Ana içeriğe atla

biz! bu ülkede minicik elit bir grubuz

bu bir edebiyat türüdür ama asla yazılmaz... yazılı edebiyat olmadığı gibi, sözel de değildir çünkü dile de getirilmez...

ilk defa dünyaya yeni bir edebiyat türünü kazandırmanın haklı gururunu yaşıyorum... bu edebiyat, "hissettirilen edebiyat"... bir bakıma sanat da denebilir... hissedilenin hissettirilmesi sanattır çünkü... dünyaya yeni bir sanat dalını da kazandırmış oldum aynı paragraf içinde...

çeşitli tipleri var bu edebiyatın... "kimse kitap okumuyor" mesela... yada "kimse dergi satın almıyor"... "kimse klasik müzik dinlemiyor" gibi gibi...

bakın çok efendice yaklaşımlar... dedim ya, sanat bu... ben kitap okuyorum, klasik müzik dinliyorum, dergi okuyorum filan ayıptır, denmez öyle... kimse okumuyor!...

bir de hep aynı cümleler olmasın diye, farklı kullanımları da var bunların... "herkes tv izliyor" "herkesin elinde cep telefonu var" "millet dizi manyağı olmuş" vs vs...

bu kadar yeter mi? yetmez yahu... yeterince yücelme ve yeterince yerin dibine batırma yok... çok daha fazlası olması lazım... dallanıp, budaklanması, nokta atış spesifikleşmesi de lazım ki, biz hissedelim o yüce varlığın nasıl bir yüceler yücesi olduğunu...

"salonlar boş azizim" mesela... bakın bu güzel... anladık hemen... klasik müzik dehası bizi muhatap alıyor... daha düşük bir ihtimal, "tiyatro dehası"... bi ihtimal opera ve bale gurusu... böyle bir şey...

yada "yok yahu falanca kemancı hayatta gelmez türkiyeye, gelse de salon boş kalır, zaten salon yok bizde" yetmez tabii bu "siz onu musikverein'de dinleyecektiniz" şeklinde devam ederse, tadından yenmez...

"kimse klasik müzik dinlemiyor azizim, salonlar bomboş" iyi mi? şimdi oldu ama yetmez... birazcık da acındırma lazım... urfa biberi serpiştireceksin... yok, olmadı bu... chili pepper... bak bu oldu... aman haaa sakın red hot chili peppers demeyin, o da olmaz... gümlersiniz...

arabesk iğrenç olsa da, hafiften lazım olur bu arabesk herkese... "kimse klasik müzik dinlemiyor azizim, salonlar bomboş... klasik müziği bitirecekler, bizi bitirecekler" bayaaa bi oldu...

peki bu ifadeler doğru mu? tabii ki doğru... konu bunların doğru yada yanlış olması değil...

konu, benim onlarla dalga geçiyor olmam... dalga geçiyorum arkadaş...

snoblarla dalga geçiyorum...

"yandık, bittik, mahvolduk" edebiyatı üzerine, "biz minicik, bir avuç klasik müzikçiyiz, seçkin insanlarız, kimse bizi anlamıyor" edebiyatı...

klasik müzik snobu edebiyatıdır bu...


her şeyin var bir snobu önemli önemsiz... ama en çok snob da klasik müzik, opera ve bale alanında mevcut tabii... özellikle klasik müzik ve opera snobluk yapmaya değecek konular tam olarak... mesela gidip de bozlak yada "hafif!?" müzik konularında snob olmanın pek bir anlamı yok... faydası ve getirisi de yok... klasik müzik ise tamı tamına uygun... getirisi çok yüksek... düşünsenize, snob olmuşsunuz ama gidip ola ola calipso snobu olmuşsunuz!... ben bile oturup yazmazdım hakkınızda...

birinci derece sit alanı mübarek... öyle önüne gelen parselleyemez, etrafını çitlerle çeviremez klasik müziğin...

bu snobların hali "ayı yavrusunu severken öldürür" durumuna aynen uyuyor... gerçi ben sevdiklerini filan düşünmüyorum hiç ama dışarıdan bakılınca sevgiden delirmiş gibi duruyorlar... her biri ayrı bir mecnun...

