Ana içeriğe atla

salieri vs mozart

herhangi bir duygunun yada durumun bir şekilde yorumlanıp aktarılması sürecidir sanat... bu süreç sonunda ortaya konulan ürün de sanat eseri oluyor tabii... tüm bunları yapan da sanatçı... sanatçının yetenekleri ve hayal gücü giriyor burada devreye... yani ortada herhangi bir "şey" var, sanatçı da o şeyi yetenekleri ve hayal gücü ile ince ince işleyip, yorumluyor... en temel ve basit hali ile sanat; yorumlamaktır, yaratmak değildir... yaratıcı olmak da yaratmak değildir, mevcut olandan yeni yorumları başarıyla türetebilmektir yaratıcı olmak... yaratıcı olmak, yetenektir aslında... yaratı diyorlar, o da aslında eserdir...

konu "yaratmak allaha mahsustur" da değil... konu, insanın küçüklüğü!... insan küçük ve evrensel ölçülerde göreceli yeteneksiz ve aptal olduğu için yaptığı sanatı ve bilimi de abartmamak gerekir... insan halimizle biz en fazla çevremizi biraz algılayabiliriz, o kadar... algıladığımız o "biraz" ile yapabildiğimiz bilim ve sanat da olduğu kadar olur... konu o... insan kim? yaratmak kim?... kötü sanatçılar kopya ederler, iyi sanatçılar ise en fazla yorumlayıp, tasvir ederler çünkü insan sanat yaparken doğal olarak bildiğini ve gördüğünü anlayıp, yorumlamakta ve hayal gücünün izin verdiği ölçüde o bildiğini yeniden tasarlayıp, eser olarak ortaya koymaktadır... mağara insanı da gördüğünü çizmiştir duvarlara... insan en fazla çiçek resmi yapabilir... çiçek yaratamaz..

konu tam olarak bu değil ama sanatın arkasında yatan gerçeklerin subjektifliğinin çok iyi anlaşılması lazım... bir bakışa göre yaratmak, bana göre yorumlamak, duygu, hayal gücü ve yetenek... tüm bunların hayata geçmesi için ise ilham!... sanat budur işte...

tabii çok daha objektif olan -yada daha somut bir biçimde bilinen diyelim- yetenek ve çalışmak da sanatın en önemli unsurları arasında... yani "hayal gücüm harika, ilham da tam vaktinde geldi, sanatçı oldum!"... öyle olmuyor işte... ne demiş pablo picasso? "ilham denen kavramın varlığı kesin, önemli olan insanı çalışırken yakalaması!" böyle demiş usta... yabana atmamak lazım... 

ilham denen şey her ne ise; görüleni, duyulanı ve hissedileni hayal gücü çerçevesinde değiştirip yorumlamaya neden olmaktadır...

özetle; sanatçı bir şeyleri aktarmak için çok çalışırken, tam da vaktinde ilham geliyor, hayal gücü o şeyleri yorumluyor, eğiyor, büküyor ve bu süreç sonunda -adına yaratmak deyin yada yorumlamak- ortaya bir aktarım ürünü yani eser çıkıyor...

peki ya o hayal gücünün derinliği yada özellikle o ilham denen şey tanrısal ise!... işler değişiyor değil mi?...

[yukarıda insan yaratamaz dedim, şimdi de tanrısal dedim ya!... yazı entelektüel olmaktan çıktı gitti:)...]

tanrısal bir güçle, tanrısal bir ilham ile yada tanrı vergisi bir hayal gücü ile yorumluyorsa sanatçı?... henüz bilinmeyeni aktarabilme ve bu sebeple yaratabilme gücüne sahip olabilir mi?... neden olmasın?... bunu yapabilen sanatçı var mı?...

varmış... hatta belki de çok var... ustalarca tescilli olanı: mozart... wolfgang mozart...

