Ana içeriğe atla

müzikte duygu mu? teknik mi?


neredeyse kendimi bildim bileli var olan, saçma sapan bir tartışma konusu... müzisyenleri "duygulu çalan" ve "teknik çalan" şeklinde ayıran; her boydan, her yaştan, her kesimden insana tanık oldum...

gitar manyağıyım ben, benim gibiler bilirler bu tartışmaları... gerçi eskiden forumlar vardı ve uzun uzun tartışılırdı... şimdi şöyle bir baktım, o eski forumlar pek de kalmamış... bu "duyguya önem veren, tekniğe önem veren" lafı oradan kalma... duygulu çalan, teknik çalan diye ayırırlar gitarcıları nedense ve ne işe yarıyorsa bu ayrım...

klasik müzikte biraz daha değişiği var bunun, resmen beni gıcık eden bir durum... "tekniği yüksek" lafı...

konu şu: bazı müzisyenler duygu yüklü çalar, bazıları teknik!... ne zırvalıktır!... duygu ne? teknik ne?... tamam, neyin kast edildiği anlaşılıyor ama anlaşılıyor olması, saçma olmasını engellemiyor... anlaşılmasa, saçma da gelmeyecek...

her şeyi bırakın bir kenara, bu iki ifade zaten birbirinin zıttı değil... yada biri olunca, diğeri olamaz değil... bir bütün hepsi de... tamamı varsa, sanatçı diyoruz... özetle; bu iki kavram, birbirleriyle kıyaslanabilecek kavramlar değiller...

virtüözite; yüksek teknik ve ustalık gerektirir... aynı zamanda yüksek duygu da içerir... burada ayrım tamamen sizin beklentinize göre şekillenir... bir sanatçının ruhunu katması demek, sadece senin ruhuna hitab edeni katması demek değildir...

özetle; zırvalıyorsunuz... işin tekniği de, ruhu da, kalbi yada beyni de o sanatçıların tamamında had safhada var... yani o tip ayrımlar yapanlar boş kafalıdırlar...

eğer; biri ruhunu katıyor, diğeri el becerisi derseniz, yani bunları birbirinden ayırıp da birini çöpe atarsanız, olay çok yanlış yönlere gider ve sadece el becerisi olarak gördüğünüze sanat diyemezsiniz çünkü zanaat olur çıkar ki büyük saygısızlık olur bu...

sanat, apayrı bir konu... hatta virtüözite yada ustalık da olmazsa olmaz değil sanatta... bunların hepsi de apayrı konular ama bir araya geldiklerinde olağanüstü şekillenebiliyorlar...

benim duyguyla filan da derdim yok... duygu değişir, sana göre bugün duygulu olan, yarın bana duygulu gelir yada sana çok teknik gelen, bana gayet bi duygulu gelebilir... vs vs vs...

uzun uzun bu tartışmaları yapanlara "duygu ne?" desem, kalırlar öyle...

"duygusal" ile "duygu" yu karıştırıyorlar... kaldı ki duygusal denen kavram bile değişir... kişiye, zamana ve mekana göre... çok duygusal bulunan, salya sümük ağlanan bir film, bana komik bile gelebilir...

subjektif şeyler bunlar arkadaş...

ama "teknik!" çok ilginç bir konu...

bütün sanat dallarında ve edebiyatta durmadan edilen bir laf bu teknik!... daha doğrusu "teknik arayışı!"

falancanın tekniği muhteşem!... çok teknik bir piyanist!... teknik gitarist!... filanca heykeltraşın tekniği pişmancadan daha iyi!...

bir de şu var: vaaayyyy be adam enstrümanı konuşturuyo! tekniği süper!... hiç kadın versiyonun denk gelmedim bunun nedense!... konuşturan kadın sayısı aslında çok fazla... enstrüman çalmak erkek işimi yahu?...

çok sağlam çalıyo! tekniği harika!... ne demek bu yahu?... böyle şeyler yazan eleştirmenler bile var:)... gerçi onlar eleştirmen filan da değiller ya neyse artık... eleştirmen denen kişileri de zerre kadar sevmem, araya sıkıştırayım...

ve en sinir olduğum da şudur: diline bu teknik lafını dolayanlar, çok da ukaladır... hayatında bir enstrüman çalmamıştır, bırakın sahneye çıkmayı ama bir de laf eder sağa sola... "ton ayarlaması kötüydü... sol elinde iş yok... aaa! en önemlisini hiç yazmamışım! şimdi fark ettim!... hız yapamıyor!!!... hızlı çalmak da apayrı bir konu!... motoshow değil arkadaş o, konser:)... dünyanın en hızlı piyanisti!!... var mı böyle saçma bir şey yahu... var, türkiyeye bile geldi... ne yani, moonlight'ın ilk bölümünü hiç çalmayıp, sadece 3. bölümü mü çalıyor:)))...