bu arada; snob olarak ifade ettiğim kesim, sanatçı kesim değil kesinlikle... yazmış olduğum ve yazacak olduğum şeylerin hiç biri, kesinlikle sanatçıları hedef almıyor... bu işin mutfağında olan ve bin bir zorlukla sanatını, işini yapan sanatçılar değiller hedefim... yaşı ve konumu ne olursa olsun, bu ülkedeki 1 adet sanatçı bile bu paylaşımın muhatabı değil...

zaten herhangi bir şüphesi olmayan, üzerine hiç bir şeyi gereksiz yere alınmaz değil mi?...

sanatçının snob olması zaten mümkün değil çünkü sanatçı sanatına yüksek bir tutkuyla bağlıdır... sanatçı için sanatı hayatıdır zaten... gözü kolay kolay başka bir şey görmez...

snob'un tek tutkusu kendisidir... sanat snob için sadece bir araçtır...

snob, sanatçı olmayı beceremeyip, bir şekilde kıyısından köşesinden o camia içinde kendisine yaşam alanı açmaya çalışan kişidir...

bir snob asla "çocuklar, gençler müzikle uğraşmıyorlar, sanatla uğraşmıyorlar, piyano çalmıyorlar, şarkı söylemiyorlar... keşke her çocuk bir enstrüman çalsa, her çocuk dans etse, her çocuk resim yapsa...." gibi şeyler söylemez... bunları söyleyenler sanatçılardır... snoblardan duyabileceğiniz tek şey, yukarıda yazdıklarımdır... "kimse klasik müzik dinlemiyor" der bir snob...

neden?... yapabildiği tek şey dinlemek çünkü... onun dışına çıkıldığı anda biter snob... olay, dinleme ve konsere gitme ile sınırlı kalmak zorundadır...

ön planda olan sadece kendi yapabildiğidir... "dinlemek" ve "salonu doldurmak"

snoblar; eser yaratmak yada eser seslendirmek dışında olunabilecek şeyleri olmaya çalışırlar ve sanatçının olduğu alanı tırtıklamaya başlarlar...

sanatçı müziği sahiplenir... snob'da sahiplenir...

sanatçı, sanat alanını sahiplenir, korur... yayılsın, gelişsin, süreklilik kazansın, yeni sanatçılar bu işi sahiplenip, yürütsün ister...

snob'da sahiplenir, korur... başkalarından korur ama!... yayılmasın, gelişmesin, hatta küçücük kalsın ister... dar alanlarda yaşayabilir çünkü...

müziğin sahiplenilmesi! tuhaf değil mi?... müziği sahiplenmek ve korumaya çalışmak!... hatta abartmak... çok ilginç aslında... müzik dinlemek gibi doğal bir ihtiyacı aşırı zorlaştırmak, abartılı hale getirmek hatta o müzikten resmen korkutmak ve insanları uzaklaştırmak... vs vs... bunlar snobların işidir... sanatçıların arzusu ise, tam tersidir...

diyeceksiniz ki bir snob, nasıl korur müziği? nasıl korkutur?...

çok basit... "klasik müzik konseri" lafını çıkın sokağa sorun bakalım ne diyecekler... çok ciddi, korkunç bir şey yahu... gerçekten öyle... bunların detaylarına giremem şimdi, çok uzar... ama sanatçılara sesleniyorum; snoblar yüzünden sizi dinlemeyi çok isteyenler gelemiyorlar konserlerinize... bilin yani... güvenin bana... eğer şikayetleriniz varsa; ilk çözmeniz gereken sorundur bu snob sorunu... benden söylemesi, size kalmış...

araya biraz müzik de serpiştireyim...

lucie horsch şimdi artık genç kız oldu ve en ünlü genç ustalardan biri... aşağıdaki video çok hoşuma gider... paylaşayım bari dedim... snoblar bu videoyu görünce "bak ne güzel, gelişmiş ülkenin hali başka, kültür azizim kültür, bizim halk anlamaz vır vır bır bır" diyorlar... ben de "yaptınız da halk izlemedi mi?" diyorum... bu yazının özeti budur...



snoblarla derdim yok, bana ne yahu zaten... snobluk, sadece sinir bozan, başka da pek elle tutulur zararı olmayan, sadece snobluk yapana ciddi zararlar verebilecek bir durum...