salieri ve mozart
wolfgang amadeus mozart olarak biliyoruz ve o muhteşem filme de sadece amadeus adı verilmişti ama "amadeus" un aslında bestecinin adı olmadığını unutmamak gerekiyor... amadeus yani "tanrı tarafından sevilen" tanımlaması mozartın tanrısal bir güç ile yorumlamakta olduğunu ifade etmek için kullanılmıştır... deus yada dios tanrıdır bilindiği gibi... amar, amor vs de bilindiği gibi sevmektir bir çok latin kökenli dilde... amadeus ise tanrı tarafından sevilmektir... tanrı seviyor o kişiyi ve ilham veriyor...
tanrım neden böylesine şımarık ve kibirli bir çocuğa böylesine tanrısal bir istidat bahşettin! tanrının sesini duyuyor, o sesi notalara döküyor bu adam, inanılmaz bir şey bu!
böyle demiş ya antonio salieri mozart için... kim bilir, belki de hayretle ve hayranlıkla sarf ettiği bu sözler sebebiyle, katilliğe kadar vardırılan suçlamalara hedef olmuş ve oluyor salieri...

mozartın notalarını dinlediğinde, çılgına dönüyormuş!... belki de hayran kalıyordu?...

zerre kadar inanmadığım psikoloji (yada psikiyatri mi?) bilimi adını bile koymuş: salieri kompleksi...

malum, salieri mozart zamanında yaşama şanssızlığına sahiptir, ama onun kadar büyük olacak yeteneği yoktur... ayıp değil, yoktur... üstelik salieri mozartın ne derece büyük bir yetenek olduğunun bilincinde olabilecek kadar da büyük bir bestecidir... düşünsenize! aslında vasat üstüsünüz ama rakibiniz kadar büyük ve yetenekli değilsiniz... ondan daha üstün olabilmeniz asla mümkün de değil!... ve bunun farkındasınız... gel de çıldırma vakası...:)

salieri, muhteşem bir besteci bence... evet, saray müzisyeni... o ayrı... ve bence salieri, mozarttan büyülenmiş... mozartta resmen tanrısal bir şeyler bulmuş ve belki de gerçekten bu dile de getirmiş...

söylendiği gibi onu kıskanmış mıdır? tabii ki kıskanmıştır... neden kıskanmasın? gayet normal bir şey değil mi?... salieri mozartı öldürmüş müdür söylendiği gibi? bilmiyorum ama öldürmek istemiştir... bunu da ben gayet normal karşılıyorum...

salieri kompleksi ile nedense sürekli paralel gösterilen dunning-kruger sendromu  aslında birbirinden çok da farklı değil mi?... dunning-kruger sendromundan muzdarip bir kifayetsiz muhteris aslında tam bir ahlaksız iken, salierinin durumu gerçek bir çaresizlik değil mi?...

hırslı olmakla birlikte yetersizlik içinde kıvranan oluyor kifayetsiz muhteris... yetersiz derken, yokluklar içinde kıvranan değil, aman yanlış anlaşılmasın... bolluk içinde zeka ve yetenek sıkıntısı çeken demek oluyor...
niteliksiz insanlar; ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler, niteliklerini abartma eğilimindedirler, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler, eğer nitelikleri belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar... böyle diyor dunning-kruger...
justin kruger ve david dunning e göre: "cehalet, bireyin kendine olan güvenini artırır"

nedense şu kifayet ile hırs çok nadiren bir araya gelir, o zaman da ortaya mozart çıkar... yada salvador dali, paganini, van gogh, garcia marquez vs vs vs...

mozart hem kifayetli hem de muhteris muhtemelen... peki salieri? kifayetsiz mi? o da değil!...

kifayetsiz muhterisler tavuk gibidirler... uyduruk bir yumurtayı çıkarana kadar, ortalığı ayağa kaldırırlar... kazlar ise çok daha iyi bir yumurtayı sessiz sedasız yumurtlarlar...

salieri bir tavuk mu? değil kesinlikle...

salieri kompleksi çok tehlikeli eylemler doğurabilir, ortadan kaldırmak gibi! tabii psikoloji bilimine göre yada bir film yönetmenine göre!...