çok hızlı çalıyor! tekniği mükemmel!... gitar versiyonu pek bi revaçtadır hızlı çalmanın ama piyano versiyonunu da bu sene öğrendim...

sen; o sanattan yararlanansın... sana ne kullandığı teknikten?...

ben ressamın resmine bakarım, fırçayı afedersiniz ama isterse totosu ile kullansın, bana ne yahu... kemancı arşeyi nasıl çekerse çeksin, ben müziği dinlerim... isterse amuda kalksın...

teknik; sanatçının duygularını ifade ederken kullandığı, onun işini kolaylaştıran bir araçtır sadece... sana ne onun işini kolaylaştıran şeyden...

sen o sanatçının öğretmeni, ustası olsan, anlarım... "çocuuum, el tekniğin doğru değil, kolunu şöyle tut, bak spatulayı böyle kullanırsan daha rahat edersin, fırçayı şöyle hareket ettir ki, yansımayı iyi verebilesin, yayı şu şekilde çekersen daha iyi olur, sadece elinin ağırlığını hafifçe kullan bak burada vs vs vs" teknik böyle bir şeydir herhalde... öğrenci diploma alacaksa alır, gider... ondan sonra neyi nasıl yaparsa yapsın...

işin teknik kısmı iki önem taşır... birincisi yukarıda da ifade ettiğim gibi, öğrencine sanatı öğretirken lazımdır çünkü öğrenci, bir şeyin en rahat ve en doğru nasıl yapılacağını bilmiyordur, siz ona o işin tekniğini öğretirsiniz... sakatlık yaşamasını önlersiniz vs... bu, bilinen ve kabul edilen bir tekniği öğretme... bir de öğrenciye bir şeyi öğretme tekniği vardır, o da apayrı... o öğretme tekniği... konuyla hiç alakası yok...

hiç kimse de kendisine öğretilenle sanatçı filan olamaz... mümkün değil... bunlar ayrı konu, bunları geçelim...

ikincisi ise sanatçının bir eseri yaratırken yada yorumlarken kullandığı tekniktir... bu tamamen onu ilgilendirir... çoğu gerçek sanatçı zaten ustasından öğrendiği tekniği modifiye eder, değiştirir yada kendisine teknik geliştirir... mesela usta sanatçı, ustalık sınıflarında kendi kullandığı teknikleri öğretir ve değişik bir kapı açar... konuyu farklı bir pencereden baktırtır... o kadar...

sanatçının kullandığı teknik, tüm detayları ile incelenebilir, araştırılabilir... bu da apayrı bir konu... mesela hemen örneğini de vereyim, eknik nedir anlaşılsın iyice... henry cowell'in piyanodan farklı tını elde etme teknikleri... elif önal'ın sanatta yeterlilik tez çalışması...

sanatçının tekniği sadece kendisini ifade etmede ve eseri ortaya koymada kendisine yardımcı olur... o kadar... beni ilgilendiren eserdir, sanattır... mesela django reinhardt tekniğine uygun olarak nasıl gitar çalabilir ki?... kendisi geliştirmiştir kendi tekniğini... ona kalkıp da "arkadaş sen akorları tekniğine uygun basamıyon" mu diyeceğiz!... yada daha bilinen örneği ile jimi hendrix...

en başta bahsettiğim "duygu" büyük ihtimalle işin sanat yönünü anlatıyor... teknik ise sanatı yaparken kullanılan yöntem denebilir... çok ilginç, hem sanat hem de teknik kelimeleri "tekhne" sözcüğünden geliyor... tekhnenin bir anlamı sanat iken, diğer anlamı da teknik... yani iç içe olan bu iki kavramı sanki birbirinin zıttıymış gibi algılayıp, algılatmak da neyin nesidir?...

hatalı olarak "duygu" denen, aslında işin estetik kısmı olan sanattır... teknik ise; sanatı kolaylaştıran bir takım yöntemler vs dir... bir sanatçı bunun ayrımını kolay kolay yapamayabilir çünkü bu ikisi bir bütündür... bu ayrımı ille de yapma sevdalısı olanlar, sanatçı olmayanlardır...

