukarıda insan yaratamaz dedim, şimdi de tanrısal dedim ya!... yazı entelektüel olmaktan çıktı gitti:)...]

tanrısal bir güçle, tanrısal bir ilham ile yada tanrı vergisi bir hayal gücü ile yorumluyorsa sanatçı?... henüz bilinmeyeni aktarabilme ve bu sebeple yaratabilme gücüne sahip olabilir mi?... neden olmasın?... bunu yapabilen sanatçı var mı?...

varmış... hatta belki de çok var... ustalarca tescilli olanı: mozart... wolfgang mozart...

salieri ve mozart
wolfgang amadeus mozart olarak biliyoruz ve o muhteşem filme de sadece amadeus adı verilmişti ama "amadeus" un aslında bestecinin adı olmadığını unutmamak gerekiyor... amadeus yani "tanrı tarafından sevilen" tanımlaması mozartın tanrısal bir güç ile yorumlamakta olduğunu ifade etmek için kullanılmıştır... deus yada dios tanrıdır bilindiği gibi... amar, amor vs de bilindiği gibi sevmektir bir çok latin kökenli dilde... amadeus ise tanrı tarafından sevilmektir... tanrı seviyor o kişiyi ve ilham veriyor...
tanrım neden böylesine şımarık ve kibirli bir çocuğa böylesine tanrısal bir istidat bahşettin! tanrının sesini duyuyor, o sesi notalara döküyor bu adam, inanılmaz bir şey bu!
böyle demiş ya antonio salieri mozart için... kim bilir, belki de hayretle ve hayranlıkla sarf ettiği bu sözler sebebiyle, katilliğe kadar vardırılan suçlamalara hedef olmuş ve oluyor salieri...

mozartın notalarını dinlediğinde, çılgına dönüyormuş!... belki de hayran kalıyordu?...

zerre kadar inanmadığım psikoloji (yada psikiyatri mi?) bilimi adını bile koymuş: salieri kompleksi...

malum, salieri mozart zamanında yaşama şanssızlığına sahiptir, ama onun kadar büyük olacak yeteneği yoktur... ayıp değil, yoktur... üstelik salieri mozartın ne derece büyük bir yetenek olduğunun bilincinde olabilecek kadar da büyük bir bestecidir... düşünsenize! aslında vasat üstüsünüz ama rakibiniz kadar büyük ve yetenekli değilsiniz... ondan daha üstün olabilmeniz asla mümkün de değil!... ve bunun farkındasınız... gel de çıldırma vakası...:)

salieri, muhteşem bir besteci bence... evet, saray müzisyeni... o ayrı... ve bence salieri, mozarttan büyülenmiş... mozartta resmen tanrısal bir şeyler bulmuş ve belki de gerçekten bu dile de getirmiş...

söylendiği gibi onu kıskanmış mıdır? tabii ki kıskanmıştır... neden kıskanmasın? gayet normal bir şey değil mi?... salieri mozartı öldürmüş müdür söylendiği gibi? bilmiyorum ama öldürmek istemiştir... bunu da ben gayet normal karşılıyorum...

salieri kompleksi ile nedense sürekli paralel gösterilen dunning-kruger sendromu  aslında birbirinden çok da farklı değil mi?... dunning-kruger sendromundan muzdarip bir kifayetsiz muhteris aslında tam bir ahlaksız iken, salierinin durumu gerçek bir çaresizlik değil mi?...

hırslı olmakla birlikte yetersizlik içinde kıvranan oluyor kifayetsiz muhteris... yetersiz derken, yokluklar içinde kıvranan değil, aman yanlış anlaşılmasın... bolluk içinde zeka ve yetenek sıkıntısı çeken demek oluyor...
niteliksiz insanlar; ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler, niteliklerini abartma eğilimindedirler, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler, eğer nitelikleri belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar... böyle diyor dunning-kruger...
justin kruger ve david dunning e göre: "cehalet, bireyin kendine olan güvenini artırır"

nedense şu kifayet ile hırs çok nadiren bir araya gelir, o zaman da ortaya mozart çıkar... yada salvador dali, paganini, van gogh, garcia marquez vs vs vs...