wolfgang amadeus mozart

gündelik hayatta da toplumca normal bulunmayan davranışlar sergilermiş mozart... mesela gaz çıkarma gibi... eline gaz çıkarıp, koklarmış... yada kedi gibi miyavlarmış durup dururken... masaya çıkıp miyavladığı rivayet ediliyor... yine psikoloji ilmine göre, mozartta ilgi ve dikkat eksikliği yanında hiperaktiflik de mevcut...

bunların doğruluğu belki tartışılabilir ama tartışılamayacak konu, mozartın bir dahi oluşu... gündelik yaşamındaki tuhaf davranışları büyük ihtimalle doğrudur ama asıl doğu olan, bestelerken yada müzik icra ederken başka bir dünyaya geçiyor olmasıdır...

paralel evren filan deniyor ya! belki de oraya geçiyordu...

toplumla ve toplumun bakış açısıyla sürekli kavgalıydı... oldukça da sivri dilli idi...

üç yaşındayken ilk bestesini yapan, altı yaşında da ilk konserini veren adamdan ne beklenebilir? tabii ki eline osurup koklar, masaya çıkıp, miyavlar...

miyavlar ama masondur mozart ve haydn ile aynı locadadır... dindardır ve katoliktir...

sadece türk marşı ile sınırlı değildir mozartın türklere olan ilgisi... viyanadaki türk elçisin kızı zaide için de opera bestelemiştir... türklere de besteci sorun, birinci yada ikincidir her zaman için... beethoven ile yarışır birincilikte... böyle ilginç bir adam mozart...

requiemi bestelerken ölmüştür... bu sebeple yarım kalmıştır... mozart kendi ölümünü düşünerek, hasta yatağında başlamıştır bu bestesine ve bir rivayete göre dünya dışı bir varlık kendisine ilham getirmiştir...

bir diğer rivayete göre ise -amadeus filmi-; mozart parasız kalmıştır... salieri, kimlik değiştirerek mozarta ulaşır ve kendisinden bir ölüm marşı bestelemesini ister... (genel olarak hristiyanlıkta cenazede çalınan ilahidir requiem) oldukça da yüksek bir meblağ teklif eder mozarta ki çekici olsun... vay adi vay:)... neyse...

burası çok önemli; salieri mozartı çok iyi tanımaktadır! mozartın bestelerini yaşayarak yaptığını bilmektedir ve planına göre mozart bu besteyi yapmak için ölümü yaşamak zorundadır!... salieri o kadar büyük bir dehadır ki! mozartın bu besteyi yaparken ölümü tadacağını çok iyi bilmektedir ve planı tutar! mozart ölür...

mozart, salierinin müziği ile dalga geçmiştir, bu biliniyor çünkü herkesin ortasında olmuştur bu... ama salierinin mozart besteleri hakkında olumsuz konuşup konuşmadığı bilinmemektedir... eğer söylediyse, söyledikleri yukarıda duruyor işte... olumsuz da değil söyledikleri, resmen öve öve bitirememiş...



antonio salieri

salierinin müziği o dönemde bir çok ülkede seslendiriliyordu ve çok da beğeniliyordu... salieri hiç de yabana atılacak bir besteci değildir...

italyada doğmuş, 15 yaşında kilise korosuyla viyanaya gitmiş ve ölene kadar da viyanada kalmıştır... saraya davet edilmiş, beğenilmiş ve sarayda en üst mertebeye kadar yükselmiştir...

schuberti yetiştirmiştir... beethoven a dersler vermiştir...

okuduğum bir çok ciddi kaynağa göre mozartın oldukça yakın bir dostudur...

amadeus filminden önce inanılan en önemli rivayet ise, salierinin çok kıskandığı mozartı zehirleyip ortadan kaldırması idi... tarihte böyle bir şey de olmamış...