ama müziği sahiplenip, aklı sıra korumaya çalışıyorsa, ulaşılamaz yerlere koyuyorsa yada iyice haddini aşıp, her şeyi kendince şekillendirme gayretine giriyorsa ve özellikle de kendisine yaşam alanı açıp, statü yaratmaya kalkıyorsa... dertlenirim...

müziği statü meselesi haline getirip, topluma müdahale etmeye kalktıklarında dert sahibi olurum tabii...

atatürk'ün halkı için yaygınlaşmasını istediği müzik, yeniden minicik bir elit zümre tarafından sahiplenilmeye çalışılıyorsa ve resmen halka yayılması önleniyorsa, ben dilediğime dilediğim lafı ederim arkadaş... kırılmaca gücenmece yok... şimdiden söyleyeyim...

osmanlı'nın son dönemlerinde nasıl belirli bir elitler topluluğu dinlemişse bu müziği, şimdi de isteniyor ki herkes dinlemesin... halk tarafından dinlenirse çok sesli müzik, yani önüne gelen dinlerse, değeri düşer!... enflasyon mantığı... bugün adına inatla klasik denmeye çalışılan bu evrensel çok sesli müzik, resmen irili ufaklı salonlara hapsedilmiş durumda... ve resmen can çekişiyor... can çekiştiğini söyleyen de ben değilim, onlar, yani snoblar...

arka mahallenin fakir çocuğu, zengin çocuğunun oyuncağını şöyle eline alıp da "bir kurcalayayım bakayım nasılmış bu zengin oyuncağı" dediğinde eline vurulup da hemen alınır ya elinden fakir çocuğun... işte öyle bir oyuncağa dönüştürüldü adına inatla klasik denen bu müzik...

ve çok da enteresandır ve bir o kadar da acıdır ki, sanatın yönünü de o snoblar belirlemeye çalışıyorlar!... belirliyorlar da... çok da başarılılar bu konuda...

herhangi bir sanatçı, bahsettiğim kişilerin kimler olduğunu anlar... sanatınızı yada ben sevmem pek ama mesleğinizi diyeyim, yada belki profesyonel sahanızı onların elinden bir an önce kurtarın... bakın, her şeyi onlar belirliyorlar... ben söyleyeyim de gerisi size kalmış... bu yazının ilk hali "kurtarın şu müziği snobların elinden" idi...

snoblar; müziği delik deşik, sanatçıları da parça pinçik ederler... kimi baş tacıdır, kimi de rezilin tekidir onlara göre... ortası yoktur...

sanatçı, bestecilere saygılıdır... bazılarını daha çok beğenir... sanatçı, diğer sanatçılara da saygılıdır... bazılarını daha çok beğenir...

snob ise bir yada bir kaç besteciye tapar... diğerlerini dışlar... hatta berbat bulur... zerre kadar da saygısı yoktur...

snob için sadece bir kaç yorumcu muhteşemdir...

snob için, dinlenecek tek bir tür müzik vardır...

snobun "müzik dinleme" konusunda çok ağır kuralları ve ritüellleri vardır...

sanatçı her şeyi büyütme ve yaygınlaştırma sevdalısıyken, snob her şeyi daraltma ve küçültme peşinde koşar... neden mi? hem değeri artsın diye hem de

(burası çok önemli bu sebeple ayrı yazayım) eğer alan büyürse, işler hakim olamayacağı, öğrenip aklında tutamayacağı kadar büyür!... tabii arkadaş, kolay mı 65 besteciyi ve eserlerini öğrenip hakim olmak!... 3-5 besteci, 3-5 solist, 3-5 eser konusunda uzmanlaşmak kolaydır... bu sebeple; zaten muhteşem besteciler, muhteşem eserler ve muhteşem yorumcular dışındakileri yerin dibine batırır... "bilmeye gerek yok bile onları" gibisinden ağız burun kıvırır...

snobluk, uzmanlığa kadar gider... bu sebeple alan dar olmalıdır... çünkü ille de o camiada kendinize bir yer açmak zorundasınızdır... yahu o camianın önemli kısmının işi o! camiada virtüöz de var, çalgı yapım uzmanı da var, piyano akortçusu var, absolut kulak sahibi var, solist var, şef var, öğretmen ve öğrenci de var... işte sorun bu, o konunun eğitimini alan, aynı seviyeye bir kaç yılda geliyor... snob olmak gerçekten kolay değil... 45 yılınızı veriyorsunuz icabında...

