Ana içeriğe atla

bir sergiden tablolar

pictures at an exhibition oluyor bu bir sergiden tablolar... 1839 - 1881 yılları arasında yaşamış olan, tam adı ile modest petrovich mussorgsky kardeşimizin muhteşem eseri... önce aşağıdaki fotoğraf hakkında bilgi vereyim; steinway and sons'ın bir kompozisyondan etkilenerek yaptığı ilk kuyruklu yani grand model... paul wyse tarafından dizayn edilmiş ve anında anlaşılıyor ama yine de yazmam lazım, piyanonun konsepti pictures at an exhibition... oldukça ilginç...

steinway model d grand piyano (foto: steinway & sons)
19. yüzyıl bestecisi olan mussorgsky, sonraki bestecileri en çok etkileyen isimdir belki de... önceki yüzyıllarda yasaşaymış, büyük ihtimalle müziğin yönü daha farklı olurdu...

müziğe daha minicikken dadısının masalları üzerine doğaçlamalar yaparak başlayan mussorgsky'ye hayran olmamın sebebi de zannedersem bu... az da olsa bilinçli olarak klasik müzik dinlemeye başladığım ilk yıllardaki favori bestecilerimden idi kendisi... adam gibi ilk dinlediğim eserlerden biri de bir sergiden tablolardır...

ben klasik müziğe merak sardığım ilk yıllarda bile hep tuhaf isimlerle ve bestelerle ilgilenmiştim... sebebini çözemedim... şu en başta isimleri sayılan o ünlüler hiç bir zaman ilgimi çekmedi... şimdi de çekmiyor... belki de gına geldi artık... bach baba hariç tabii... balakirev severim, daha bir kaç sene önce öğrendim ki, balakirev bizim mussorgsky'nin öğretmeniymiş:)... tabii balakirev ile hiç de anlaşamayan bir öğrenci... bi öldürmediği kalmış... neyse, ne alakası var şimdi bunların konu ile... dedikoduya eğilimim çok fazla aslında ama çaktırmıyorum...

konu sadece bir sergiden tablolar... ben bu eserin adını yıllardır böyle bilirdim ama şimdi sağa sola bakınca, bir serginin resimleri, bir sergiden resimler hatta bir sergiden anılar vs gibi yeni ifadeler görünce şaşırdım... çeviri yapıp da mı yazıyorlar anlamadım...

bir sergiden tablolar, 1874 yılında bestecinin piyano için yazdığı 10 bölümlük bir suit aslında... önce orijinal piyano versiyonunu paylaşayım...



1922 yılında, şef serge koussevitsky, maurice ravel'den bu eseri orkestraya uyarlamasını istemiş... mussorgsky, bu piyano eserlerini çok yakın arkadaşı olan ressam viktor hartmann'ın resimleri üzerine yazmıştır... hartmann'ın ani ölümünden bir sene sonra, onun anısına düzenlenen 400 den fazla eserinin sergilendiği sergiyi anlatan bu piyano eserlerinde, mussorgsky tablodan tabloya geçerek her bir resmi ayrı ayrı anlatmış ve eserin bütününe "sergide dolaşma" izlenimini vermeyi de başarmıştır... çocukluktan gelen yönelim işte... dadısının masallarına eser yazarak müziğe başlayan besteci böyle olur...

mussorgsky, sergide tablolar arasına gezintiler (promenade) de eklemiştir... eserin gezintiler dışındaki bölümleri ise şöyle;

gnomus
il vecchio castello (eski kale)
tuileries
bydlo
ballet of the chickens in their shells (yumurtadan çıkmamış civcivlerin dansı)
rich and poor two polish jews (zengin ve fakir iki polonyalı yahudi) samuel goldenberg ve schmuyle oluyorlarmış kendileri
limonges market (limonges pazarı)
sepulcrum romanum (roma mezarları)
the hut of baba yaga (baba yaga'nın kulübesi)
the knight's gate in kiev (kiev'deki şövalye kapısı)

viktor hartmann'ın tabloları ile hazırlanmış olan aşağıdaki videoyu paylaşmayı tercih ettim... şef de olmuşken herbert von karajan olsun istedim... berlin filarmoni tabii ki...


bir sergiden tablolar yani pictures at an exhibition

sadece bayılarak dinlediğim ilk klasik eserlerden biri değil... aynı zamanda, bayılarak ve şaşkınlıkla dinlediğim ilk rock albümlerinden biri... tabii ki rock müziğe kalkıp da emerson lake and palmer ile başlayacak kadar da olağanüstü tuhaf biri değilim:)...

