müzikte duygu mu? teknik mi?


neredeyse kendimi bildim bileli var olan, saçma sapan bir tartışma konusu... müzisyenleri "duygulu çalan" ve "teknik çalan" şeklinde ayıran; her boydan, her yaştan, her kesimden insana tanık oldum...

gitar manyağıyım ben, benim gibiler bilirler bu tartışmaları... gerçi eskiden forumlar vardı ve uzun uzun tartışılırdı... şimdi şöyle bir baktım, o eski forumlar pek de kalmamış... bu "duyguya önem veren, tekniğe önem veren" lafı oradan kalma... duygulu çalan, teknik çalan diye ayırırlar gitarcıları nedense ve ne işe yarıyorsa bu ayrım...

klasik müzikte biraz daha değişiği var bunun, resmen beni gıcık eden bir durum... "tekniği yüksek" lafı...

konu şu: bazı müzisyenler duygu yüklü çalar, bazıları teknik!... ne zırvalıktır!... duygu ne? teknik ne?... tamam, neyin kast edildiği anlaşılıyor ama anlaşılıyor olması, saçma olmasını engellemiyor... anlaşılmasa, saçma da gelmeyecek...

her şeyi bırakın bir kenara, bu iki ifade zaten birbirinin zıttı değil... yada biri olunca, diğeri olamaz değil... bir bütün hepsi de... tamamı varsa, sanatçı diyoruz... özetle; bu iki kavram, birbirleriyle kıyaslanabilecek kavramlar değiller...

virtüözite; yüksek teknik ve ustalık gerektirir... aynı zamanda yüksek duygu da içerir... burada ayrım tamamen sizin beklentinize göre şekillenir... bir sanatçının ruhunu katması demek, sadece senin ruhuna hitab edeni katması demek değildir...

özetle; zırvalıyorsunuz... işin tekniği de, ruhu da, kalbi yada beyni de o sanatçıların tamamında had safhada var... yani o tip ayrımlar yapanlar boş kafalıdırlar...

eğer; biri ruhunu katıyor, diğeri el becerisi derseniz, yani bunları birbirinden ayırıp da birini çöpe atarsanız, olay çok yanlış yönlere gider ve sadece el becerisi olarak gördüğünüze sanat diyemezsiniz çünkü zanaat olur çıkar ki büyük saygısızlık olur bu...

sanat, apayrı bir konu... hatta virtüözite yada ustalık da olmazsa olmaz değil sanatta... bunların hepsi de apayrı konular ama bir araya geldiklerinde olağanüstü şekillenebiliyorlar...

benim duyguyla filan da derdim yok... duygu değişir, sana göre bugün duygulu olan, yarın bana duygulu gelir yada sana çok teknik gelen, bana gayet bi duygulu gelebilir... vs vs vs...

uzun uzun bu tartışmaları yapanlara "duygu ne?" desem, kalırlar öyle...

"duygusal" ile "duygu" yu karıştırıyorlar... kaldı ki duygusal denen kavram bile değişir... kişiye, zamana ve mekana göre... çok duygusal bulunan, salya sümük ağlanan bir film, bana komik bile gelebilir...

subjektif şeyler bunlar arkadaş...

ama "teknik!" çok ilginç bir konu...

bütün sanat dallarında ve edebiyatta durmadan edilen bir laf bu teknik!... daha doğrusu "teknik arayışı!"

falancanın tekniği muhteşem!... çok teknik bir piyanist!... teknik gitarist!... filanca heykeltraşın tekniği pişmancadan daha iyi!...

bir de şu var: vaaayyyy be adam enstrümanı konuşturuyo! tekniği süper!... hiç kadın versiyonun denk gelmedim bunun nedense!... konuşturan kadın sayısı aslında çok fazla... enstrüman çalmak erkek işimi yahu?...

çok sağlam çalıyo! tekniği harika!... ne demek bu yahu?... böyle şeyler yazan eleştirmenler bile var:)... gerçi onlar eleştirmen filan da değiller ya neyse artık... eleştirmen denen kişileri de zerre kadar sevmem, araya sıkıştırayım...

ve en sinir olduğum da şudur: diline bu teknik lafını dolayanlar, çok da ukaladır... hayatında bir enstrüman çalmamıştır, bırakın sahneye çıkmayı ama bir de laf eder sağa sola... "ton ayarlaması kötüydü... sol elinde iş yok... aaa! en önemlisini hiç yazmamışım! şimdi fark ettim!... hız yapamıyor!!!... hızlı çalmak da apayrı bir konu!... motoshow değil arkadaş o, konser:)... dünyanın en hızlı piyanisti!!... var mı böyle saçma bir şey yahu... var, türkiyeye bile geldi... ne yani, moonlight'ın ilk bölümünü hiç çalmayıp, sadece 3. bölümü mü çalıyor:)))...