mozart hem kifayetli hem de muhteris muhtemelen... peki salieri? kifayetsiz mi? o da değil!...

kifayetsiz muhterisler tavuk gibidirler... uyduruk bir yumurtayı çıkarana kadar, ortalığı ayağa kaldırırlar... kazlar ise çok daha iyi bir yumurtayı sessiz sedasız yumurtlarlar...

salieri bir tavuk mu? değil kesinlikle...

salieri kompleksi çok tehlikeli eylemler doğurabilir, ortadan kaldırmak gibi! tabii psikoloji bilimine göre yada bir film yönetmenine göre!...

wolfgang amadeus mozart

gündelik hayatta da toplumca normal bulunmayan davranışlar sergilermiş mozart... mesela gaz çıkarma gibi... eline gaz çıkarıp, koklarmış... yada kedi gibi miyavlarmış durup dururken... masaya çıkıp miyavladığı rivayet ediliyor... yine psikoloji ilmine göre, mozartta ilgi ve dikkat eksikliği yanında hiperaktiflik de mevcut...

bunların doğruluğu belki tartışılabilir ama tartışılamayacak konu, mozartın bir dahi oluşu... gündelik yaşamındaki tuhaf davranışları büyük ihtimalle doğrudur ama asıl doğu olan, bestelerken yada müzik icra ederken başka bir dünyaya geçiyor olmasıdır...

paralel evren filan deniyor ya! belki de oraya geçiyordu...

toplumla ve toplumun bakış açısıyla sürekli kavgalıydı... oldukça da sivri dilli idi...

üç yaşındayken ilk bestesini yapan, altı yaşında da ilk konserini veren adamdan ne beklenebilir? tabii ki eline osurup koklar, masaya çıkıp, miyavlar...

miyavlar ama masondur mozart ve haydn ile aynı locadadır... dindardır ve katoliktir...

sadece türk marşı ile sınırlı değildir mozartın türklere olan ilgisi... viyanadaki türk elçisin kızı zaide için de opera bestelemiştir... türklere de besteci sorun, birinci yada ikincidir her zaman için... beethoven ile yarışır birincilikte... böyle ilginç bir adam mozart...

requiemi bestelerken ölmüştür... bu sebeple yarım kalmıştır... mozart kendi ölümünü düşünerek, hasta yatağında başlamıştır bu bestesine ve bir rivayete göre dünya dışı bir varlık kendisine ilham getirmiştir...

bir diğer rivayete göre ise -amadeus filmi-; mozart parasız kalmıştır... salieri, kimlik değiştirerek mozarta ulaşır ve kendisinden bir ölüm marşı bestelemesini ister... (genel olarak hristiyanlıkta cenazede çalınan ilahidir requiem) oldukça da yüksek bir meblağ teklif eder mozarta ki çekici olsun... vay adi vay:)... neyse...

burası çok önemli; salieri mozartı çok iyi tanımaktadır! mozartın bestelerini yaşayarak yaptığını bilmektedir ve planına göre mozart bu besteyi yapmak için ölümü yaşamak zorundadır!... salieri o kadar büyük bir dehadır ki! mozartın bu besteyi yaparken ölümü tadacağını çok iyi bilmektedir ve planı tutar! mozart ölür...

mozart, salierinin müziği ile dalga geçmiştir, bu biliniyor çünkü herkesin ortasında olmuştur bu... ama salierinin mozart besteleri hakkında olumsuz konuşup konuşmadığı bilinmemektedir... eğer söylediyse, söyledikleri yukarıda duruyor işte... olumsuz da değil söyledikleri, resmen öve öve bitirememiş...



antonio salieri

salierinin müziği o dönemde bir çok ülkede seslendiriliyordu ve çok da beğeniliyordu... salieri hiç de yabana atılacak bir besteci değildir...

italyada doğmuş, 15 yaşında kilise korosuyla viyanaya gitmiş ve ölene kadar da viyanada kalmıştır... saraya davet edilmiş, beğenilmiş ve sarayda en üst mertebeye kadar yükselmiştir...

schuberti yetiştirmiştir... beethoven a dersler vermiştir...

okuduğum bir çok ciddi kaynağa göre mozartın oldukça yakın bir dostudur...