snob, piyano çalamaz pek... ama ben piyano dalında profesör olabilecek kadar yüksek bir bilgi birikimine sahip snoblar biliyorum... kötü bir şey mi? yooo kötü olur mu, gerçekten muhteşem bir şey...

kötü olan şu; mesela tek bir marka piyano vardır onun için, o markanın tek bir modeli, o modeli en iyi çalan 2 solist ve o piyanonun sesinin muhteşem ötesi olduğu 3 salon vardır... o muhteşem sesi anlayabilecek kişi sayısı da dünyada 5 tir... geri kalan dördünü de kimse tanımaz... snob budur...

buraya kadar da pek sorun yok... ama snob asla durmaz...

o 5 kişi, 3 salon, 2 solist ve tek model haricinde her şey iğrençtir... yukarıdaki 3 besteci ve 5 eseri de buna ekleyin, alın size minicik bir dünya...

yukarıdaki ilk ifadelerimden daha değişik bir noktaya geldi değil mi snobluk... dedim ya derece derece, kademe kademe...

işleri sarpa sarmadan kolaylaştırmak için snobların elinde çok silah vardır... mesela sadece madrigal dinler!... sadece bach dinler... yada ne bileyim, sadece keman dinler... sadece belli bir dönemi dinler... sadece plak dinleyeni, sadece canlı dinleyeni de mevcuttur... audiofiller alınmasın, o ayrı bir konu...

bu snobların önemli kısmı zararsızdır... ama maalesef çok az sayıda müzisyen de aralarında olmakla birlikte, minik bir grup bu camiayı resmen eline geçirmiştir...

mesela konser vereceksiniz, olmaz... öyle önüne gelen konser veremez...

iyi bir müzisyen misiniz? hooop dur hele... bir takım snoblar sizi önce bi beğenmeli... yahu senin ne kadar iyi bir müzisyen olduğunu söyledi mi? de sen iyiyim diyorsun!...

"e ama o müzisyen filan değil, nerden bil....." diyemezsiniz... anlar o... her şeyi bilir... dur hele... 45 yılını boşuna mı heba etmiş!... piyanonun bütün tellerinin kalınlıklarını tek tek sayar o sana... arşede kaç at kılı var bilir... sen biliyor musun?... işte olay burada biter... yahu valla yuja wang bilmiyordur o tellerin kalınlıklarını, çekiçlerin tellere vurma kuvvetlerini filan... snob bilir...

bir snob, bilmem kaç yüz yıllık tarih içinden öyle bir bestecinin öyle bir eserinden bahseder ve o bestecinin, o eserde hangi besteciden etkilendiğini öyle bir anlatır ki, orada orkestra şefi varsa, yandı... sanatçı ile snob arasındaki fark budur... snob hiç bir işe yaramaz, konuşur...

snoblar sürekli tartışırlar... otu boku tartışırlar... çünkü tartışma olmazsa kendilerini gösteremezler... tartışma olmalıdır ki o engin bilgileriyle cahilleri aydınlatabilsinler...

her şeye de çamur atarlar... konser salonları küçüktür, akustik bozuktur, orkestra kötüdür, repertuvar berbattır... sezon programları iğrençtir, şef iyi yönetemez, solist kendini veremez, seyirci rezalettir... ama bütün konserlere de giderler...

bu minicik elit zümre, sürekli ağlar ve klasik dedikleri müziğin geleceği adına çok büyük kaygılar yaşarlar... yahu neden kaygılanıyorsun ki? zaten aşmışsın, git viyanada pariste yada milanoda, bolognada dinle müziğini... yok, ille de kaygılanacak ki kendisini gösterebilsin... ama sadece kaygı yaşarlar... klasik denen müziğin geleceğinin kaygı verici olmaması için hiç bir adımı atmazlar, üstelik daha kaygı verici boyutlara ulaşması için de ellerinden geleni yaparlar...

