Ana içeriğe atla

sakallı celal ve günümüz aydını

sakallı celal

türkiyede aydın geçinenler doğuya doğru seyreden bir geminin güvertesinde batı yönünde koşturarak batılılaştıklarını sanırlar...

böyle demişti sakallı celal... bu aralar aydınlarımıza taktım kafayı malum... "üç beş yaşayan aydın say bakayım bana" deseniz, dördü ve beşi sayabilir miyim? bilmiyorum ama ebediyete intikal etmişleri de say derseniz, birincisidir sakallı celal üstad... yani celal yalınız... "yazılı bir eser bırakmamış olmakla birlikte; her biri birer eser olan insanlar bırakmıştır arkasında"... kendisi için en çok kullanılan klişe laftır bu -ki aynen de öyledir... yusuf ziya ortaç, ahmet haşim, nazım hikmet, ali yar, haldun taner, ali sami yen, nurullah ataç, hıfzı veldet velidedeoğlu, kazım taşkent, melih cevdet anday, orhan veli gibi çok önemli isimler arkadaşı, öğrencisi ve/veya kendisinden feyz alan isimlerden bazıları... bir de kendisinden çok şey öğrenmiş olan isimsizler ve ünsüzler var tabii...

benim bu paylaşım gibi bazı eski paylaşımlarımı bugüne de uyarlayıp, yeniden paylaşmamın tek bir sebebi var: bugünün gençleri tanısın bu insanları... bugün kendilerine "ülke aydını gibi sunulanlar" ve "kendisini aydınmış gibi süsleyip püsleyip ortalığa atanlar" ile yetinmesinler, çok daha fazlası olduğunu da bilsinler... özellikle genç sanatçılar...

özellikle genç sanatçılarımız olmak üzere, günümüzün gerçek aydınlarıdır gençler ve çocuklar... bunu tüm samimiyetimle ve çok inanarak söylüyorum... bugün ortada görünen aydın kılıklı bütün o tuhaf kitleyi getirin bir araya, 1 adet aklı başında genç kadar etkileri yok benim gözümde... bu kadar net ve eminim...

bu arada; orhan karaveli, sakallı celal hakkında çok güzel bir kitap yazmıştı, piyasada varsa hala, mutlaka okuyun... bu kaynak kitap haricinde yazılı bir bilgi bulabilmeniz de neredeyse mümkün değil... varsa da ben bilmiyorum...

bu paylaşımla "ne anlatmak istediğimi" anlamak için, bu kitabın okunması ve iyice anlaşılması şart gibi... sakallı celal; bir aydın kişinin nasıl olması gerektiğini gösteren benim bildiğim en önemli sembol isim... hakkında o kadar az doğru bilgi var ki; resmen şehir efsanesi...

benim bildiğim kitap yukarıdaki ama yeni baskılarda farklı fotoları var...

bu kitaba ek olarak, yalçın küçük'ün aydın üzerine tezler serisini de mutlaka okuyun derim...

bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün olur... ilgililer bilgisiz, bilgililer de ilgisizdir... bu sözler de kendisine aittir... gerisi size kalmış, kitabı bulup okuyun...

bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün olur sözü de benim favorimdir ve aynen de böyle düşünüyorum... ülkemizde de son yıllarda "başımıza en büyük dertlerin okumuşlarca açıldığı" konusunda tartışmalar olmuştu, ben de açıkça her zaman böyle düşündüğümü ifade etmişimdir...

ayrıca da açık açık yazayım: eğer dertlendiğiniz her hangi bir sıkıntınız varsa, bilin ki sebebi cahiller değil, cahil olmayanlardır... bence bu...

bu yazının ardı ardına gelen cümleleri arasında resmen 10 yıl var:)... hemen yukarıda yazdıklarımın üzerinden 10 yıl geçti ve bugün, yani 2021 yılının tam ortasında, ortalığa şöyle bir baktığımda, resmen aşırı derecede okumuş ama aşırı derecede ışıksız aydın taklitleri görüyorum... eskiden tereddütle yazdıklarımı bugün okuduğumda zerre kadar tereddütümün kalmadığını görüyorum...

aşırı cahil ve dünyadan zerre kadar haberi olmayan bir güyya aydın kitlemiz var 2021 yılında...