çok hızlı çalıyor! tekniği mükemmel!... gitar versiyonu pek bi revaçtadır hızlı çalmanın ama piyano versiyonunu da bu sene öğrendim...

sen; o sanattan yararlanansın... sana ne kullandığı teknikten?...

ben ressamın resmine bakarım, fırçayı afedersiniz ama isterse totosu ile kullansın, bana ne yahu... kemancı arşeyi nasıl çekerse çeksin, ben müziği dinlerim... isterse amuda kalksın...

teknik; sanatçının duygularını ifade ederken kullandığı, onun işini kolaylaştıran bir araçtır sadece... sana ne onun işini kolaylaştıran şeyden...

sen o sanatçının öğretmeni, ustası olsan, anlarım... "çocuuum, el tekniğin doğru değil, kolunu şöyle tut, bak spatulayı böyle kullanırsan daha rahat edersin, fırçayı şöyle hareket ettir ki, yansımayı iyi verebilesin, yayı şu şekilde çekersen daha iyi olur, sadece elinin ağırlığını hafifçe kullan bak burada vs vs vs" teknik böyle bir şeydir herhalde... öğrenci diploma alacaksa alır, gider... ondan sonra neyi nasıl yaparsa yapsın...

işin teknik kısmı iki önem taşır... birincisi yukarıda da ifade ettiğim gibi, öğrencine sanatı öğretirken lazımdır çünkü öğrenci, bir şeyin en rahat ve en doğru nasıl yapılacağını bilmiyordur, siz ona o işin tekniğini öğretirsiniz... sakatlık yaşamasını önlersiniz vs... bu, bilinen ve kabul edilen bir tekniği öğretme... bir de öğrenciye bir şeyi öğretme tekniği vardır, o da apayrı... o öğretme tekniği... konuyla hiç alakası yok...

hiç kimse de kendisine öğretilenle sanatçı filan olamaz... mümkün değil... bunlar ayrı konu, bunları geçelim...

ikincisi ise sanatçının bir eseri yaratırken yada yorumlarken kullandığı tekniktir... bu tamamen onu ilgilendirir... çoğu gerçek sanatçı zaten ustasından öğrendiği tekniği modifiye eder, değiştirir yada kendisine teknik geliştirir... mesela usta sanatçı, ustalık sınıflarında kendi kullandığı teknikleri öğretir ve değişik bir kapı açar... konuyu farklı bir pencereden baktırtır... o kadar...

sanatçının kullandığı teknik, tüm detayları ile incelenebilir, araştırılabilir... bu da apayrı bir konu... mesela hemen örneğini de vereyim, eknik nedir anlaşılsın iyice... henry cowell'in piyanodan farklı tını elde etme teknikleri... elif önal'ın sanatta yeterlilik tez çalışması...

sanatçının tekniği sadece kendisini ifade etmede ve eseri ortaya koymada kendisine yardımcı olur... o kadar... beni ilgilendiren eserdir, sanattır... mesela django reinhardt tekniğine uygun olarak nasıl gitar çalabilir ki?... kendisi geliştirmiştir kendi tekniğini... ona kalkıp da "arkadaş sen akorları tekniğine uygun basamıyon" mu diyeceğiz!... yada daha bilinen örneği ile jimi hendrix...

en başta bahsettiğim "duygu" büyük ihtimalle işin sanat yönünü anlatıyor... teknik ise sanatı yaparken kullanılan yöntem denebilir... çok ilginç, hem sanat hem de teknik kelimeleri "tekhne" sözcüğünden geliyor... tekhnenin bir anlamı sanat iken, diğer anlamı da teknik... yani iç içe olan bu iki kavramı sanki birbirinin zıttıymış gibi algılayıp, algılatmak da neyin nesidir?...

hatalı olarak "duygu" denen, aslında işin estetik kısmı olan sanattır... teknik ise; sanatı kolaylaştıran bir takım yöntemler vs dir... bir sanatçı bunun ayrımını kolay kolay yapamayabilir çünkü bu ikisi bir bütündür... bu ayrımı ille de yapma sevdalısı olanlar, sanatçı olmayanlardır...