bazı kaynaklarda şu yazıyor: mozart, yaşadığı dönemde aristokratlarla hiç barışık değildi!... eğer mozart zehirlenerek yada başka bir şekilde ortadan kaldırıldıysa, bunu aristokrasi yapmıştır ve zavallı salierinin üzerine atmıştır...

mozartın dahi mi yoksa çok iyi eğitim almış çalışkan bir besteci mi olduğu konusunda farklı görüşler mevcut... ben, öğrendikçe paylaşan gariban bir blogçu olarak bunu asla bilemem ama nobel ödüllü (sanki çok matah bir ödül de) albert schweitzere göre: bütün dahiler göklere uzanırken, mozart gökten inmiştir... vardır bir bildiği bu adamcağızın da...

ben tüm bunları yazıyorum ama çoğunun da safsata olduğundan eminim... neden yazıyorsun peki derseniz; öncelikle, tarihte gerçekten hangi iddianın yaşanmış olabileceğini kesin olarak bilmemiz mümkün değil! mesela ben inanmasam da salieri mozartı çok kıskanıp öldürmüş olabilir... bir diğer sebep de şu, ister amadeus filmi olsun, isterse rimsky korsakovun mozart ve salieri operası olsun, yalan dolan da olsa, ortaya atın bir çamur! bütün dünya inansın ve yüzlerce yıl konuşsun!... her şey yalan da olsa, ortadaki tek kesin gerçek bu işte... bizim tabirimizle, çamur at izi kalsın...

diğer konu da şu: hangi kesimden olursa olsun, insanlar dilden dile, kulaktan kulağa bir şeyleri yaya yaya bütün dünyaya kabul ettirebiliyorlar!... herkesin dilinde "dahi mozart" lafı dolanıyor... nedir dahi yahu?... gökten inmişmiş de! tanrısalmışmış da! uzaydan gelmişmiş de vs vs vs... yahu en başta mozarta ayıp!... onun emeklerine ayıp!... bakın kendisi ne diyor bu konuda:
insanlar sanatımın bana çok kolay bir biçimde geldiğini düşünerek büyük hata ediyorlar... hiç kimse besteciliğe benim kadar zamanını ve düşüncelerini adamamıştır... geçmişten şimdiye kadar yaşamış hiç bir büyük besteci olmasın ki, onun eserlerini defalarca kere çalışmış olmayayım...
özetle, bence; şu paylaşımda bahsettiğim konular dünya tarihinin çok önemli olayları!... kişiler ise dünya tarihinin çok büyük insanları!... evrensel anlamda yapılmış olan en büyük eserler ve yaşamış olan en büyük besteciler!... dünya tarihinin devasa kilometre taşlarından bahsediyoruz!... ciddi, çalışkan, yetenekli büyük insanların sanat eserlerinden bahsediyoruz...

iyi mantı yapamayan hatice teyzenin, muhteşem mantı yapan komşusu fadimeyi kıskanıp ortadan kaldırması değil konu!... ne sendromu, ne kompleksi sayın psikoloji (psikiyatri?) alimleri!... ve sadece bir film olan amadeus üzerinden mozart hayranlığı ve salieri düşmanlığı yapan bilimum entel dantel tayfası!...

döneminin bir numarası antonio salieri... karşısında ise dünya müzik tarihinin bir kaç devinden biri mozart... bence, salieri amerikan filmcilerinin mutlaka olmasını istedikleri kötü adam olarak seçilmiş bulunan bir günah keçisi:)...

Yorumlar

Ayın Çok Okunanları

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

son yıllarda eserleri ile adını sıkça duymaya başladığımız aslıhan keçebaşoğlu ile ilgili olarak öncelikle ufak bir hatırlatmada bulunmam gerekiyor, sonra bu kısmı silip atacağım okuluna başladığında... 

hem sibelius akademisine finlandiya dışından başvuran 25 aday içinden ön eleme ile seçilen 7 kişiden biri olmayı hem de o 7 kişi içinden sıyrılıp, okula kabul edilen 2 kişiden biri olmayı başardı aslıhan keçebaşoğlu... özetle bu önemli okulda yüksek lisans yapacak ancak 7 temmuz tarihine kadar acil olarak 2500 euro desteğe ihtiyacı var... sonrasında da oturma izni ve yaşamsal giderleri için de önemli bir desteğe ihtiyacı olacak doğal olarak... ilgilenenler için adresini vereyim hemen... 