minicik bir kesim, büyük bir kesimi sürekli cahillikle suçlar ve bütün sorunları da o kesimin sırtına yüklemeye çalışır ya!... işte kesinlikle öyle değildir... bütün sorun; 100 de 100 o herkese tepeden bakan minicik kesim kaynaklıdır... doğal olarak ben "bence"sini yazıyorum, sizcesine kendiniz karar verin...

aydın; bilindiği üzere, toplumda bilgi ve kültür düzeyi yüksek olan kimseler için kullanılır... çok yanlış bir kullanımdır... toplumu bilgi ve kültür seviyesi yüksek konuma taşıyabilen kişidir aslında aydın... aydın olmak için bilgili ve kültülü olmak yetmez... bu nokta çok önemli... yani 28 tane diploması olan, 82 bin kitap okumuş ve dünyayı 8 bin kere dolaşmış, gezmiş, görmüş olan değildir aydın... bizde o tip insanlara "aydın sınıf" denmesi zaten baştan hata ve gömleğin ilk düğmesini hatalı iliklediğinizde, mecburen diğer bütün düğmeler de yanlış ilikleniyor...

yani okumuş, bilgili ve kültürlü insan aydın filan değildir... toplumu; okumuş, bilgili ve kültürlü hale getirendir aydın...

en güzel tanımlama; bir mum gibi çevresini aydınlatmaktır, topluma yol göstermektir, mum olmak ve ışığını çevresinden esirgememektir... yukarıda rakamları abartılı verdim bu konuyu kapatmak için... yani her şeyi bilmeniz sizi aydın yapmaz -ki zaten neyi ne kadar doğru bildiğiniz de apayrı tartışılacak bir konu olarak kenarda dursun- sizi aydın yapacak tek şey; çevrenize vereceğiniz ışıktır... verdiğiniz ışık yanlış bile olabilir... kendinizden vereceğiniz ışıktır aydınlık... başkalarından alıp da sattığınız yada size dikte ettirlen, empoze edilen şey değildir...

2021 yılında şunu da ekleyeyim: size atılan oltaları yutmak değildir aydınlık...

bugün kendisini aydın zanneden koskoca bir kitleyi bir araya getirseniz, anadoludaki bir köy okulu öğretmeni kadar aydın olmadıklarını görürsünüz... gerçekten samimiyetle söylüyorum; bugün aydın kitle olarak kabul ettiğiniz kesimin tamamını koyun bir kenara ve kime ne gibi bir yararlarının olduğunu kendiniz ölçün, tartın, değerlendirin... ben fikrimi yazıyorum, gerisi size kalmış...

bir ülkenin en aydın olması gereken kesimi bence sanatçılardır... ben bu ülkedeki sanatçıların halini görünce çok üzülüyorum... bu konuyu da ayrıca yazacağım ama haline acınan ve daha da kötüsü kendisini acındıran, durmadan dert yanan, durmadan birbiri ile kavga eden, resmen mahalle kavgası içinde olan, 2021 yılına kadar adam gibi örgütlenmeyi dahi beceremediği halde kasım kasılan bir kitleden aydın mı olur? aydın dediğin; titremez, ortalığı titretir... neyse; bunu da ayrıca yazacağım...

bir de; aydın dediğin, ortaya atılan yalanlara inanıp da peşinden gitmez... ortaya fikir atar... yahu yalan söylesin ama hiç olmazsa kendi yalanını söylesin, başım üstünde yeri var... o bile yok!... söylediği yalanlar bile ithal malı... bilimum # ile başlayan zırvalıkları sosyal medyadan paylaşmaz aydın insan... onu benim gibi basit insanlar yapar, alelade insanlar yapar... aydın dediğin; küresel değişimi 13 yaşındaki bir çocuktan öğrenip de onun peşinden gitmez... 13 yaşındaki çocuk ile derdim yok, 13 yaşında aydın da olunur... olmuş zaten fazlasıyla... hatta bizim güyya aydın kitlesine çok da güzel bir örnektir...

aydın dediğin; işin black lives matter kısmının farkına 2020 yılında varmaz... siyah hayatların da önemli olduğunun farkına varması için icazetlere ihtiyaç duymaz aydın dediğin...