amadeus filminden önce inanılan en önemli rivayet ise, salierinin çok kıskandığı mozartı zehirleyip ortadan kaldırması idi... tarihte böyle bir şey de olmamış...

bazı kaynaklarda şu yazıyor: mozart, yaşadığı dönemde aristokratlarla hiç barışık değildi!... eğer mozart zehirlenerek yada başka bir şekilde ortadan kaldırıldıysa, bunu aristokrasi yapmıştır ve zavallı salierinin üzerine atmıştır...

mozartın dahi mi yoksa çok iyi eğitim almış çalışkan bir besteci mi olduğu konusunda farklı görüşler mevcut... ben, öğrendikçe paylaşan gariban bir blogçu olarak bunu asla bilemem ama nobel ödüllü (sanki çok matah bir ödül de) albert schweitzere göre: bütün dahiler göklere uzanırken, mozart gökten inmiştir... vardır bir bildiği bu adamcağızın da...

ben tüm bunları yazıyorum ama çoğunun da safsata olduğundan eminim... neden yazıyorsun peki derseniz; öncelikle, tarihte gerçekten hangi iddianın yaşanmış olabileceğini kesin olarak bilmemiz mümkün değil! mesela ben inanmasam da salieri mozartı çok kıskanıp öldürmüş olabilir... bir diğer sebep de şu, ister amadeus filmi olsun, isterse rimsky korsakovun mozart ve salieri operası olsun, yalan dolan da olsa, ortaya atın bir çamur! bütün dünya inansın ve yüzlerce yıl konuşsun!... her şey yalan da olsa, ortadaki tek kesin gerçek bu işte... bizim tabirimizle, çamur at izi kalsın...

diğer konu da şu: hangi kesimden olursa olsun, insanlar dilden dile, kulaktan kulağa bir şeyleri yaya yaya bütün dünyaya kabul ettirebiliyorlar!... herkesin dilinde "dahi mozart" lafı dolanıyor... nedir dahi yahu?... gökten inmişmiş de! tanrısalmışmış da! uzaydan gelmişmiş de vs vs vs... yahu en başta mozarta ayıp!... onun emeklerine ayıp!... bakın kendisi ne diyor bu konuda:
insanlar sanatımın bana çok kolay bir biçimde geldiğini düşünerek büyük hata ediyorlar... hiç kimse besteciliğe benim kadar zamanını ve düşüncelerini adamamıştır... geçmişten şimdiye kadar yaşamış hiç bir büyük besteci olmasın ki, onun eserlerini defalarca kere çalışmış olmayayım...
özetle, bence; şu paylaşımda bahsettiğim konular dünya tarihinin çok önemli olayları!... kişiler ise dünya tarihinin çok büyük insanları!... evrensel anlamda yapılmış olan en büyük eserler ve yaşamış olan en büyük besteciler!... dünya tarihinin devasa kilometre taşlarından bahsediyoruz!... ciddi, çalışkan, yetenekli büyük insanların sanat eserlerinden bahsediyoruz...

iyi mantı yapamayan hatice teyzenin, muhteşem mantı yapan komşusu fadimeyi kıskanıp ortadan kaldırması değil konu!... ne sendromu, ne kompleksi sayın psikoloji (psikiyatri?) alimleri!... ve sadece bir film olan amadeus üzerinden mozart hayranlığı ve salieri düşmanlığı yapan bilimum entel dantel tayfası!...

döneminin bir numarası antonio salieri... karşısında ise dünya müzik tarihinin bir kaç devinden biri mozart... bence, salieri amerikan filmcilerinin mutlaka olmasını istedikleri kötü adam olarak seçilmiş bulunan bir günah keçisi:)...