aslihankecebasoglu yazacaksınız... sonrası bildiğin…

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

deniz neva ertürk

"gelecekte caza geçebilir" yada "bakarsınız, progresif müzik yapar" vb gibi bir takım kehanetlerde bulunamayacağım bir paylaşım olacak gibi görünüyor genç piyanist deniz neva ertürk hakkındaki bu paylaşım... sürekli takip edenler anlamıştır ne demek istediğimi ama ilk defa okuyan anlamayabilir; ben özellikle prog ve caz hastası olduğum için, burada gençlerin kafalarını çelip, klasik müzikten biraz saptırmaya çalışan bir tipim ama deniz neva ertürk'ü dinlerken, kendisine bu tip lafların pek işlemeyeceğini anlamış bulunuyorum... gelecek ne getirir tabii bilinmez, bakarsınız yeni bir ayşedeniz doğar ama deniz neva nedense bana tam bir klasik piyanist izlenimi verdi... yani klasik eserlere harfiyen bağlı, bilinen orijinal halleri ne ise bire bir çalma azmi içinde bir konser piyanisti sezdim... anlatamadım değil mi?... farkındayım:)... ama anlatmadan bırakmam merak etmeyin...

adına inatla klasik denen bu muhteşem müzik, diğer müzik türlerinin de anası olduğu için, …

damla ece'den "su"...

genç piyanist damla ece karataş hakkında daha önce paylaşım yapmamıştım ama bir çok defalar başarılarından bahsetmiştim... geçen sene tifliste gerçekleştirilen wolfgang amadeus mozart uluslararası piyano yarışmasında ikinci olmuştu ve bu yarışmada aldığı derece sebebiyle katılmaya hak kazandığı almanya'da düzenlenen musical fireworks in baden-württemberg yarışmasında da birinci olmuştu...

genç müzisyenlerden son haberler

hakkında hiç paylaşım yapmamış olmakla birlikte, sürekli takip ettiğim bir yetenek damla ece karataş... yukarıdaki başarıları sonrasında, çev sanat seçmelerine girdi ve başarılı bulunarak çev sanat bursiyeri oldu geçtiğimiz haziran ayında...

ben sadece takip edebildiğim kadarıyla, önemli çalışmalarından bahsediyorum... yine geçtiğimiz haziran ayında, 18-22 haziran 2018 tarihlerinde düzenlenen uluslararası bilkent piyano festivali'nde piyano ve müzik dünyasının çok önemli isimleri ile genç yetenekler bir araya gelmişlerdi ve damla ece de katılımcı olarak kabul …

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

piyanist sena erünsal'dan başarı haberleri

mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi devlet konservatuvarı 8. sınıf öğrencisi olan sena erünsal; 4-9 haziran tarihlerinde, italya milano'da düzenlenen piano talents 2019 yarışmasında ikincilik ödülünü kazandı... 6-21 yaş arası genç yeteneklerin katıldığı ve 9 yıldır düzenlenen yarışma, casa verdi büyük salonda gerçekleştirildi...

bu haberi paylaşırken denk geliş karşıma çıktı, hemen o bilgiyi de buraya ekleyeyim... piyanist sena erünsal, mayıs ayında da uluslararası salzburg grand prize virtuoso yarışmasında da ikinciliği kazanmış... bu güzel haberi duymamıştım... internet üzerinden yapılan bir yarışma ve çok önemli çünkü bu yarışmada derece alan müzisyenler konser verme hakkı da kazanıyorlar... önümüzdeki sezon wiener saal salzburg'da konsere çıkacak sena erünsal...

mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi devlet konservatuvarı'nda, ünlü piyanistimiz iris şentürker ile çalışmalarını sürdüren sena'yı, öğretmenini ve tabii ki ailesini kutluyorum...