daha sayayım mı?... çok sayarsam, ayıp olmaya başlayacak iyice ama aydın dediğin; baydın alkışçısı olmaz... biz alkışlayacak aydın arıyoruz, aydınım diye ortada gezenler olmayacak yerleri alkışlıyorlar... neyse...

günümüzün minik sanatçılarının önünde çok da uzun olmayan bir yol var... yaşınız şu anda kaç olursa olsun; 20 yaşından sonra yavaş yavaş başlar sanatçı sorumluluğunuz... sanatçıların dünyaya ekstradan bir katkı sağlama gibi bir sorumlulukları olmamakla birlikte, ben bekliyorum...

bekliyorum çünkü hani sürekli söylüyoruz, yazıp, çiziyoruz ve her yerde de görüyoruz ya: "sanatçı beyni çok farklı çalışır ve sanat insan beynini farklı çalıştırır" diyoruz...

işte ben o farklı çalışan beyinlerin dünyaya katkılarını görmek istiyorum... kesinlikle ciddi söylüyorum, dalga geçmiyorum, sanatçı beyninin ortaya koyacağı farkı bekliyorum ama o beyinler maalesef bilimum # ile başlayan yemlerin peşindeler...

çok da ilginç bir saptamamı yazmazsam çatlarım... genç ve minik sanatçılar beklenenin çok üzerinde aydınlar ama yaş ilerleyince kalmıyor o aydınlık çoğu zaman... lütfen kalsın...

özlemle yayacağı aydınlığı beklediğim kesim maalesef instagramda takipçi kasmakla meşgul...


münevverdir tam karşılığı "aydın"ın... mümtaz, güzide, seçkin vs vs gider... gittikçe de yozlaşır... ışıltılı magazin sosyetesine kadar gidiyor bu... ben münevver diyorum, gerisi hikaye...

toplumsal yaşantının getirileri ışığında gerçek anlamından farklı anlamlar kazanmıştır zamanla ve avrupa kültürü, aydınları biraz daha olumlu karşılarken, doğu kültüründe ise genellikle durum tersi olmuştur... örneğin türkiyede entelektüel sözcüğü alaycı bir tonlamayla "entel" yada “entel dantel” olarak kullanılır... amerikada da benzer bir alaycılık vardır ve "eggheads" denmektedir aydın sınıfa...

avrupada, aydın sınıfa karşı bir karşı duruş her zaman olmuştur ama toplum aydınını genel olarak sevmiştir denebilir çünkü topluma yararlı olmuştur aydınlar... avrupa aydını, ilk başlarda topluma yararlı olmuştur ve aşağılamamıştır... sadece sosyete ve yöneticiler sevmemiştir aydınları doğal olarak... rekabet meselesi...

amerikada ise aydın sınıf büyük holdinglerin elindeki sınıf olmuştur... türkiyede her ikisi de mevcuttur... sadece olması gereken aydın çok azdır... ülkemizde ne yazık ki sosyete aynı zamanda aydın sınıf da olmuştur... yüksek sosyete içinde boy gösterenler ertesi gün aydınlık taslamışlardır ve bu yüzden sevilememişlerdir... böyle karışık bir durum... sevilmezler tabii... medya patronunun yatında verilen partide şampanyasını yudumlarken gazetede fotosu çıkan insanın ertesi gün bahsedeceği konuları kim dikkate alır ki?...

aydın olmak aslında olabildiğince basit ve doğal olmaktır, karışıklığı taşıyamaz ve taşımadı zaten...

peki neden sürekli tepki almıştır aslında toplumu yönlendiren kişilere yapılan bu tanımlama? bunun iki sebebi bulunmaktadır ve bu sebepler aslında birbiriyle bağlantılıdır... birincisi; aydın olarak tanımlanan sınıf başlangıçta çok isabetli ve doğduğu topluma, hatta dünyaya yön veren bir sınıf olmasına karşın, zamanla bu sınıf genişlemiş ve bozulmuştur çünkü önüne gelen bu sınıfa dahil olmak istemiştir... yahu sorun burada zaten... sen gerçekten aydın olursun, seni el üstünde tutarlar ama sen gerçek aydınların yanında sığıntı gibi otura otura aydın olacağını zannedecek kadar basitsen, halk da seninle dalga geçer... bu kadar da basit yani izahı...

ikincisi ise; bu sınıfın yönetici sınıf ile sürekli rekabet halinde olmasıdır... tabii aydınlara karşı gösterilen bu tepkide, aydın sınıfın kendisini toplumun üzerinde görmesinin ve topluma yukarıdan bakarak yönetici bir tavır sergilemesinin ve hatta alaycı olmasının da etkisi çok büyük olmuştur... bunu açıklamaya gerek yok sanırım...