Yorumlar

  1. Yazının başından kaybediyorsunuz okuyucuyu. Kaç yaşındasınız, kimsiniz bilmiyorum. Ama lütfen fikrinizin olmadığı konularda ahkam kesmeyin. Psikoloji ve psikiyatri arasındaki farkı öğrenin mesela önce.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. öncelikle, merhabalar... oldukça önemli bir katkı sağladığınız için çok teşekkür ederim... okuyucu kaybetme gibi bir derdim yok, kazanma gibi de bir derdim yok... siz neden bu kadar dert ettiniz ki? hiç sıkıntınız kalmadı da, bunu mu sıkıntı edindiniz kendinize?... siz bir psikiyatriste görünün bence... ortalık her şeyi çok iyi bilen uzman kaynıyor, bırakın benim gibi cahiller de 2 kelam etsinler... yazılan çizilen her şey çok doğru, sürekli çok doğru yazılar okuyorsunuz zaten; bırakın benim gibi yalan yanlış yazanlar da ahkam kessinler azcık... ne var bunda?... bu sayfada; yüzlerce, binlerce büyüğün beceremediği, başaramadığı işlerin üstesinden fazlasıyla gelebilen, 5-17 yaş grubundaki çocukları ve gençleri yazıyorum sürekli, hiç bir şeye tepem atmaz, güler geçerim ama bana "yaş" üzerinden laf edeni normalde hırpalamadan bırakmam... bereket neşeli günümdeyim... sevgiler, saygılar...

      Sil
  2. Bilmemek elbette ayıp değil, öğrenmemek ayıp. Hem psikoloji okuyorum hem sanatla doğrudan ilgiliyim. Yaşınızı ve kim olduğunuzu bilmediğimi söylemem, size hakaret ettiğimi göstermiyor. Yaşınız önemli çünkü gelişmekte olan bir gencin bu tavrını anlayabilirim, yetişkinseniz eğer olgunluk arıyorum doğal olarak. Olgun birini göremiyorum şu an karşımda. Yaşınızı eleştirmedim dolayısıyla, sizi şu yönden eleştiriyorum:
    Psikoloji bilimine inanmıyorsunuz, ama psikoloji bilimini psikiyatriden ayırt bile edemiyorsunuz. Nasıl yani? Bilmediğiniz şeye nasıl yorum yapabilirsiniz ki.
    Psikiyatra git demişsiniz, inanmadığınız bilimin bilim insanına gitmeyi önermeniz ironik olmuş, güldüm sağ olun.
    İyi çalışmalar size.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. üniversite öğrencisi olmanıza çok sevindim, sanat ile doğrudan ilgili olmanıza da çok sevindim... şu anda, yukarıdaki gibi demagoji yapmıyorum, düzgün yazıyorum... üniversite öğrencisi benim için çok önemlidir, susarım bu sebeple, uzatmam... aslında ben sizin genç olduğunuzu ilk kelimede anlamıştım, siz beni ve yaşımı anlayamadınız maalesef:)... bu benim için sevindirici:)... genç bir psikolog yada öğrencisi olduğunuzu anlamak çok kolay çünkü doğal olarak, sevdiğiniz mesleğinize saygı duyup, ona edilen ters bir lafı kabullenemediniz... yıllar geçince aradan, yani yılların psikoloğu olduğunuzda, beni anlayabilirsiniz belki... şimdi değil... "psikoloji ile psikiyatri arasındaki farkı bile bilmiyorsunuz" şeklindeki çıkışınız ise gençliğinizden kaynaklanıyor... öyle bir hataya düşmemeniz gerekiyordu... mesleğinizi sergilerken, o tip hatalara sakın düşmeyin derim... yahu ben yazdığım her heceyi bile 80 kere düşünerek yazan bir herifim çünkü çoğu zaman minicik çocukları yazıyorum, edeceğim tek bir hatalı laf, 5 yaşındaki çocuğun kabusu olabilir... çalakalem , öylesine yazılmış izlenimi olmakla birlikte, bu sayfadaki hiç bir cümle öyle sizin zannettiğiniz gibi anlamsızca yazılmamıştır... hatalı bulduğunuz yerler olabilir, hatalıda olabilirim, hatalar sorun değildir... ama inanın ben psikoloji ile psikiyatri arasındaki farkı bilmediğini ortalığa inatla ve defalarca serecek kadar da salak biri değilim::)))... tüm samimiyetimle yazıyorum, sizi gerçekten çok sevdim, eğer sağa sola özellikle eleştirilerinizi yazarsanız yorum olarak, çok mutlu olurum...

      Sil
  3. Yanlış olmasın, bu benim örgün olarak okuduğum ikinci üniversite. Sandığınız kadar genç değilim. :)
    Teşekkürler.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.