sena erünsal oldukç…

duru aydın'dan bir sezonda 9 konser

hakkında en çok paylaşım yaptığım isimlerden biri piyanist duru aydın... önceki paylaşımları mutlaka okuyun... aşağıdaki paylaşımlar, direk kendisiyle ilgili olanlar ve bir çok farklı paylaşımda da duru'dan bahsettim sürekli... işin gerçeği, ben kendisini tanıdığım günden beri neredeyse her ay bir şekilde hakkında güzel haberler aldım desem yeridir... belki daha sık... şimdi fark ettim ki, ilk paylaşımın üzerinden sadece 1 yıl geçmiş neredeyse! ve ben bu kadar kısa süre içinde o kadar çok başarısından bahsetmişim ki! kendim de inanamadım!...

duru aydınduru aydın'dan güzel haberlerduru aydın'dan meriç soylu'ya

kendisini tanımam ve dikkatimi çekmesi yarışmalar sayesinde oldu ama bu paylaşımda en az bahsedeceğim konu, yarışma... ben yarışmaları sevmem, bilen bilir... benim kişisel sabit fikrime göre; müzisyen konser verir... albüm de yapar tabii dilerse ama müzisyen aslında konser verir arkadaş... duru aydın da bu sezon bol bol konser verdi ve ben bir noktaya kadar bahsett…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

ayça yasa

tam sevdiğim tarzda bir genç müzisyeni yazmaya başladım... şimdilik genç piyano sanatçısı ayça yasa olarak tanıtayım kendisini, ileride herkes bir çok farklı çalışmaya imza atan bir ayçayı tanıyacak muhtemelen... olaya biraz gizem katınca daha çok okunuyor bu yazılar:)... genelde sonlarda yazdığım muhteşem kehanetlerimi bu sefer en başta yazıyorum... gülmeyin, şimdiye kadarki kehanetlerimin bir çoğu tuttu, geri kalanı da tutmak üzere:)... herhalde "dediklerini yapalım da, şu garibi sevindirelim" diyorlar sağ olsunlar:)...

yahu ne kehaneti, baba vanga mıyım ben:)... bir gencin 2 videosunu izleyin, gelecekte neler yapacağı apaçık anlaşılıyor... çok başarılı olacakları zaten kesin, o başarının üzerine neler koyabilecekleri, klasik çizgide kalıp kalmayacakları, o çizginin dışına çıkacaklarsa eğer, hangi yöne doğru yol alacakları, neler yapacakları gerçekten anlaşılıyor... 2 videoya ek olarak, biraz da çabalayıp; röportajlarına, yazdıklarına, çizdiklerine, söylediklerine ve sosy…

adil kerem ünal

bir felaket piyanist daha hızla sahnelerde boy göstermeye başladı... hemşehrim adil kerem ünal... hemşehrim olunca yada olmayınca ne değişiyor? onu da anlamış değilim ama olsun... 1 yılı aşkın bir süredir takip ediyorum kendisini, kısa sürede çizginin oldukça üstünde olduğunu gösterdi bizlere... öğretmeni maestro ibrahim yazıcı ile çalışma videolarını izliyordum bir süredir, zaten belli idi üstün gayreti ve hedeflediği başarı; en son olten filarmoni ile izledim, resmen sol şeridi boşaltın, ben geliyorum diyor... bu sayfada daha önce bahsettiğim piyanist abi ve ablalarının kulvarından gidiyor adil kerem ünal da...

9 yaşında bu aralar adil kerem ünal ve her şey kendisine alınan bir oyuncak org ile başlamış... bir başka rivayete göre ise; babaannesinin evindeki orgmuş her şeyin sebebi... çok da önemli değil ama ben babaanneyi merak ettim şimdi çok:))... yani her babaannenin evinde org bulunmaz da o yüzden... babaanneler genelde sütlaç, muhallebi yaparlardı eskiden... neyse artık... herh…