ülkemiz aydını hep tartışmıştır, konuşmuştur, kavga etmiştir... buraya kadar gayet normal tabii... gevezedir ve tartıştığı konuştuğu neredeyse her konu; dışarıdan, özellikle batıdan gelmiştir... batıdandır yüzde yüz... bazen de yüzde yüz doğudandır...

enteller şunu bilmezler: sadece batıya gitmeye çalışırsan, kendini bulacağın yer doğudur...

aydınımızın ışığı yoktur, sadece dışarıdan aldığı ışığı yansıtabilen, kendisi ışık saçamayan, pırıl pırıl gözüken bir aynadır ülkemiz aydını...

genel olarak dışarıdan aldığı ışığı yansıtmakta idi... şimdi ise dışarıdan dayatılan yada sevimli şekillerde kendisine sunulan karanlığı papağan gibi tekrarlamakla meşgul... pırıl pırıllığı filan da kalmadı... bu yazı da bu sebeple burada zaten... bunu 2021 de ilave ettim...

en çok korktuğum ve kesinlikle başımıza geleceğinden emin olduğum şey ise; aydın kesimimizin ve özellikle sanatçılarımızın yakında tiktokçu olmaları... olacak bu... kesinlikle olacak, hatta oluyordur da bana denk gelmemiştir henüz...

bir kez daha hatırlatayım; hiç kimse ille de birilerine yol göstermek, eğitmek vs vs vs zorunda ve sorumluluğunda değildir ama eğer "ben aydınım" diye kendini atıyorsan ortaya ve bundan da ciddi anlamda nemalanıyorsan, o zaman zorundasın arkadaş kendi ışığını yaymaya... yoksa bana ne yahu... bence zaten yoksun ki kafa yorayım senin için...

ülkemizde aydın olmak için heveslenen kesim; her şeyi eleştirmeyi ve avrupa ağzı ile konuşmayı aydınlık zannediyor!.. yahu "eleştiri" dünyanın en işe yaramaz eylemidir... gerçekten öyle... hangi eleştiri hangi işe yaramıştır? tek bir örnek gösteremezsizniz... aydın olmak; çözüme götüren fikirler üretip, yaymaktır... bu kadar... 

özetle; aydın sınıf olması gereken sınıf, bir zamanlar gerçekten aydın sınıf idi... onlarca yıl önce öyle idi... yöneticiler ve zenginler tarafından sevilmezlerdi pek... çok sevilenleri de yok değildi, vardı gerçekten... ben çok önemserdim... şimdi ise; olsalar da olur, olmasalar da... yani sevilip, sevilmeyecek yada önemsenecek bir tarafları kalmadı o kesimin...

zaten aydın kesim filan da kalmadı... ağız alışkanlığı... çok subjektif bir yazı oldu bu çünkü artık olmayan bir şeyi anlatmaya çalışıyorum... darılma gücenme yok... bu böyle... ortada gördüğüm komediye mi inanacağım, yoksa "hayır, biz aydın insanlarız" denmesine mi... var olduğu zannedilen aydın kesimi neredeyse kucağımıza oturtup, çocuk eğitir gibi eğitmemiz lazım şimdi... yıl 2021...

şöyle kabaca tepeden bakınca; az buçuk sınırları çizilebiliyor bu olması gereken ama zerresi olmayan aydın kesimin... işte o kesimin dünyadan zerre kadar haberi yok! ve o kesim maalesef bugün sadece kendisine bir yerlerden dayatılan sevimli ve saçma sapan fikirleri papağan gibi sosyal medyada paylaşmakla meşgul...

özetle; aydın olması gereken yüce kişiler, kendilerini batılılaşma zorunda hissediyorlar... halbuki gerçek bir aydının birşeyleşme gibi bir durumu yada kaygısı olamaz... mümkün değil, o la maz... gerçek aydın birşeyleşmez, birşeyleştirir...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va