"tekniği çok iyi ama duygu yok" ne kadar saçma ise; sanat eserine yada sanatçının eseri yorumlayışına bakıp da tekniği çok iyi diyerek, iki sanatçıyı kıyaslamak da en az o kadar saçmadır...

sanat, sonuçta ifadedir... sanatı tanımlamak çok zor ama tek kelime kullanacaksın denirse, bence en uygunu "ifade"... bir sanatçı bir şekilde ifade ederken, diğeri de başka şekilde ifade eder... bu sana uymayabilir...

eğer sanatçının kullandığı teknik önemli olsaydı, bu iş sanayi ürünlerine dönerdi ve sanat filan kalmazdı ortada çünkü kurarsın makinayı, tekniğine uygun binlerce heykel yaparsın, olur biter... işte ona hediyelik eşya deniyor, heykel değil... biblo o...

demek ki sanat eseri denen şey çok farklı... yani sanatçı denen kişi çok farklı...

dünyada milyonlarca sandalye var, hepsi de muhteşem tekniklerle üretilirler ki oturunca kırılmasın, ergonomik olsun, rahat olsun vs vs vs... çünkü oturup, yemek yiyeceğim... sandalye budur... ama sanat eseri olarak bir sandalye yaparsa biri, ona oturup yemek yemem... "bakarım" sadece... kullandığı teknik de beni zerre kadar alakadar etmez... bakın, bu bakarım lafı çok önemli... evet, gerçekten sadece bakarım... normalde sandalyeye sadece bakılmaz...

işte sanat tam olarak budur... sandalye benim çok işime yarar, otururum... sanat eseri bir sandalye ise hiç bir işime yaramaz!... oturamam bile... sadece bakarım!... işime yaramaz ama hayatımı değiştirebilir o bakmak... david heykeli yada mona lisa kimin ne işine yarar? yada çingene kızı?... gittik işte sonuçta, baktık, çıktık... o kadar...

dünyada bir çok kule var, ama tekniğine uygun inşa edilmediği için yan yatan, yamuk kule pisa da var... kötü teknikle yapılmış olduğu için, bugün resmen sanat eserine dönüşmüş durumda...

şöyle bir düşündüm de, sanat elle yapılıyor ağırlıklı olarak... tamam, çok farklı şekillerde de yapılır... ağızla da yapılır vs, vücut diyelim... vücut; heykel yontar, karakalem çalışır, seramik yapar, ebru yapar, enstrüman çalar, dans eder, şarkı söyler, caddede hiç kıpırdamadan 2 saat durur vs vs vs... vücutla yapılır bunlar... işte o vücutla yapılan tekniktir... sanat; beyinle yapılır... buna ruh yada kalp vs de diyebilirsiniz, bence beyin... beyin ama çorbasını içtiğimiz beyin değil... bilinmeyen beyin... ve asla da bilinemeyecek olan...

sanatta yoğun teknik arayışını ben hiç bir zaman anlayamadım, anlamam da mümkün değil... sanatı sadece mekanik hale getirmek gibi geliyor bu teknik işi... dünyadaki mevcut bilinen tüm sanat eserlerini, bugün robotlara rahatlıkla yaptırırsınız... heykel yapar, enstrüman çalar, resim yapar... ama bakın, sorun şurada; "bilinen!" dedim... enstrüman çalar ama o enstrümanla beste yapamaz... ilerde onu da yapacak yapay zeka... yada şu an yapıyordur ama zırva bir şey oluyordur...

ileride bach'tan daha iyi beste yapan yapay zeka çıkar mı? bilemem... çıkarsa eğer, çoook uzak bir gelecekte... ama bilinen virtüözlerin tamamından çok daha yüksek teknikle çalan robot bugün zaten vardır, yoksa bile kesinlikle yapılacaktır...

yapılan şu teknik tartışmalarının ve sanatçıda teknik arayışının tam aksine; benim sanat eserinden ve sanatçıdan beklediğim aslında bana o tekniği hiç hissettirmemesi... yani ben; bırakın tekniğini beğenmeyi, o tekniği hissetmek bile istemiyorum... o sanatçının işi, ona lazım, bana değil... muhteşem bir tekniğe sahip olabilir sanatçı ama bana ne kadar az hissettirirse o kadar makbuldür... müzisyenin tekniği kendisine kalsın, benim ilgilendiğim müziğin sadece sanat kısmı...

bu yazı bitti zannedersem... bırakın artık duyguyu tekniği şunu bunu tartışıp durmayı... "dünyanın en bi piyanisti"ni, tekniğini, şusunu busunu bırakın, o listelerde adı hiç geçmeyen nobuyuki tsujii'den (辻井 伸行) bir adet ay ışığı sonatı ile bitireyim, tekniğine, duygusuna filan bi bakıverin...

Yorumlar

  1. Çok güzel yazmışsın, teknik zannedilen de aslında sanat.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.