"tekniği çok iyi ama duygu yok" ne kadar saçma ise; sanat eserine yada sanatçının eseri yorumlayışına bakıp da tekniği çok iyi diyerek, iki sanatçıyı kıyaslamak da en az o kadar saçmadır...

sanat, sonuçta ifadedir... sanatı tanımlamak çok zor ama tek kelime kullanacaksın denirse, bence en uygunu "ifade"... bir sanatçı bir şekilde ifade ederken, diğeri de başka şekilde ifade eder... bu sana uymayabilir...

eğer sanatçının kullandığı teknik önemli olsaydı, bu iş sanayi ürünlerine dönerdi ve sanat filan kalmazdı ortada çünkü kurarsın makinayı, tekniğine uygun binlerce heykel yaparsın, olur biter... işte ona hediyelik eşya deniyor, heykel değil... biblo o...

demek ki sanat eseri denen şey çok farklı... yani sanatçı denen kişi çok farklı...

dünyada milyonlarca sandalye var, hepsi de muhteşem tekniklerle üretilirler ki oturunca kırılmasın, ergonomik olsun, rahat olsun vs vs vs... çünkü oturup, yemek yiyeceğim... sandalye budur... ama sanat eseri olarak bir sandalye yaparsa biri, ona oturup yemek yemem... "bakarım" sadece... kullandığı teknik de beni zerre kadar alakadar etmez... bakın, bu bakarım lafı çok önemli... evet, gerçekten sadece bakarım... normalde sandalyeye sadece bakılmaz...

işte sanat tam olarak budur... sandalye benim çok işime yarar, otururum... sanat eseri bir sandalye ise hiç bir işime yaramaz!... oturamam bile... sadece bakarım!... işime yaramaz ama hayatımı değiştirebilir o bakmak... david heykeli yada mona lisa kimin ne işine yarar? yada çingene kızı?... gittik işte sonuçta, baktık, çıktık... o kadar...

dünyada bir çok kule var, ama tekniğine uygun inşa edilmediği için yan yatan, yamuk kule pisa da var... kötü teknikle yapılmış olduğu için, bugün resmen sanat eserine dönüşmüş durumda...

şöyle bir düşündüm de, sanat elle yapılıyor ağırlıklı olarak... tamam, çok farklı şekillerde de yapılır... ağızla da yapılır vs, vücut diyelim... vücut; heykel yontar, karakalem çalışır, seramik yapar, ebru yapar, enstrüman çalar, dans eder, şarkı söyler, caddede hiç kıpırdamadan 2 saat durur vs vs vs... vücutla yapılır bunlar... işte o vücutla yapılan tekniktir... sanat; beyinle yapılır... buna ruh yada kalp vs de diyebilirsiniz, bence beyin... beyin ama çorbasını içtiğimiz beyin değil... bilinmeyen beyin... ve asla da bilinemeyecek olan...

sanatta yoğun teknik arayışını ben hiç bir zaman anlayamadım, anlamam da mümkün değil... sanatı sadece mekanik hale getirmek gibi geliyor bu teknik işi... dünyadaki mevcut bilinen tüm sanat eserlerini, bugün robotlara rahatlıkla yaptırırsınız... heykel yapar, enstrüman çalar, resim yapar... ama bakın, sorun şurada; "bilinen!" dedim... enstrüman çalar ama o enstrümanla beste yapamaz... ilerde onu da yapacak yapay zeka... yada şu an yapıyordur ama zırva bir şey oluyordur...

ileride bach'tan daha iyi beste yapan yapay zeka çıkar mı? bilemem... çıkarsa eğer, çoook uzak bir gelecekte... ama bilinen virtüözlerin tamamından çok daha yüksek teknikle çalan robot bugün zaten vardır, yoksa bile kesinlikle yapılacaktır...

yapılan şu teknik tartışmalarının ve sanatçıda teknik arayışının tam aksine; benim sanat eserinden ve sanatçıdan beklediğim aslında bana o tekniği hiç hissettirmemesi... yani ben; bırakın tekniğini beğenmeyi, o tekniği hissetmek bile istemiyorum... o sanatçının işi, ona lazım, bana değil... muhteşem bir tekniğe sahip olabilir sanatçı ama bana ne kadar az hissettirirse o kadar makbuldür... müzisyenin tekniği kendisine kalsın, benim ilgilendiğim müziğin sadece sanat kısmı...

bu yazı bitti zannedersem... bırakın artık duyguyu tekniği şunu bunu tartışıp durmayı... "dünyanın en bi piyanisti"ni, tekniğini, şusunu busunu bırakın, o listelerde adı hiç geçmeyen nobuyuki tsujii'den (辻井 伸行) bir adet ay ışığı sonatı ile bitireyim, tekniğine, duygusuna filan bi bakıverin...

Yorumlar

  1. Çok güzel yazmışsın, teknik zannedilen de aslında sanat.

    YanıtlayınSil

Yorum Gönderme

Çok Okunanlar