rock'a genelde öyle başlanmaz yani... önce deep purple, led zeppelin, iron maiden, scorpions, van halen vs dinlenir... sonra günün birinde kalkılıp pink floyd, jethro tull yada queen dinlenir es kaza ve işler değişir... sonra gelir king crimson, elp filan... arada blues vs dinlenir tabii... sonra yaşlandıkça klasik ve caz arasında kalınır... öyle tuhaf işte... progresif rock bunların hepsini de içerdiği için, o hep öyle bir kenarda durur...

the nice'den keith emerson, king crimson'dan greg lake ve atomic rooster'dan carl palmer'ın eski gruplarından kopup, bir araya gelerek kurdukları emerson lake and palmer, klasik ve caz etkileşimli kompozisyonları ile tanınan bir virtüözler topluluğu... doğal olarak canlı performansları da tadından yenmeyen bir grup... şunu da belirtmem lazım; benim başucu gruplarımdan biri değildir... zevk meselesi... yani olmazsa olmaz grubum yada albümüm değil... olağanüstü bir grup ama bana biraz uzak... keith emerson modüler moog çaldığı için, dijitale girmediği ve analog çaldığı için çok önemserim...

bir gün, birlikte oturup çay içerlerken, keith emerson ortaya atmış bu fikri ve "yahu biz neden bir klasik albümü baştan sona rock'a uyarlamıyoruz? üstelik canlı çalıp kaydederiz, havamızdan geçilmez" demiş... greg ve carl da "yaparız abi, ondan kolay be var, ayıpsın, bizim işimiz bu" demişler... valla kesin böyle olmuştur eminim... bir tek çay içmiyor olabilirler... "bir sergiden tablolar iyi gider abi" demiş carl... tamam lan başlıyoz o zaman demişler ve tabii ki gitmişler bizim ahmet ertegün'e... atlantic records yani... aldıkları cevap oldukça ayıp ama gerçekten öyle demişler... kısaca boktan bulmuşlar bu fikri... bunun üzerine elp de gidip ingilterede yapmış bu albümü... tabii ki patlamış gitmiş... atlantic mosmor kalmış... albümün dünyada çıkışı 1971... atlantic records'dan çıkışı ise 1972...

ravel uyarlaması mussorgsky eseri olan bir sergiden tablolar'ın rock, caz ve blues ile yorumlanması denebilecek bu canlı elp albümündeki parçalar da aynı isimle yer alıyor... sadece bis parçası olan nutrocker mussorgsky eseri değil... albümdeki parçalar şöyle: promenade... the gnome... promenade... the sage... the old castle... blues variation... promenade... the hut of baba yaga... the curse of baba yaga... the hut of baba yaga... the great gates of kiev... the end... nutrocker (bis)...

tabii sonraki edisyonlarda, cd'lere bir çok bonus parça da eklenmiş ama orijinal albüm yukarıdaki gibi...

orijinal albüm kaydı 26 mart 1971 tarihinde newcastle city hall'de yapılmış ve keith emerson bu albümde hammond C3 ve l100 org, moog synthesizer pipe orgu ve klavinet çalmış... greg lake, tabii ki vokal, bas gitar ve akustik gitar... carl palmer ise davul ve perküsyon...

albüm bazı yorumlarda çok fazla abartılıyor... tabii bence yani... sonuçta yazan benim:)... bence en iyi elp albümü denemez... albümün çok satmasının en önemli sebebinin, aynı zamanlarda çıkan emsallerine göre daha ucuz olmasını gösterenler de var, ben ona da katılmıyorum... o kadar da değil yani... albümün başlarındaki the old catle ve hemen ardından gelen blues variation oldukça iyi ve dikkat çekici ama ben klasik ve orijinal versiyonunu tercih ederim, kıyaslamam bile bu elp albümü ile... elp'nin çok daha başarılı albümleri var ama bu albüm, kötü bir albüm de değil... bence elp ortalamasının üstünde, iyi bir albüm... canlı kayıt olması bir çok kişiye ters ama bence çok daha iyi... ve en önemlisi de klasik bir eseri, berbat etmeden rock, caz, blues ve hatta funk ile süsleyip püslemişler... yani sonuçta bu albüm, senfonik prog rock dinlemek isteyenler için oldukça iyi bir albüm, ben sadece diğer albümleri ile kıyasladığım için böyle yazıyorum... mutlaka izlenmeli, dinlenmeli...

emerson lake and palmer - pictures at an exhibition... lyceum theatre aralık 1970...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va