statü meselesi
sorun, dediğim gibi aslında sahip olunan yada olunmayan bilgi filan değil... kibirli ve ukala olsun yada olmasın, snob olsun yada olmasın, gerçekten bilgili olan kişi her zaman baş tacıdır... sorun gerçekten işin o kısmı değil... sorun, herhangi bir sınıfı çok yüksek yerlere koymak ve o yüksek yerlerde kendisine yaşam alanı açmak için çabalamak... özetle; statüsü yüksek bir sosyal yada ekonomik sınıf içinde yüksek statüye sahip olabilmek, o sınıf içinde kendisini zorla kabul ettirmeye çalışmak... hiç olmazsa, o sınıf içinde bir şekilde yer alıp, o statüyü toplum içinde kullanmak...

adına klasik denen müziğin snobları çoğunlukla yaşlı ve baron sınıfından oldukları için ve modernmiş izlenimi veren "snob" ifadesi ile muhteşem klasik müziği ve kendilerini bağdaştıramadıkları için, kendilerine hakaret edildiğini düşünürler ve kızarlar... tabii ki hakarettir... doğru düşünüp, doğru anlarlar...

peki nedir bu snobluk?

snobluk; günümüzde özellikle genç kesim içinde gerçek bir statü olarak görülmeye ve kullanılmaya başlanmış olsa da, aslında iğrenç bir durumdur ve bu ifade en çok sanat alanında, özellikle de müzik içinde kendine sağlam bir yer edinebilmiştir... gençler mesela birini övmek için bu ifadeyi çok kullanıyorlar... "adam tam bir snob rockçı!" gibi... bundan anlaşılması gereken şudur: "o adam cahil ve kibirli bir züppe, basit, vulgar ve aleladenin fevkinde"...

snob ifadesi, bildiğim kadarıyla ingilizceden yayıldı tüm dünyaya... yeni bir kavram da değil, 1800'lerin başlarına kadar gidiyor... sıradan öğrencileri aristokrat öğrencilerden ayırmak için kullanılmış ilk defa... sine nobilitate yani soylu olmayan ifadesinin snob olarak dile yerleştiği biliniyor... latince kökenli ama ilk modern kullanım yeri ingilizce... şimdi tuhaf geliyor ama o dönemde asil olmayan öğrencilerin isimlerinin önüne s.nob ifadesi yazılırmış... günümüzde bereket böyle bir aşağılama yok, onun yerine direk tepesine ediliyor... ilk kullanımında ters bir durum söz konusu ve aristokrat sınıf, kendisinden olmayan kişileri aşağılamak için kullanmış bu ifadeyi... günümüze gelinceye kadar da durum nasıl olduysa tersine dönmüş ve bugün snob ifadesi özellikle yeni nesil tarafından neredeyse övgüye döndürülmüş durumda...

snob filan derken, sürekli statüden bahsettik, sınıflardan bahsettik... her ne kadar bir çok kişi bu kavramlara kızıp, gayet insancıl bir yaklaşımla "yok öyle şey, herkes eşittir, öhööm" şeklinde hümanizm snobluğu yapıyor olsa da, olan bir şeye yok denemez... sınıf da var, statü de... sınıfını, statünü bileceksin arkadaş... latince sine nobilitate ifadesi de galiba ayakkabı tamirciliğinden türetilmiş... emin değilim, aklımda öyle kalmış da olabilir... alakası da olmayabilir... aklımda kalan bir diğer şey de, shakespeare'in sir nob gibi bir ifadeyi züppe anlamında kullanmış olduğu ama bundan fazlasını da bilmiyorum... bunu da galiba ekşi sözlükte okumuştum, üşenmeyin, inceleyin...

gevezeliğin sonu yok... en iyisi ben bir güzellik paylaşayım... şimdi ne paylaşsam, yerden yere vurur snoblar... tek laf edemedikleri damardan vurayım... jacques loussier babaya laf edenine tanık olmadım (vardır kesin), boylarını azcık aşıyor çünkü... klasik müziğin böyle bozulması karşısında can verecek gibi oluyorlar ama buna laf edemiyorlar... kemençelisini, bağlamalısını paylaşıp, darmadağın edecektim ama kıyamadım çünkü klasik müziğin snobu da iyidir arkadaş... kabuklarında kalsalar, çok da severim kendilerini...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.